İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 32738

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8151

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6870

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 6222

Bartın

Mümin Yolcu

5 / Puan: 5112

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 4936

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4452

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4140

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2561

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2347

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1938

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1764

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1622

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1442

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1367

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

16 / Puan: 1123

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 1103

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

18 / Puan: 1031

Ankara

Reşit Akpınar

19 / Puan: 1022

Erzurum

Yamanduruş

20 / Puan: 979

Sakarya

Ali Osman Rothschild

21 / Puan: 952

Ankara

Mücahid Cesur

22 / Puan: 942

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 921

Erzincan

Ahmet Demir

24 / Puan: 902

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 883

Ankara

Müsemma Şahin

26 / Puan: 877

İstanbul
İstanbul

Mesut Toprak

28 / Puan: 850

Ankara

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 838

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 788

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 06 dakika kaldı.

Cemil Koç yazdı, 516 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 13 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
16 Ağu 15 16:00

Cemil Koç

Puan: 268

Bizim Kahve

Kahvenin ilk bulunduğu yer Habeşistan'dır. Arapça karşılığı ise "qahwah". Araplar bugün bilinen kahveyi henüz tanımıyorken kelime keyif veren içki, şarap anlamında kullanmaktaydı. Bu anlamından olacak ki Osmanlı'ya kahve ilk geldiğinde caiz olup olmadığı tartışmaları yaşanmış, Şeyhülislam'ın içilebilir onayıyla birlikte sorun nihayete ermiş ve içilmesi meşru bir hal kazanmıştır. Kahve bugünkü anlamını 14. yüzyılda kazanmaya başlamakla birlikte, bu Türkçe'de 'kahve'ye dönüşmüş, buradan da Avrupa'da café, caffe, koffie, coffee, koffie, kaffee şekline gelmiştir.

Son zamanlarda kahve yerine 'Cafe'yi tercih eden gençlerle birlikte Avrupai hayat tarzının hegemonik göstergelerinden biri olarak -özellikle gençler arasında- hızla artan bir Cafe merakı oldu. Simgesi denizkızı olan bi mağazayla birlikte tadı aynı olan(!) ama adı farklı olan içecekler türedi. Reklam olmasın diye demiyorum, Starbucks'tan bahsettiğimi biliyorsunuz. İlk Starbucks mağazası Amerika'da açılmış. Şimdi 30 ülkede altı bine yakın şubesi var. Öyle ki bu Amerikan icadı mekan bizim Doğu'nun en ücra köşesine kadar artık rahatlıkla ulaşabiliyor.

Biz Anadolu'da türk kahvesini, sütlü kahveyi, en fazla, yine reklam olacak ama bizim oralarda direk öyle deniyor, Nescafe'yi bilirdik. Evlere ilk önce bir kavanoz kutu içinde girdi bu Nescafe, daha sonra 3'ü 5'i bir aradalar olarak yine farklı şekillerle evlerimize girmeyi başardı hazır kahveler. Bizde ilk Nescafe ile duyulan bu hegemonik yaygınlığın zamanla çeşitleri arttı. Americano, Cappuccino, Espresso, Macchiato, French Press, Caramel Macchiato, White Chocolate Mocha, vs. onlarca tür Cafe'lerde piyasaya sürüldü. Sütlü mütlü filan. (İnternet sağolsun içeceklerin isimlerini oradan yazabildim). İşin teselli tarafı bizim Türk Kahvesi bu Cafe'lerdeki yerini koruyor. O kadar çeşitin arasında neredeyse unutulacaktı. Her ne kadar süslü püslü bir şekilde servis edilmeye başlasa da, en azından hala fincana dolduruluyor. Buna da şükretmeliyiz.

Kahveden bahsederken kısaca çaya da değinmemek olmaz. Ne demişler, çayın tadı kahvenin hatrı. Kahvenin kırk yıl hatrı vardır, ama çayın da eşsiz bir tadı vardır. Çaya ne kadar övgüler dizsek, yazılar yazsak az. O yüzden kahve temalı bir yazıda çayı çokça anlatarak bizim kahveye de ayıp etmeyelim. Her neyse, bizim jenerasyonla birlikte hemen hemen çayın pabucu dama atıldı. O ancak cami çıkışında hacı amcaların oturup sohbet ettiği mahalle kahvelerinde satılır olmuştu. Bizim gençler daha çok enteresan isimli, farklı tatlara sahip, daha pahalı ve kendine özgün birtakım değişik kahvelere yöneldi. Onlara kahve demek ne kadar doğru bilmiyorum. Çünkü kremalı, değişik soslara sahip olan şeyler olsa olsa ancak 'kahvemsi' bir şey olabilir.

Çayın pabucunun dama atılması yetmezmiş gibi bir de okulda, hastanede, orada, burada derken hemen hemen her yerde elde kahve kupası ile ayakta muhabbet etmek moda oldu. Amerikan filmleri bu alışkanlığı körükledi tabi. Her yerde bir kahve makinası görür olduk. E tabi overlok makinası ayağa gelir de kahve makinası gelmez mi? Hatta belki bir gün gelecek ve çocuklar akıllarından geçirecek; 'benim de bir kahve makinam olsa, anne bana niye kahve makinası almıyorsun, anne benim niye kahve makinam yok' diyecektir. Neyse uzatmayalım; yeter ki bizim kahvenin cezvesi itilip kakılmasın, kahve makinası bir köşede dursa da olur.

Diğer yandan Cafe'ler özellikle gençler üzerinde yeni ilişki biçimleri geliştirdi. Günümüzde bu yerler, insanların kendilerini sergiledikleri ortamlar arasında başı çeken mekanlar haline geldikleri için bu durum normal karşılanabilir. Kanka, panpa gibi hitaplar, değişik davranış şekilleri, cüzdan-sigara-araba anahtarı-telefon dörtlüsünü ele zor sığdıran ama yine de büyük bir azimle onları elinde taşıyan tipler filan türedi. Herkes değişik tarz arayışlarına girişti kısaca. Bu arayışlar daha vahim bir hal almaz inşallah.

Velhasıl adını sanını bilmediğimiz, bilsek de okuyamadığımız kahvemsi şeyler bizim kahvenin yerini asla tutamayacak olsa da petrolden sonra en büyük piyasa alanı olan kahve sektörü adını sanını bilemeyeceğimiz, bilsek de okuyamayacağımız daha çok kahvemsi şeyler piyasaya sürecek. Cafe'ler ısrarla bizim kahveyi yok etmeye çalışacak. Bizim gençlerimiz de o Cafe'lerde cirit atmaya devam edecek. Mustafa Kutlu'nun da dediği gibi siz ne derseniz deyin tüketim ekonomisi bildiğini okuyor. Siz de gelen otobüse biniyorsunuz, çünkü başka otobüs yok. Sağlık olsun.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..