İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 31015

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8126

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6727

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 5246

Bartın

Bulut Sever

5 / Puan: 4858

İstanbul

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4645

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4174

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3837

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2469

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2271

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1882

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1728

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1617

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1417

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1358

Kırıkkale

Ali Turan

16 / Puan: 1075

İstanbul

Lagari Alıntılar

17 / Puan: 1061

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

18 / Puan: 1026

Ankara

Reşit Akpınar

19 / Puan: 951

Erzurum

Mücahid Cesur

20 / Puan: 942

İstanbul

Ali Osman Rothschild

21 / Puan: 937

Ankara

Yamanduruş

22 / Puan: 918

Sakarya

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 887

Erzincan

Ahmet Demir

24 / Puan: 886

İstanbul

Müsemma Şahin

25 / Puan: 866

İstanbul

Mesut Toprak

26 / Puan: 849

Ankara

Emre Keleş

27 / Puan: 848

Ankara
İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 772

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 740

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 19 dakika kaldı.

Kürşat Koyuncu yazdı, 632 kez açıldı, 6 misafir olmak üzere 15 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
19 Ağu 15 10:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 31015

' Çevre'siz Büyüyen Çocuklar

İstemedikleri bir şeyi yapmadıkça çocuklarla iletişim kurmak oldukça kolaydır. Onlarla kendi dil ve anlayışlarında ilişki kurmaya çalışın yeter ki. Önce çekingen tavırlarıyla küçücük bakışlar atarlar.

Düşünceleri, sevgileri, nefretleri, hareketleri hep saf ve doğaldır. Çocukların çevreye bakışları da büyüklerden oldukça farklıdır. Çünkü çocuklarda “çıkar” kavramı gelişmemiştir. Onlar için yemyeşil vadilerdeki kır çiçekleri, denizlerdeki çeşitli hayvanlar ve tertemiz bir gökyüzü çok önemlidir. Bir karıncanın kendinden birkaç kat daha büyük bir çekirdek kabuğunu taşıması çocukları nasıl da heyecanlandırır. Oysa büyükler tüm bunların farkına bile varmazlar.

Çevre sorunları günümüzde hem insan hem de doğa üzerinde tahrip edici bir güce sahip ve bu durumdan en fazla hem fiziksel hem de psikolojik olarak en fazla çocuklar etkilenmektedir. Örneğin, eşit miktarda hava kirliliğine maruz kalındığında çocukların birim vücut ağırlığı başına akciğerlerine aldıkları gaz miktarı yetişkinlerin iki katıdır. Bunun bir nedeni, yetişkinler yerden yaklaşık 160 cm yukarıdaki havayı solurken, çocuklar ağır ve zararlı partiküllerin ve egzozun yoğun olduğu alçaklıkta soluk alıp verir. Bir başka nedeni ise, çocuklar kirli havanın kısmen filtre edildiği burun yerine ağızdan soluk alıp verir ve kirli hava doğrudan akciğerlere gider.

II. Dünya Savaşı sonunda kimyasal silah üreten fabrikalar pestisit ve plastik üreten fabrikaları haline geldi. Son 50 yılda 87.000 yeni kimyasal madde günlük kullanıma girdi. Yani günde ortalama 10 yeni kimyasal madde kullanıma girmektedir. Günümüzde çocuklar ve yetişkinlerde büyükanne ve büyükbabalarında olmayan 300’den fazla metabolize edilemeyen kimyasal atık var.

Çocuklar daha doğmadan büyüklerin sebep olduğu çevre sorunları ile karşı karşıya kalmaktadır. Kirli hava, asit yağmurları, kimyasal atıklar, temiz olmayan içme suları ve gıdalar gibi sorunlar barındıran dünyada yaşayan anne bu etkileri dolaylı yoldan çocuğuna iletmektedir. Gerçi, kentlerde yetişmiş genç annelerde, çocukları anne sütü yerine mama ile besleme eğilimi son yıllarda inanılmaz boyutlara ulaşmış ve bu durum artık normalleşmeye başlamıştır.

Eskiden medeniyetin beşiği, teknolojik ve toplumsal gelişmenin merkezi olarak bilinen kentler artık çevre sorunu üreten ve bu sorunların yoğun olarak yaşandığı yerler haline geldi. Oysa dev gibi kentlerde büyüdüğümüz için kendimizi şanslı görüyorduk. Dedelerimizin sahip olmadığı her türlü imkâna ve lükse sahiptik. Ancak yapılan araştırmalara göre, yaşam alanının daralması, birçok canlı türünde bedensel ve ruhsal dengenin bozulmasına yol açıyor. Aşırı kalabalıklaşmaya bağlı yoğunluk etkisi sonucu gereğinden fazla salgılanan böbreküstü hormonlarının baskısı ile kalp atışı hızlanır, kandaki şeker oranı yükselir ve kan basıncı artar. Hormon dengesinin bozulması sinirlilik ve iştahsızlık haline neden olur. Nüfus artışının davranış üzerine etkisi ile ilgili en çarpıcı deneylerden birisi kalabalık ve kalabalık olmayan kafeslerde büyütülen maymunlar üzerinde yapılmış. Kalabalıkta yetiştirilenlere yemek verildiğinde bunlar yemeklerini çok hızlı bir şekilde bitirirken diğer kafestekiler sakin ve yavaş yemek yemektedirler. Kentlerde adım başı olan fast-food’ların nedeni temelde bu olabilir. Kalabalık ama bencilce bir telaş.

Eski bir Roma atasözü şöyle der: “Magna civitas, magna solitudo” yani “büyük kent, büyük yalnızlık”. Büyük kentlerde küçücük çekirdek aileler halinde yaşıyoruz. Gün geçtikçe daha da küçülüyoruz. Ancak yalnızlığımız her geçen gün biraz daha büyüyor. Bu yüzden, Kurt Vonnegut “Bir şişe diyet gazozla üç beş bisküvi ne kadar kahvaltıysa, bir karıkocayla birkaç çocuk da o kadar ailedir” diyor. Ve ekliyor: “Geniş aile edindirmenin yolunu bulalım. Yirmi, otuz, kırk kişi… Aile budur! Evlilikler çöküp duruyor. Niye? Eşler birbirlerine, ‘Bana yeterince kalabalık değilsin’ diyor… Bir defasında Nijerya’da, altı yüz akrabasının tümünü gayet yakından tanıyan biriyle tanışmıştım. Karısı yeni doğum yapmıştı. Bebeği her yaş ve tipten akrabaların tümüyle tanıştırılacaktı. Bebek kendinden daha büyük bir diğer bebeklerle, kuzenleriyle tanıştırılacaktı. Yeterine büyük ve kuvvetli herkes bebeği kucağına alacak, sarmalayacak, gıdıklayacak ve ne güzel yahut yakışıklı, diyecekti.”

Tüm bunlara rağmen yine de kentler de yaşamak zorundayız. Ulaşım sorunları, trafik, gürültü, hava kirliliği, sanayi kirliliği ve plansız yerleşme sonucu yeşil alan eksikliği ve betonlaşan bir şehirde çocuklar, doğadan soyutlanmış ve bedensel ve psikolojik sorunlarla adeta hapis hayatı yaşıyorlar. Kalabalık içinde yalnız başına büyüyen çocuklar bayramlarda sizinle olmak yerine bir yerlere tatile gitmeyi tercih ediyorlar, artık.

Çocukların sorularına cevap vermek yerine yalanın gırla gittiği internete yönlendirmekle, çocuklarınıza saçma bile olsa kendi uydurduğunuz hikâyeler yerine masal Cd’lerini, ne idüğü belirsiz oyunları içeren tabletleri vermekle sorunu çözemezsiniz. Yüzdeki kırışıklıkların bilgelik sayıldığı zamanlar geçeli çok oldu. Bu yüzden kişi önce kendini düzeltmeli ki, sonra çevresini düzeltebilsin.

İşte bunu yaptıktan sonra çocuklara sağlıklı bir çevrenin nasıl olduğunun eğitimi verilebilir. Bunu yaparken, çevrenin insan hayatında ne kadar önemli olduğu, insanın da o çevrenin bir parçası olduğunu ve o çevre olmadan insan hayatının da yok olacağının önemi vurgulanabilir.

Örneğin, aile gezintileri bir çevre dersi şekline dönüştürülüp zevkli hale getirilebilir. Ailecek gidilecek bir kır gezisi, bir yürüyüş, onların bir alışveriş merkezine ya da eğlence parkına götürülmesinden daha faydalı olacaktır. Bu gezilerde bitki, hayvan vs. çeşitliliğin önemi anlatılabilir. Tabii bunu yapabilmek için önce tüm bunları anlamak gereklidir.

Sizin içinizde olmayanı çocuğunuza, arkadaşınıza, komşunuza veremezsiniz!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..