İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 39278

Ankara

Sezer Emli̇k

3 / Puan: 9057

Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7442

İstanbul

Mümi̇n Yolcu

5 / Puan: 6999

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 5772

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5523

İstanbul

Payi̇taht İstanbul

8 / Puan: 5316

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 3488

İstanbul

Ozan Bi̇li̇can

10 / Puan: 2628

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2510

İstanbul

Detroi̇tli̇ Kızıl

12 / Puan: 2060

İstanbul

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

14 / Puan: 1824

İstanbul
Ankara

Sıla Müni̇r

15 / Puan: 1663

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1574

Kırıkkale

Reşi̇t Akpınar

18 / Puan: 1509

Erzurum

Lagari̇ Alıntılar

17 / Puan: 1413

İstanbul

Ali̇ Turan

19 / Puan: 1374

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1292

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 1276

Sakarya

Feri̇t Çaydangeldi̇

21 / Puan: 1198

Ankara

Emre Keleş

25 / Puan: 1103

Ankara

Müsemma Şahi̇n

28 / Puan: 1085

İstanbul

Aykut Gi̇ray

27 / Puan: 1082

Yozgat

Ahmet Demi̇r

26 / Puan: 1043

İstanbul

Mücahi̇d Cesur

24 / Puan: 1021

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 986

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 978

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 04 saat 10 dakika kaldı.

Kürşat Koyuncu yazdı, 1 kişi sahiplendi, 966 kez açıldı, 9 misafir olmak üzere 17 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
23 Ağu 15 16:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 39278

Rüyada Terakki̇ - Bi̇r Osmanlı Ütopyası

Türk edebiyatında ütopya sınıfına dâhil edilecek çok fazla eser yok. 'Rüyada Terakki ve Medeniyet-i İslamiyeyi Rüyet' bu nadir kitaplardan biridir. İçeriğine baktığımızda tipik bir Batılı ütopya metni olmasına karşın biçim olarak hâbnâme geleneğine yani herhangi bir olayı, düşünceyi veya kişiyi sanki rüyada görmüş gibi anlatılarak kurgulanmıştır.

Kitabın yazarı, Molla Davudzade Mustafa Nazım Erzurumi’nin (1867 - 1932) hayatı hakkında çok fazla olmamakla birlikte, Mustafa Nazım’ın Erzurum’da dört yüzyıl öncesine dayanan bir ailenin ferdi ve İstanbul’daki Osmanlı Asar-ı Vatan Fabrikasının kurucusu olduğu biliniyor. Kendisi, Avrupa’dan ithal edilen yetmiş altı çeşit malın Osmanlı’da üretilmesini sağlamıştır. Yirmi dört çeşit Osmanlı mürekkebi, altı çeşit boya ve yeni bir sabun özü üretmiştir. On dört sene laboratuvarın icatlar yapmakla uğraşmıştır.

Rüyada Terakki’de kurgu bir rüyayla başlar ve bu rüya dört yüz sene sonrayı ele alır. Mustafa Nazım, dedesi Molla Davut’la karşılaşır. 20. yüzyılın başlarında torun, dedesine Osmanlı’nın bulunduğu kötü durumu anlatır. İmparatorluğun ilerleyeceğine olan inancını yitirmiştir. Bu umutsuzluğun bir nedeni de kitabın yazılmış (1913) olduğu tarihte Balkan Savaşlarının kaybedilmiş olmasıdır. Bu durumla ilgili şöyle bir yakınması olur:

[Eğer o vakit siz, ele geçirmiş olduğunuz yerleri, sınırları dâhilinde birtakım bölgelere bölerek büyük büyük kuvvetler oluşmasına engel olacak olan girintili çıkıntılı memleketlerden gerektiği kadarını gayrimüslim unsurlara terk edip de sizin işinize uygun memleketlerdeki gayrimüslimleri adalet ve insaf dairesinde yerlerinden kaldırarak ve bırakacakları gelirlerine, mülklerine, arazilerine karşılık kendilerine gelir, mülk ve arazi vererek oralarda iskân etmiş ve daha da memnun olmalarını sağlamak üzere idare ve geçimlerine, hüner ve marifetlerini ilerletmelerine yardım etmiş olsaydınız hem onları memnun etmiş olurdunuz, hem de Osmanlı topraklarını doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden akın akın gelmekte bulunan Müslüman oğlu Müslüman Osmanlılarla doldurarak ahaliyi yekpare bir bütün haline koymuş bulunurdunuz.(s23)]

Molla Davutzade Mustafa Nazım’ın bu alıntıda bahsettiği etnik arındırma ve asimilasyon politikaları günümüzde de bu coğrafyanın en temel ve yakıcı sorunu olarak gündemde varlığını sürdürmektedir. Molla Davutzade Mustafa Nazım’ın bu fikirleri savunmasında, II. Meşrutiyet yılları adeta ‘tekâmül’ ve ‘terakki’ kavramlarının kötüye kullanılacak derecede gündelik basına yayıldığı bir dönemdi. Ayrıca bu dönemde, Subhi Edhem gibi aydınların ırk konusundaki görüşleri de etkili olmuştu. Yine bu dönemde, 1890’dan sonra hâkim olan radikal sosyal Darwinizm, ırkın korunmasını öne çıkaran öjenizmi de ekleyebiliriz. Antropolg Alfred Ploetz, öjenizmin kurucusu Francis Galton’un izini sürerek, seçici cinsel ilişkiler ve bu arada sterilizasyon yöntemiyle ırkın daha da nitelikli bir düzeye çıkarılmasını savunuyordu. Bu sürece verdiği isim ‘ırk hijyeniği’ idi. Bütün bu gelişmelerden, yani bilimsel ve teknolojik gelişmeler, fikirler ve düşüncelerden Molla Davutzade Mustafa Nazım’ın haberi olduğu sonucunu çıkarabiliriz.

24. yüzyılın İstanbul’unda, Mustafa Nazım dedesinin rehberliğinde öncelikle bir büyük bahçeye giderler. Bu bahçe simgesel olarak cennet bahçesinin yeryüzündeki tecellisidir. Uçsuz bucaksız bir cennet bahçesi olarak tasvir edilen bahçenin tüm personeli bir müdür ve yardımcısından ibarettir. Çünkü bahçenin bakımını bitkiler, hayvanlar ve böcekler yapmaktadır. Dedenin ifadesiyle:

[Oğlum canlı mahlûkların hepsinde bir his vardır. Hangi mahlûk olursa olsun, onun hissi uyandırılıp da bir işe alıştırılırsa, o işte sadık bir hizmetkâr gibi kullanılır. Bu bahçede çalışan hayvanların özel eğitim alanları vardır. (s.32)]

Yine burada da görüleceği gibi Molla Davudzade Mustafa Nazım’ın yine o dönemlerde Pavlov’un yaptığı deneylerden ve Pavlov’un keşfettiği şartlanma ya da bağdaştırma mekanizmalarından ve keşfedilen bu mekanizmaların sonucunda beynin, dış dünyanın kuralları hakkında bilgi edinebildiği bilgisinden de haberi olduğu sonucuna varabiliriz.

Geleceğin güzelliği bu harika bahçeyle sınırlı değildir. Aksine kitapta, yüksek binalardan, kalabalık meydanlardan, adaların arkasında kapkara bulutlar gibi yükselen fabrika bacalarından, üç katlı bir asma köprüden, Boğaz hattı boyunca çalışan ve adalara kadar dubalar üzerinde giden hızlı trenlerden, garsonların servis yapmadığı tüm siparişlerin otomatik makinelerden alındığı lokantalardan bahsedilir. Birçok ütopya kitabında olduğu gibi en çok altı çizilen özellik de insanların çok çalışması, herkesin bir iş sahibi olması ve durmaksızın üretmesi. Bu nokta aslında bütün ütopyalarda öze ait bir öz taşır. Ütopyaların içlerinde totaliter bir öz vardır. Ütopyaların en büyük özelliği, geleceğin teknolojisini ve bilimini hayal etmek değildir aslında; gelecekte nasıl bir toplumsal yapı olması gerektiğinin kurgulanmasıdır. Rüyada Terakki de benzer şekilde totaliter bir sistemi hayal eder.

24. yüzyılın dünyasında ya da İstanbul’unda çocuğun ve kadının ilginç bir yeri vardır. Anneler doğum yapmak için devletin parasız hizmet verdiği doğumevlerine gelirler, orada doğum yaparlar ve bebekler orada büyütülürler. Yazar burada belki de bu düşüncesine Osmanlı’daki devşirme sistemini kaynak olarak almıştır.

Ancak birçok ütopya ya da totaliter sistem çocukların belirli kalıplar içinde merkezi organizasyon (devlet, parti vb) tarafından yetiştirilmesini hayal eder. Çocukların eğitimi konusunu daha sonra Aldous Huxley Cesur Yeni Dünya’sında da kullanır. Orada da çocuklar hipnopedya yöntemiyle şartlandırılır. Yine Cesur Yeni Dünya’da olduğu gibi Rüyada Terakki’de yetiştirmeyle alakalıdır. Çocukların kaderi, çevresi tarafından önceden belirlenmiştir. Bu aslında biyolojik belirlenimciliktir.

Rüyada Terakki temel olarak zengin ve mutlu bir Osmanlı ülkesini resmeder. Yine bu kitapta ütopyaların vazgeçilmez motiflerinden birisi olan adaya gelinir. Kitabın içeriğini daha fazla vermek okuma zevkini azaltacağı için oraya girmeyeceğim.

Sonuç olarak, Balkan savaşlarının sonrası, I. Dünya Savaşı’nın öncesinde yazılmış ütopik bir deneme olan Rüyada Terakki ve Medeniyet-i İslamiyeyi Rüyet kitabı, bir Osmanlı aydınının nasıl bir gelecek hayali kurduğunu, gündeminde ne gibi sorunlar olduğunu göstermesi açısından ilginç bir kitap. Aslında burada işlenen Batı aklıyla kurulmaya çalışılan bir İslam medeniyetinin melezliği konusu, bizim halen de tartıştığımız ana meselelerimizden biri olmayı sürdürecekmiş gibi görünüyor.

Ütopya seven ya da sevmeyen herkese, ilginç ayrıntıların olduğu bu kitabı heyecanla tavsiye ederim…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..