İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Açık Mavi̇

1 / Puan: 11591

Ankara

Bülent Kesler

2 / Puan: 3257

İstanbul

Mücahi̇t Kılıç

3 / Puan: 1627

İstanbul

Gülşen Aslan

4 / Puan: 1350

İstanbul

Sıla Müni̇r

5 / Puan: 1157

İstanbul

Mümtaz Fuat

6 / Puan: 1039

Bursa

Burhan Çeki̇ci̇

8 / Puan: 870

Ordu

Ahmet Lalbek

11 / Puan: 865

Erzincan

Bulut Sever

7 / Puan: 840

İstanbul

Ali̇ Şahan Avsuz

9 / Puan: 779

Adana
Ankara

Salman Döner

12 / Puan: 527

İstanbul

Onur Gündüz

13 / Puan: 523

İstanbul

Sevdaşrn

14 / Puan: 483

İstanbul

Mi̇nel Alya Bayrak

16 / Puan: 456

Erzurum

Ahmet

15 / Puan: 447

Kayseri

Ni̇da Tandoğan

18 / Puan: 398

Adana

Kürşat Koyuncu

17 / Puan: 378

Ankara

Atç

21 / Puan: 372

Eskişehir

Meyzen Ruha

20 / Puan: 371

İstanbul

Aykırı Genç

19 / Puan: 362

Ankara

Rümeysa Yağcı

23 / Puan: 333

İstanbul

Benay Özbent

24 / Puan: 329

İstanbul

Burcu Mıhcı

22 / Puan: 322

Ankara

Berkant Babandır

38 / Puan: 299

Eskişehir

Ayşegül Koçar

25 / Puan: 288

Ankara

Nesi̇be Çakıcı

28 / Puan: 279

Balıkesir
İstanbul

Erkan Keçi̇li̇

35 / Puan: 265

Konya

Kader...

30 / Puan: 258

İzmir

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 02 saat 46 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 593 kez açıldı, 5 misafir olmak üzere 17 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
24 Ağu 15 16:00

Bulut Sever

Puan: 840

Hâlâ Aynı Şehi̇rdeyi̇m

Yine bir gün, bugün.

Okuduğumuz kitaplardaki karakterlere imrenmekle geçiyor bazen hayat. Nefret etmekle geçiyor, yermekle geçiyor.

Onlar ile bizler arasındaki uçurum, bu denli bir fark neden?

Kovalamacaları seviyoruz. İnsani ilişkilerin çetrefilliğinde ardı ardına hikâyeler peşinde koşmayı seviyoruz. Genel olarak bu böyle. O pembe masallardaki kahraman gibi görüyoruz kendimizi. Devlerin karşısındaki duruşumuzu geçtim, kuklacıları o gölgelerin berisinden görmeyişimizi de. Her gün duvarın ötesini görebilmek için sandalyenin üzerine çıkan çocuk gibi o edebiyat kokan, kutsiyet kokan alıntılarla boyumuzu yükseltiyor ve fakat din ile hayatın seyrinde mesafeli duruşlarımızla biz olamıyoruz. Oluyor muyuz yoksa?

Yıkanmakla geçmeyecek, keseyle alakasız, bizatihi bizlerin etrafını saran demirden soğuk, yosundan yapışık her şeyi boş vermiş bir katman var. Geceleri herkes uyuduğunda, gecenin bir yarısı uyandırsa da uyandırmasa da; dahi hiç rüya görmem ben diyenlerin uyanıkken gördüğü kâbuslardan müteşekkil bir katman bu. Vıcık vıcık. İş o duvarların arkasına bakabilmeyi kendi duruşumuzun mümbitliği ile alakalı değil, özlü sözlerin arkasına sığınarak gerçekleştirebilme riyakârlığı bu.

Acının muhakkak her zaman bir adı var, tarifi tatmayınca yok. Adalet en çok aranılan kelimelerden biri son günlerde. Meşhur ifadeleri kullanalım bizde o zaman; kutuplaşmanın ve ötekileşmenin / ötekileştirmenin zirveleri zorlanıyor. Az kaldı. Adaletin tam teşekkül etmediği yerde iktidardan da muktedir olmaktan da bahsedilebilir mi? Küçük bir mesel anlatayım mı sana?

Fatih Sultan Muhammed Han İstanbul’u fethettikten sonra teftiş için hapishaneleri gezerken, tutuklu iki tane papaz görmüştür. Kendilerinin, fetihten önce İmparatorlarına çok yakın bir zamanda İstanbul’un Türklerin eline geçeceğini söyledikleri için zindana atıldıklarını öğrenir. Bu sefer Fatih Sultan Muhammed Han, İstanbul’un kendileri elinden çıkar mı, diye sorar ve papazlar bu sorunun cevabını ancak müsaade ederlerse memleketi bir süre gezdikten sonra verebileceklerini söylerler. Müsaade buyurur Padişah ve papazlar birkaç yeri gezdikten sonra Bursa’da bir mahkemeye varırlar. Bir köylünün üç gün üst üste mahkemeye geldiği halde kadıyı bulamadığını görürler. Dördüncü gün kadı mahkemeye geldiğinde köylünün derdini anlatırken bu duruma şahit olurlar. Köylü, komşusunun haksız yere öküzünü taşla öldürdüğünü ve öküzünün bedelini adaletle ödetmesini ister kadıdan. Kadı biraz düşünür, aslında izinli olduğunu ama üç gün üst üste bulunmadığı için öküzün parasını kendi ödemesi gerektiğini söyler ve çıkarır hayvanın bedelini köylüye verir. Bu olaya şahit olan papazlar geri döndüklerinde şahit olunan bu durumu anlatıp Fatih Sultan Muhammed Han’a, her zaman şimdiki gibi adil ve müşfik olunursa İstanbul hiçbir zaman sizin elinizden çıkmaz fakat ne zaman ki adaleti elden bırakırsınız işte o gün İstanbul elinizden çıkar, diye arz ederler. Padişah, bu hakkaniyetli sözlerden sebep çok memnun olur, onları bağışlar. Bu durumu gören papazlar tekrar Osmanlı’ya hayran kalarak hemen Müslüman olurlar.

Osmanlı sevdamı ve Osmanlı’ya dair yaptığım okumalardan sana anlatırken nasıl heyecanlandığımı, yer yer hiddetlendiğimi ve bu hiddetimi çok ama çok sevdiğini biliyorum. Hala seviyorsun Sevgili, ben de özlüyorum bilesin. Bir gün belki evet; devletin bekasıyla adaletin örtüştüğü gün belki Sevgili, evet belki.

Adalet dedim; Eylül ayının geliyor olması ve birkaç güne kadar Hüznün Diğer Adı’nın adına Eylül denilmiş olan ayın içinde olacak olmamız biz için pek adil gelmiyor bana. Adı belki de öyle olmalıydı: Temmuz, Ağustos, Hüzün, Ekim, …

Neyi arıyordun da ben de buldun hala anlayabilmiş değilim. Kendine dört yaşından beri adil olamamış, ilk renkli televizyonların saatlik yayınlarından kendine yontamadığı olayların vuku bulduğu masallar, hikâyeler uydurmuş bir çocuğun büyüdüğündeki kocaman dengesizliklerle dolu hali mi cazip geldi sana?

Sana kızmıyorum. Hiç kızmadım da. Sadece benim kadar yağmuru, tutkuyu ve çelişkilerde kin tutmadan bir bütün olabilmeyi seven bir insanla karşılaşmış olmak biraz olsun hayata dair cesaretimi kırmış olabilir. Neticede birbirimizi itmeliydik fakat aramızda adı bilinmeyen bir değişken vardı ve biz kendimizi onun çekimine kaptırdık.

Ben kapıyı açtım demiştim sana daha önce, buyur etmediğimi de söyledim seni fakat senin kalbin o kadar genişti ki, bunca kıskançlığım ve huysuzluğumun müsebbibi yine senin o huzur bulunan kadifeden daha naif olan kalbindi. Herkesi kovabileceğimi, el değmemiş bir sahibi olabileceğimi düşünürken, neyse.

Ben hala aynı şehirdeyim, içimde çöl yalnızlığı.

Bir de unutmadan bil isterim; başım ağrıdığında seni düşünüyorum, geçiyor.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..