İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 38780

Ankara

Sezer Emli̇k

3 / Puan: 8828

Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7401

İstanbul

Mümi̇n Yolcu

5 / Puan: 6911

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 5707

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5507

İstanbul

Payi̇taht İstanbul

8 / Puan: 5249

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 3475

İstanbul

Ozan Bi̇li̇can

10 / Puan: 2606

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2504

İstanbul

Detroi̇tli̇ Kızıl

12 / Puan: 2036

İstanbul

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

14 / Puan: 1823

İstanbul
Ankara

Sıla Müni̇r

15 / Puan: 1657

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1568

Kırıkkale

Reşi̇t Akpınar

18 / Puan: 1487

Erzurum

Lagari̇ Alıntılar

17 / Puan: 1397

İstanbul

Ali̇ Turan

19 / Puan: 1363

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1275

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 1265

Sakarya

Feri̇t Çaydangeldi̇

21 / Puan: 1191

Ankara

Müsemma Şahi̇n

28 / Puan: 1082

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 1079

Ankara

Aykut Gi̇ray

27 / Puan: 1073

Yozgat

Ahmet Demi̇r

26 / Puan: 1042

İstanbul

Mücahi̇d Cesur

24 / Puan: 1013

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 984

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 972

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 04 saat 33 dakika kaldı.

Kürşat Koyuncu yazdı, 779 kez açıldı, 15 misafir olmak üzere 29 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
26 Ağu 15 14:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 38780

Endülüs'ten Bosna'ya – Avrupa'nın Yakma / Yıkma Zevki̇

25 Ağustos 1992 günü, Sırp Ordusu kasıtlı olarak, Saraybosna Milli Kütüphanesi’ni bombalamaya başladı. Bir milyondan fazla kitap ve yüz binden fazla elyazması hedef seçilerek tahrif edildi. Üç ay önce, aynı ordu, Güneydoğu Avrupa’nın en büyük İslami ve Yahudi elyazmaları ve Osmanlı belgelerinden müteşekkil muazzam bir koleksiyona sahip olan Şarkiyat Enstitüsü’ne fosforlu bomba ile saldırmış ve beş binden fazla eserin yanmasına neden olmuştu. Enstitünün basıl kitap koleksiyonu bölgede bu konudaki en kapsamlı kütüphaneydi. Kataloğuyla ve devam eden çalışmalarla birlikte yok edildi. Neden? Ne zamandan beri kütüphaneler askeri hedef halini almış bulunuyor. Saraybosna’nın söz konusu tarihi mekânlarına yapılan saldırıların nedenleri, on altıncı yüzyıl İspanya’sında pek çok kitabın yakılmasına, Endülüs’ün tarihi saraylarının birçoğunun yıkılmasına ve hasara uğratılmasına yol açan nedenlerden pek farklı değildir.

Bir toplumun kurum ve kayıtlarının yok edilmesi, en başta hedeflenen grubun üyelerini kaçırmaya yönelik bir sindirme stratejisinin parçası ise de, uzun dönemli bir amaca da hizmet eder. Bu kayıtlar, orada bir zamanlar Sırp olmayanların da yaşadığının ve mülk edindiğinin, tarihsel köklerinin orada bulunduğunun kanıtıydı. Bu kasaba ve köyleri ele geçiren milliyetçi güçler, belgeleri yakarak, camileri ve Katolik kiliselerini yerle bir edip mezarlıkları düzleyerek, kendilerini, kovdukları ve yerinden ettikleri insanların gelecekte haklarını aramalarına karşı güvence altına almaya çalışmaktadırlar. Çünkü binalar, sanat eserleri, şarkılar ve hatta kimi zaman ibadet dilleri gibi, kitaplar da bu geçmişle ilgili hikâyeler anlatır ve bunların en aşırı tiranlıklarda bile toplumsal ve kültürel ilişkilerin alttan alta kesinlikle süreceğini ortaya koymaktadır. İşte asıl yok edilmek istenen de budur.

Benzer bir durum bizim coğrafyamızda da yaşanmaktadır. Bunlardan en önemlisi 2003 yılında Irak’ta oldu. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Irak’ta Gertrude Bell tarafından kurulan Bağdat Arkeoloji Müzesi’nin, kuruluşundan yaklaşık seksen yıl sonra Amerika işgali sonrasında yağmalandı. Bu yağmadan sonra Donald Rumsfeld’in ağzından şöyle bir yorum çıktı: “Olur böyle şeyler.” Ve Rumsfeld bize burada, bu yağmacılık hırsının emperyal fethin genel bir özelliği olduğunu göstermiştir.

Gerçi bunlar, Palmira kadar hafızamızda yer etmedi. Irak’ta olan savaş ganimeti olarak gösterildi. Ama Palmira’da ve daha önce Buda heykellerinin yıkılması tarihi yok etmek olarak görüldü. İslam’ın aslında tasvir karşıtı, sanat düşmanı bir din olduğu söylendi. Ancak tasvir karşıtlığının diğer semavi dinlerde de olduğu ve hatta Budizm de bile olduğu çoğu zaman es geçildi. Örneğin, Elizabeth, on altıncı yüzyılda Türklerle ittifak peşindeyken ortaya atılan iddiaya göre Protestanlar ile Müslümanlar, İspanya Kralı’nın tatbik ettiği “putperestliğe” karşı çıkmada hemfikirdiler. Ne ilginçtir ki, Müslümanlar ile Protestanları bir araya, onların ikon nefreti getirmiştir. Elizabeth’in tavrı, Protestanlar arasında geniş karşılık bulmuştu.

Budizm, ilk olarak M.Ö. beşinci yüzyılda ortaya çıktığında Buda sadece ayak izleri, tekerlek ya da nilüfer çiçeği ile temsil edilmiştir; ama Budist sanatta ya da Çin dükkânlarında rastlanan ve zenginliği temsil eden resim ve heykeli o dönemde asla yapılmamıştır. Bugün oldukça ikonik bir din olan Budizm eski zamanlarda resim ve heykel karşıtıydı.

Yani her dine bugünden bakıldığında içinde aşırı yorumlara rastlanabilir. Tabi yine bugünün bakış açısıyla aşırı yorum, o zamanın bakış açısıyla bunlar gayet normal olarak algılanmıştır. Bugünkü Avrupa’nın oluşumunda büyük katkısı olan İslam’ın (bu konuda Müslüman yazarlardan önce H. Pirenne, J. Goody vb. yazarlara bakılabilir), bugün büyük şeytan olarak görülmesinde bu yakmanın, yıkmanın ve yağmanın etkisi bana göre başta geliyor. Çünkü Amin Maalouf’un ‘Ölümcül Kimlikler’ de dediği gibi: “Hiçbir din hoşgörüsüzlükten soyutlanmış değildir ama bu iki "rakip" dinin bir bilançosu yapılacak olsa, İslam hiç de fena görünmez... Eğer atalarım, Müslüman orduları tarafından fethedilen bir ülkede Hıristiyan olmak yerine, Hıristiyanlar tarafından fethedilen bir ülkede Müslüman olsalardı, onların inançlarını koruyarak on dört yüzyıl köy ve kentlerinde yaşamaya devam edebileceklerini sanmıyorum. Gerçekten de, İspanya'daki Müslümanlara ne oldu? Ya Sicilya'daki Müslümanlara? Yok, oldular, tek kişi kalmamacasına katledildiler, sürgüne zorlandılar ya da cebren Hıristiyan edildiler.”

Geçmişte, Granada(Gırnata)’nın yetmiş kütüphanesinden biri olan Alkazar’daki kütüphanede 400,000 kitap olduğu söylenmektedir ki bu dönem Avrupa’nın en büyük kütüphanelerinden biri olan İsviçre’deki St. Gall manastırında sadece 600 kitap bulunuyordu. Cordoba(Kurtuba)’nın yollarında ve sokak köşelerinde lamba bulunurken, Londra’da sadece bir tane asfalt yolun bulunduğu tarihten yaklaşık yedi asır önce, yağmurlu bir günde Paris sokaklarında çamura batmadan yürümenin imkânsız olduğu tarihten asırlarca önce Cordoba’da yollar asfaltlanmış ve sokak köşelerine lambalar konmuştur. Dahası, yine A.Maalouf’un belirttiği gibi; “İslam tarihinde daha başlangıçtan itibaren, ötekiyle yan yana yaşama konusunda dikkate değer bir yatkınlık görülür. Geçen yüzyılın (19. yy) sonunda, en büyük İslam gücünün başkenti İstanbul’un nüfusu içinde başlıca Rumlardan, Ermenilerden ve Yahudilerden oluşan Müslüman olmayan bir çoğunluk bulunuyordu.”

Bugünse tüm hoşgörüsüzlüklerin, kötülüklerin, kendini havaya uçurup yıkıma neden olanların kaynağı İslam görülmektedir. Kendini havaya uçurmak demişken, Olivier Roy: “bombasıyla kendini havaya uçuran terörist figürü on dokuzuncu yüzyıl sonunda Rusya’da ortaya çıktı. El Kaide şiddetinin gerçek kaynağının Kur’an’a özgü şehitlik anlayışından çok Batı’ya özgü birey geleneğiyle ve ele geçirilmesi olanaksız dünya uğruna karamsar bir başkaldırıyla ilgisi vardır.” der. Aslında bugün “İslamcı Terör” gruplarının kaynağı da İslam’dan daha çok nihilist bir bakış açısıdır.

Maalesef gelinen noktada Müslümanlar olarak bu yıkımın altında kalmış gibi görünüyoruz. Bu yıkımdan çıkabilmemiz için önerilenler de pek tatmin edici değil. Bazı öneriler mesela, kutsal şehirlerin -Şam, Kudüs ve Bağdat gibi- yıkılıp yerine oryantalizmin ve ucubeliğin tavan yaptığı Dubai’nin önerilmesi gibi saçma ve anlamsız kalıyor.

Yani böyle giderse bize fayda sağlamayan tartışmalardan kurtulamayacağız. Korkarım ki böyle yapmakla Batı’nın yakma/yıkma/yağma zevkine nemli gözlerle bakmaya devam edeceğiz. Ve yine korkarım ki, “Hayaller Bağdat, hayatlar Dubai” tarzında yaşamayı sürdüreceğiz, kendimizi kandırabildiğimiz son ana dek…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..