İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Açık Mavi

1 / Puan: 5477

Ankara

Bülent Kesler

2 / Puan: 2103

İstanbul

Gülşen Aslan

3 / Puan: 1047

İstanbul

Sıla Münir

4 / Puan: 1023

İstanbul

Mümtaz Fuat

5 / Puan: 841

Bursa

Mücahit Kılıç

6 / Puan: 752

İstanbul

Bulut Sever

7 / Puan: 750

İstanbul

Burhan Çekici

8 / Puan: 629

Ordu

Ali Şahan Avsuz

9 / Puan: 622

Adana
Ankara

Salman Döner

11 / Puan: 438

İstanbul

Minel Alya Bayrak

12 / Puan: 388

Erzurum

Ahmet

13 / Puan: 387

Kayseri

Onur Gündüz

14 / Puan: 385

İstanbul

Sevdaşrn

15 / Puan: 381

İstanbul

Ahmet Lalbek

16 / Puan: 378

Erzincan

Nida Tandoğan

17 / Puan: 332

Adana

Kürşat Koyuncu

18 / Puan: 316

Ankara

Aykırı Genç

19 / Puan: 300

Ankara

Meyzen Ruha

20 / Puan: 299

İstanbul

Burcu Mıhcı

21 / Puan: 295

Ankara

Atç

22 / Puan: 293

Eskişehir

Rümeysa Yağcı

23 / Puan: 268

İstanbul

Benay Özbent

24 / Puan: 247

İstanbul

Tuğba Bozkurt

25 / Puan: 235

Ankara

Ayşegül Koçar

26 / Puan: 234

Ankara

Nesibe Çakıcı

27 / Puan: 222

Balıkesir
İstanbul

Esra Aydar

29 / Puan: 206

Ordu

Yiğit Yılmaz

30 / Puan: 185

Adana

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 38 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 744 kez açıldı, 5 misafir olmak üzere 19 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
29 Ağu 15 14:00

Bulut Sever

Puan: 750

Geceye Hilâl İnsana Hüzün Yakışır

Gecenin rengi siyah. Ayın rengi beyaz.

Böyle yazıyordu bir yerde.

Güçlü bir hafızaya sahip olmak istemezdim. Ne yazık ki karar veremediğim birçok şey gibi, bu hususta da tasarruf sahibi değilim. Her hareketi, sevimli ya da eğreti gelen her bir bakışı unutmayıp, her an aklına gelmese de orada duruyor olduğunu bilmen ifadeye zor gelen bir şey.

Geçmişin, geçen giden zamanın yani, bir bütün olarak orada bekliyor olması lakin senin üzerinde oynamaya müsaadenin olmadan, tam arkandan takibi hiç bırakmaması, inanılmaz huzursuz edici bir hal. Ne çare…

Bugün de dün gibi varlığınla başladım güne. Yarın da öyle olacak. Sonra gidiyorsun. Ben gittiğini düşünüyorum ama oradasın. Geçmiş gibi, peşimde zorunlu mesaimmişsin gibi süregelen bir beraberliğimiz var. Buna dur demek istemiyor muyum, yoksa bu gücü kendimde mi bulamıyorum bilemiyorum.

İşte bu sebepten, Araf’ta kalmak nasılmış, bunu da öğrendim sonunda.

Yazı yazmak, eski tren istasyonlarının trenin kalkış saatinin beklenildiği o kesif yeşil suni deri kokulu, basık, iç karartan bekleme salonlarında zamanın gelmesini saymak gibi Sevgili. Kelimeler, cümleler tehlikelidir; öyle zannediyorum ki metal yarası bir şey ise, cümlelerin verdiği tahribat pek çok şeydir. Ve muhakkak insan cümlelerden sebep oluşan yaraları zamansız soyar, bu da yaraların iyileşme sürecini geciktirir. Sonunda asla geçmeyecek fakat hafif bir iz kalacak olana razı olmaktansa, derin izlerin vereceği, gördükçe içini acıtacak hatıraların oluşmasına peki der insan.

Yaralarla kırgın anılarda mülâki olmak böyle bir şeydir.

İnsanlık mefhumunun bütününe hayranım. İnsanlık lafzı ‘yaratılmışların en üstünü’ olması sebebiyle bambaşka bir anlam kazanıyor gözümde. ‘Yaratılmışların en üstünü” olan bu varlık, tabiatı münasebetiyle “şiir”i bulmuş sonra. ‘Şiir’ , bilmediği fakat orada olan bir şey iken, kendinin aslı olan ruhla nasıl olduğu anlaşılamayan bir hal ile irtibat kurmuş ve kavuşmuşlar zamanın ötesinde günü geldiğinde. İşte bunun için şairlere hep saygı duymuşumdur. Bu buluşmadan hâsıl olan gözyaşları şairlerin nasibine değmiş belki de.

Şairleri bir tek şairler anlıyor galiba. İnsanlığın ve insanların tümünü sevmeyi ve bir şairin diğer bir şaire ölümünün ardından yazdığı şu mısraları anlamaktan ne kadar aciz ve uzağım: “Dönüyorsun / Arkanda seke seke / küçülüyor dünya / Atın toynağından kopan balçık / Kalemden sıçrayan mürekkep / Dünya”

Uzaklarda olduğunu biliyorum. Şairane mısraların ardına sığınıp, saklanarak sana dair tecessüsü inkâr edecek de değilim. Düşünmeden edemiyor fakat işte öyle…

Gittin ve yaraları zamansız soymayı tercih ettin sadece bu.

Ne garip değil mi; kavuşmaların neşeli anlarını hatırlar da insan, ayrılıkların hüznüne pek geri dönmek istemez. Hâlbuki artık anlamının bilinmediği, hatta kaybolduğu ‘hicran’ en kuvvetli hislerden biridir. ‘Gönül yorgunluğu’nun tek tesellisi de göz kapaklarına zayıflık veren kimyasallar değil, zemheride esen rüzgâr gibi üstünden geçecek olan zamandır.

Sevgili,

gece 1’de, birden duran saate baktım dün gece. Saniyeler durmuş, akrep yelkovan kıpırdamıyordu. Şükür güneş vardı, ay vardı, sen vardın…

Sen vardın ve lütfen şunu unutma; geceye hilal, insana hüzün yakışır.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..