İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 32738

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8151

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6870

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 6222

Bartın

Mümin Yolcu

5 / Puan: 5112

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 4936

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4452

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4140

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2561

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2347

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1938

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1764

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1622

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1442

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1367

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

16 / Puan: 1123

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 1103

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

18 / Puan: 1031

Ankara

Reşit Akpınar

19 / Puan: 1022

Erzurum

Yamanduruş

20 / Puan: 979

Sakarya

Ali Osman Rothschild

21 / Puan: 952

Ankara

Mücahid Cesur

22 / Puan: 942

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 921

Erzincan

Ahmet Demir

24 / Puan: 902

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 883

Ankara

Müsemma Şahin

26 / Puan: 877

İstanbul
İstanbul

Mesut Toprak

28 / Puan: 850

Ankara

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 838

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 788

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 02 saat 30 dakika kaldı.

Kürşat Koyuncu yazdı, 704 kez açıldı, 7 misafir olmak üzere 15 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
30 Ağu 15 18:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 32738

Bitkilerde 'Wireless' İletişim

2008 yılında “The Happening” ya da Türkçeleştirilmiş ismiyle “Mistik Olay” –memleketimizde filmlere garip isimler bulma konusunda uzman bir grup var sanırım- gösterime girmişti. Hollywood dev örümcekler, katil köpekbalıkları, vahşi arılar, adam kovalayan akıllı anakondadan sonra akıllara zarar bir malzeme daha bulmuştu. Film Amerika’nın birkaç şehrinde insanların birdenbire kendilerini öldürmeye başlamalarını anlatmaktaydı. Senaryoya göre bu duruma bitkilerin yaydıkları kimyasal bir madde neden olmaktadır. Aslında fikir olarak ilginç bir filmdi. Filmin kötü yönetilmesi ve oyuncuların sıradan performanslar sergilemesi nedeniyle beğenilmedi. Hatta Hollywood’da en kötü filmlere verilen Ahududu ödüllerinde, en kötü film, en kötü senaryo, en kötü oyuncu dallarında aday gösterilmişti. Konumuza dönecek olursak, senaryoda bahsedilen durumun herhangi bir gerçeklik durumu var mıydı? İşte cevabı…

Bitkiler, yüzlerce yıl, insanlar tarafından yaşamayan cansız varlıklar olarak görüldü. Çünkü bitkiler, hareketsiz oldukları için, yaşayan varlıklar olarak düşünülmüyorlardı. Hatta şuurunu kaybetmiş ve hayati fonksiyonları en aza inmiş hastalar için kullanılan ‘Bitkisel Hayat’ terimi de bu nedenle verilmiştir. Bitkiler canlılar âleminin en önemli parçaları olmalarına rağmen bizler tarafından ne yazık ki yeterince iyi tanınmaktadır. Bu yüzden de onlarla ilgili pek fazla bilgi sahibi değiliz. Bizlere öğretilenlere göre, bitkiler canlı varlıklardır ama onların hayvanlar gibi karşılaştıkları her etkiye karşı bir tepki verme yetenekleri yoktur. Örneğin siz bir kedinin kuyruğunu koparamazsınız çünkü bunu yapmaya çalıştığınız takdirde kedi sizin yapmış olduğunuz etkiye karşı bir tepki gösterecektir. Oysaki bir bitkinin çiçeğini kopardığınızda ya da onun canını yaktığınızda o size herhangi bir tepki vermeyecektir. İşte bu tepkisiz yaşam biçimine ‘bitkisel hayat’ adı verilmektedir. Koma durumundaki bazı hastalar için ‘bitkisel hayata girdi’ cümlesinin kullanılmasının nedeni budur.

Aslında bitkiler doğanın simyacılarıdır; bitkiler su, toprak ve güneş ışığını değil imal, idrak etmesi bile insanoğlunun yetilerinin çok ötesinde olan bir dizi değerli maddeye dönüştürme uzmanlarıdır. Bitkilerin kimya ve fizikteki keşiflerinin çoğunun sonuçta bize de faydası oldu. Besleyen, şifa veren, zehirleyen ve duyuları hoşnut kılan kimyasal bileşimler bitkilerden gelir. Tüm bunları yaparken bitkiler kendilerini de savunur. Bitkilerin ürettiği kimyasal maddelerin çoğu, başka yaratıkları onları kendi hallerine bırakmaya mecbur etmek üzere oluşturulmuş mekanizmalardır. Ölümcül zehirler, kötü kokular, yırtıcıların aklını karıştırmak için toksinler bu mekanizmanın ürünüdür.

Bitkilerin, farklı bölgelerinin kendi aralarında ve farklı bitkilerin birbirleriyle haberleştiği, yapılan birçok deneyle ortaya konmuştur. Bitkilerdeki iletişim temelde kimyasal maddelere dayanmaktadır.

Bitkiler, izole olmayıp yaşadıkları alanlarda diğer pek çok tür ile etkileşim halindedir. Temel üreticiler olarak bitkiler çoğu besin zincirlerinin tabanında bulunur. Bu nedenle, bitki yiyen pek çok hayvanın (herbivor) saldırısına maruz kalırlar. Bitkiler, bu tehlikelere, herbivorları caydıran ve enfeksiyonları önleyen savunma sistemleriyle karşı koyarlar. Bir herbivora cevap olarak bitki tarafından salınan toksik maddelere örneğin kartaleğreltisinde şu şekilde olur. Böcekler çenesini geçirdiği anda taze yapraklar hidrojen siyanid salar, bu gaz böceği öldürmez ya da caydırmaz ise onu daha zalim bir zehir beklemektedir. Kartaleğreltileri, başka hiçbir bitkide olmadığı kadar çok ekdizon (deri değiştirme hormonu) adında bir hormon ihtiva eder ve böcek bu hormonu hazmettiğinde kontrol edilemez bir deri değiştirme süreci başlar. Romalılar ahırlarının zeminini kartaleğreltisi ağırlıklı bir karışımla kaplarlardı. Birinci yüzyıldan kalma böyle bir ahırda 250.000 ahır sineği pupası bulundu, hemen hepsinde de gelişimin durduğuna ya da bozulduğuna dair göstergeler vardı.

ABD New Hampshire’daki Darmouth College’den I.T. Baldwin ve J.C. Schultz 80’li yılların başında şöyle bir şey keşfettiler: Bir kavağın, bir akağacın ya da meşenin yapraklarının bir kısmını yok ettiğinizde ağacın geri kalan kısmı herbivor hayvanların yiyemeyeceği maddeler, özellikle de tanen salgılıyor. Kısacası, ağaç fazla tüketilirse kendini yenmez hale getiriyor. Yara almamış komşu ağaçları inceleyen araştırmacılar aynı maddelerin bu ağaçlarda da üretildiğini görmüşler ve bu ağaçlardaki tanen miktarının da kemirilmiş olanlarla aynı oranda arttığını tespit etmişlerdir. Bu çalışmanın sonucunda şu açıklamayı yapmışlar: Yara alan ağaçlar bir tehlike sinyali vermiş gibi görünüyorlar.

Yine bu dönemde Güney Afrika’da, Pretoria Üniversitesi’nden Profesör Van Hoven bir antilop türü olan ve akasya yapraklarıyla beslenen kuduların, yemeyi reddettikleri ağaçların yanı başında açlıktan ölmelerini araştırıyordu. Yaşadıkları arazi kapalı olmasına karşın geniş olduğundan, esaret stresi gibi bir açıklama yeterli gelmiyordu. Ölü hayvanlar üzerinde otopsi yapan Van Hoven hayvanların midesinde yüksek miktarda tanen içerdiği için hazmedilmemiş yapraklar buldu. Araştırmalar sürdürüldü ve bir deneye girişildi. Bir grup öğrenci akasyaların alt yapraklarını sopalayarak parçaladı. Bu yapraklar her çeyrek saatte bir tahlil edildi. İçlerindeki tanen miktarı düzenli olarak artıyordu. Ağaç iki saat boyunca sopalandıktan sonra, başlangıçtaki miktarın iki buçuk katına çıkıyordu. Yaprakların parçalanmasından yüz saat sonra yapraklardaki tanen miktarı normale dönmüştü. Araştırmacılar deneye yeniden başladılar; bu sefer bazı ağaçları dışarıda bıraktılar. Vurulan ağaçlara üç metrelik bir mesafe içinde kalan tüm ağaçlarda aynı tanen artışı görüldü. Ağaçların arasında kesinlikle bir iletişim olmuştu.

İletişim genellikle akıl ve zekâ dolayısı ile beyin ile ilişkilendirilir. Bitkiler “beyinsiz” olduğuna göre bu nasıl olmuştu? Çözüm Baldwin ve Schultz’dan geldi: Bitkilerin kendi aralarında, çok basit bir gaz sayesinde iletişim kurduklarını keşfettiler. Bu gaz iki atomlu etilen(C2H4) gazıydı ve bu gaz bitki hormonları içerisinde tek gaz içerikli hormondu. Aslında etilen meyvelerin olgunlaşmasında rol oynar. Örneğin; elmaların olgunlaşma aşamasında etilen yoğun olarak yayılarak, yakınlarda bulanan yeşil muzların da sararmasını sağlar. Etilen meyvelerin olgunlaşmasını ve yapraklarda tanen üretimini etkinleştirirken bitkiler arasında da sinyal görevi görmektedir.

Sonuç olarak, aslında ortada mistik bir olay yok. Sadece Hollywood var ve onu kuran zihniyetin doğaya dair bakış açısı var. Bu bakış açısının kökeni, ta o ilk elmaya kadar gider…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..