İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Açık Mavi

1 / Puan: 6451

Ankara

Bülent Kesler

2 / Puan: 2272

İstanbul

Gülşen Aslan

3 / Puan: 1077

İstanbul

Sıla Münir

4 / Puan: 1030

İstanbul

Mücahit Kılıç

5 / Puan: 919

İstanbul

Mümtaz Fuat

6 / Puan: 871

Bursa

Bulut Sever

7 / Puan: 761

İstanbul

Burhan Çekici

8 / Puan: 678

Ordu

Ali Şahan Avsuz

9 / Puan: 628

Adana
Ankara

Salman Döner

11 / Puan: 450

İstanbul

Ahmet Lalbek

12 / Puan: 443

Erzincan

Onur Gündüz

13 / Puan: 423

İstanbul

Sevdaşrn

14 / Puan: 408

İstanbul

Ahmet

15 / Puan: 397

Kayseri

Minel Alya Bayrak

16 / Puan: 391

Erzurum

Nida Tandoğan

17 / Puan: 333

Adana

Kürşat Koyuncu

18 / Puan: 322

Ankara

Aykırı Genç

19 / Puan: 308

Ankara

Meyzen Ruha

20 / Puan: 304

İstanbul

Atç

21 / Puan: 303

Eskişehir

Burcu Mıhcı

22 / Puan: 302

Ankara

Rümeysa Yağcı

23 / Puan: 283

İstanbul

Benay Özbent

24 / Puan: 254

İstanbul

Ayşegül Koçar

25 / Puan: 238

Ankara

Tuğba Bozkurt

26 / Puan: 235

Ankara
İstanbul

Nesibe Çakıcı

28 / Puan: 224

Balıkesir

Esra Aydar

29 / Puan: 209

Ordu

Yiğit Yılmaz

30 / Puan: 196

Adana

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 01 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 432 kez açıldı, 4 misafir olmak üzere 16 kişi beğendi, 4 yorum yapıldı.
1 Eyl 15 18:00

Bulut Sever

Puan: 761

Masallardan Adamlığa

Bir daha hiç görememek…

Bir gün toprak olacak bu güz mevsiminde, geçici bir süre zarfında olduğunu bildiğin halde bir daha asla göremeyeceğin gözlerin, bir yerlerde var olduğunu bilmek. Aynı gökyüzüne, o gökyüzündeki benzer bulutlara, yağan yağmurlara dalıp gideceğini bilmek senin gibi… Yağmur yağarken bana da dua eder misin acaba?

Hiçbir gece boş yok uykularımda; hep rüya. Bazen bu bile sıkıcı gelmiyor değil. Bu sebepten, yine rüya göreceğim diye uykusuzluğa yelken açıyorum çoğu geceler. Zira artık gözkapaklarıma hâkim olamayacağım o raddeye gelinceye kadar mücadele edersem uykuyla, rüya görmüyorum. Seni bile görmek istemiyorum bazen rüyalarımda anlıyor musun?

Buraya kadar safsatalarla doldurduğumu düşünüyorsan satırları paltonu giy lütfen, daha fazla üşüme.

Yolculuklar deyince aklıma sen geliyorsun. İster uzun zamandır binmediğim trenler olsun, isterse kullanageldiğim otobüsler, uyuyorum yol boyunca. Seyahat esnasında, hiç bulunmadığım yerlere bakarken camdan, hiç görüp bilmediğim yerleri seninle gezmişim de o an hatırlıyormuşum gibi hayal ediyorum. Sonra kalbim burkuluyor. Cam kenarlarını da sevmem bilirsin fakat demem o ki Sevgili, özlüyorum.

Çoğu zaman uyku, mecburiyetlerimin ardından sığınılacak bir liman oluyor. Şu rüyalarıma da müdahale edebilseydim bir de...

Hintçeyi seviyorum. Tek kelimesini anlamamakla birlikte kaynak altyazılar sağolsun. Hollywood’un sahtekârlığından, Bollywood’un duygusallığına sarmış durumdayım bu aralar. Neden bilmiyorum fakat hemen her Hint filminin bir sahnesinde sen görünüyorsun birdenbire. Dans ederken değil, ağlarken… Bu yansıman bazen filmin tümüne yayılıyor. Yani anlayacağın rüyalarımdan çıkmadığın gibi, beni uykusuzluğun kollarına saldın ve bir de bunun yanında sevdiğim filmleri benden kıskanmaya başladın da izletmek mi istemiyorsun artık?

Bir film var mesela. Yarısına kadar dayanabildim. Aylar oldu, izleyeyim diyorum; elimi filmi açmak için her uzattığımda bilgisayara, bir bahane uyduruyorum. Olmuyor yani. Yapamıyorum.

Hayal kurmayı severdik ikimizde. Bir çocuk düşün şimdi. Elinde renkli renkli uçan balonlar. Bin bir heves ve arzu ile anne-babasına aldırdığı o güzelim balonları düşün. Bir pazar günü sıcağında, o balonlarla hevesi bitip de boğazın kucaklayıcılığına bırakmasıyla onları, o harikulade balonların ipine tutunup, sadece biz bize olabileceğimiz, gökyüzüne uçabilecek kadar özgür olabildiğimizi düşün. Keşke... ‘Keşke’li cümleleri sevmezsin hiç; ama sen olunca, duygularımın çaresizliğinden başka bir ifade ile gizli ya da aşikâr başlayıp bitiremiyorum cümlelerimi. Bunun için de özür dilerim. Lütfen kabul buyur.

Hiçbir renk birlikteliği; morun kızılla, lacivertin kahverengiyle uyumu dahi bizim, birbirimizden hiçbir farkımız olmayan beraberliğimize karşılık gelemezdi. Hiçbir ressam ne uzaktan ne de yakından bakıldığında herhangi bir uyumsuzluk nişanı bulunabilecek böyle tablo resmedemezdi. Tekrar “Nasıl oldu böyle peki?” diyecek olursan aynı cevabı vereceğim; biliyorsun onu ben de anlatamıyorum.

Hiç masal anlatamadım sana. Beni derinden etkileyen bir masal vardı küçüklüğümden bildiğim, adı ‘Limon Kız’. ‘Masallardan Adamlığa’ giden çetrefilli yolda, benim için bir kılavuz olmuştu. Masal kahramanı, çocukluğundaki haylazlıkla bir kalp kırmanın neticesinde, adamlığa adım atmaya başladığı zaman ‘aşk’ ile imtihan oluyordu. ‘Aşk’ına kavuşma teşebbüsleri mütemadiyen başarısızlıkla neticeleniyordu da, sonunda masal hep olduğu gibi mutlu sonla bitiyor; genç adam hem aşkına kavuşuyor hem de aşkın getirdiği imtihanları başarıyla verip, ‘Masallardan Adamlığa’ geçiyordu.

Neden ‘Limon Kız’ diye bir adı vardı peki bu masalın? Ben de uzun seneler sordum kendime. Baktım anlamlandıramıyorum, belli bir saatten sonra aslını merak etmeyi bıraktım. Sen de üstüne düşme. Ben küçüklüğümden bu yana hep, ‘Limon Kız’ı hayal etmiş, duası kabul olmuş fakat kendi masalının sonunu, o masal kahramanının neticelendirdiği gibi neticelendirememiş, hayalle yaşamaya razı olmuş bir adamım.

Şimdi dinle Sevgili,

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..