İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 28447

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8033

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6532

İstanbul

Bulut Sever

4 / Puan: 4784

İstanbul

Sezer Emlik

5 / Puan: 4501

Bartın

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4250

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 3849

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3631

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2370

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2114

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1830

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1687

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1604

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1394

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1352

Kırıkkale

Ali Turan

16 / Puan: 1019

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

17 / Puan: 1016

Ankara

Lagari Alıntılar

18 / Puan: 975

İstanbul

Mücahid Cesur

19 / Puan: 940

İstanbul

Yamanduruş

20 / Puan: 886

Sakarya

Ahmet Demir

21 / Puan: 870

İstanbul

Müsemma Şahin

22 / Puan: 855

İstanbul

Mesut Toprak

23 / Puan: 843

Ankara

Ahmet Lalbek

24 / Puan: 838

Erzincan

Reşit Akpınar

25 / Puan: 834

Erzurum
İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 791

Ankara

Muharrem Morkoç

28 / Puan: 753

İstanbul

Alpay Gökçe

29 / Puan: 728

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 694

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 25 dakika kaldı.

Meyzen Ruha yazdı, 1 kişi sahiplendi, 606 kez açıldı, 3 misafir olmak üzere 18 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
4 Eyl 15 10:00

Bulut Sever

Puan: 4784

Meyzen Ruha

Puan: 327

Fatih Halep

Bir ikindi vaktiydi.

Caminin avlusu hıncahınç doluydu. Kimileri o vaktin nur saatinde abdest alıyor kimileri tarihin verdiği heyecanla deklanşöre basıyorlardı. Arada bir kaç turist dikkatlice ezanı dinliyorlardı ve seyyar satıcıların sesleri arasında ezan sesi iyice yükseliyordu, bir yandan da zabıtalar seyyar satıcılarla tartışıyorlardı.

İkindi vaktin sünneti kılındı ve ardından kamet getirildi, caminin avlusu birden bir sessizliğe gömüldü. İkindinin farzı kılınmaya başladı. Namaz bittikten sonra kimi alacele ayakkabılarını giyip işinin başına döndü.

Neden sonra bende caminin avlusunda biraz oturdum. Şadırvanın çevresinde bir birini kovalayan çocuklara gözüm ilişti. Bir kız çocuğu diğerlerine bağırıyordu, Arapça sesleniyordu diğer arkadaşlarına.

Su atmayın, burayı ıslatmayın diyordu; yüz ifadesinden bunu anlıyordum.

Birden göz göze geldik. Esmer yanık bir teni vardı. Gözleri koyu bir yeşildi. Saçları hafif kıvırcıktı. Şadırvanın diğer tarafında geçip, tekrar geri geldi ve elinde bir şişe su kolisi vardı. Bana doğru geliyordu, gözlerimin içine baktı,

Abi sana su satmayacağım dedi, gayet güzel bir Türkçe ile söyledi bunu ve ben de gülümsedim. Gülümsediğimi görünce, o da hafiften kendini samimiyete bıraktı.

Geldi yanıma oturdu. Ben bir müddet yüzüne baktım, o da gülümsedi ve ona güven verdiğimi anlamıştı.

Abi Vallahi ben bu çocuklar gibi değilim, bunlar çok yaramaz, bunlar benim arkadaşlarım da değil dedi.

Ben hafiften gülünce, o da sinirlendi neden gülüyorsun yalan mı söylüyorum sana dedi.

Ben yok dedim, çok sevimlisin ona gülüyorum dedim.

Ben çok sevimli olduğum için herkes suyu benden satın alır, bu camide en çok suyu ben satarım dedi.

Zaten ben çok su sattığım için bu çocuklar hep peşimden geliyor, başka yerlere gidip satamıyorlar dedi.

Abi bu çocuklar geçen gün beni kandırdı İstanbul diye başka bir yere götürdüler beni, çok korktum dedi.

Seni nereye, hangi şehre götürdüler dedim.

Şehzade Camisi dedi.

Ben gülmeye başladım, bana kızarak niye gülüyorsun dedi.

Şehzade Camisi buraya 400 metre falan dedim, orası da İstanbul dedim.

Hayır orası İstanbul değil dedi.

Bak dedi biz Fatih’teyiz, Fatih Camisindeyiz, Fatih’in mezarı bile burada dedi.

Olsun dedim, oralarda İstanbul, çok uzak yerler değil dedim.

Yok, İstanbul’un sahibinin mezarı burada, İstanbul burasıdır dedi.

Ben sustum, düşündüm biraz. Birileri Meryem’e belki İstanbul ve Fatih’i anlatmış olabilirdi. Ama Meryem Fatih Sultan’ı ve Fatih Cami’sini öyle bir sahiplenmiş ki koskoca İstanbul’u caminin avlusuna sığdırabilmişti...

Küçücük Meryem, koskoca İstanbul, Meryem’in çocuk dünyası, ne kadar küçük bir İstanbul veya ne kadar küçük bir dünya

Ve şehrin sahibinin kim olduğunu, kendini ve her şeyini, rızkını orada şehrin sahibinin mezarı dibinde araması ne kadar masum ne kadar büyüklük.

Baban burada ne iş yapıyor dedim

Benim babam Halep’te şehid oldu dedi.

Yutkunamadım, boğazım düğümlendi, sustum bir şey diyemedim.

Sonra, size kim bakıyor, nasıl geçiniyorsunuz dedim.

Ben ve annem çalışıyoruz, kazandığım parayı anneme veriyorum, evin kirasını ödüyor dedi.

Ne zaman gideceksiniz Halep’e, özledin mi dedim.

Özledim, gideceğiz savaş bitince dedi.

Gidince İstanbul’u özleyecek misin dedim.

Özleyeceğim dedi.

Abi Halep’te evimiz var, burada evimiz yok, kira parasını zor çıkarıyoruz yardımlar gelmese dedi.

Meryem buralar hepsi sizin Türkiye sizin dedim.

Abi yok ben sadece İstanbul’u seviyorum dedi.

Savaş bitince gideceğiz Halep’e, evimizde oturacağız, kira vermeyeceğiz dedi...

Meryem ile yaklaşık bir saat konuştuk. Meryem yaşıtlarından çok büyüktü ve her şeyi o küçük ömrüne de sığdırmıştı.

Meryem, koskoca dünyanın sınırlarını yüreğinde çizmişti ve babasızlık, vatansızlık özlemini bir cihan hükümdarı; Fatih’in ruhaniyeti dibinde ikame ettirmişti.

Meryem, belki de sonradan Halep’in, Fatih Sultan’ın olduğunu da öğrenecek ama biz öğrenmeyeceğiz; sınırların kim çizdiğini. Ve Fatih semtinin sadece İstanbul olduğunu Suriyeli bir çocuktan öğreneceğiz.

Çoğu şeyi öğrendiğimiz de, çok zaman alacak.

Ve Meryemler, yetim ve öksüz kalacaklardır Fatih’te, Halep’te

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
04 Eyl 21:17

Kalemine sağlık abi çok güzel

Bunlar da ilginizi çekebilir..