İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 28447

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8033

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6532

İstanbul

Bulut Sever

4 / Puan: 4784

İstanbul

Sezer Emlik

5 / Puan: 4501

Bartın

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4250

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 3849

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3631

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2370

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2114

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1830

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1687

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1604

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1394

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1352

Kırıkkale

Ali Turan

16 / Puan: 1019

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

17 / Puan: 1016

Ankara

Lagari Alıntılar

18 / Puan: 975

İstanbul

Mücahid Cesur

19 / Puan: 940

İstanbul

Yamanduruş

20 / Puan: 886

Sakarya

Ahmet Demir

21 / Puan: 870

İstanbul

Müsemma Şahin

22 / Puan: 855

İstanbul

Mesut Toprak

23 / Puan: 843

Ankara

Ahmet Lalbek

24 / Puan: 838

Erzincan

Reşit Akpınar

25 / Puan: 834

Erzurum
İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 791

Ankara

Muharrem Morkoç

28 / Puan: 753

İstanbul

Alpay Gökçe

29 / Puan: 728

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 694

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 21 dakika kaldı.

Mustafa Karayel yazdı, 505 kez açıldı, 3 misafir olmak üzere 12 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
11 Eyl 15 18:00
Selman-I Farisi (Radiyallhü Anh)

Resûlullah efendimizin "aleyhisselâm" eshâbının ileri gelenlerindendir. Eshab-ı kiramın büyüklerinden ve meşhûrlarından. Nübüvvet yolunun ikinci halkası. Gençliğinde Mecûsî iken, Hıristiyân rahipleri ile tanışıp, Mecûsîliği terk etti. Kiliseye girip Hıristiyân oldu. Çok ilim öğrenip âlim oldu.

Bir gün kendisini satın alan Yahûdî'nin bahçesinde, bir hurma ağacı üzerinde çalışıyordu. Sahibi, yanında biriyle konuşuyordu. Bir ara dedi ki: "Evs ve Hazrec kabîleleri helâk olsunlar. Mekke'den bir kimse geldi. Peygamber olduğunu söylüyor. Ona inanmışlar. Bu sözleri işiten Selmân, kendinden geçip, az kalsın ağaçtan yere düşüyordu. Hemen aşağı inip, o şahsa; "Ne diyorsun?" dedi. Sahibi bir tokat vurdu ve; "Neyine lâzım ki, soruyorsun, sen işine bak!" dedi.

Akşâm olunca bir miktâr hurma alıp, hemen Kubâya vardı. Resûlullah'ın yanına girip; "Sen Sâlih bir kimsesin, yanında fakîrler vardır. Bu hurmaları sadaka getirdim," dedi. Resûlullah efendimiz yanında bulunan Eshâba; "Geliniz, hurmayı yiyiniz" buyurunca, yediler. Kendisi asla yemedi. İçinden; "İşte birinci alâmet budur. Sadaka kabûl etmiyor," dedi. Eve dönüp, bir miktâr hurma dahâ alıp, Resûlullah'ın yanına gelip, "Bu, hediyedir," diyerek takdîm etti. Bu defa yanındaki Eshâbı ile birlikte yediler, "İşte ikinci alâmet budur," dedi. Götürdüğü hurma yirmi beş tâne kadardı. Hâlbuki, yinen hurma çekirdekleri bini buluyordu. Resûlullah efendimizin mucizesiyle hurma artmıştı. Kendi kendine; "Bir alâmetini dahâ gördüm," dedi. Resûlullah'ın yanına ikinci defa gittiğinde, bir cenâze defin ediyorlardı. Nübüvvet mührünü görmeyi arzû ettiği için, yanına yaklaştı. Peygamber efendimiz onun murâdını anlayıp, gömleğini kaldırdı. Mübârek sırtı açılınca, Nübüvvet mührünü görür görmez yaklaşıp, öptü ve ağladı. O anda Kelime-i şahâdeti söyleyerek Müslümân oldu. Mabeh bin Buzahşâh olan ismini, Resûlullah efendimiz, Selmân olarak değiştirdiler.

Bedr ve Uhud savaşından sonra, Medîne üzerine üçüncü defa yürüyen müşriklere karşı, nasıl bir savunma yapılması gerektiği istişâre ediliyordu. Bütün müşriklerin birleşerek hücûm ettiği Hendek savaşında, Selmân-ı Fârisî, Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" efendimize, hendek kazmak sûretiyle, savunma yapmayı teklîf etti. Onun teklîfi kabûl edilip, hendek kazıldığı için bu savaşa, Hendek savaşı denildi. Selmân-ı Fârisî, içlerinde Amr bin Avf, Huzeyfe bin Yemân, Nu'mân bin Mukarrin ile Ensârdan altı kişinin bulunduğu bir gurup ile berâber bulunuyordu. Kendisi güçlü ve kuvvetli bir zât idi. Hendek kazma işinde gâyet mâhir ve becerikliydi. Yalnız başına on kişinin kazdığı yeri kazardı.

Muhâcirlerle Ensâr arasında, Muhâcirlerden mi, yoksa Ensârdan mı meselesinde ihtilâf çıkınca, Peygamberimiz "sallallahü aleyhi ve sellem", (Selmân bizdendir, ehl-i beytdendir) buyurdu.

Selmân-ı Fârisî "radıyallahü anh" bir gün yanında misâfiri olduğu hâlde, Medâynden çıktı. Yolda karınları acıktı. Yiyecek bir şeyleri de yoktu. Orada geyikler ve kuşlar vardı. Selmân-ı Fârisî "radıyallahü anh", bir geyikle bir kuşu yanına çağırınca, ikisi de geldi. Onlara; bu kimse benim misâfirimdir. Sizi ona ikrâm etmek istiyorum, buyurdu. Geyik ve kuş hiç itirâz etmediler. Onları kesip yediler. O zât bu işe çok şaştı ve ey efendim! Geyik ve kuşu çağırdığınızda, hiç kaçmadan yanınıza geldiler, ben buna hayret ettim, dedi. Selmân "radıyallahü anh" o zamân; bunda hayret edilecek bir şey yok. Bir kimse Allahü teâlâ'ya itâat eder ve hiç günâh işlemezse, her şey ona itâat eder, buyurdu.

**********

Buyurdu ki;

Üç şey beni hayrete düşürdü. Bunlar:

1- Ölüm kendisini yakalamak üzere olduğu hâlde, dünyâlık peşinde olan kimselerin hâli.

2- Kendisi gaflete dalıp, kendini unuttuğu hâlde unutulmamış olup, hesâba çekilecek olan kimselerin hâli.

3- Rabbinin kendinden râzı olup, olmadığını bilemediği hâlde, ağız dolusu gülen kimselerin hâli.

Üç şey beni devâmlı ağlatır: Birincisi, Resûlullah'ın "sallallahü aleyhi ve sellem" vefâtı. Bu ayrılığa dayanamadım ve durmadan ağlıyorum. İkincisi, kabirden kalktığım zamân hâlim ne olur, onu bilemediğim için ağlıyorum. Üçüncüsü, Allahü teâlâ beni hesâba çektiği zamân, Cennetlik miyim, Cehennemlik miyim bilemiyorum. O zamân hâlim ne olur, bilemiyorum, onun için ağlıyorum.

Selmân-ı Fârisî "radıyallahü anh", ölüm döşeğinde yattığı vakit ağladı. Sebebini soranlara, Dünyâdan ayrıldığım için ağlamıyorum. Ancak, Resûl-i Ekrem "sallallahü aleyhi ve sellem", (Dünyâdan ayrılırken sermâyeniz bir yolcunun yol azığından fazla olmasın), buyurmuştu. İşte buna ağlıyorum, dedi. Hâlbuki öldüğü vakit bıraktığı malın kıymeti on dirhem civârında idi.

Yaşı ile ilgili çeşitli rivayetler olup, bir rivayette 33 [m. 653] senesinde Medâynde vefât etti. Vefât ettiğinde iki yüz elli yaşında bulunuyordu. Kabri Medâyn yakınlarında, Selmân-ı Pâk denilen yerdedir. Türbe ve câmi'i, Osmânlı sultânı ve Bağdâd fâtihi, dördüncü Murâd Hân tarafından yeniden inşâ edilmiştir.

*****

Zerre layık olmasak da şefaatlerini dileriz.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..