İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 29710

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8068

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6634

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 4838

Bartın

Bulut Sever

5 / Puan: 4820

İstanbul

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4398

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 3981

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3696

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2415

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2220

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1866

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1710

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1612

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1410

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1355

Kırıkkale

Ali Turan

16 / Puan: 1039

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

17 / Puan: 1023

Ankara

Lagari Alıntılar

18 / Puan: 1012

İstanbul

Mücahid Cesur

19 / Puan: 941

İstanbul

Ali Osman Rothschild

20 / Puan: 909

Ankara

Reşit Akpınar

22 / Puan: 901

Erzurum

Yamanduruş

21 / Puan: 901

Sakarya

Ahmet Demir

23 / Puan: 878

İstanbul

Müsemma Şahin

24 / Puan: 862

İstanbul

Ahmet Lalbek

25 / Puan: 855

Erzincan

Mesut Toprak

26 / Puan: 846

Ankara
İstanbul

Emre Keleş

28 / Puan: 804

Ankara

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 763

İstanbul

Alpay Gökçe

30 / Puan: 729

İstanbul

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 18 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 575 kez açıldı, 6 misafir olmak üzere 20 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
18 Eyl 15 18:00

Bulut Sever

Puan: 4820

Fani Dünya

Doğduğumuz gün, bir gün muhakkak öleceğimiz o son gün için ilk adım. Kaç yaşında olursan ol; insan şöyle bir dönüp baktığı zaman tevellüt tarihine, ne kadar da uzun zaman geçmiş üzerinden diyebiliyor.

Hâlbuki hep denildiği üzere, dünyadaki ilk gününü yaşayan bir insan ile 90’larını süren bir insanın ölüme mesafesi aynı.

Bitmiyor. Dünya derdi bitmiyor.

Maddi bir değer ifade eden kazançlar ruhu doyurmanın ve bunun sonucunda oluşacak, tarife gelmeyen o güzelim ‘elif’ gibi bir olgunluğun önüne geçmiş durumda. Tercih meselesi deyip geçemeyiz.

Dinlerde ‘nefs’ diye adlandırılan o varlık her nasıl ise ilkinden büyük bir haz alıyor ve yedikçe doymak bilmeyen, yeme kapasitesi artan fakat hiç şişmanlamayan; kontrolsüz bırakıldığı takdirde uçuruma götürücü bir varlık.

Sabah uyanıyor insan. Elini-yüzünü yıkıyor. Kahvaltı ediyor. İşine gidiyor. Kazanıyor, kazanmıyor. Gün içinde yaşadığı birçok hengâmenin sonunda akşam evine dönüyor. Okuyor, okumuyor. Yoruluyor, dinleniyor, üzülüyor, kızıyor, seviniyor, umursuyor, umursamıyor… Birbiri ardına süregelen bu hallerle mütemadiyen sürüp gidiyor hayatı.

‘Sahip olduklarının’ sahte tesellisi ile bir bakıyor ömür sermayesi bitmek üzere. Ama bitmiyor istekleri, yetmiyor. En masum bahane ile yazalım; ‘Benden sonrası için…’ deyip sahip olma hırsı artarak, her şeye ve evet ölüm gerçeğine rağmen devam ediyor.

Aklıma bir mesel geldi, alıntılamak isterim.

“Eskiden, yoldan geçen birisi, bahçesinde acayip hareketler yapan bir adama sorar:

- Niye öyle tepinip duruyorsun?

- Keçe yapıyorum. Sıkıştırıp pazarda satacağım. Ne yapalım, fani dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!

- Başındaki çıngırak ne?

- Çevredeki bahçelerin ekin ve meyvelerine kuşların gelmemesi için, çıngırakla ses çıkarıyorum. Sahipleri de bana bunun için biraz ücret ödüyorlar. Ne yapalım, fani dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!

- Peki, sırtındaki yük nedir?

- Bu yayıktır. Yoğurttan yağ çıkarıyorum. Sonra da götürüp pazarda satacağım. Ne yapalım, fani dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!

- O elindeki döndürdüğün nedir?

- Elimdeki kirmen. Komşuların yünlerini eğiriyorum. Onlar da ücretlerini ödüyor. Ne yapalım, fani dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!

- Ağzınla ne mırıldanıyorsun?

- Hatmi tehlil okuyorum. İsteyenlere hediye ediyorum. Onlar da bana çeşitli hediyeler veriyorlar. Ne yapalım, fani dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!

- Gözlerini niye öyle çevirip duruyorsun?

- Komşu çocuklarını takip ediyorum. Onları tehlikelerden korumak için bakıcılık yapıyorum. Komşular da bana ufak-tefek biraz hediye veriyorlar. Ne yapalım, fani dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!

- Peki, dünya fani olmasaydı daha neler yapardın?

- Fani olmasaydı ona göre tedbir alırdım.”

Modern çağın insanı biraz bu meseldeki her halinde binbir marifet olan insana benzemiyor mu? En azından niyetler buna yakın değil mi; sinekten yağ çıkarma, tereyağından kıl çekme… Hep tatmin olamamanın, tatmin olunamayacak bahçelerde oyalanmanın getirdiği hırs.

Metalara bedel öderken takındığımız hassasiyeti kıymeti bulunamaz ömrümüz için kullanamıyoruz. Fakat zaman mefhumunun mazotlusu yok misal. Az yakıp da çok yol gideni yok. Tereddütsüz ve telafisiz bir şekilde; küçükken günleri, 30’undan sonra sırasıyla haftaları, ayları, yılları sayarak nasıl geçtiğini anlamadan bitip gidiyor ömür. Bunun üzerinde ‘ince görme’ melekemizi ne kadar işletebiliyoruz.

Vatanımızda onlarca dert var. Bulunduğumuz coğrafyada Müslümanların hali bir sebeple yangın yeri-kıyamet.

Bizim yerimiz/hallerimiz, tek tek bir insan olarak sormalıyız bunu kendimize, bunca zulmün arasında nereye oturuyor?

Ne yazık ki Müslümanların yaşadığı müreffeh yaşam tarzı artık Müslümanca olmaktan günden güne uzaklaşıp ne dine ne geleneklerimize uymayan bir hale bürünüyor.

Unutmadan, özgür irade var ise, hesap günü de var.

Dünya fani, öyle mi?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..