İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 38780

Ankara

Sezer Emli̇k

3 / Puan: 8828

Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7401

İstanbul

Mümi̇n Yolcu

5 / Puan: 6911

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 5707

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5507

İstanbul

Payi̇taht İstanbul

8 / Puan: 5249

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 3475

İstanbul

Ozan Bi̇li̇can

10 / Puan: 2606

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2504

İstanbul

Detroi̇tli̇ Kızıl

12 / Puan: 2036

İstanbul

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

14 / Puan: 1823

İstanbul
Ankara

Sıla Müni̇r

15 / Puan: 1657

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1568

Kırıkkale

Reşi̇t Akpınar

18 / Puan: 1487

Erzurum

Lagari̇ Alıntılar

17 / Puan: 1397

İstanbul

Ali̇ Turan

19 / Puan: 1363

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1275

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 1265

Sakarya

Feri̇t Çaydangeldi̇

21 / Puan: 1191

Ankara

Müsemma Şahi̇n

28 / Puan: 1082

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 1079

Ankara

Aykut Gi̇ray

27 / Puan: 1073

Yozgat

Ahmet Demi̇r

26 / Puan: 1042

İstanbul

Mücahi̇d Cesur

24 / Puan: 1013

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 984

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 972

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 17 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 672 kez açıldı, 6 misafir olmak üzere 20 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
18 Eyl 15 18:00

Bulut Sever

Puan: 5507

Fani̇ Dünya

Doğduğumuz gün, bir gün muhakkak öleceğimiz o son gün için ilk adım. Kaç yaşında olursan ol; insan şöyle bir dönüp baktığı zaman tevellüt tarihine, ne kadar da uzun zaman geçmiş üzerinden diyebiliyor.

Hâlbuki hep denildiği üzere, dünyadaki ilk gününü yaşayan bir insan ile 90’larını süren bir insanın ölüme mesafesi aynı.

Bitmiyor. Dünya derdi bitmiyor.

Maddi bir değer ifade eden kazançlar ruhu doyurmanın ve bunun sonucunda oluşacak, tarife gelmeyen o güzelim ‘elif’ gibi bir olgunluğun önüne geçmiş durumda. Tercih meselesi deyip geçemeyiz.

Dinlerde ‘nefs’ diye adlandırılan o varlık her nasıl ise ilkinden büyük bir haz alıyor ve yedikçe doymak bilmeyen, yeme kapasitesi artan fakat hiç şişmanlamayan; kontrolsüz bırakıldığı takdirde uçuruma götürücü bir varlık.

Sabah uyanıyor insan. Elini-yüzünü yıkıyor. Kahvaltı ediyor. İşine gidiyor. Kazanıyor, kazanmıyor. Gün içinde yaşadığı birçok hengâmenin sonunda akşam evine dönüyor. Okuyor, okumuyor. Yoruluyor, dinleniyor, üzülüyor, kızıyor, seviniyor, umursuyor, umursamıyor… Birbiri ardına süregelen bu hallerle mütemadiyen sürüp gidiyor hayatı.

‘Sahip olduklarının’ sahte tesellisi ile bir bakıyor ömür sermayesi bitmek üzere. Ama bitmiyor istekleri, yetmiyor. En masum bahane ile yazalım; ‘Benden sonrası için…’ deyip sahip olma hırsı artarak, her şeye ve evet ölüm gerçeğine rağmen devam ediyor.

Aklıma bir mesel geldi, alıntılamak isterim.

“Eskiden, yoldan geçen birisi, bahçesinde acayip hareketler yapan bir adama sorar:

- Niye öyle tepinip duruyorsun?

- Keçe yapıyorum. Sıkıştırıp pazarda satacağım. Ne yapalım, fani dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!

- Başındaki çıngırak ne?

- Çevredeki bahçelerin ekin ve meyvelerine kuşların gelmemesi için, çıngırakla ses çıkarıyorum. Sahipleri de bana bunun için biraz ücret ödüyorlar. Ne yapalım, fani dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!

- Peki, sırtındaki yük nedir?

- Bu yayıktır. Yoğurttan yağ çıkarıyorum. Sonra da götürüp pazarda satacağım. Ne yapalım, fani dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!

- O elindeki döndürdüğün nedir?

- Elimdeki kirmen. Komşuların yünlerini eğiriyorum. Onlar da ücretlerini ödüyor. Ne yapalım, fani dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!

- Ağzınla ne mırıldanıyorsun?

- Hatmi tehlil okuyorum. İsteyenlere hediye ediyorum. Onlar da bana çeşitli hediyeler veriyorlar. Ne yapalım, fani dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!

- Gözlerini niye öyle çevirip duruyorsun?

- Komşu çocuklarını takip ediyorum. Onları tehlikelerden korumak için bakıcılık yapıyorum. Komşular da bana ufak-tefek biraz hediye veriyorlar. Ne yapalım, fani dünya işte; üç-beş kuruş kazanıyoruz!

- Peki, dünya fani olmasaydı daha neler yapardın?

- Fani olmasaydı ona göre tedbir alırdım.”

Modern çağın insanı biraz bu meseldeki her halinde binbir marifet olan insana benzemiyor mu? En azından niyetler buna yakın değil mi; sinekten yağ çıkarma, tereyağından kıl çekme… Hep tatmin olamamanın, tatmin olunamayacak bahçelerde oyalanmanın getirdiği hırs.

Metalara bedel öderken takındığımız hassasiyeti kıymeti bulunamaz ömrümüz için kullanamıyoruz. Fakat zaman mefhumunun mazotlusu yok misal. Az yakıp da çok yol gideni yok. Tereddütsüz ve telafisiz bir şekilde; küçükken günleri, 30’undan sonra sırasıyla haftaları, ayları, yılları sayarak nasıl geçtiğini anlamadan bitip gidiyor ömür. Bunun üzerinde ‘ince görme’ melekemizi ne kadar işletebiliyoruz.

Vatanımızda onlarca dert var. Bulunduğumuz coğrafyada Müslümanların hali bir sebeple yangın yeri-kıyamet.

Bizim yerimiz/hallerimiz, tek tek bir insan olarak sormalıyız bunu kendimize, bunca zulmün arasında nereye oturuyor?

Ne yazık ki Müslümanların yaşadığı müreffeh yaşam tarzı artık Müslümanca olmaktan günden güne uzaklaşıp ne dine ne geleneklerimize uymayan bir hale bürünüyor.

Unutmadan, özgür irade var ise, hesap günü de var.

Dünya fani, öyle mi?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..