İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 28447

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8033

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6532

İstanbul

Bulut Sever

4 / Puan: 4784

İstanbul

Sezer Emlik

5 / Puan: 4501

Bartın

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4250

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 3849

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3631

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2370

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2114

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1830

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1687

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1604

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1394

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1352

Kırıkkale

Ali Turan

16 / Puan: 1019

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

17 / Puan: 1016

Ankara

Lagari Alıntılar

18 / Puan: 975

İstanbul

Mücahid Cesur

19 / Puan: 940

İstanbul

Yamanduruş

20 / Puan: 886

Sakarya

Ahmet Demir

21 / Puan: 870

İstanbul

Müsemma Şahin

22 / Puan: 855

İstanbul

Mesut Toprak

23 / Puan: 843

Ankara

Ahmet Lalbek

24 / Puan: 838

Erzincan

Reşit Akpınar

25 / Puan: 834

Erzurum
İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 791

Ankara

Muharrem Morkoç

28 / Puan: 753

İstanbul

Alpay Gökçe

29 / Puan: 728

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 694

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 19 dakika kaldı.

Cemil Koç yazdı, 399 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 4 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
28 Eyl 15 18:00

Cemil Koç

Puan: 267

İbadet mi Seyahat mi?

Kâbe'ye ilk yöneldiğinizde duvarlar sebebi ile o kutsal yapıyı göremiyorsunuz. Ama az sonra Kâbe'nin üzerine bir felaket gibi çöken kıralın sarayını filan rahatlıkla seyredebiliyorsunuz. Bu saygısızlık, bu görgüsüzlük, bu maneviyattan nasibini alamamış hoyratlık karşısında gözyaşlarınızı tutamayarak ağlamaya başlıyorsunuz. O kutsal mekana yaklaştıkça içinizi manevi bir iklimin rüzgarı yalayacak, suları dolduracak derken bir maddi heykel ile karşılaşıyorsunuz.

Mübarek mekanın etrafında gökdelenler yükseliyor, vinçler birer ejderha gibi bir o yana bir bu yana dönüyor. Kâbe, etrafını saran bu vandal saldırı karşısında siyah örtüsüne bürünerek âdeta saklanıyor. Müslümanlar bu barbar istilayı protesto edecekleri yerde Kâbe'yi gören yüksek otellerden, rezidanslardan birer oda kapma peşinde.

Bugün hac ibadetinin karşı karşıya kaldığı tehlikeleri görmezden gelemeyiz. Birincisi hac ibadetine talep arttıkça organizasyonlar daha modernize oldukça, konfor fazlalaştıkça haccın manevi ruhunun azalmaya başladığını gözlemyebiliyoruz. Bütün bu ibadetler için çok dikkatli olmalıyız. Hac bir anlamlar ve semboller ibadetidir. Bunları kaybedip şekle bağlı bir seyahate dönüştürdüğümüzde bütün müminler için tehlike çanları çalmaya başlar.

'Hac meşakkattir' denilmiş. Bu meşakkati zevk ü safaya dönüştürmenin ne mânası var. Kuru ekmek ile çorba yiyip nefsi körlettikten sonra vakit geçirmeyip Harem'e koşmak dururken; mükellef bir sofrada karnını şişirip namazda esnemenin ne mânası var.

Hacca gidenler beyaz ihramlara bürünüp sanki mahşer yerine varıyor. Orada Kâbe'nin etrafında dönerken kendi ömrünün muhasebesini yapıyor, günahını serabını tartıyor, ağlıyor, af diliyor. Orada bir nevi ölmeden ölüyor. Yani dünyadan ve dünya nimetlerinden, derdinden, tasasından uzaklaşıyor. Başka bir âleme dahil oluyor. Af kapıları, tövbe kapıları açık. Başını secdeye koyup yeniden ve bir çocuk gibi günahsız doğmak için yalvarıyor. Ve biz inanıyoruz ki, dünyasından geçmiş olan her mümin bu 'yeniden doğuş'u yaşamaktadır. Burada ne gökdelenin kaç kat olduğu, ne okunan duanın kaç adet olduğu, ne yenilen yemeğin kaç çeşit olduğu önemini kaybetmiştir. Ne diyor Süleyman Çelebi: "Bir kez Allah dese aşk ile lisan/ Dökülür cümle günah misl-i hazan."

Hacca gidip, yiyip, içip, eşe dosta hediyeler alıp, bu arada haliyle haccın şartlarını da yerine getirip, ama manevi olarak bir menzil geçmeyene ne denilebilir ki. Aslında bu insan nefsi ile ilgili bir şey. Ha bir lüks otel istiyorsunuz, ha otobüse binmek için öteki hacılarla kavga ediyorsunuz, ha gökdelenin katlarını sayıyorsunuz. Dünyadan kopmak o kadar kolay değil. Ama orada, o kutsal mekanda, her Allah dediğinizde gözleriniz yaşarmıyorsa o manevi iklimden nasibiniz yok demektir.

Dönüşte hac hatıralarınızı anlatırsınız. Bir daha gidersiniz, bir daha, bir daha. Ve her gidişinizden sonra anlattıklarınız Kâbe'nin etrafındaki inşaatlar üzerine olur. Arapların pisliğinden, Afrikalıların görgüsüzlüğünden, İranlıların kabalığından, Endonezyalıların inceliğinden filan dem vurursunuz.

Bu yazı vesilesiyle Mustafa Kutlu'ya teşekkürler.

Yine bu yazı vesilesiyle, vinç kazasında ve yaşanan izdihamda hayatını kaybeden sayısı bine yaklaşan hacılarımıza Allah rahmet eylesin. Allah bir daha böyle acılar yaşatmasın inşallah.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..