İyi Yazarlar
İyi Okurlar
Ankara
Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul

Bulut Sever

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul
İstanbul

Aa

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul
İstanbul
Kırıkkale
Erzurum
İstanbul

Ali̇ Turan

İstanbul

İstanbul
Erzincan
Sakarya
Ankara
Yozgat
İstanbul

Ahmet Demi̇r

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul
Ankara
Emre Keleş yazdı, 42 kez açıldı, 6 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
4 Eki '15 17:00
İçinde Uçurtma Uçmamış Çocukluk

Bir pazar sabahı hava açık. Mevsim yaz sonu, sonbahar başlangıcı. Sabahın sessiz ve güneşin havayı yavaş yavaş ısıtmaya başladığı saatler. Elimdeki dergiyi bırakıp hava almak için balkona çıkıyorum. Kuşlar çoktan cıvıltılarıyla güneşten nasiplenmeye başlamışlar. Şöyle bir havayı soluduktan sonra etrafıma göz gezdiriyorum. Balkonunda kahvaltı eden birkaç komşu ile yoldan geçen tek tük araba dışında pek bir hareket yok. Az sonra esamesi okunmayacak bu ortamın tadını çıkarırken birden bir rüzgar esmeye başlıyor. Neden bilmem birden uçurtma uçurmak geliyor aklıma. Rahmetlik babam ilk uçurtmamı yaparken nasıl da sabırsızlanmıştım. Sonraki yıl aynı mevsim geldiğinde farkedecektim; onu izlerken nasıl yaptığını öğrenivermişim. Çıtaları birbirine tutturup etrafından dolaştırdığı ipi çerçevelemesi, terazisi, kuyruğu, naylon kaplaması derken uçmaya hazır bir uçurtma çıkmıştı ortaya. Nasıl uçurulacağını az çok öğrenmiştik abilerimizden. Bir iki kez havadayken ipini tutturmuşlar bikaç selam çaktırmamıza müsaade etmişlerdi sağolsunlar. Selam çakma işini böyle öğrenmiştik.(Ayşe Hatun Önal ablamız çocuktu o zamanlar) Bu bize ipi kendi başımıza tutup koşturmadığımız ip salıp rüzgar çıktığında birden çekerek diklendiremediğimizden sanırım o heyecanı yaşatmıyordu. Öyle hemen de diklenmiyordu bi uçurtma. Bu işin çıraklığı önce baş tutmaydı. Kuyruk kısmından tutup yukarı doğru kaldırıp ipi tutanın "rüzgar var mı?" sorusuna defalarca yok demek, rüzgar geldiğinde telaş ve heyecanla "rüzgar geldiiii " diye bağırarak uçmaya kalkan uçurtmanın peşinde düşerse yakalarım diye koşuşturmakla çıraklıktan ustalığa safhalar birer birer geçiliyordu.

Defalarca düşüp onca ağaca takmaların ardından kazanılan deneyimler sonrasında uçurabildiğin uçurtmanın ardından kazanılan ustalıkla övünmenin tadı paha biçilemezdi. Bütün bunlar aklımdan saniyelik bir hızla geçiyordu. Bu rüzgar sayrsinde babamı bir kez daha rahmetle andım. Çocukluğumun hatırladım. Bir babanın çocuğuyla uçurtma yapıp uçurması ne büyük nimet. Tatlı bir gülümseme eşliğinde bu duygunun vermiş olduğu mutluluğu yaşıyordum. Bir anlık rüzgar neler yaşatıyor, insan bu yüzden Allah'a ne kadar şükretse azdır.

İşte şimdi şehir tamamen uyandı. Kalabalık ve gürültülü bir gün daha. Beton yığınlarının içine hapsolmuş insanlar. Ekranların demir parmaklıklara döndüğü ve çocukların arkasından baktığı bir zindana benziyor sanki. Sokakta oyun oynamanın uçurtma uçurmanın tadını çıkarmadan, böyle bir anısı olmadan yaşanan çocukluk yılları. Öylece gelip geçen ne garip bir çocukluk...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Bunlar da ilginizi çekebilir..
Siz de Türkiye yazarı olmak ister misiniz?
Kaydol