İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Açık Mavi

1 / Puan: 5881

Ankara

Bülent Kesler

2 / Puan: 2168

İstanbul

Gülşen Aslan

3 / Puan: 1061

İstanbul

Sıla Münir

4 / Puan: 1025

İstanbul

Mümtaz Fuat

5 / Puan: 855

Bursa

Mücahit Kılıç

6 / Puan: 819

İstanbul

Bulut Sever

7 / Puan: 754

İstanbul

Burhan Çekici

8 / Puan: 646

Ordu

Ali Şahan Avsuz

9 / Puan: 624

Adana
Ankara

Salman Döner

11 / Puan: 443

İstanbul

Ahmet Lalbek

12 / Puan: 409

Erzincan

Onur Gündüz

13 / Puan: 405

İstanbul

Minel Alya Bayrak

14 / Puan: 391

Erzurum

Ahmet

16 / Puan: 390

Kayseri

Sevdaşrn

15 / Puan: 390

İstanbul

Nida Tandoğan

17 / Puan: 332

Adana

Kürşat Koyuncu

18 / Puan: 317

Ankara

Aykırı Genç

20 / Puan: 302

Ankara

Meyzen Ruha

19 / Puan: 302

İstanbul

Burcu Mıhcı

21 / Puan: 299

Ankara

Atç

22 / Puan: 296

Eskişehir

Rümeysa Yağcı

23 / Puan: 274

İstanbul

Benay Özbent

24 / Puan: 249

İstanbul

Ayşegül Koçar

25 / Puan: 237

Ankara

Tuğba Bozkurt

26 / Puan: 235

Ankara
İstanbul

Nesibe Çakıcı

28 / Puan: 222

Balıkesir

Esra Aydar

29 / Puan: 206

Ordu

Yiğit Yılmaz

30 / Puan: 188

Adana

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 02 saat 35 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 531 kez açıldı, 7 misafir olmak üzere 21 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
7 Eki 15 18:00

Bulut Sever

Puan: 754

Uzaklara ve O Ağaca Meftun

Sana en son yazdığımda bir masalın hüznünden bahsetmiştim. Bunu yazmamda ki sebep, işin uzmanı olduğumdan değildir; doğrusunu bilmek istersen sen her ne kadar beğensen de ben hiç anlatabilir insanlardan olmadım. Daha da doğrusunu söylemek gerekirse, olabilecek en yalın şekilde anlatabilen bir insan olmayı hep istemişimdir fakat belagati güzel insan nasıl olur hiç bilmiyorum inan ki. Ancak şunu bilmeni isterim ki karşında konuşurken heyecanlanmak, anlatılan meseleye göre hiddetlenmek, gerçeği anlatabilme gayretinin çırpınmaları kadar daha da güzel bir hal bulamadım.

Sana mübalağalı bir biçimde, biraz da latife ile karışık fakat belli etmeden sormuştum hani, hatırladın mı Sevgili; ‘sana daha önce hiç sokağa çıkmaman gerektiğinden bahseden oldu mu’ diye. ‘Oldu’ deseydin de şaşırmazdım bilesin. Senin güzelliğini öven o kimseyi kıskanıyor olurdum muhakkak lakin seninle bir gün bir olabilme hayalinin, az önce zikrettiğim soruyu sormama sebep olduğunu da illa ki dile getirmeliydim.

Şimdi uzak bir Anadolu kasabasının, belki dağların ardında uzaktan denizi gören bir ilçesinin yeni yetme apartmanının penceresinden bakarken kimi bekliyorsun akşam saatleri? Hala vernik kokusu geçmemiş mobilyalarının üzerinde hangi kitapları okuyor, açık mı çay içiyorsun halen? Dışarıya çıktığın günlerde güneş gözlüğü kullanıyor musun, onu da bilmiyorum. ‘Abartıyorsun’ deme her zaman ki gibi; ‘Ben aynada farklı bir şey görmüyorum, artık sana ne gösteriyorlarsa…’ diye söylerken tebessüm de etme yine.

Eskiden, çok eskiden uzaktan uzağa sevgililer, çoğu zaman eşler, askere uğurlarken sevdiğini tren istasyonlarından; başından sonuna asker dolu trenlerin makinistleri bir daha ki durağa, yani sesin duyulmayacak ve yârin gidişinin iyice anlaşıldığı ilk menzile kadar ‘kampana’ çalarmış… Hicabından ötürü geriden geriye sessizce ağlayan gözüyaşlı sevgililerin birkaç sene sürecek hasretlerinin başlangıç çığlıklarıymış bu. Varlığını ömrümden usulca çıkarırken sen, sesimi bile çıkaramadım oysa. Bir makinistin gözlerindeki hüznünü şahit kılamadım ardından bakışıma. Vedaları sevmiyor oluşum bir ‘hoşçakal’ sözünü dahi hak etmiyorum anlamına gelmiyordu. Ama haklısın; kalbim için yapılmış yapıyı yıkmakta ne kadar mahir olduğumu anladığım günden beri, tek kelimelik ayrılık cümlesini duymaya da layık olmadığımı idrak etmiş oldum.

Üzülüyorum Sevgili. Üzülmüyor değilim, perişan haldeyim çoğu zaman. Günlük mecburiyetlerin kıskacında ben de farklı farklı yüz hatları ile mutluluk tebessümleri saçıyorum etrafa. En azından ‘olağan’ görünüyorum. Olağan görünmenin, hayat hep rutin bir halde akacakmış gibi düşünmenin insanlarda rahatlatıcı etkisi olduğu yadsınamaz günümüzde. Onlar gibi görünmenin en kestirme yolu da, onları taklit etmekten geçtiğini buraya yazarsak pek de yanılmış olmayız.

Ömür öyle ya da böyle geçiyor derken, “Kıyamet koparken sizden birinizin elinde bir hurma dalı bulunur da bunu Kıyamet kopmadan dikmeye gücü yeterse, mutlaka onu diksin, bırakmasın.” buyuran bir Peygamberin (sallallahü aleyhi ve sellem) ümmeti olmakla şeref duyuyorum ve bunu bana ihsan eden Allah-ü Teâlâ’ya hep şükretmeye gayret ediyorum. İşte bu yüzden, yani bana dair ‘büyük kıyamet’ vakti gelmeden önce geçen gün sana ve senin hürmetine niyet ederek bir fidan diktim birdenbire. Büyük ihtimam gösteriyorum ona, daha heybetli neşvünema bulur ümidiyle senin ismini zikrediyorum onu severken hep.

Ne diyordu bir beyitte hatırladın mı?

“bir harâb olmuş kalbi, tamir etmektir hüner.”

Bu hüneri gösteremediğim ve tekrar ifade ederken kahrolduğum, hayatında doldurulmaz bir boşluğa sebep olduğum için beni affet lütfen.

Hala benim gibi denize hayran ve uzaklara dalıp gitmeye meftunsan, o ağaca bak; lütfen beni duadan gayrı unutma.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..