İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Açık Mavi̇

1 / Puan: 12180

Ankara

Bülent Kesler

2 / Puan: 3338

İstanbul

Mücahi̇t Kılıç

3 / Puan: 1688

İstanbul

Gülşen Aslan

4 / Puan: 1365

İstanbul

Sıla Müni̇r

5 / Puan: 1162

İstanbul

Mümtaz Fuat

6 / Puan: 1046

Bursa

Ahmet Lalbek

11 / Puan: 930

Erzincan

Burhan Çeki̇ci̇

8 / Puan: 886

Ordu

Bulut Sever

7 / Puan: 842

İstanbul

Ali̇ Şahan Avsuz

9 / Puan: 783

Adana
Ankara

Onur Gündüz

13 / Puan: 534

İstanbul

Salman Döner

12 / Puan: 528

İstanbul

Sevdaşrn

14 / Puan: 489

İstanbul

Mi̇nel Alya Bayrak

16 / Puan: 458

Erzurum

Ahmet

15 / Puan: 451

Kayseri

Ni̇da Tandoğan

18 / Puan: 399

Adana

Kürşat Koyuncu

17 / Puan: 380

Ankara

Atç

21 / Puan: 372

Eskişehir

Meyzen Ruha

20 / Puan: 371

İstanbul

Aykırı Genç

19 / Puan: 369

Ankara

Benay Özbent

24 / Puan: 336

İstanbul

Rümeysa Yağcı

23 / Puan: 336

İstanbul

Burcu Mıhcı

22 / Puan: 329

Ankara

Berkant Babandır

38 / Puan: 308

Eskişehir

Ayşegül Koçar

25 / Puan: 290

Ankara

Nesi̇be Çakıcı

28 / Puan: 286

Balıkesir

Erkan Keçi̇li̇

35 / Puan: 284

Konya
İstanbul

Kader...

30 / Puan: 265

İzmir

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 02 saat 27 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 20 kez açıldı, 14 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
7 Eki '15 18:00

Bulut Sever

Puan: 842

Uzaklara ve O Ağaca Meftun

Sana en son yazdığımda bir masalın hüznünden bahsetmiştim. Bunu yazmamda ki sebep, işin uzmanı olduğumdan değildir; doğrusunu bilmek istersen sen her ne kadar beğensen de ben hiç anlatabilir insanlardan olmadım. Daha da doğrusunu söylemek gerekirse, olabilecek en yalın şekilde anlatabilen bir insan olmayı hep istemişimdir fakat belagati güzel insan nasıl olur hiç bilmiyorum inan ki. Ancak şunu bilmeni isterim ki karşında konuşurken heyecanlanmak, anlatılan meseleye göre hiddetlenmek, gerçeği anlatabilme gayretinin çırpınmaları kadar daha da güzel bir hal bulamadım.

Sana mübalağalı bir biçimde, biraz da latife ile karışık fakat belli etmeden sormuştum hani, hatırladın mı Sevgili; ‘sana daha önce hiç sokağa çıkmaman gerektiğinden bahseden oldu mu’ diye. ‘Oldu’ deseydin de şaşırmazdım bilesin. Senin güzelliğini öven o kimseyi kıskanıyor olurdum muhakkak lakin seninle bir gün bir olabilme hayalinin, az önce zikrettiğim soruyu sormama sebep olduğunu da illa ki dile getirmeliydim.

Şimdi uzak bir Anadolu kasabasının, belki dağların ardında uzaktan denizi gören bir ilçesinin yeni yetme apartmanının penceresinden bakarken kimi bekliyorsun akşam saatleri? Hala vernik kokusu geçmemiş mobilyalarının üzerinde hangi kitapları okuyor, açık mı çay içiyorsun halen? Dışarıya çıktığın günlerde güneş gözlüğü kullanıyor musun, onu da bilmiyorum. ‘Abartıyorsun’ deme her zaman ki gibi; ‘Ben aynada farklı bir şey görmüyorum, artık sana ne gösteriyorlarsa…’ diye söylerken tebessüm de etme yine.

Eskiden, çok eskiden uzaktan uzağa sevgililer, çoğu zaman eşler, askere uğurlarken sevdiğini tren istasyonlarından; başından sonuna asker dolu trenlerin makinistleri bir daha ki durağa, yani sesin duyulmayacak ve yârin gidişinin iyice anlaşıldığı ilk menzile kadar ‘kampana’ çalarmış… Hicabından ötürü geriden geriye sessizce ağlayan gözüyaşlı sevgililerin birkaç sene sürecek hasretlerinin başlangıç çığlıklarıymış bu. Varlığını ömrümden usulca çıkarırken sen, sesimi bile çıkaramadım oysa. Bir makinistin gözlerindeki hüznünü şahit kılamadım ardından bakışıma. Vedaları sevmiyor oluşum bir ‘hoşçakal’ sözünü dahi hak etmiyorum anlamına gelmiyordu. Ama haklısın; kalbim için yapılmış yapıyı yıkmakta ne kadar mahir olduğumu anladığım günden beri, tek kelimelik ayrılık cümlesini duymaya da layık olmadığımı idrak etmiş oldum.

Üzülüyorum Sevgili. Üzülmüyor değilim, perişan haldeyim çoğu zaman. Günlük mecburiyetlerin kıskacında ben de farklı farklı yüz hatları ile mutluluk tebessümleri saçıyorum etrafa. En azından ‘olağan’ görünüyorum. Olağan görünmenin, hayat hep rutin bir halde akacakmış gibi düşünmenin insanlarda rahatlatıcı etkisi olduğu yadsınamaz günümüzde. Onlar gibi görünmenin en kestirme yolu da, onları taklit etmekten geçtiğini buraya yazarsak pek de yanılmış olmayız.

Ömür öyle ya da böyle geçiyor derken, “Kıyamet koparken sizden birinizin elinde bir hurma dalı bulunur da bunu Kıyamet kopmadan dikmeye gücü yeterse, mutlaka onu diksin, bırakmasın.” buyuran bir Peygamberin (sallallahü aleyhi ve sellem) ümmeti olmakla şeref duyuyorum ve bunu bana ihsan eden Allah-ü Teâlâ’ya hep şükretmeye gayret ediyorum. İşte bu yüzden, yani bana dair ‘büyük kıyamet’ vakti gelmeden önce geçen gün sana ve senin hürmetine niyet ederek bir fidan diktim birdenbire. Büyük ihtimam gösteriyorum ona, daha heybetli neşvünema bulur ümidiyle senin ismini zikrediyorum onu severken hep.

Ne diyordu bir beyitte hatırladın mı?

“bir harâb olmuş kalbi, tamir etmektir hüner.”

Bu hüneri gösteremediğim ve tekrar ifade ederken kahrolduğum, hayatında doldurulmaz bir boşluğa sebep olduğum için beni affet lütfen.

Hala benim gibi denize hayran ve uzaklara dalıp gitmeye meftunsan, o ağaca bak; lütfen beni duadan gayrı unutma.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Bunlar da ilginizi çekebilir..