İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Açık Mavi

1 / Puan: 7382

Ankara

Bülent Kesler

2 / Puan: 2395

İstanbul

Gülşen Aslan

3 / Puan: 1112

İstanbul

Mücahit Kılıç

4 / Puan: 1102

İstanbul

Sıla Münir

5 / Puan: 1035

İstanbul

Mümtaz Fuat

6 / Puan: 901

Bursa

Bulut Sever

7 / Puan: 770

İstanbul

Burhan Çekici

8 / Puan: 711

Ordu

Ali Şahan Avsuz

9 / Puan: 638

Adana
Ankara

Ahmet Lalbek

11 / Puan: 518

Erzincan

Salman Döner

12 / Puan: 457

İstanbul

Onur Gündüz

13 / Puan: 444

İstanbul

Sevdaşrn

14 / Puan: 426

İstanbul

Ahmet

15 / Puan: 405

Kayseri

Minel Alya Bayrak

16 / Puan: 394

Erzurum

Kürşat Koyuncu

18 / Puan: 335

Ankara

Nida Tandoğan

17 / Puan: 335

Adana

Aykırı Genç

19 / Puan: 311

Ankara

Meyzen Ruha

20 / Puan: 309

İstanbul

Atç

21 / Puan: 307

Eskişehir

Burcu Mıhcı

22 / Puan: 305

Ankara

Rümeysa Yağcı

23 / Puan: 286

İstanbul

Benay Özbent

24 / Puan: 255

İstanbul

Ayşegül Koçar

25 / Puan: 245

Ankara

Tuğba Bozkurt

26 / Puan: 235

Ankara
İstanbul

Nesibe Çakıcı

28 / Puan: 225

Balıkesir

Esra Aydar

29 / Puan: 209

Ordu

Kader...

30 / Puan: 205

İzmir

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 43 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 554 kez açıldı, 7 misafir olmak üzere 21 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
7 Eki 15 18:00

Bulut Sever

Puan: 770

Uzaklara ve O Ağaca Meftun

Sana en son yazdığımda bir masalın hüznünden bahsetmiştim. Bunu yazmamda ki sebep, işin uzmanı olduğumdan değildir; doğrusunu bilmek istersen sen her ne kadar beğensen de ben hiç anlatabilir insanlardan olmadım. Daha da doğrusunu söylemek gerekirse, olabilecek en yalın şekilde anlatabilen bir insan olmayı hep istemişimdir fakat belagati güzel insan nasıl olur hiç bilmiyorum inan ki. Ancak şunu bilmeni isterim ki karşında konuşurken heyecanlanmak, anlatılan meseleye göre hiddetlenmek, gerçeği anlatabilme gayretinin çırpınmaları kadar daha da güzel bir hal bulamadım.

Sana mübalağalı bir biçimde, biraz da latife ile karışık fakat belli etmeden sormuştum hani, hatırladın mı Sevgili; ‘sana daha önce hiç sokağa çıkmaman gerektiğinden bahseden oldu mu’ diye. ‘Oldu’ deseydin de şaşırmazdım bilesin. Senin güzelliğini öven o kimseyi kıskanıyor olurdum muhakkak lakin seninle bir gün bir olabilme hayalinin, az önce zikrettiğim soruyu sormama sebep olduğunu da illa ki dile getirmeliydim.

Şimdi uzak bir Anadolu kasabasının, belki dağların ardında uzaktan denizi gören bir ilçesinin yeni yetme apartmanının penceresinden bakarken kimi bekliyorsun akşam saatleri? Hala vernik kokusu geçmemiş mobilyalarının üzerinde hangi kitapları okuyor, açık mı çay içiyorsun halen? Dışarıya çıktığın günlerde güneş gözlüğü kullanıyor musun, onu da bilmiyorum. ‘Abartıyorsun’ deme her zaman ki gibi; ‘Ben aynada farklı bir şey görmüyorum, artık sana ne gösteriyorlarsa…’ diye söylerken tebessüm de etme yine.

Eskiden, çok eskiden uzaktan uzağa sevgililer, çoğu zaman eşler, askere uğurlarken sevdiğini tren istasyonlarından; başından sonuna asker dolu trenlerin makinistleri bir daha ki durağa, yani sesin duyulmayacak ve yârin gidişinin iyice anlaşıldığı ilk menzile kadar ‘kampana’ çalarmış… Hicabından ötürü geriden geriye sessizce ağlayan gözüyaşlı sevgililerin birkaç sene sürecek hasretlerinin başlangıç çığlıklarıymış bu. Varlığını ömrümden usulca çıkarırken sen, sesimi bile çıkaramadım oysa. Bir makinistin gözlerindeki hüznünü şahit kılamadım ardından bakışıma. Vedaları sevmiyor oluşum bir ‘hoşçakal’ sözünü dahi hak etmiyorum anlamına gelmiyordu. Ama haklısın; kalbim için yapılmış yapıyı yıkmakta ne kadar mahir olduğumu anladığım günden beri, tek kelimelik ayrılık cümlesini duymaya da layık olmadığımı idrak etmiş oldum.

Üzülüyorum Sevgili. Üzülmüyor değilim, perişan haldeyim çoğu zaman. Günlük mecburiyetlerin kıskacında ben de farklı farklı yüz hatları ile mutluluk tebessümleri saçıyorum etrafa. En azından ‘olağan’ görünüyorum. Olağan görünmenin, hayat hep rutin bir halde akacakmış gibi düşünmenin insanlarda rahatlatıcı etkisi olduğu yadsınamaz günümüzde. Onlar gibi görünmenin en kestirme yolu da, onları taklit etmekten geçtiğini buraya yazarsak pek de yanılmış olmayız.

Ömür öyle ya da böyle geçiyor derken, “Kıyamet koparken sizden birinizin elinde bir hurma dalı bulunur da bunu Kıyamet kopmadan dikmeye gücü yeterse, mutlaka onu diksin, bırakmasın.” buyuran bir Peygamberin (sallallahü aleyhi ve sellem) ümmeti olmakla şeref duyuyorum ve bunu bana ihsan eden Allah-ü Teâlâ’ya hep şükretmeye gayret ediyorum. İşte bu yüzden, yani bana dair ‘büyük kıyamet’ vakti gelmeden önce geçen gün sana ve senin hürmetine niyet ederek bir fidan diktim birdenbire. Büyük ihtimam gösteriyorum ona, daha heybetli neşvünema bulur ümidiyle senin ismini zikrediyorum onu severken hep.

Ne diyordu bir beyitte hatırladın mı?

“bir harâb olmuş kalbi, tamir etmektir hüner.”

Bu hüneri gösteremediğim ve tekrar ifade ederken kahrolduğum, hayatında doldurulmaz bir boşluğa sebep olduğum için beni affet lütfen.

Hala benim gibi denize hayran ve uzaklara dalıp gitmeye meftunsan, o ağaca bak; lütfen beni duadan gayrı unutma.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..