İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 30807

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8110

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6707

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 5182

Bartın

Bulut Sever

5 / Puan: 4848

İstanbul

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4593

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4138

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3799

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2460

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2266

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1878

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1725

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1617

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1416

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1357

Kırıkkale

Ali Turan

16 / Puan: 1072

İstanbul

Lagari Alıntılar

17 / Puan: 1057

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

18 / Puan: 1026

Ankara

Reşit Akpınar

19 / Puan: 943

Erzurum

Mücahid Cesur

20 / Puan: 941

İstanbul

Ali Osman Rothschild

21 / Puan: 933

Ankara

Yamanduruş

22 / Puan: 917

Sakarya

Ahmet Demir

23 / Puan: 885

İstanbul

Ahmet Lalbek

24 / Puan: 883

Erzincan

Müsemma Şahin

25 / Puan: 865

İstanbul

Mesut Toprak

26 / Puan: 849

Ankara
İstanbul

Emre Keleş

28 / Puan: 819

Ankara

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 771

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 735

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 34 dakika kaldı.

Ömer Poyraz yazdı, 568 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 12 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
27 Eki 15 14:00

Ömer Poyraz

Puan: 6707

Kadıköy

Çocukken halamlar bize gelip giderlerdi. Dedem vefat ettiğinde 5 yaşlarında olduğumdan ölümünden önce mi sonra mı bilemiyorum, hayal meyal hatırlarım geliş gidişlerini. Kamyonumuz vardı, abim şofördü. Halamlar geldiğinde gece geç saat olunca, abimin anahtarı enişteme verdiğini hatırlıyorum. Çoluk çocuk eve gitmek için arabanın anahtarını vermek, iyi bir fikir olabilirdi ama kamyonun anahtarını vermek nedir? O zaman komik gelmiyordu gerçi, herkesin de arabasının olmadığı düşünülürse.

Neyse mesele o değil! Derken geliş gidişler azaldı, çok da iyi konuşulmamaya başlandı haklarında. Soğukluk başlamıştı arada. Sebebini bilmiyor ve anlamıyordum doğal olarak. Miras paylaşımının sebep olduğu sorunlar varmış! Babam ne istiyorsan gel konuşalım demiş, fakat bu tür durumlarda aradaki fitne ve hasetçilerin kol gezmesi durumundan mütevellit, aracılarla iş görülünce soğukluk giderek artmış. Dedemin bakkal dükkanındaki malların dahi bölünmek istenmesi, babama ağır gelmiş ve kendince silmişti kardeşini.

Dedem hayattayken, bir kısmı köyde annemlerle bir kısmı şehirde dedemlerle yaşamış bir aile hayatımız varmış.Yine hayal meyal hatırlarım, şehirden ayrılıp köye evimize giderken dedemin o zaman bana çok büyük gelen bir poşet içinde her türlü nevaleyi (leblebi ve ülker çokomel iyi hatırladıklarımdandır) düzdüğünü.

Ailesinden uzak yaşayan çocuklar içinse, doğal olarak şehirdeki akrabalarla daha sıkı ilişkiler mevcut. Dedemin hayatta olması ve torunları arasında ayrım yapmamasının da verdiği bir garantörlükle. Ama abimi hep ayrı tutar derlerdi. Ailede ve köylüler arasındaki lakabı "Torun" dur. Torun diyince anlaşılır kimden bahsedildiği. Torun'la aralarındaki bağ hep devam etti halamların, eski sıcaklıkla olmasa da köprüydü iki aile arasında. Tabii bu soğukluk yıllarca devam etti. Hâlâ da devam ediyor. Bu bir çocuk için zor bir durum, bahse konu akrabandan ve çocuklarından daha samimi ahbaplar komşu çocukların varsa vicdanı kanatan bir durum. Hâlâ öyle olması da çok kötü. Bunu düzeltebilecek bir karaktere sahip olmak ayrı bir meziyet zirâ.

Meselenin özü ise sahip olduğumuz değerlere, mensup olduğumuz dinin emirlerine uyulmaması. Miras taksimi ile ilgili husus zaten unutulmuş, artık kimseden "kardeşlerden kadına erkeğin yarısı kadar verilir" hükmüne razı olmasını beklemiyoruz. Dul ya da kimsesiz kaldığında ise dinen kadına bakmakla yükümlü olanın da o erkek kardeş olduğu da kimseyi ilgilendirmemeye başladı. Herkes kendi menfaati peşinde ve kendi kendine zulmediyor.

Bizim burada dikkat çekmeye çalıştığımız husus ise mirasın hemen taksim edilmesi gerekliliğidir. En dindar muhafazakâr ailelerde dahi sorun olan bu durum insanların eline bırakıldığında sosyal dokuyu zedeleyen dostu dosta, hısımı akrabaya düşman eden meseleler doğuyor.

Bir bayram ziyaretinde bir büyüğümüz anlattı. Kadıköy ismi bir çok ilde bir çok yerde kullanılır. Neden var bu kadar "Kadıköy"?. Kadıköy demek kadının bulunduğu yaşadığı köy demektir. Osmanlı'da bir kimse vefat ettiğinde daha hiç bir işlem yapılmadan, yani gömülmeden kadıya haber verilir miras taksimi hallledilir mevta öyle defnedilirdi. Kadı devlet adına işlem yaptığından ve devlet müslüman için islam hukukunu uyguladığından yapılan iş, hem hukuki hem de dini bir vecibenin yerine getirilmesi ile noktalanır ve ölen mezarında, kalan da dünyada rahat ederdi. Bunun devlet eliyle yapılması ise meselenin hallinde caydırıcı ve etkili bir güç olmasına sebep idi. Allahualem Osmanlı'da miras davalarının formatı çok farklı seviyelerde ve az olsa gerektir.

Sosyal meselelere bu kadar vakıf bir mükemmel din ve bunu uygulamada çok mahir bir devlet.

Ve bir tavsiye. Gücünüz yetiyorsa miras sahipleri olarak ölmeden taksimi yapınız, yine dinin emrine göre adaleti gözetmek zorundasınız nasıl olsa! Vasiyetinizi yazın!

Ve mirasçılar babanız ananız hayattayken bu işin çözülmesine ön ayak olun! Teşvik edin. Babam gibi yıllar sonra gözyaşı dökmeyin, geçen yılları hatırlayıp.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
28 Eki 00:49

Şahsen mal-mülk mücadelesinin olmadığı aile görmedim şimdiye kadar. Mahkemelik olanlar biliyorum, hiçbir şey olmasa bir sürü lafı sözü oluyor. Vazgeçilmez bir cazibesi var maddiyatın, kardeş falan tanımıyor.

Bunlar da ilginizi çekebilir..