İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 35005

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8219

İstanbul

Sezer Emlik

3 / Puan: 7207

Bartın

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7026

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 6013

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5034

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4923

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4488

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2955

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2455

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2175

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1797

İstanbul

Ali Osman Rothschild

13 / Puan: 1690

Ankara

Salieri Alt Tire

14 / Puan: 1636

İstanbul

Sıla Münir

15 / Puan: 1465

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1384

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

17 / Puan: 1239

İstanbul

Reşit Akpınar

18 / Puan: 1153

Erzurum

Ali Turan

19 / Puan: 1151

İstanbul
İstanbul

Ferit Çaydangeldi

21 / Puan: 1038

Ankara

Yamanduruş

22 / Puan: 1026

Sakarya

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1003

Erzincan

Mücahid Cesur

24 / Puan: 951

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 934

Ankara

Ahmet Demir

26 / Puan: 914

İstanbul

Aykut Giray

27 / Puan: 901

Yozgat

Müsemma Şahin

28 / Puan: 888

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 880

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 859

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 02 saat 42 dakika kaldı.

Ömer Furkan Parmak yazdı, 551 kez açıldı, 8 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, 4 yorum yapıldı.
11 Kas 15 13:00
Ben Köyümü Özledim…

Köy, terim olarak nüfusu iki binin altındaki yer manasında kullanılmaktadır. Kavram olarak ise pek çok çağrışım yapmaktadır. Büyük şehirlerde yaşayan insanların çoğunluğunun birer köyü vardır aslında. Ülkemizde kütük olarak gerçek manada şehirli insan sayısı oldukça azdır. Bunun sebebi ise Anadolu’nun Sanayi Devrimi’nden iki yüz yıl sonra bile tam manada şehirleşememesidir. Aslında bu bir dezavantaj değildir. Köyler pek çok insanın çocukluğunun geçtiği, bazı insanların ise müsait oldukları zaman -çoğunlukla yaz mevsiminde- şehrin gürültüsünden, kargaşasından kaçıp kafa dinlemek için sığındıkları yerlerdir. Daha sayısız nedenden ötürü köylerin Anadolu insanının kalbindeki yeri çok başkadır.

Şehirlerdeki yapaylıktan, betondan, asfalttan bunalan insanlar biraz olsun nefes alabilmek, köylerin insanı capcanlı hale getiren doğal atmosferinde yorulan ruhlarını dinlendirebilmek için birkaç günlüğüne de olsa, bu sıcak, samimi mekânlara -tabir yerindeyse- kaçmaktadırlar. Köyün insanı da kendisi gibi sıcacıktır. Toprak kokan nasırlı elleri, on yılların hayat tecrübesini anlatmaktadır anlayana. Köyün ihtiyarlarının kırışmış yüz hatlarının ardındaki gülümseyen yüzleri ise her türlü zorluğa, sıkıntıya rağmen mutlu olmayı öğretir insana. İnsan bir hayat okulunda nasıl yoğrulur, hayat ona her şeyi nasıl öğretir, işte bu samimi insanlar bilir bu soruların cevabını. Onlar, gelen misafirlerini dinlemeye heveslidirler, ama asıl kaynak onlardır. Asıl soruların cevabı onlardadır. Onlar öyle bir formül verir ki hiçbir zorluk karşısında yılmamayı öğrenir insan.

Bu sıcak insanlar muhataplarını her zaman hoşgörüyle karşılarlar. Toprakla sürekli uğraştıklarından olsa gerek, topraktan yaratılan insanın yine oraya döneceğini unutmazlar. Ölümün olduğu şu hayatta hiçbir şeyin kalp kırmaya değmeyeceğini bilirler. Bu yüzden yüzlerinde hep bir tebessüm vardır. Söz gelimi, bir babaannenin vazosu kırıldığında üzülmez, torunu kendisi için öyle değerlidir ki o, torununu kırmaya cesaret edemez. Torunu bir vazoyu değil bin vazoyu kırsa da sesini çıkarmaz. Çünkü o, torunundan aylarca uzak kalarak onun hasretini çekmiş ve onun değerini gerçek manada anlamıştır. Şehirde yaşayan insan ise o babaanne kadar iyi anlayamaz sevmenin kıymetini. Şehirde ihtiyacı olan her şeyi vardır. Hayat telaşesi bahanesiyle ne köyünü hatırlar, ne anasını ne de babasını özler. Hâlbuki köyün kargaşadan uzak, sıcak ortamında öylesine özlenir ki çocuklar ve torunlar… Telaşe bahanesine sığınıp da sevdiklerini unutmaz köydekiler. Parayla satın alınabilecek herhangi bir şeyi sevdiklerinin önüne koymazlar.

Özellikle yaz geldiğinde köy, misafirlerini için süslenmeye başlar âdeta. Sevgiyle kucaklar misafirlerini ve onları memnun etmek için elinden geleni yapar. Yaza denk getirilir düğünler rengârenk olsunlar diye, şehirlerden çocuklarımız da gelsin diye bekler anneler. Herkes toplanınca vurulur davullar, çalınır zurnalar. Köyün yiğitleri oynarken ortada, küçücük çocuklar şeker peşinde koşarlar. Tüm köy davetlidir bu düğünlere. Hizmette kusur, ikramda eksik olmasın diye dört döner etrafta düğün sahipleri. Yemekler yenir, oyunlar oynanır ve sıra gelini almaya gelir. İşte yine burada köyün doğal ve samimi ortamı kendini bir kez daha ortaya çıkarır ve gelin ata bindirilip öyle alınır. Orta Asya bozkırlarında yüzyıllarca at koşturan atalarını unutmadığını da gösterir böylece Anadolu insanı.

Yaz mevsimleri birer şenlik havasında geçtikten sonra yavaş yavaş sonbahar yaklaşırken köy için de çok sevdiği misafirleriyle ayrılık vakti yaklaşır. Bir sonraki seneye kadar sürecek olan bu hasret köyü de köy sakinlerini de mahzunlaştırır ve yüzlerdeki tebessümün arkasında gizli bir hüzün oluşur. Sevdiklerini bir gün bile unutmayacak olan köylüler, onları uğurlarken arkalarından birer tas su dökerler, su gibi çabuk dönsünler, akıp geri gelsinler diye. Bu gidiş onlar için bir ayrılık da sayılmaz çünkü onlar sevdiklerini her zaman kalplerinde taşırlar. Şehre giden sevdikleri mi..? Keşke onlar da geride kalanlar kadar vefalı olsalar…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..