İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 38811

Ankara

Sezer Emli̇k

3 / Puan: 8839

Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7401

İstanbul

Mümi̇n Yolcu

5 / Puan: 6931

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 5713

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5507

İstanbul

Payi̇taht İstanbul

8 / Puan: 5256

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 3476

İstanbul

Ozan Bi̇li̇can

10 / Puan: 2609

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2504

İstanbul

Detroi̇tli̇ Kızıl

12 / Puan: 2037

İstanbul

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

14 / Puan: 1823

İstanbul
Ankara

Sıla Müni̇r

15 / Puan: 1658

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1568

Kırıkkale

Reşi̇t Akpınar

18 / Puan: 1488

Erzurum

Lagari̇ Alıntılar

17 / Puan: 1397

İstanbul

Ali̇ Turan

19 / Puan: 1363

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1275

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 1265

Sakarya

Feri̇t Çaydangeldi̇

21 / Puan: 1191

Ankara

Müsemma Şahi̇n

28 / Puan: 1082

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 1079

Ankara

Aykut Gi̇ray

27 / Puan: 1073

Yozgat

Ahmet Demi̇r

26 / Puan: 1042

İstanbul

Mücahi̇d Cesur

24 / Puan: 1013

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 984

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 972

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 09 saat 55 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 725 kez açıldı, 7 misafir olmak üzere 22 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
15 Kas 15 17:00

Bulut Sever

Puan: 5507

Olurdu Olmazdı Derken Resmi̇ Tari̇hten Kahraman Devşi̇rmek

Tarih dersleri gördük. Tarih derslerini dinledik.

Kemal Kara imzalı mavili-kırmızılı kitapların içinde yaz(dı)ılmış tarihi…

Tarih dediğimiz mefhum 3 şekilde görülebilir:

- Tarihi bir vaka dediğimiz olayın o anki aktörleri, şahitleri. Tarihi bir olayın gerçekleşmesinin müsebbibi olanlar ve o olaya şahitlik eden bir esnaf, bir simitçi misal.

- Arşivciler. Yaşanmış ve bitmiş tarihi vakanın yazılı dokümanlarını düzenleyen görevliler.

- Belgeler üzerinden gerçek tarihi nasıl olmuş ise olduğu gibi anlatanlarla, belgelerin saklanması veyahut tahrif edilmesi neticesinde bir siyasi gücün menfaatlerine göre uydurulmuş bir tarihi anlatanlar, yorumlayanlar…

Biz de naçizane, gerçek tarihi vesikalar üzerinden birkaç kelam etmeye gayret edelim o zaman.

1918 yılında Vahdettin Han tahta çıkmıştır. O yıllarda ‘gök kubbesinde güneş batmayan’ emperyalizmin kalesi bir devlete sahip İngilizlere herkes gibi Osmanlı da bir şekilde yakın durmaya çalışmıştır. İçinde bulunan vahim durumdan, bir ara dönem kabilinden, ancak bir İngiliz yardımı ve himayesi ile çıkılabileceği düşünülmektedir zira. İşte nedendir, tam da bilinir elbette lakin Mondros Mütarekesi’ni ve İngiliz himayesini kâğıt üstünde kabul ettiği için Vahdettin Han’a hain damgası vurulur.

Bir de tersinden bakalım bu mevzuya şimdi. Mustafa Kemal Paşa’nın kendi parasıyla İstanbul’da çıkardığı ‘Minber’ gazetesinde işgalci İngilizlerin nasıl da tebrik edilip alkışlandığına bir bakalım. 17 Kasım 1918’de aynı gazetede çıkan söyleşisinde, “İngilizlerden daha hayırhah (iyiliksever) bir dost olamayacağı” , ertesi gün ‘Vakit’ gazetesinde ise, “Britanya hükümetinin Osmanlılara karşı olan iyi niyetlerinden şüphe etmediği” sözlerine bir bakalım. Oysa okullarda gösterilen tarih kitaplarında hiç mi hiç yazmazlar bunları.

Bütün bu belgeler arşivlerde dururken, dikkat madde 3, cümlesinin ikinci kısmının uygulamaya alınıp, sadece Vahdettin Han’a hain yaftasının vurulmasını hangi eğitim sistemiyle ve vatanperverlikle açıklayabilirsiniz?

Mesela Samsun’a gitmesinden önce Vahdettin Han ile görüşmesini daha sonraları Falih Rıfkı Atay’a anlatan Mustafa Kemal, Vahdettin Han’ın kendisine, “Şimdiye kadar ki başarılarınızın hepsini unutun, asıl şimdi yapacağınız hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa Paşa, devleti kurtarabilirsin” dediğini neden yazmamıştı okullardaki tarih kitapları? Okullarda tarih dersleri gören bizler uydurmuyoruz bunları, tarihin bizatihi kendisi diyor. Hala Vahdettin Han hain değil mi?

Çapraz okumalar üzerinden bir de bu mevzuya İngiliz gizli belgeleri üzerinden bakalım. İşgalci İngilizler Vahdettin Han’ı Samsun’a gizlice kaçmış(!) Mustafa Kemal’i kötülemeleri hususunda baskı yapmaktadır. Vahdettin Han’ın Mustafa Kemal’in ancak İtalya’nın birliğini sağlayan Garibaldi kadar ‘haydut’ sayılabileceğini, onun yurtseverliğinden kuşku duymadığını, dahası ona saygı ve hayranlık hissetmemenin güç olduğunu söylemiştir. (S. Ramsdan Sonyel, Turkish Diplomacy 1918-1923, Londra 1975, s. 154, dipnot 1’Den aktaran: Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler 5)

Bir belge daha var. Allah Allah, hiç de görmedik bunları okullardaki tarih derslerinde… 14 Kasım 1918 günü Pera Palas’ta ikamet etmeye başlamış olan Mustafa Kemal, İngilizlerin Daily Mail Gazetesi’nin muhabiri G. Ward Price’ı aracı yaparak işgalci İngilizlerin generallerinden Harrington ile bir görüşme yapmak ister. Muhabir Price, daha sonra kaleme aldığı hatıralarında o görüşmeyi şöyle aktarır: “Mustafa Kemal, yapmak istediği bir teklif için Britanya resmi makamlarıyla nasıl temas edeceğini bildirmemi rica etti. ‘Bu harpte yanlış cephede savaştık, dedi. Eski dostumuz Britanyalılarla asla kavga etmek istemezdik… Biliyoruz, partiyi (İttihad ve Terakki’den bahsediyor. BS.) kaybettik… Anadolu’nun Müttefik Devletler tarafından işgal edileceğini tamamen biliyordum… Bu toprak üzerindeki bir Britanya idaresinden o kadar hoşnutsuzluk gösterilmemesi gerektir.'”

Kim vatan ve millet sevgisiyle dolup taşıyormuş, kim hainmiş, kaçmış?

Mustafa Kemal’in, muhabire söyledikleri devam ediyor: “Eğer İngilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya idaresinde bulunan tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir salahiyet dâhilinde hizmetlerimi arz edebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim…”

Bu konuşmanın kaynağı ise Kemal Kara imzalı okullardaki tarih kitapları değil. Kemal Kara atlamış(!) olmalı. Olsun. Kaynak, Türk Tarih Kurumu’nun Ankara 1991’de Cemal Köprülü’ye çeviri görevi verdiği, Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri adlı kitap.

Okullarda öğretilen, Sultan Vahdettin’in İngilizler ile işbirliği içinde vatanı sattığıdır. Milli Eğitim tarih müfredatında Sultan Vahdettin’in, milletin malı olan sarayı soyup soğana çevirdiğini ve umarsızca İngiliz gemisi ile vatanından alelacele kaçtığını yazar. Bunları yazar da nedense Sultan Vahdettin Han’ın ve ailesinin nice sıkıntılar içerisinde yaşamını idame ettirmeye çalıştığını yazmaz. Hadi maddi sıkıntıları boş verin, kendi vatanından, bir gece de çıkan kanun ile hiç acımadan birkaç gün içerisinde, neredeyse derdest edilip kovulduğunu ve başka bir devlet topraklarında sığıntı gibi yaşamanın yürek sancısını yazmaz. Ve nihayetinde borçlarından dolayı cenazesinin günlerce rehin tutulduğunu ve bin bir güçlük ile borçların ödenip cenazenin yine bin bir güçlük ile bir İslam toprağına defnedilebildiğini yazmaz.

Tabi bize okullardaki kitaplar bu milletin neredeyse durmaksızın 20 yıldan beri savaşmak durumunda kaldığından ve bu durumdan mütevellit sefalet içerisinde yaşarken, şapka takmayı reddettikleri için bir şehrin yine o inkara müstehak(!) Osmanlı Devleti’nden kalmış ‘Hamidiye Zırhlısı’ ile bombalandığını yazmaz. Millet bir lokma ekmeğe muhtaç iken her gece mütemadiyen sabahlara kadar kuş sütü eksik sofralardan devlet yönetenlerin umarsızlığını yazmaz. Millet toprağına ekecek tohum bulamazken sipariş edilmiş ve kaderin tahakkukudur, pek kısacık sefa sürülmüş yatların boş vermişliğini yazmaz.

Bunları ve daha nicelerini yazmayan resmi tarihimiz var iken, İngilizler ile Sultan Vahdettin görüşünce hain, diğer görüşenlerin ise vatan-millet sevgisinin akıl almaz coşkunluğu ile neredeyse boğulacak birer milli kahraman olduğuna mı inanalım?

Kimin vatan haini, kimin vatanperver olduğuna ideolojilerin özgür fikre ve gerçeğe pranga vurmaya çalışan despotluğu karar veremez. El kaldırılarak salt çoğunlukla veyahut oybirliği ya da tehdit ve korku ile de olmaz bu.

Tarih öyle acımasız bir mefhumdur ki, siz hangi idareyle neyi yasaklarsanız yasaklayın, o günü gelir yolunu bulur ve gerçekleri bir bir ortaya çıkarır.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..