İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 29710

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8068

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6634

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 4838

Bartın

Bulut Sever

5 / Puan: 4820

İstanbul

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4398

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 3981

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3696

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2415

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2220

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1866

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1710

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1612

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1410

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1355

Kırıkkale

Ali Turan

16 / Puan: 1039

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

17 / Puan: 1023

Ankara

Lagari Alıntılar

18 / Puan: 1012

İstanbul

Mücahid Cesur

19 / Puan: 941

İstanbul

Ali Osman Rothschild

20 / Puan: 909

Ankara

Reşit Akpınar

22 / Puan: 901

Erzurum

Yamanduruş

21 / Puan: 901

Sakarya

Ahmet Demir

23 / Puan: 878

İstanbul

Müsemma Şahin

24 / Puan: 862

İstanbul

Ahmet Lalbek

25 / Puan: 855

Erzincan

Mesut Toprak

26 / Puan: 846

Ankara
İstanbul

Emre Keleş

28 / Puan: 804

Ankara

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 763

İstanbul

Alpay Gökçe

30 / Puan: 729

İstanbul

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 11 dakika kaldı.

Sıla Münir yazdı, 616 kez açıldı, 2 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
18 Kas 15 01:00

Sıla Münir

Puan: 1410

Sevmedim!

Seksenli yıllarda doğdum. Babam işçi idi. İlkokula gitmek için ısrar ve heves ettiğim dönemde yaşım tutmasa da idareten kabul edildim ve devamı geldi.

Üçüncü sınıfa kadar aynı öğretmen okuttu bizi. Kısa ve kıvırcığa yakın dalgalı saçları vardı. Kışın her gün bir kişiye çamurlu botlarını bezle sildirirdi. Sorumluluk duygusundan mıdır yahut bir şekilde adam yerine konuyor olmaktan mıdır bilinmez, biz de yarış içine girerdik öğretmenin çamurlu botlarını silmek için. Üçüncü bir şık daha var elbet; dersten yırtmak.

Öğretmenimizin yaşı sanırım kırka yakın idi. Saçları çok dökülüyordu. Yine hemen hemen her ders bir öğrenci, öğretmenin arkasına geçer, sırtındaki saçları temizlerdi. Bazıları ileri gider, (şaka gibi ama inanın abartmıyorum) elini öğretmenin sırtına sokar, oradaki saçları da temizlerdi. Bu mide bulandırıcı vazife bana da denk gelmişti.O travmayı hâlâ atabilmiş değilim.

Bu öğretmenimiz, onu çok sever, bize de onu çok sevmemizi tenbihlerdi. Öğretmenimi çok sevseydim, belki onu da sevecektim, ama olmadı; sevemedim...

Beşinci sınıftayken bir öğretmenimiz yaz tatilinde neler yapacağımızı sordu. Herkes belli başlı cevaplar verdi. Bana sıra gelince her yaz olduğu gibi Kur'an-ı Kerim kursuna gideceğimi söyledim. Yüzünün rengi değişti, "Kim sokuyor bunları aklınıza " dedi. O da onu çok seviyor ve bizi teşvik ediyordu. Belki o öğretmenim benim ideallerime saygı duyup, o yorumu yapmasaydı ben de onun sevdiğini severdim, ama olmadı; sevemedim...

Orta okuldayım...

İmam Hatib...

Vatandaşlık hocamız çok tatlı bir hanımefendi idi. O, onu sever miydi bilmiyorum ama hissetmedim de, bize de hiçbir şekilde dikte etmedi. O yüzden vasata inmişti duygularım. Tâ ki İnkılâp Tarihi hocasını tanıyana kadar. Küt saçlı, genelde etek ceketli, orta yaşlı, çatık kaşlı ve gülüşünü hiç görmediğim bir hoca idi. Bir de bize böcek görmüş gibi bakışları kalmış aklımda... Derste uykusu gelmeyen yok gibiydi. O da severdi onu belli, fakat böyle bir dersi fırsat bilip sevdiremedi...

Türkçe hocam! Hep dua ederim ona, 'Allahü teâlâ evlatlarının karşısına baba gibi kimseler çıkarsın ömür boyu' diye.

Bize üç sene boyunca hiçbir şey empoze etmedi. Kimi ne kadar çok seviyordu bilemedik. Öğrettiği "AHLÂKIN İLKESİ" mıh gibi çakıldı yüreklerimize. Bizimle beraber sıra zımparaladı, pantolonunun paçalarını sıvayıp sınıfın yerlerini yıkadı, bazen kendi yıkadığı bazen de bizim evde yıkayıp getirdiğimiz sınıf tüllerini o taktı. Bunları yaparken o da biz de öyle eğlenirdik ki... Ve onu bazılarımız baba yerine koyar, hatta mübalağa etmiyorum,öz babamızdan daha şefkat ve sevgi dolu hissederdik. Kendini böylesine sevdirmiş bir hoca, öl dese ölünürdü belki. Ama o kimi ne kadar sevdiğini hissettirmedi ve bizi de yönlendirmedi. Sadece "Kendine yapılmasını istemediğin birşeyi başkalarına da yapma!" olan ilkeyi "öğretti" ve sevdirdi.

Lise...

Edebiyat hocamız da onu çok severdi. Bizim için seçtiği klasiklerden, şiirlerden ve tavsiye ettiği kitaplardan anlamıştım. İmam Hatip okulunda Edebiyat hocamdan değil de, vefat yıldönümünde yapılan ufak bir merasimde, ağlayarak okunan bir şiirinden sonra duydum Necip Fazıl Kısakürek ismini! Bunu farkettikten sonra tüm alakamı kaybettim edebiyat hocama, o da sevdiremedi...

Bir insan, birini Allah için severse, doğruluğunu araştırmadan onun sevdiklerini de sever. Etrafınızda muhakkak böyleleri vardır.

Mutaassıb bir ailede büyümeme ve İmam Hatip okulunda okumama rağmen, tahsil hayatım boyunca, alaka gördüğüm/gösterdiğim hocalarımın büyük bir kısmı sol görüşlü idi. Her ne hikmetse, tam kuvvetli bir bağ kurmaya başlarken ani bir kopuş yaşıyordum. Bu kopuşun sebebi görüşleri değil de, içten içe baskı kurdukları "onu sevdirme çabası " idi. Ne hazindir ki, hemen hemen hepsi, dinimi ehl-i sünnet üzere öğrenmeme ve yaşamama sebeb olan şanlı ecdadıma düşmandı. Bu onları ve sevdiklerini sevmemeye yeter de artardı bile!

Bir insan "Allah için" sevdiği kimsenin tüm sevdiklerini sever. Bende de bu haslet şuursuz, şeksiz, şüphesiz olacak derecede bulunmaktaydı. Yazar Murat Başaran bir yazısında bu denli sevgiyi ".....varsın kocakarı imanı desinler! " diye tasvir etmişti yanlış hatırlamıyorsam.

Eğer o hocalarımı sevseydim, onların sevdiklerini de muhakkak severdim.

Onu sevmek şanlı ecdadıma düşmanlığı gerektiriyorsa:

Hiç ama hiç sevmedim hamdolsun!

Ve bu benim en büyük mutluluk kaynağım!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..