İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 28447

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8033

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6532

İstanbul

Bulut Sever

4 / Puan: 4784

İstanbul

Sezer Emlik

5 / Puan: 4501

Bartın

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4250

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 3849

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3631

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2370

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2114

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1830

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1687

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1604

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1394

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1352

Kırıkkale

Ali Turan

16 / Puan: 1019

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

17 / Puan: 1016

Ankara

Lagari Alıntılar

18 / Puan: 975

İstanbul

Mücahid Cesur

19 / Puan: 940

İstanbul

Yamanduruş

20 / Puan: 886

Sakarya

Ahmet Demir

21 / Puan: 870

İstanbul

Müsemma Şahin

22 / Puan: 855

İstanbul

Mesut Toprak

23 / Puan: 843

Ankara

Ahmet Lalbek

24 / Puan: 838

Erzincan

Reşit Akpınar

25 / Puan: 834

Erzurum
İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 791

Ankara

Muharrem Morkoç

28 / Puan: 753

İstanbul

Alpay Gökçe

29 / Puan: 728

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 694

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 22 dakika kaldı.

Zihni Yıldız yazdı, 404 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
27 Kas 15 01:00
Mimberden Mü'minlere

Aziz ve Muhterem Cemaat-i Müslimîn,

Uzunca bir süredir size söylemeyi düşündüğüm, fakat bir türlü fırsat bulamadığım bir mevzuda ahkam kesmek üzere karşınızdayım. Hariçten gazel okumak kolay ya, hazır camiyi boş bulmuşken hemen başlayalım gazelimize:

Konuyu şıp diye anlamış olmalısınız. Resimden de anlaşılacağı üzere camilerle ilgili dertleşeceğiz bugün sizlerle. Vakit namazlarında mahzun, cuma namazlarında mağrur olan camilerimiz. Bu toprakların alameti farikası, gurur kaynağımız, ecdad yadigarı camilerimiz. İrili ufaklı, çil çil kubbeli, kalem minareli camilerimiz. Cami yapımı konusundaki güzel geleneğimizi, hassasiyetimizi çok seviyorum Allah için. Şöyle geriye doğru baktığımızda, bin yıla yaklaşan Anadolu maceramızda en kalıcı eserimiz bu camiler oldu. Coğrafyamızın her yerinde hem eski, hem yeni bina edilmiş camiye rastlamak mümkün. Eskiden vakıflar eliyle yapılırmış, şimdilerde cami yaptırma ve yaşatma dernekleri üstlendi bu görevi. Allah hepsinden razı olsun, hayır ve hasenatlarını kabul eylesin. Tabi ki zamanın şartlarına ve ruhuna göre değişiklikler oluyor. Hemen anlaşılıyor. Selçuklu zamanında mı yapılmış, Osmanlının ilk döneminde mi, şatafat döneminde mi yapılmış anlaşılıyor. Cumhuriyetin ilk döneminde yapılan cami var mı bilmiyorum da 1900'lü yıllarda yapılan camilerle 2000'li yıllarda yapılan camiler bile farklı. Son zamandaki iyileşme, zenginleşme camilerimize de yansıdı hali ile. Artık camilerimizde teknolojinin sunduğu tüm imkanları görebiliyoruz. Doğalgazlı ısıtma sistemleri, halı altından ısıtma, klimalar, çift camlar... Kürsü vaizine destek babından projeksiyon cihazlı ve perdeli sunuma uygun teknolojiler, internet bağlantıları, kapalı devre vaazlar... Son model ses sistemleri, "ekolayzır"lı mikserler... Halılar saf düzenine uygun seccade desenli, yumuşacık. İmam odası, irşad odası, hanımlar bölümü, hanımlar şadırvanı, kutu kutu kilitli ayakkablılıklar... Bunlar bir çırpıda aklıma gelenler. Her geçen gün değişiyor, gelişiyor camilerimizin tefrişatı. Cemaatin rahatı için "hizmette sınır ve sinir yok" anlayacağınız. Gel gör ki cemaat yok. İmamlar adeta sinek avlıyor. Vakit namazlarında ya bir saf, bilemedin bir buçuk, iki saf. Koca koca güzelim mabetler ıpıssız. Şu resmini çektiğim Ihlamurkuyu Merkez Camii onlardan biri. İnsan sormadan edemiyor, acaba bunun sebebi ne? Her cuma hıncahınç dolan bu camiler niye vakit namazlarında dolmaz? Biraz geç kaldığımda dışarıdaki temiz olmayan bir örtünün üzerinde cuma namazı kılarken bu soruyu hep sordum kendi kendime. Cevabı belli aslında bu sorunun. Herkesin bildiği cevaplar. Onları burada uzun uzun zikretmenin bir faydası yok. Nihayetinde kim ne yaparsa kendine yapar. Zorla olacak değil.

Bu kadar uzun bir girişten sonra kafama takılan mevzuyu arz etmemin tam zamanı :

Baştan belirteyim -hasbelkader- bir eğitimci olarak arz ediyorum, ona göre :))

Malumunuz herhangi bir alanda sertifika alan kişi o konuya -kendi çapında- vakıf olmuştur diyebiliriz. Bunun için kurs adı altında bir program dahilinde bilgiler teorik ve uygulamalı olarak öğretilir. Duruma göre süre değişir. Ders saati baz alınır. Mesela 20 saatlik, 30 saatlik, 50 saatlik kurs programları açılır. başarılı olan bir üst kura geçer. Nihayetinde bir belge ile tescil edilir. Falan filan işte, biliyorsunuz bunları. İngilizce kursları, biçki dikiş kursları... vs.

Bu açıdan bakıldığında ülke çapında en büyük ve en yaygın kurs programı cuma günleri yapılmaktadır, diyebilir miyiz? Bence diyebiliriz. Hemen hemen her kesimden ve her yaştan müslüman, işi gücü bırakır cumaya gider. Doğru mu, doğru. Camilerin içi, dışı dolup taşar. Cemaatin en kalabalık olduğu ve pür dikkat kesildiği anda imam efendi hutbeye çıkar ve cemaate hitab eder. Haftada 1, senede 52 kere. 10 senede, 20 senede, 30 senede kaç kere olduğunu siz hesaplayın. Muhteşem bir süre. Belli bir program dahilinde verilse en cahilimiz bile dini konuda alim olur desek yeridir. Ama olmuyor, olamıyor. Acaba neden? Muhteva ile ilgili konuşmak bize düşmez. Zira bu konuda yetkim yok, bilgim kifayetsiz, edebim müsade etmez. Kelin ilacı olsa misali. Oraya hiç girmeyelim en iyisi.

Siz hiç hutbenin verildiği yeri merak ettiniz mi? Ben merak ettim, kafaya taktım, inceledim. Anlatılanların tesir etmemesinde ufak da olsa bu yerin etkisinin olduğuna inanıyorum artık. Bir seferinde cumayı üst mahfilde kıldım. Mimberin tam karşısındayım. Hoca merdivenleri çıkmaya başladı. Çık çık bitmiyor. Yükseldikçe kenarlardan tutmaya başladı, korkuyor besbelli. Mikrofonun hizasına gelince hemen oturdu. Hiç rahat değil. Başaşağı bir durum. Hele son zamanda yapılan gösterişli mermer mimberler devasa büyüklükte. Oraya çıkan herkes korkar. Korkmam diyen kendini kandırır. İçgüdüsel bir durum bu. Vücut tepki verir ister istemez. İç ezan okunduktan sonra adamcağız ayağa kalktı, derhal yan korkuluğa sarıldı. Çünkü bastığı merdiven basamağı o kadar dar ki ayaklarının yarısı ancak sığıyor. Dengesiz bir durumda. En ufak sendelemede paldır küldür aşağıya düşebilir. Tedirgin. Zihninin görünen bölümü okuyacağı hutbeye odaklansa bile arka bölümü dengede durmak konusu ile meşgul. Anlatırken ayaklarına baktım, gerçekten zor durumda. Sanki parmakları ile merdiveni kavramak istiyor gibi. Şimdi bu durumdaki bir kişinin anlattıklarının yüzde yüz tesirli olacağını, verimli bir ders olacağını söyleyebilir miyiz? Bu ne kardeşim böyle? Güzel görünsün tamam da, adam orada korkuyor yahu! Sonra da insanımız cahil kaldı diyoruz. Herkesin akın akın geldiği saatte tüm bilgileri güzel güzel talim etme fırsatı varken onu şekil uğruna feda edersen olacağı bu. Caminin içinde bir sürü değişiklik yapılıyor da hocanın adeta kuş gibi "tünediği" o merdiven basamağını genişletmek kimsenin aklına gelmiyor. Neymiş atalarımızdan beri öyle imiş. Kardeşim, atalarımıza saygımız sonsuz, bu basamağı genişletince bu saygı eksilmez merak etme. Hoca rahatça anlatsın, tedirgin olmasın. Genişletin şu ayağını bastığı yeri. Merak etmeyin kimse görmez, perdenin arkasında kalıyor orası.

Sesimi kim duydu? Boşluğa konuşuyoruz işte. Etkili ve yetkili konumlarda olanlar duysa vereceği tepkiyi az çok tahmin ediyorum: "Kardeşim sana ne, sen işine bak, hocalar bir şey demiyor da sana ne oluyor?" vs, vs... Sustum. Ama uzun süredir içimde olan bu yaraya parmak basmanın huzuru ile susuyorum artık.

Vesselam...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
27 Kas 11:46

Maşallah

Bunlar da ilginizi çekebilir..