İyi Yazarlar
İyi Okurlar
Ankara
İstanbul
İstanbul
İstanbul
İstanbul
Bursa
Erzincan

Bulut Sever

İstanbul

İstanbul

Onur Gündüz

İstanbul

İstanbul

Salman Döner

İstanbul

İstanbul

Sevdaşrn

İstanbul

İstanbul
Erzurum

Ahmet

Kayseri

Kayseri
Ankara

Atç

Eskişehir

Eskişehir

Meyzen Ruha

İstanbul

İstanbul
Ankara

Benay Özbent

İstanbul

İstanbul
İstanbul
Ankara
Eskişehir
Ankara
Balıkesir
İstanbul

Kader...

İzmir

İzmir
Mümtaz Fuat yazdı, 30 kez açıldı, 9 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
2 Ara '15 00:00
Oğluma Mektuplar - 4

Oğlum,

küçük bir çocukken ben, evimizin en büyük odasının duvarında bir tablo vardı. Bir orman kenarının göl ile birleştiği ya da bir denizle belki, müstakil, iki katlı bir ev… Çatı katı da olan bir ev... Balkonunun korkulukları sarının birkaç tonuna haiz sazdan yapılmış; bütün dünyadaki evlerin en sağlamı gibi gelirdi bana.

Bacalı bir ev idi. O güzelim göle ya da belki bir denize nazır bu evin bahçesi yeşilin tüm tonlarının iç açıcılığına sahipti. Uzaktan uzağa puslu bir havanın arkasına saklanmış, mor ile pembenin hemhal olduğu arka planı gözlerimi ayırmadan seyretmek tarifsiz bir huzurun kollarına atardı beni.

Bu tabloyu kim hayal etmiş ve bir kompozisyon oluşturmuştu hiç bilemedim. Resimden hiç anlamamama rağmen pazaryeri etrafından seçilmiş bu tabloyu belki de dünya sanat tarihine adı altın harflerle yazılmış birçok ressamın eserlerine yeğlerim. Ayrıca babama da müteşekkirim böyle bir tabloyu çocuğunun hayal dünyasına kazandırdığı için… Hayata, ömrü çalışmakla ve yokluklar içerisinde ailesine bakmaya gayret etmiş bir adamın hasbelkader böyle bir seçimde bulunması, bir cilvedir belki de, oğlu içinmiş. Sen de bana müteşekkir olacak mısın acaba?

Tabloda bir gariplik vardı. Bu tabloyu, fırçalarının dokunuşlarıyla benim izlememe sunmuş ressam neyi hayal ediyordu acaba diye çok düşündüm ilerleyen yıllarda.

İçinde bulunduğu şehrin boğuculuğundan kurtulmak için, hayatın getirdiklerinden dolayı ailesine böyle bir yaşamı sunamamış bir babanın kendi iç buhranlarını bastırabilmek için kendine merhamet etme çabası mıydı bu resmin ortaya çıkışı acaba?

Merhamet büyük bir nimettir oğlum. Kendi nefsini baskı altında tutmak dini bir vecibe ise de, ona zulmetmemek yani dini ölçüler içinde ona merhamet etmek de bir zorunluluktur.

İnsan önce kendisinden başlayarak merhametli olmalı. Daha sonra ailesine, akrabalarına, komşularına ve içinde bulunduğu sosyal yaşamdaki hiç tanımadığı dahi olsa her insana ayrı ayrı merhametli olmak kulluğunun bir borcudur.

Karşılıklı sohbet ederken anlatmışımdır belki bu zamana kadar. İki mesel vardır. Çölde yol alan, belki istemeden o batağa düşmüş, “kötü” kadının bir su kuyusunun dibinde susuzluktan neredeyse ölmek üzere olan bir köpeğe ayakkabısıyla kuyudan su çekip, hayvanın susuzluğunu dindirmesini. Ki bu merhamet hali onun ebedi saadete kavuşmasına sebep olmuştur.

Bir diğeri ise sahte dahi olsa -ki sahte olmamalı muhakkak, zengin ve kibirli birinin, burnundaki pisliği silecek bir yer bulamayıp da o an gördüğü garip bir yetimin başını severmiş gibi yaparken elini temizlemesini. Bu hal, hor görülen o garip ve yetim çocuğun kendisine merhamet edilip sevildiği zannına sebep olmuştur da, hüsn-ü zannından sebep o zengin ve kibirli adamın da ahirette kurtuluşuna vesile olmuştur.

Meseller acıdır. Az önce okuduğun meseller gibi bazen ifrat ve tefritte dolaşan, tevatür olarak tarihin bilinmez zamanlarından imbikten süzülür gibi bizlere ulaşanlar, kulluk terazisinin hassasiyetini ihtar eder bizlere.

Vicdanlı olmak, merhametli olmak benliğinden (nefsinden) birçok şeyi alıp götürebilir. Bazen merhametli davrandığından, vicdanının sesine kulak verdiğinden yenildiğini, aldatıldığını, yine kendinin zarara uğradığını düşüneceksin. Rahat bir kafa lakin sorunlu bir vicdan ile yaşamaktansa; bırak sabahlara kadar düşünedur, huzursuz ol, başına ağrılar girsin fakat merhametli davrandığından sebep vicdanının o rahat ve yumuşak kollarında tesellinin varlığına kavuşabilecek ol.

Akşamlar hep karşımdasın fakat görüşemiyoruz seninle bilinen anlamda. Gerçi bu haller de aslında izafi bir durum… fakat elbette karşılıklı sohbet edeceğimiz günlerinin sabırsızlığı içerisindeyim.

Beklemek zor da olsa, insan beklemenin güzelliğini de yaşayabilmeli.

Oğlum,

duanın kıblesi olan semaya ellerini açtığında, yalvarışlarına beni de dahil ediyor musun?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

02 Ara '15 01:28

Nermi̇n Kayacan İstanbul

Çok güzel yapanlarln emeklerine sagllk ölenlerden ALLAHU TALA rahmet etsin yattlklarl yeller nuru ala olsun i sallah

CEVAPLA
02 Ara '15 00:25

Tebrikler

CEVAPLA
Bunlar da ilginizi çekebilir..
Siz de Türkiye yazarı olmak ister misiniz?
Kaydol