İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 34863

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8218

İstanbul

Sezer Emlik

3 / Puan: 7153

Bartın

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7023

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 5986

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5031

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4895

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4481

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2947

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2452

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2164

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1795

İstanbul

Ali Osman Rothschild

13 / Puan: 1690

Ankara

Salieri Alt Tire

14 / Puan: 1636

İstanbul

Sıla Münir

15 / Puan: 1464

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1384

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

17 / Puan: 1234

İstanbul

Ali Turan

18 / Puan: 1149

İstanbul

Reşit Akpınar

19 / Puan: 1149

Erzurum
İstanbul

Ferit Çaydangeldi

21 / Puan: 1038

Ankara

Yamanduruş

22 / Puan: 1026

Sakarya

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1001

Erzincan

Mücahid Cesur

24 / Puan: 951

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 933

Ankara

Ahmet Demir

26 / Puan: 914

İstanbul

Aykut Giray

27 / Puan: 901

Yozgat

Müsemma Şahin

28 / Puan: 886

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 879

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 859

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 35 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 505 kez açıldı, 5 misafir olmak üzere 15 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
13 Ara 15 17:00

Bulut Sever

Puan: 5031

Kraliçe'nin Hümanist Başbakanı

Geçtiğimiz aylarda medyamızın büyük bir çoğunluğunda ifratların doruklarında dolaşan bir haber dönmüştü: “Kanada’nın Yeni Başbakanı: Justin Trudeau” diye.

Genç, dinamik, yakışıklı, eski sporcu, yeni internet fenomeni… Mahut bazı yazarlar bizim siyasetçilerimize ve bakanlar kurulu fotoğrafına nazire yapıp kendinden geçerek Kanada’nın yeni başbakanını öve öve bitirememişlerdi.

Bize de böyle bir siyasetçi, devlet adamlığı yolunda sağlam adımlarla yürüyecek biri lazımdı. Gerçi geçtiğimiz son birkaç yılda Selahattin Demirtaş’ı önce ‘Yeni Türkiye’nin genç, özgürlükçü, demokrat, insan haklarına, kadın haklarına, cinsel tercihlerin(?!) farklılığına saygılı ve de pek insancıl, aynı zamanda bir müzik enstrümanı çalabilen, sesi dinlenilebilir bağlamacı-sazcı-sıra gececi; olursa(olmasa da) Cumhurbaşkanı, olmazsa ne ala bir ana muhalefetin en güçlü adayı diye palazlandırmaya çalışmışlardı. Fakat her yurtdışı ‘gezi’sinden sonra o çok sevdiğini her platformda dillendirmekten keyif alan halkların kardeşliğinin yaşandığı bu topraklar karışmış olsun, onlarca genç ölmüş/katledilmiş olsun ne gam… Gençti, dikti, eşbaşkandı, her fırsatta yalanlarına her ne olursa olsun inanıp sarılan ve bu yalanları savunup manipüle edebilen belli bir kitleye hitap ediyordu. ‘İngiliz Anahtarı’ olmak böyle bir şey olsa gerekti; her yola gelinebiliyordu. En azından 1 Kasım’dan sonra sesi soluğu kesilen bu şahsı, kapağı açık kalıp gazı kaçmış gazoz misali olan bu portreyi bir kenara bırakıp konumuza geri dönelim.

İngiliz Anahtarı demişken ‘pek yakışıklı’ başbakandan bahsediyorduk.

Bugün, genel olarak her haber sitesinde benzer cümlelerin kurulduğu haber şu: “Kanada'da çocuklardan oluşan bir koro, ülkelerine gelen ilk Suriyeli sığınmacı kafilesini, Hz. Muhammed'in Medine'ye varışında söylenen Tala' al Badru 'Alayna ilâhisi ile karşıladı.

Suriyeli mültecilerden oluşan ilk kafile, 11 Aralık'ta Kanada'ya ulaştı. Kanada Başbakanı Justin Trudeau'nun da katıldığı bir törenle karşılanan Suriyeli mültecilere 'Hoş geldin' demek için bir çocuk korosu, İslâm'ın en eski ilâhisi olan Tala' al Badru 'Alayna'yı seslendirdi.”

İşin vahim tarafı haberin altındaki bazı yorumlar. Yazım hatalarını da düzeltmeyip bir kaçını birebir kopyalayarak yazalım.

Vatandaşın biri: “adamsın başbakan ,bravo.”

Diğer bir vatandaş: “Rabbim sana hamd olsun demekki hala insanlık ölmemiş Ben umudumu kesmiştim bu bana bir ışık oldu”

Başka bir vatandaş: “gayri Müslimlerin iyiside oluyor tabi hepsi islam düşmanı değil ya”

Yorumların içinda, Suriyeli mültecilerin alımında yapılan bu karşılamayı ikiyüzlülüğün bir örneği olarak gören ve bu durumu eleştirenler de var, çok az.

Yani sonra işte hep beraber oturup ‘Yeni Türkiye bambaşka dayıoğlu, öyle böyle değil. Çok güzel olacak çok!” diyoruz.

Her şeyden önce kafamızda oluşturulmuş/oluşturulmasına müsaade ettiğimiz, adına ne derseniz deyin; Batı, Kâfirler, muhtelif lobiler, dış mihraklar… ne derseniz artık. Bir yerden sonra ismin de bir anlamı kalmıyor.

Adamlar çıkıyor, hiç sıkılmadan şovlarını yapıp birkaç yüz kişiyi ülkelerine ‘kabul buyuruyorlar’ ve ‘Sizi anlıyoruz ve durumunuz için en iyisini yapmaya çalışıyoruz. İşte bakın siz Muhacir biz Ensar’ız, alın size ilahi!” diyorlar.

Yahu yani teknik detayları ve her şeyi bir kenara bırakalım şimdi. Uzun uzun gerilere gitmeye de gerek yok. Bu adamların, yani Batı’nın çok uzun geçmişte Haçlı Seferleri sırasında kendi dindaşlarına dahi ulaşan barbarlıklarını da bir kenara bırakalım.

İşte şuracıkta, az ötemizde çocuklar, gençler, insanlar yaprak yaprak toprağa, denize düşüp kuruyup gidiyorlar. Hassaten son 25 senedir İslam coğrafyalarında katledilen Müslüman sayısının haddi hesabı yok. Çetele de tutulmadı tabii ki.

Fakat o bizim okumuş-yazmış, müthiş entelektüel bilgi ve birikime sahip tefekkür ehli tatlısu İslamcılarımız, muhafazakârlarımız, 70’lerin, 80’lerin, 90’ların hızlı ümmetçileri ve de Humeyni âşıkları İran-Şii düşmanlığının en az Fatih’te binlerce kez yuhaladıkları İsrail kadar, Amerika kadar tehlikeli olduğunu daha henüz tam olarak anlayamamışken; yukarıda alıntılanan yorumların ve bunlara benzeyen onlarca yoruma sahip zihniyetin tarihi-kültürel devşirilmişliğine ne diyebiliriz ki. Çok görmeli miyiz?

Senin içine sız(dırıl)mış İngiliz yenilgilerinden, katledilişlerinden sana her yıl şehirlerinin kurtuluş bayramını yaptırıyor. Seni bir zamanlar ‘İslam’ın Kılıcı’ yapan bütün değerleri unutmanı sağlamış İngiliz, dışı abad, içi harab olmuş bedenine uzaklardan bakıp bakıp gülüyor.

Ne kadar devşirdiği, sadık ‘kelb’i varsa başına “Milli” koymuş, sana bunları vatanperver diye yutturmuş. Gün gelmiş ‘Milli Şef’ demiş adına, gün gelmiş ‘Milli Şair’… Aynı kaynaktan su içip, farklı zehirler zerk edenler… Belki de Kanada’nın yaptığı bu kadarcık şovu çok görmemeliyiz?

İşte bu yüzden her gün onlarca çocuğun, gencin, insanın ve pekâlâ katletmeye doy(a)mayacakları Müslümanların ölümüne bizzat ya da dolaylı olarak sebep olan Batı’nın arada yaptıkları şirinlik şovlarına aldanan Müslümanları gördükçe şaşırmamaktan ve ‘ya sabır!’ çekmekten başka bir şey gelmiyor elden.

Bilmeyen var ise yazalım; Kanada, İngiltere Devletine aittir. Kraliçe’nin toprağıdır. Kraliçe’nin atadığı Vali ile yönetilir. İşte arada seçim falan da yapılır.

Anladınız siz onu.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..