İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 31673

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8137

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6803

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 5579

Bartın

Bulut Sever

5 / Puan: 4883

İstanbul

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4822

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4305

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3986

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2504

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2305

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1894

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1738

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1621

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1426

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1361

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

16 / Puan: 1092

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 1083

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

18 / Puan: 1026

Ankara

Reşit Akpınar

19 / Puan: 978

Erzurum

Ali Osman Rothschild

20 / Puan: 945

Ankara

Mücahid Cesur

21 / Puan: 942

İstanbul

Yamanduruş

22 / Puan: 941

Sakarya

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 899

Erzincan

Ahmet Demir

24 / Puan: 895

İstanbul

Müsemma Şahin

25 / Puan: 876

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 870

Ankara
İstanbul

Mesut Toprak

28 / Puan: 850

Ankara

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 792

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 757

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 09 dakika kaldı.

Zihni Yıldız yazdı, 511 kez açıldı, 2 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
17 Ara 15 13:00
Yürek Yangını

Televizyon haberlerinden öğreniyoruz ki, bu günlerde Almanya'da hummalı bir faaliyet yürütülüyormuş. Suriye savaşından canını kurtaran ve yarım düzine ülke ve onlarca engeli aşıp Almanya'ya gelebilen mülteci çocuklar için "Noel Hediyesi" hazırlıyormuş yardımsever Almanlar. Tabi ya, bu bizim aklımıza nasıl gelmedi? Elin Cermen'i mültecileri memnun etmenin yolunu anında "şıp" bulmuş gördüğünüz gibi.

İşte tam bu noktada fonda duyulan "Bir ah çeksem karşıki dağlar yıkılır" türküsü "benim yüreğime hançer sokulur" durağında takılıp kalıyor. Yüreğimizden yaralandık ey okuyucu. Burada durup bir mola verelim, dizlerimin bağı çözüldü benim.

Buna yürek mi dayanır. Gözümüzün önünde oluyor her şey ve biz hiç bir şey yapamıyoruz. Bundan bir kaç ay önce Ege Denizinde boğulup yüzüstü sahile vuran Aylan bebeğin acısını unutturacak haberler geliyor Avrupa'dan. Ölüme kurban olayım. Ölmeden karşıya geçenlerin durumu içler acısı. Perme perişan, günlerce Ege Adalarında kalıyorlar, sonra Yunanistan-Makedonya sınırında dikenli tellere takılıyor vücutlarının bir bölümü, sonra Sırbistan, (Hırvatistan, Slovenya) Macaristan, Avusturya. Ve nihayet Almanya. Söylemesi kolay. Bu kadar ülkeyi nasıl ve hangi şartlarda geçiyorlar? Kimbilir bizim bilmediğimiz ne dramlar yaşanıyordur. Hele Macaristan'da (haberlerden gördüğümüz kadarı ile) insanlık adına utanılacak manzaralar kayda geçiyor. Görmez, duymaz olaydık.

Son durakta (Almanya) ise koyun can derdinde, kasap et derdinde. Hristiyan din adamları kolları sıvamış bile. Özellikle çocuklar üzerinde yoğun bir misyonerlik faaliyeti yürütülüyor/muş. Yaklaşan Noelle birlikte halkın da bu faaliyete katkıda bulunduğunu anlıyoruz ve kahroluyoruz.

Amin Maalouf'un kulakları çınlasın. "Ölümcül Kimlikler" teorisini revize etsin bir zahmet. Lübnan iç savaşından kaçıp Fransa'ya yerleştiğinde o da bu tür muameleye maruz kalmış mıdır acaba? Hiç sanmam. Çünkü kendisi zaten bir Hristiyan. Nihayetinde, dünya çapında bir şöhrete sahip olması her şeyi izah ediyor aslında.

Bu aşamada Lübnan iç savaşı aklıma geldi. Gençlik yıllarımda başlayıp orta yaşlılığıma kadar süren kanlı kapışma. Tam 15 yıl sürdü. 200.000 ölü, bu sayının iki katı yaralı, 1 Milyon mülteci. (Suriye savaşı 5 yıldır devam ediyor, şimdiden bu rakamlar katlandı. Allah beterinden saklasın) Lübnan savaşı yıllarında neler öğrenmiştik neler. Hristiyanların sağcı, Müslümanların solcu diye anılması tuhafımıza giderdi mesela. Allah, Allah! Bu nasıl olur. O günlerin "ateşli sağcıları" olarak bu durumu bir türlü kabullenemiyorduk. "Mutlaka bu işte bir yanlışlık var" deyip duruyordum.

Haberlerden Canbolat diye bir soyisim duyuyorduk sürekli. Falanjister vardı, Filistin Kurtuluş Ordusu vardı. "Yaşar" Arafat, Mişel Amon, vs, vs. Hey gidi günler hey. Bitmez diye bildiğimiz savaş bitti, geçmez dediğimiz o günler de geçti. Geçti de sen gel bir de o savaşı yaşayanlara sor. Ne acılar yaşanmış/tır, ne!

Ve söz döndü dolaştı, bizi gene Incendies durağına getirdi. Yolumuzun buraya çıkacağını bilseydim lafı hiç açmazdım inanın ki. Bu bir film. Türkçe'ye "İçimdeki Yangın" diye çevirmişler. Bu güne kadar izlediğim filmler içinde beni derinden etkileyen birkaç başyapıttan biri İncendies. Bu hafta sonu işi gücü bıraktım bir kez daha izledim. Gene ağlattı beni. İzleyenler zaten hemencecik anlamışlardır beni. İzlemeyenlere hararetle tavsiye ediyorum. Hele de bu günlerde, şu Suriye dramı gözümüzün önünde yaşanırken olaylara bir de bu açıdan bakmak için mutlaka izlenmeli. (Ama mutlaka orjinal dilinden ve altyazılı. Türkçe dublaj başarısız.)

Şimdi burada filmin kritiğini yapacak değilim. Sadece şunu söyleyeyim, bu film bana, acının da bir eşiğinin olduğunu öğretti. Aldığımız "Acı Haber" içimizin derinliklerinde yangın çıkmasına sebep olur/muş. Bu yangın bazen öyle büyür ki, sizin oracığa yığılıp kalmanıza ve hatta aniden ölüp gitmenize sebep olabilir/miş. Yani, dış/ımızdaki yangının çaresi bulunabilir, merhemle iyileşebilir, ilaçla tedavi olabilir; ama iç yangına merhem olacak bir ilaç henüz icat edilmedi, dikkatli olmak lazım. Allah böylesi bir iç yangından hepimizi muhafaza eylesin.

Filmden beni etkileyen o kadar çok sahne var ki. Hangi birini anlatayım. Kuşkusuz izleyen herkesin etkilenme merkezi değişiklik olacaktır. Filmin sonuna doğru Kanada'da bir sokak ortasında üç kahramanın bir araya geldiği yukarıdaki sahne beni çok etkiledi mesela. Filmin ve boğazımda bir yumruğun düğümlendiği "an"ı dondurup sizinle paylaşmak istedim. Bu kadar ipucu yeter.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..