İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 38780

Ankara

Sezer Emli̇k

3 / Puan: 8828

Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7401

İstanbul

Mümi̇n Yolcu

5 / Puan: 6911

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 5707

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5507

İstanbul

Payi̇taht İstanbul

8 / Puan: 5249

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 3475

İstanbul

Ozan Bi̇li̇can

10 / Puan: 2606

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2504

İstanbul

Detroi̇tli̇ Kızıl

12 / Puan: 2036

İstanbul

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

14 / Puan: 1823

İstanbul
Ankara

Sıla Müni̇r

15 / Puan: 1657

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1568

Kırıkkale

Reşi̇t Akpınar

18 / Puan: 1487

Erzurum

Lagari̇ Alıntılar

17 / Puan: 1397

İstanbul

Ali̇ Turan

19 / Puan: 1363

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1275

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 1265

Sakarya

Feri̇t Çaydangeldi̇

21 / Puan: 1191

Ankara

Müsemma Şahi̇n

28 / Puan: 1082

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 1079

Ankara

Aykut Gi̇ray

27 / Puan: 1073

Yozgat

Ahmet Demi̇r

26 / Puan: 1042

İstanbul

Mücahi̇d Cesur

24 / Puan: 1013

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 984

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 972

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 05 saat 03 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 637 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 13 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
10 Mar 15 21:00

Bulut Sever

Puan: 5507

Turnusol Kağıdı

Tarih okumaları ayrı bir muammadır. Neyi okuduğunuz kadar, okuduğunuzu nasıl anladığınız ve okuduğunuzdan neler hissettiğiniz de önemlidir.

Bir Müslüman olarak Osmanlı tarih okumalarını “Ehl-i Sünnet Müslümanca bir çerçeve” içinde değerlendirmeye çalışıyorum. Zira “bizimle” alakalı bu okumaların akademik bağı olmayanlar için başka bir açıdan değerlendirilmesinin hatalı olabileceği kanaatindeyim.

Bu meselede objektif olmakla edepsiz olmak arasında ince bir çizgi görenlerdenim.

Cennet Mekân 2. Abdülhamid Han Hazretleri üzerine on binlerce yazı yazılmıştır. Bu yazı O’nunla alakalı olacaktır ve yazının tek amacı O’nu anarak ahirette nasiplenmektir.

Abdülhamid Han Hazretleri’nin sevgisi turnusol kâğıdı gibidir. Kendilerine duyulan sevgi kimlerin sevilmemesi gerektiğini gösterir.

Sultana hem zamanının aydınlarından ve hem de sonrasında gelenlerden en büyük eleştiri “istibdat” üzerine olmuştur.

Amcası kanlar içerisinde, bir padişaha değil bir insana yakışmayacak bir halde derdest edilip katledildiğini, hanım akrabalarının hiçbir vicdana sığmayacak, edepsiz bir şekilde itilip kakıldığını gören bir şehzade iktidara gelip de muktedir olduktan sonra nasıl olur da vatanın bekası adına daha “sıkı” bir yönetim tarzını benimsemeyeceği, nasıl olur da düşmanlarının taktik ve stratejisini uygulamayacağı düşünülebilir. Bu bir.

Aynı Sultan devr-i istibdat(!) döneminde, amcasının katli delil ve şahitlerle sabit olmuşken kanunların kendisine verdiği yetkiyi merhamet üzerine kullanmış olsun… Bakın siz şu diktatöre.

Mütemadiyen devlete karşı işlenmiş suçlarda suçlular “Bey” olarak “sürgüne” gitsin, orada makam sahibi edilsin ve genellikle de “Paşa” rütbesiyle geri dönsün… Taltifler ve maaşlar cabası. Gerçekten istibdat!... İki.

Geçelim.

Sultan Hamid Han, devrin ileri askeri teknolojileri kullanılmış harp silahlarının ordu envanterine girmesine önem vermiş, diğer yandan memleketin dört bir yanında fabrikalar açarak vatandaşlarının ekonomik kalkınmasının üzerine titremiştir. 30 küsur sene boyunca vatan evlatlarının milli ve kaliteli bir eğitim ile yetişmesi için yurdun dört bir yanında her seviyede okullar açmıştır. Bilgili, dini ve dünyevi ilimlerde yetişmiş, entelektüel, zamanın şartlarını iyi okuyan ve şartları kendi lehine çevirmesini bilen bir nesil hayal etmiş, hayali gerçekleşmiş ve gerçekleşen bu hayale de Çanakkale’de kıyılmıştır. Başka bir yazı konusudur bu, durduk.

Osmanlı tarihi yerli/yabancı objektif kaynaklardan okunduğu takdirde görülür ki, devrin içinde bulunduğu şartlar dahilinde Sultan Hamid Han son meşru Padişah ve Halifedir.

Samimi bir Müslüman ve aydın olarak tarihte yerini almış şahsiyetlerden bir tanesinin her ne olursa olsun müslümanca bir çerçeveden bakması düşünüldüğünde, -zira samimi bir Müslümandır o- Emir-ül Müminin olan meşru Halifeye karşı şiirlerinde edebli(!) bir şekilde “Çoktan beridir vardı benim bir derdim/Gideyim zâlimi îkaz edeyim isterdim/Kafes ardında hanımlar gibi saklıydı Hamid/Âl-i Osman’dan bu korkaklık edilmezdi ümid - Ah efendim o ne hayvan, o nasıl merkepti! - Ah efendim o herif yok mu, kızıl kâfirdi” diyerek bahsetmesi içe sindirilebilecek, “tarihi meselelere, o zamanın şartlarında bakmak lazım” diye anlayış gösterilebilecek bir hal değildir. Evet, Mehmet Akif yukarıda yazılan ifadeleri kullanmıştır şiirlerinde.

Onlarca sene ümmetinin derdiyle dertlenmiş, çoğunlukla gösterdiği merhametlerden her daim maraz doğmuş, her türlü kini, hakareti üstünde toplamış, hiçbir devlet meselesinin altına abdestsiz imza atmamış, hal edilirken dahi gelen hadsizlere karşı kibarlığını muhafaza etmiş, saltanatı boyunca kimseye mavi boncuk dağıtmadan sadece Allah-ü Teâlâ’nın rızasını gözetmiş o müslümanca duruşunu ulu bir çınar gibi dimdik tutmuş mütevazı insan zalim öyle mi. Ne yazık…

Muhalif olunabilir pekâlâ fakat edepsiz olunamaz.

Keşke bazıları kadar olup, o büyük padişahtan şiirlerinde olsun, “istimdat” edebilseydi…

Şunu demeden bitiremeyeceğim: müminin, müslüman olmayan sol cenahının hepsine Batı denir.

Kim olursa olsun…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
11 Mar 20:50

Yer yok derken kastettiğim yorum bölümündeki 255 karakter sınırı idi. "Bu yazı şuna cevaben yazılmıştır." tadında yazılar bence makul değil pek. Son olarak M. Akif'in fikirleri üzerine daha çok ayrıntı bekliyorum - tabi ki kendim de araştırabilirim.

11 Mar 12:52

Bulut Sever

Puan: 5507

Batı ifadesi coğrafi bir yer olarak kullanılmamıştır. İlerleyen haftalarda bununla ilgili bir yazı yazmayı düşünmekteyim.

Bunlar da ilginizi çekebilir..