İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 38780

Ankara

Sezer Emli̇k

3 / Puan: 8828

Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7401

İstanbul

Mümi̇n Yolcu

5 / Puan: 6911

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 5707

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5507

İstanbul

Payi̇taht İstanbul

8 / Puan: 5249

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 3475

İstanbul

Ozan Bi̇li̇can

10 / Puan: 2606

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2504

İstanbul

Detroi̇tli̇ Kızıl

12 / Puan: 2036

İstanbul

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

14 / Puan: 1823

İstanbul
Ankara

Sıla Müni̇r

15 / Puan: 1657

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1568

Kırıkkale

Reşi̇t Akpınar

18 / Puan: 1487

Erzurum

Lagari̇ Alıntılar

17 / Puan: 1397

İstanbul

Ali̇ Turan

19 / Puan: 1363

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1275

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 1265

Sakarya

Feri̇t Çaydangeldi̇

21 / Puan: 1191

Ankara

Müsemma Şahi̇n

28 / Puan: 1082

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 1079

Ankara

Aykut Gi̇ray

27 / Puan: 1073

Yozgat

Ahmet Demi̇r

26 / Puan: 1042

İstanbul

Mücahi̇d Cesur

24 / Puan: 1013

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 984

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 972

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 04 saat 09 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 520 kez açıldı, 8 misafir olmak üzere 19 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
4 Oca 16 21:00

Bulut Sever

Puan: 5507

Aki̇t Cumhuri̇yet Kutsamanın Keyfi̇

Gündem yoğun. Hayat gailesi bitmiyor. Karalayacak birçok şey var iken, tadı olmayınca insanın duruyor.

Yine bir yıl, karalayalım.

*

Geçtiğimiz hafta ülkemizin gazetecilik tarihine bir cenah tarafından adı altın harflerle yazılmış, diğer bir cenah tarafından ise adı rezil harflerle karalanmış; Akit Gazetesi’nin başındaki isim olan Hasan Karakaya Cumhurbaşkanı’nın Suudi Arabistan gezisinde, Medine’de kalp krizi sonucu vefat etti.

Son zamanlarda hep denilegelen kutuplaştırılmış ortam temelini artık iyiden iyiye sağlamlaştırdığı için değme övgüler ile değme sövgüler arasında vefat eden şahıs için neler yazılmadı ki.

Medine’de vefat etmesinden tutun, abdestli halde ruhunu teslim etmesine kadar uzun uzun muhafazakâr cenah tarafından methiyeler düzüldü kendisine.

Tersi cenahta ise ağza alınmayacak ölüm sebebi ile iftiradan ve en galiz küfürlerle tahkir edildi kendisi. Bu cenahlar üzerinden sosyal medyada oluşan çukurlaşmayı söylemeye gerek dahi yok.

*

Tarih okumayı seviyor olmak garip. Bilmeyince ve meselenin hakikatini öğrenince birden bire bir şahıs hakkında düşünceleriniz, duygularınız değişebiliyor. Tarihe mal olmuş şahıslar hakkında farklı hakikatlerle karşılaşmak, sizi yeri geliyor derinden sarsıyor.

Cumhuriyetin ilanından sonra 1950’ye kadar ki diktatörlük (tek parti?!) yıllarından sonra, Necip Fazıl Kısakürek’in tabiriyle “muvazaa” partisi üzerinden dış ‘telkinler’ ile demokrasiye geçiş çabalarımız bir on sene kadar sürüyor, sonrası ise gelenekselleşen darbeli demokratik yıllarımız. Yine yazmak lazım ki şahsi kabahat ve hataları kendisini bağlasa da Adnan Menderes, her ne olursa olsun üzülmemek elde değildir, ‘üzerine uçak mı indireceksiniz’ diye yapımında eleştirilen Vatan Caddesi’ni açmak için o mahalde bulunan Mimar Sinan imzalı 7 adet Mescid’in yıkımına izin veriyor.

Sonra sonra dini değerlerle küs olmayan halkın başına geçsin diye “parlak” bir bürokratı ‘Nurlu’ diye pazarlayan/palazlandıran güç, onun karşısına ‘Halkçı’ diye mavi gömlekli-kasketli zatı muhteremi kurtarıcı olarak yüce gönüllü, genel afların anası eşiyle sahneye sürüyordu. Bu ekâbir takımına daha mücahidleri katmıyorum bile.

90'lı yıllarda TRT’de yetişen ve kaymağını yiyenler nesline giren bir başka birisi, Sarı Zeybek belgeseli ve kitabı ile ve daha nice nice insanlığın yararına(!) hazırlayıp sunduğu projeleri ile gazeteciliğin aydınlık yüzlerinden birisi olarak mesleğinde ilerledi.

Diğer biri, romantik romanlarıyla yeni ergenlerden tutun 'okumuş-yazmış çağdaş' kesimin en çok okunanları arasına girdi. Babasından taşan miras ile Avrupacı kardeşiyle epey aldı yürüdü, yolları aşındırdı.

Bir başka biri 90’ların halkın sağlığından sorumlu yayıncısı iken, halkın bir kısmına alenen sövüldüğü ve seyircilerinin pişmiş kelleleri ile sırıtarak bu ahlaksızlığı onayladığı program sunuculuğuna nerelerden nerelere savruldu. Sövenlerden bir diğeri, zamanında millete din diye zehir zerkederken ve bu hali ustalıkla kamufle edilirken döndü dolaştı dinin hududundan çıktı gitti. Gerçi zaten din dairesi içinde de değildi.

*

Yani bir insanın ve illa ki, toplumum belli bir kesiminde yer etmiş; kendisini takip edenlerde müspet/menfi algı oluşturabilecek etkiye sahip insanların geçmişte yaptıkları öyle ya da böyle yakasını bırakmıyor.

Akit iyi midir, iyi işler yapmış mıdır? Bu sorunun yansıması aynı zamanda Cumhuriyet Gazetesi için de geçerlidir? Bu gazeteler geçmişlerinde kendilerine sadık cenahları yaptıkları haberlerle birbirlerine kışkırtıp, ana akım medya ile birlikte askerin ‘durumdan vazife çıkarmasına’ sebep olmuş mudur olmamış mıdır? Bu durumdan en çok gariban Müslümanlar zarar görmüş müdür görmemiş midir?

İnsanların, kurumların ölümleri, ölüm yerleri, ölüm sebepleri onlara kutsiyet atfetmek için yeterli bir sebep değildir. O zaman zamanında bir cemaat liderinin Avustralya’da ölmesini nereye oturtacağız? Ya da Suud ailesinin ‘İslam’a karşı senelerdir süren ihanetleri’nden sonra hepsinin o mübarek beldelerde ölmesine ve defnedilmesine ne diyebiliriz?

Gazetecilik faaliyeti adı altında ihanetin yeni halinde vücut bulmuş bir zamanların romantik yazarlarını, pek dindar cemaatçi yazarlarını, özgürlükçü yazarlarını, uzun yıllar vatana hizmet ettiğini her fırsatta dile getiren asker kökenli yazarlarını ve memleketin selameti adına içinde bulunduklarını söyledikleri kurumlarının her türlü devlet aleyhine iş yapan silahlı-silahsız/meşru-gayrimeşru siyasal örgütlenmelerle yağlı-ballı olmalarını nasıl göreceğiz?

İngiliz siyaseti böyleydi, 'Amerikan Paksiding' giydirilmiş siyaseti de böyle devam etmektedir.

Çok dindar, pek mütedeyyin görünenler arasında da onlardan vardır. Birilerinin askeriyiz diye mitinglerde bağıranlarda da onların adamı vardır. Meclisin içinde kürsü dokunulmazlığının şehvetiyle devlet aleyhine çalışanların içinde de, hücre evlerinde propaganda yapıp gençlerin yitmesine sebep olanların içinde de onlardan vardır.

Çağdaşız, Cumhuriyetçiyiz, Sosyalistiz, şu mezhepteniz, şu ırktanız diyen insanlar da bu oltaya takılır. Dindarız, şeriat isteriz, şu cemaat, bu tarikattanız, muhafazakârız, mütedeyyiniz diyenler ve meydanlarda tekbir getirenlerden de bu oltaya takılanlar epey çıkar ne yazık ki.

Çoğu insan ait hissettiği cephede kendi adamının ne kadar ilkeli ve mübarek olduğu derdinde. Bu zanla duruşunu belirliyor ve kutsiyet atfediyor. Hâlbuki çoğu zaman yapılanlara sonuçları itibariyle bakıldığında gerçek hiç de öyle görünmüyor.

Çok da ötekileştirmeye, mevzuyu çetrefilleştirmeye gerek yok aslında. Bir şeyler karalıyor olmak belki de bu kadar yazdıran.

Bakın etrafınıza, bir daha yazalım: Abdülhamit Han Hazretleri’nin sevgisi turnusol kâğıdı gibidir.

Bu sevgi, “Hakikat” tarafında olup olmadığınızın nişanesidir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
05 Oca 10:24

Ömer Poyraz

Puan: 7401

Zihin açıcı ve ilginç/bulunmaz bilgiler barındıran yazı için tebrik ve teşekkürlerimizi sunuyoruz. Yazının yazılma sebebine gelince; hüsn-ü zanna binaen öyle konuşuyorlardır diyelim. Giydirilmiş cephe kavramı ise bu toprakların yüzyıllardır sorunu!

Bunlar da ilginizi çekebilir..