İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 39296

Ankara

Sezer Emli̇k

3 / Puan: 9063

Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7444

İstanbul

Mümi̇n Yolcu

5 / Puan: 7001

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 5772

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5524

İstanbul

Payi̇taht İstanbul

8 / Puan: 5317

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 3488

İstanbul

Ozan Bi̇li̇can

10 / Puan: 2628

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2510

İstanbul

Detroi̇tli̇ Kızıl

12 / Puan: 2061

İstanbul

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

14 / Puan: 1824

İstanbul
Ankara

Sıla Müni̇r

15 / Puan: 1663

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1574

Kırıkkale

Reşi̇t Akpınar

18 / Puan: 1512

Erzurum

Lagari̇ Alıntılar

17 / Puan: 1414

İstanbul

Ali̇ Turan

19 / Puan: 1374

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1292

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 1277

Sakarya

Feri̇t Çaydangeldi̇

21 / Puan: 1199

Ankara

Emre Keleş

25 / Puan: 1103

Ankara

Müsemma Şahi̇n

28 / Puan: 1085

İstanbul

Aykut Gi̇ray

27 / Puan: 1082

Yozgat

Ahmet Demi̇r

26 / Puan: 1043

İstanbul

Mücahi̇d Cesur

24 / Puan: 1021

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 986

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 978

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 09 saat 47 dakika kaldı.

Ahmet Demi̇r yazdı, 753 kez açıldı, 5 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
10 Oca 16 13:00

Ahmet Demi̇r

Puan: 1043

Ameri̇ka Dedi̇kleri̇

Bizi hava alanında içinde türkçe "Hoşgeldiniz" de yazan ışıklı bir levha karşıladı. Pasaport kontrolü yapılan bölüme yönlendirildik. Sıkıntıdan ıslık çalan siyahi polisin sırasına girmek yerine, daha çok ev hanımı görüntüsü veren bayan polisin sırasına geçtik. Tepeden bakan ve "Niye geldiniz" havasında olan bir karşılama beklerken gayet kibar ve mütevazi bir şekilde karşılandık. Avrupa ülkelerine kıyasla kesinlikle daha sıcak bir karşılamaydı bu.

Hava alanından çıkıp Yeni Dünya'ya şöyle bir baktığımızda dikkatimizi çeken ilk şey uçsuz bucaksız dört bir yanda görünen araba park alanları ve katlı otoparklar oldu.

Flybus dedikleri otobüsle metroya, metrodan da şehir merkezine ulaştık. Metronun oldukça konforsuz ve nispeten kirli oluşu gözümüzden kaçmadı. Zemini kaplayan halıflex neredeyse siyahlaşmış, yere atılmış gazete sayfaları ile kötü bir görüntü veriyordu. Süper devletin başkent metrosu daha iyi olmalıydı. Metrodan şehir merkezine gelişimiz oldukça uzun sürdü.

Caddelerde dikkatimi çeken en önemli unsur afrikalı amerikalarının çokluğu oldu. Obama'nın sosyal bir proje olduğunu düşünen ben, bu kadar kişinin oy potansiyelini düşününce fikir değiştirdim. Neredeyse her yerde onlar vardı, metro güvenliğinde, marketlerde, otel resepsiyonunda ve bilimum hizmet köşelerinde. Sanki biraz da kabaydılar, ciddi ve asabi bir görünümleri vardı. Toplumda bir itilmişlik mi yaşıyorlardı, yoksa Beyaz Sarayda bir siyahinin oturmasından burunları havada mıydı, anlayamadım.

Metroda ve bazı yerlerde geçen uyarı levhalarındaki ifadeler çok sertti. Örneğin metrodaki bir levhada "kurallara uymazsanız para ve hapis cezasına çarptırılırsınız" şeklinde bir uyarı vardı. Bizde olsa, sadece "gereksiz yere fren kolunu çekmeyin" yazardı mesela. Metro kapısı kapanırken yapılan otomatik ses kaydındaki bayanın "Get back (Geri çekilin)" diyen sesinde bile asabi bir tonlama vardı. Otelde de sigara ile ilgili uyarılarında buna benzer ifadeler gördüm.

Kapitalizmi damarlarında hissedeceksin diyenler olmuştu. Açıkçası bunu çok hissedemedim. Tamam, metroda caddelerde bir koşuşturma vardı ama insanlar bana çok da sıkıntı çekiyorlar gibi gelmedi. Cefakar Anadolu insanı için vız gelir tırıs giderdi bu koşuşturma.

Şehir, özellikle biraz dışarı doğru çıktığınızda oldukça yeşil görünüyordu. Geniş caddeler, geniş kaldırımlar, müstakil evler ve binalar, arazi şartlarının da uygun olmasından dolayı düzenli bir görüntüyle ovayı kaplamıştı. Geniş cadde boyunca yer yer araba galerileri göze çarpıyordu, satılık arabalar çimler de dahil her heri kaplamıştı.

Otelin banyo musluğunda sadece sıcaklık ayarlanabiliyordu, suyu azaltmak mümkün değildi. Şehirde su sıkıntısı yoktu anlaşılan.

Hava temizdi. Neredeyse bir yaylada geceyi geçirmiş gibi dinç uyanıyordu insan. Çevrede geniş yapraklı, çınar benzeri ağaçlar vardı zaten. Havadaki nem ve sis hali, okyanustan gelen güçlü buharlaşmanın etkisi olmalıydı. Şehir, bir gün açıkken, ertesi gün garip bir sisin kapladığı nemli ama yumuşak bir havaya dönüşebiliyordu.

Buraya gelip de Beyaz Saray'ı görmeden olmazdı. Meşhur Pensilvanya caddesinin başına gelince, caddenin araç trafiğe kapalı olduğu gördüm, olası bir bombalı saldırıyı önlemek için Ankara Başkonsolosluğunda olduğu gibi kısa demir direklerle önleme yapmışlardı. Caddenin başında büyük bir polis arabasının yanına dikilmiş, göğsünde büyük harflerle Gizli Servis yazan bir polisin yanından geçtim. Cadde geniş bir caddeydi. Caddenin başında Beyaz Saraydan önce yönetim binası olarak kullanılan yine tarihi bir bina vardı. Akşam sporu için koşu yapan, işten dönen insanlar göze çarpıyordu. Caddenin genişliğine kıyasla, çok da fazla insan yoktu. Beyaz sarayın önüne geldiğimizde tek değişiklik, kaldırımlara konan polis bariyerleri ve kaldırım boyunca nöbet tutan polislerdi. Cadde üzerindeki tek araç, üzerinde Park Kontrolü yazan ve içi görünmeyen geniş bir panelvandı, ortada araç falan olmadığına göre park kontrolü için beklemediği açıktı. Beyaz Sarayın önünde biraz oyalandıktan ve birkaç fotoğraf çektikten sonra cadde boyu yürümeye devam ettim. Caddenin sonunda ve Beyaz Saraya komşu yine tarihi bir binada Hazine Bakanlığının binası vardı. Böylesine kapitalist bir ülkede paranın merkezde olması normal olmalıydı. Caddenin bittiği yerde ve insan selinin başladığı yerde kovboy filmlerindeki çiflik hanımı görünümündeki bir kadın elindeki telefonundan çıkan müzik eşlinde opera parçası söylüyordu. Önünde çiçeklerle süslenmiş bir küçük bir sepet vardı. Parça oldukça ağır ve yavaş bir ritimde, sesi ise oldukça güçlü çıkıyordu. Bir baba cüzdanından 5 dolar çıkarıp oğluna verdi, çocuk parayı sepete attı, kadın parçasına ara vermeden tiyatrocu selamıyla çocuğu selamladı.

Birkaç kez adres-yer sorma ihtiyacı hissettik. Müslüman zenciler oldukça yardımseverdi, haritada gideceğimiz yeri işaretleyip verenler de oldu. Beyaz amerikalılardan da yardımsever olanlar vardı.

Özetlemek gerekirse, Konya gibi ovada kurulmuş bir şehir düşünün, şimdi bu şehre İstanbul'un 18. yy binalarını taşıyın, sonra Bursa'daki ne kadar geniş yapraklı ağaç varsa bu ovaya dağıtın, bir de Adana'nın nemli havasını getirirseniz işte bu Amerika oluyor.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
13 Oca 01:08

Zenci kelimesini kullanmamaya çalıştım aslında ama yine de farkında olmadan çıkmış.

11 Oca 21:30

Soyadı benzerliğimizi yeni fark ettim. Yazida siyahi, zenci ve afrikali amerikali tabirleri kullaniyorsunuz. Bilincli olarak mi cesitlendirdiniz?

Bunlar da ilginizi çekebilir..