İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 31704

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8138

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6809

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 5595

Bartın

Bulut Sever

5 / Puan: 4883

İstanbul

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4830

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4313

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4004

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2507

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2305

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1895

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1739

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1621

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1426

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1361

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

16 / Puan: 1093

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 1085

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

18 / Puan: 1026

Ankara

Reşit Akpınar

19 / Puan: 980

Erzurum

Ali Osman Rothschild

20 / Puan: 945

Ankara

Mücahid Cesur

21 / Puan: 942

İstanbul

Yamanduruş

22 / Puan: 941

Sakarya

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 900

Erzincan

Ahmet Demir

24 / Puan: 895

İstanbul

Müsemma Şahin

25 / Puan: 876

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 870

Ankara
İstanbul

Mesut Toprak

28 / Puan: 850

Ankara

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 792

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 757

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 23 dakika kaldı.

Kürşat Koyuncu yazdı, 650 kez açıldı, 16 misafir olmak üzere 25 kişi beğendi, 9 yorum yapıldı.
13 Oca 16 21:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 31704

İyi Denemeydi Montaigne

Sir Arthur Eddington, bir konferans öncesi moderatör tarafından ‘Kuantum fiziğini Einstein ile birlikte en iyi bilen üç kişiden biri’ olarak tanıtılır. Bu sırada Sir Eddington -bıyık altından tabir edilen şekilde- gülümser. Neden gülümsediği sorulunca, ‘Doğrusu üçüncü kişi kim merak ettim’ der.

Konuyla alakasızmış gibi gelebilir ancak kendi yaşadığım hadiselerden örnek vererek devam edeyim. Biyolologum ama (tedavi görüyorum demek isterdim ya neyse!) daha çok bitki, böcek peşinde koşanlarındanım. Bir toplantı sırasında arılara meraklı birinin -ya da ben öyle sandım- sorularına muhatap oldum. Elimde örnek olarak getirdiğim Bombus arısını -ki onu pazarlarda daha çok ‘arılı domates’ diye satılan domatesin üzerine etiketi yapıştırılmış olarak bilebilirsiniz belki- anlatıyordum. Arıcılıkla uğraşan bir yurdum insanı, ben arı hakkında bilgi verirken araya girip ‘Bombus değil Bambul o’ demişti. Sanırım o sıra elimde diplomam olsaydı, yırtıp çöpe atardım ve olay mahalini sessizce terk ederdim. Sonra bir de börtü böcek konularını çalıştığımı duyunca tepkilerden biri şudur: ‘Geçen bir belgesel izledim…’ Bu konuya geçmeden bir verelim.

GEREKSİZ BİLGİ: Aslan, cesaretin ve asaletin sembolüdür, marşlarda yankılanır, bayraklarda dalgalanır, şatoları ve şehirleri gözetir. Sırtlan, korkaklığın ve vahşetin sembolüdür, hiçbir yerde yankılanmaz, hiçbir şeyde dalgalanmaz, hiçbir yerde yankılanmaz. Aslan krallara ve tebaaya ad olur, ama adı sırtlana çıkmış bir insana dair hiçbir bilgi yoktur.

Aslan kedigillerden etçil bir memelidir. Erkek aslan yalnızca kükrer. Dişiler bir geyik, bir zebra yahut savunmasız ya da şaşkın bir hayvanı avlarken, erkek aslan bekler. Yemek hazır olunca, ilk önce erkeğe servis yapılır. Kalanları dişiler yer. Ve son olarak, eğer hala bir şey kaldıysa, yavrular yer.

Sırtlanın, sırtlangillerden gelen bu etçil memelinin alışkanlıkları farklıdır. Yemeği erkek getirir, çocuklar ve dişiler yedikten sonra en son o yer.

Övmek için: Aslan gibi, deriz. Hakaret etmek için: Sırtlan gibi, deriz. Sırtlan güler. Neden acaba?

GEREKSİZ BİLGİYE ALAKASIZ DİPNOT: Amerikan dolarlarında yazan 'In God We Trust' şu anlama gelir. Sadece 'Tanrıya Güveniyoruz', 'Diğer Herkes Nakit Ödemeli'dir...

Bu uzun aradan sonra tekrar konuya dönelim. Kedigillerden bir tür bir başka hayvanı avlamıştır. Belgeseli izleyen kişinin genel tavrı şudur: ‘Cenab-ı Allah ne hayvanlar yaratmış’, yaratmış da abicim, senin izlediğin o belgesel Sosyal Darwinist bir kafayla hazırlanmış bir yapımdır. Bu yapımlar sana hep güçlünün -haklının değil !!!- yanında olmayı tembihler. Yine bu belgesellerde kedigillerden birçok hayvanın, örneğin Çita’nın soyunun tehlikede olduğunu söylemez. Senin nerede durman gerektiğini söyler sadece. Örneğin, -tuhaf gelebilir ama- İlber Ortaylı’nın tarafında olmak veya onunla ilgili ‘caps’ler paylaşmak şöyle bir şeydir: ‘Ben gücün(bilginin) yani İlber Ortaylı’nın yanındayım, maalesef siz ‘cahil’lere katlanmak zorundayım’. Belgesel izleyen orada durur mu, durmaz tabi ki. Konu dönüp dolaşıp illa ki, arıların çalışkanlığına gelir. Arı kısmını anlatmadan yine bir ara verelim.

GEREKSİZ BİLGİ: İngilizler, o üzerinde güneş batmayan imparatorluğun askeri gücünün Bombus arısından geldiğini söylerler. Nasıl yani, bir arı ne yapmış olabilir ki? Hikâyesi şöyledir: Kırsal kesimde tek başlarına yaşayan yaşlı kadınlar kedi besler, kediler civardaki tarla farelerini öldürürler, fareden boşalan yuvaya Bombus arıları yerleşir ve burada çoğalan Bombus arıları civardaki bitkilerin tozlaşmasını sağlarlar, tozlaşma sonucunda oluşan daha kaliteli yemleri yiyen büyükbaş hayvanlar daha semiz olurlar ve bunlarla beslenen askerler de daha güçlü olurlar ve daha iyi savaşırlar.

Arıların çalışkanlığı efsanesi. Arılar aslında çalışkan değildir. Konu hakkında uzmanlığım olduğu için bunu rahatlıkla söylüyorum. Arılar çok çalışmaz, kendisi için ne kadar yetiyorsa o kadar çalışır. Yine bu efsane de yukarıda bahsettiğim güçlü olanın, çok çalışanın en üste çıkacağı Sosyal Darwinizm’e dayanır. Bir arı kolonisinde kaç tane arı olduğunu bilmezseniz, bir arının sadece 42 gün yaşadığından haberiniz olmazsa bunun böyle olduğunu bilemezsiniz. Çünkü bütün arılar birbirine benzer.

ARIYLA İLGİLİ İKİNCİ GEREKSİZ BİLGİ: ‘Vücudunda kırk bin arıyla gösteri yaptı’ haberlerindeki arıların tamamı erkek arıdır. Arılarda iğne sadece dişide olur, erkekte olmaz. Gösteri yapan sıkıysa dişi arılarla yapsın!

İyi de, bunların Montaigne ile ne alakası var? Bilemiyorum. 1100 küsur akademisyen bir araya gelip saçma sapan bir bildiriye imza atıyor. Hemen hemen aynı sayıda üye sayısına sahip Geornalist’te çıkan yazıların çoğunun okunma sayısı 100’ü geçmiyor. Çıkan tüm yazıları/denemeleri/şiirleri okumaya çalışıyorum. Özellikle denemelerin geneli, ÖSYM’nin sınavlarındaki paragraf sorularına benziyor. Bilgi içerikli yazılarda da şöyle bir durum var. (ARA BİLGİ: Copy/Paste çıktı mertlik bozuldu) Örneğin, Geornalist’e üye olduğumdan beri benimki de dâhil birkaç grip yazısı yazıldı. İçlerinden en doyurucu bilgilerin bana ait olan yazı da olduğunu düşünüyorum. Aksini düşünen okusun. Bu ukalalık zannedilmesin. Öyle bir derdim yok. Bunu bilgi içerikli yazıların doğasını anlatmak için yazıyorum. Şiir konusu ise çok daha derin. Buna geçmeden önce yine bir ara verelim.

GEREKSİZ BİLGİ: Moritanya’da her üç kişiden biri şairmiş. Her iki kişiden üçünün şair olduğu bize çok benziyor. O zaman bir şiirle devam edelim: Moritanya’nın meşhur acı biber ezmesi/Ne hoş olur kışın Afrika’da gezmesi

Bazı şiirler, bilinen şiirler üzerinde kelime değişikliği yapılarak yazılıyor. Bazıları devrik cümleleri alt alta getirilerek yazılıyor. Çoğu zaman farklı kişilerin aynı kelimeler etrafında dönen şiirlerine rastlıyorum. Örneğin, atıyorum ‘adam aşka dolandı/kadın şiire boyandı/ ayrılık geldi, kapıya dayandı’ gibi. Bazen de üzülüyorum. Memleket resmen ‘Sevip de Kavuşamayanlar Hapishanesi’ne dönmüş.

Peki, neden böyle? Bana göre hayretimizi ve merak duygumuzu kaybettik. İnternette birkaç dakikalık görüntülerden ve birkaç paragraftan daha fazlasına tahammül edemiyoruz. Bu son zamanlarda iyice kısaldı. Örnek olarak, ‘Vine’ videolarına bakılabilir.

Bunca öğrenilmiş hareketlerin, kalıplaşmış davranışların arasında sanki herkes bir yerden komut almış gibi farklı olduğunu düşünüyor. Hemen her şey kısa sürede -bir ‘Vine’ kadar- sıradanlaşıyor. Etrafa gözlerimizle değil de piksel oranı yüksek lenslerle bakıyoruz. Hemen her şeyi paylaşmaya çalışıyoruz, paylaştığımız şeylerin tam farkına varamadan.

Bu sitedeki 1100 küsur kişiden hiçbirini şahsen tanımıyorum. Hepsini tanımak istesem de beceremem. Çünkü beynimdeki köyün kapasitesi 148 kişi 149’uncu kişiye yer yok. İnanmayan Dunber sayısına bakabilir.

Bunca şeyi neden yazdım, bilmiyorum. O zaman yazıyı ne işinize yarayacağını bilemediğim bir bilgiyle bitireyim.

GEREKSİZ BİLGİ: Eğer tüm dünya Amerika gibi yaşamaya başlarsa tam dört buçuk dünyaya daha ihtiyaç duyarız.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
14 Oca 19:58

Bu fotoğrafı ilk gördüğümden beri bir yazıda kullanmak istiyordum. Bu yazıya kısmetmiş (:

14 Oca 19:57

bu postmodern çağın bilgisi hem gereksiz, hem de faydasız diyerek bir orta yol bulayım.

Bunlar da ilginizi çekebilir..