İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 31755

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8139

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6818

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 5622

Bartın

Bulut Sever

5 / Puan: 4889

İstanbul

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4847

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4324

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4018

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2512

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2308

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1895

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1739

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1621

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1428

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1361

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

16 / Puan: 1095

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 1085

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

18 / Puan: 1026

Ankara

Reşit Akpınar

19 / Puan: 987

Erzurum

Ali Osman Rothschild

20 / Puan: 947

Ankara

Yamanduruş

21 / Puan: 943

Sakarya

Mücahid Cesur

22 / Puan: 942

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 900

Erzincan

Ahmet Demir

24 / Puan: 896

İstanbul

Müsemma Şahin

25 / Puan: 876

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 871

Ankara
İstanbul

Mesut Toprak

28 / Puan: 850

Ankara

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 793

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 757

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 34 dakika kaldı.

Kürşat Koyuncu yazdı, 592 kez açıldı, 17 misafir olmak üzere 27 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
18 Oca 16 21:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 31755

Memleketi 'Reset'leyerek Aydınlatmak

‘Vinci olmayan Paskalya insanları oymacılık, nakil ve heykellerin dikilmesi konusunda nasıl başarılı oldular? Hiçbir Avrupalı bu sürece şahit olmadığı için elimizde yazılı bir kaynak yok.’ [Jared Diamond – Çöküş]

Jared Diamond’ın kitaplarını her fikrine katılmasam da ufuk açıcı bulurum. Ancak yukarıdaki cümleyi okuyunca yanına bir not yazmışım: ‘Kibire bak!!!’ Aslında bize verilen eğitim ya da öğretilen tarih anlayışına çok da yabancı bir cümle değil. Bunun gibi ‘kibirli’ cümlelere -ne yazık ki- hergün bir yenisi ekleniyor, en son malum bildiri de olduğu gibi.

Peki, bu ‘kibir’ neden bitmiyor ve hergün yanına bir yenisi ekleniyor? İşte yazıda bu konuya değineceğim. ‘Bunları nereden uyduruyorsun?’ sorusunu bertaraf etmek için yazıda birkaç yol arkadaşımız olacak. Bunlar memleketimizin aydınlık yüzlü aydınlarından Mete Tunçay, Tanıl Bora ve Murat Belge ile meşhur Antropolog Ernest Gellner olacak.

O zaman biraz geçmişe giderek konuya başlayalım. Konu dönüp dolaşıp aydınlanma çağına dayanıyor.

Modernleşme yolunda siyasal otoriterlik, din ile bilim ilişkisi, Türkiye’nin model olarak yöneldiği Batı mirasının, belki pek çağdaş olmayan, daha eski bir bölümüyle açıklanabilir. Türk Devrimine çeşitli yönlerden örneklik eden 1789 Devriminin ideolojik çerçevesini hazırlayan Aydınlanma Çağının bir başka ürünü de, ‘Aydın Despotizmi’dir. Geri bir düzeyde gördükleri toplumlar karşısında kendilerinin ‘aydınlanmış’ olduğunu hisseden bazı yöneticiler, halklarının ne istediğine ne istemediğine aldırış etmeksizin, onları kendi bildikleri yolda ilerletmek ve yükseltmek için birçok işler yapmışlardır. Aydın despotlar, Akla(kendi akıllarına) ve Bilime(o zaman bilim olduğu sanılan anlayış ve bilgilere) güvenerek, halkı küçümsemişler, hatta güdülmesi gereken bir sürü olarak görmüşlerdir. 1789’dan sonra Auguste Comte’un başlattığı pozitivist felsefe, bu tutumla ilgisiz değildir. Ancak, pozitivizm bilimin etkinliği kavramını sivriltmiş ve gerçekten başarılı olmak için, kesin bir metafizik düşmanlığıyla, eski gelenekleri yıkma zorunluluğunu vurgulamıştır. Pozitivizmin ‘halkın onayı’ diye bir sorunu yoktur. Hatta demokratik uzlaşmalar, bilimin etkinliğini köreltecek anlamsız ödünler diye görür. Demokrasiyi dışlayan bu erken pozitivizmlerin, din kurumunun yapıca güçlülüğünden esinlenerek, Tanrısı değiştirilmiş birer İnsanlık Dinine varmış olmaları, onların etkisiyle yola çıkan bizim deneyimimizin gelişme sürecine ışık tutmaktadır.

Ulusçuluğun bir din olarak ortaya konulması, özellikle CHP’nin Dördüncü Büyük Kongresinden sonra doğallaşmıştır. Edirne mebusu Mehmet Şeref Bey, 1936 yılında yazdığı -kendi tabiriyle- Kamalizm adlı yapıtının önsözünde şöyle demektedir:

‘Türk Devrimini son asırların değişikliklerini hazırlayan fikirlerin ve daha sonra göğdelenen Rasyonel, Sosyolojik, Marksist, Faşist rejim ideolojileri ile izaha kalkmak da fazla bir iş olur. Kamalizm bunların üstünde yalnız yaşamak dinini aşılayan ve bütün prensiplerini ekonomik temeller üzerine kuran bir dindir’

Yazar, yeni parti programının devletçilik tanımı verirken de yine ‘Kamalizm Dini’ diyor. Kemalizm bir din olunca, liberalizm ve parlementerizm gibi demokratik düzenlere gerek kalmamaktadır. Unutmamak gerekir ki, ulusal bir din olmak, bir yandan sosyalizmi ve parlementer demokrasiyi yadsırken, bir yandan da sözde kapitalizme veriştirmek, bir tek-parti aracılığıyla işleyen devlet paternalizmini ‘gerçek demokrasi’ diye öne sürmek, iki Dünya Savaşı arasındaki yıllarda Avrupa’da yaygınlaşan bir tutumdu.

Ondokuzuncu yüzyılda, Aydın Despotizmi kitle demokrasisiyle ister istemez bir ilişki kurmuştur. Mete Tunçay Benjamin Constant’ın Napoleon için söylediği şu sözü aktarır; ‘Eski despotlar eleştirileri bastırmakla yetinirdi; bu tutup, bir de kendisinin övülmesini zorunlu kılıyor’. Çağdaşı birçok rejimler gibi, bizdeki tek-parti deneyinde de, insanların yönetime inanmasalar bile, onu canla başla desteklediklerini söylemeleri gereği aynı geleneğin devamı olarak görülebilir. Tanıl Bora; ‘Kemalist ideoloji, eğitimle aydınlananların “topluma önderlik edeceğini, toplumu yükselteceğini” vaz’etmiş, doğrusu Türkiye’de sol dünya görüşünde olanlar da bu Aydınlanmacı iyimserliği büyük ölçüde devralmıştı.’ diyor.

Bizim bu ‘Aydınlanma’mız dışarıdan nasıl görünmektedir? Burada Ernest Gellner’in görüşlerinden faydalanacağız.

Türkiye Kemalist geleneğin Batılılaşmaya yönelik derin bağlığının sonucu olarak anayasal düzen ve serbest seçimleri barındıran bir düzende kararlıdır. Ancak bu süreçte ülkenin silahlı kuvvetleri de sırasında en önemli aktör olarak işe karışmak istemektedir. Nitekim ‘söz konusu değerler ciddi bir tehdide maruz kaldığında kararlılıkla ortaya çıkan bekçi ve garantör; işlevi, yaşam biçimi ve geleneği bakımından bu sivil değerlere karşı cok da sevgi bağı beslemeyen bir kurum, ordu kurumu olmuştur.’

Gellner, TSK’nın kendisine biçtiği bu garantör görevini Mark Twain’i araya sokarak esprili anlatıyor: ‘(TSK) Bir süre sonra, müdahalenin askeri bir başarısızlığa uğramasına gerek duymaksızın verdikleri sözü uygulamaya koşmuşlardır. Mark Twain''e ait olduğunu sandığım eski bir espri vardır: Twain sigarayı bırakmanın çok kolay bir şey olduğunu söyler, o kadar kolaydır ki kendisi defalarca bırakmıştır. Türk subayları da demokrasiye bağlılıklarını onu sık sık yeniden kurarak göstermişlerdir.’

Gellner’e göre, Türkiye’nin modernleşme biçiminde dikkat çektiği bir başka önemli yön de, modernleşme ideolojisinin ayrıntılı bir şekilde düzenlenmemiş olmasıdır. Gellner, Durkheim ve diğer Batılı yazarların Türk aydınları üzerindeki etkisi ne olursa olsun açık seçik telaffuz edilen bir -Gellner’in tabiriyle- modernite ‘Sünnet’i yoktur. Kısaca, moderniteye derinden bir bağlılık olsa da, bu sadakat, gelişmiş ve kısıtlayıcı bir doktrine sıkı sıkıya bağlı değildir. Şüphesiz, ortada bir -yine Gellner’in tabiriyle- Kemalist hadisler ve literatür toplamı vardır, ancak bu Türkiye’nin yaşadığı modernleşme deneyimindeki olası gelişme çizgilerini önceden belirleyebilecek kadar spesifik değildir. Deneme yanılma yöntemiyle çalışır. Şöyle ki; ‘Adil seçimleri yapacağız. Eğer sonuç aleyhimize olursa, yani dincilerin ya da onlara yamanmaya çalışanların zaferi onaylanırsa, bu kararı demokrasiye olan sadakatimizle kabul edeceğiz. Zaferi kazananlar fazla ileri giderlerse, Kemalist ‘Sünnet’in bekçisi olan ordu araya girerek geleneğe ihanet edenleri cezalandıracaktır. Ancak, geleneğe olan bağlılığımız yine sağlam kalacak ve bir süre sonra yeniden sivil düzeni ve demokratik seçimleri inşa edeceğiz. Eğer önceki senaryo tekrarlanırsa, biz de müdahalemizi tekrarlayacağız.’ Kısacası memleketi, ‘bir kapatıp açarak’ ya da ‘reset’leyerek eski haline getirmeye çalışmışlardır.

Sözün özü, ‘Ordu Göreve’ gelemediği için ‘reset’leme işlemi gerçekleştirilememektedir. Oysa ‘Aydınlık’ insanlarımız ‘memleket kullanma kılavuzu’ndaki talimatları okusalar gerçeği keşfedecekler, ama onlar gruplar halinde hata yapmayı tercih ediyorlar.

Eğitim şart!!!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
18 Oca 21:39

Yer kalmadığı için kaynakları yazamadım. Merak edenler için kaynaklar: Ernest Gellner - Milliyetçiliğe Bakmak, Mete Tunçay - Türkiye Cumhuriyetinde Tek-Parti Yönetiminin Kurulması, Tanıl Bora - Tahsilli Cehaletin Cinneti (Brikim Dergisi, Sayı: 211)

Bunlar da ilginizi çekebilir..