İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 31755

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8139

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6818

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 5622

Bartın

Bulut Sever

5 / Puan: 4889

İstanbul

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4847

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4324

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4018

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2512

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2308

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1895

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1739

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1621

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1428

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1361

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

16 / Puan: 1095

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 1085

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

18 / Puan: 1026

Ankara

Reşit Akpınar

19 / Puan: 987

Erzurum

Ali Osman Rothschild

20 / Puan: 947

Ankara

Yamanduruş

21 / Puan: 943

Sakarya

Mücahid Cesur

22 / Puan: 942

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 900

Erzincan

Ahmet Demir

24 / Puan: 896

İstanbul

Müsemma Şahin

25 / Puan: 876

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 871

Ankara
İstanbul

Mesut Toprak

28 / Puan: 850

Ankara

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 793

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 757

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 32 dakika kaldı.

Kürşat Koyuncu yazdı, 818 kez açıldı, 14 misafir olmak üzere 25 kişi beğendi, 5 yorum yapıldı.
29 Oca 16 21:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 31755

I. Charles'ın İdamı ya da Kalbin Düşüşü

Bilim tarihi çalışmalarında, sonradan önemli görülmeye başlamış bir kavrayış biçimini geçmişe taşıyarak geçmişi inceleme gibi bir eğilim var. Bunu memleketimizde çok görüyoruz. Örneğin, bizim bilim tarihi kitaplarında, Newton’u, Galileo’yu vd. ‘gerici’liğe karşı direnen karakterler olarak göstermek, adeta onları birer ‘İdealist Köy Öğretmeni’ gibi sunmak hala çok modadır. Yabancıların bununla ilgili ürettikleri bir kelime var: ‘Whiggism’

ARA BİLGİ – WHIGGISM: Geçmiş hadiselerin önemini, hali hazırdaki ölçütler, kaygılar vs. ışığında değerlendiren veya ilgisini sadece, vakıaların mevcut durumuna kaynaklık ettiği düşünülen geçmiş gelişmelerle sınırlandıran tarih yazımı tutumu.

Geçmişi şimdiye göre yorumlamak Whiggish olmaktır. Yani, şeyleri olduklarından farklı gösteren, çarpıtılmış bir tarih ortaya çıkarmaktır. Örneğin, ‘Bilim Devrimi’ kavramının, özünde Whiggish olduğunun bir göstergesi de bizzat ‘Bilimsel(Scientific)’ kelimesidir. ‘Bilim(Science)’ kelimesinin şimdiki anlamı on dokuzunca yüzyılda kullanıma sokulmuştur ve erken modern dönemde şu an kullandığımız anlamda ‘Bilim’ diye bir şey yoktur. Varmış gibi konuşmak açıkça Whiggish bir çarpıtmadır. ‘Bilim’ diye tasavvur ettiğimiz şeyin tarihi gelişimine bakarken amaçlarımızdan biri, bizatihi ‘Bilim’ kavramının nasıl doğduğunu anlamaya çalışmak olmalıdır. ‘Bilim’ hakkında, “hep vardı” zannederek konuştuğumuzda açıkça meseleyi ıskalamış oluyoruz. Öyleyse, eğer ‘Bilim Devrimi’ döneminde ‘Bilim’ yoktuysa ne vardı? Olan, dünyanın külli düzenini tasvir ve izah etmeyi amaçlayan ‘doğa felsefesi’ denilen şeydi.

İşte ben de -becerebilirsem- bu konu etrafında birkaç yazı yazacağım. Bunlardan ilki kan dolaşımının kâşifi William Harvey ve onun çağıyla ilgili olacak.

William Harvey, zengin bir tüccarın oğlu olarak İngiltere’nin Folkestone’da doğar. Harvey, tıp eğitimi almak için Padua Üniversitesine gider. Orada, toplardamarlardaki valflerin bulunduğunu keşfeden Hieronymus Fabricius’tan dersler alır. Fabricius, Harvey’nin de kan, kan dolaşımı üzerine çalışmalarına başlamasına nedeni olmuştur. Fabricius’u bu konuya yönelten de hocası Michael Servetus’tur. Küçük kan dolaşımını bulan Servetus aynı zamanda bir teologdu. Onun ruh ve kanla ilgili ilginç görüşleri vardır. Servetus teolojik çalışmasında, Tanrısal ruhun insan bedenine girişi sorununu fizik terimler kullanarak inceler. Tanrısal ruhun akciğerlerdeki hava vasıtasıyla kana karıştığını, bu ruhla canlanan kanın, akciğer arterleri vasıtasıyla kalbe taşındığı, oradan da tüm vücuda dağıldığını ileri sürer.

Harvey eğitimini tamamladıktan sonra memleketine döner. Bu sıralarda, -buraya dikkat(!)- Kraliçe Elizabeth’in özel doktoru Lancelot Browne’ın kızı Elizabeth Browne’a âşık(!) oldu ve evlendiler. Bu evlilik, Harvey’nin Saray’a girmesinde yardımcı oldu. Saray’a tekrar döneceğiz. Şimdi bilimsel çalışmalarına dönelim.

Harvey erken tarihlerden itibaren, en büyük hayati gücün kanda gizli bulunduğuna ve kanın, canlılık unsuru vasıtasıyla vücudun her yanına nüfuz ettiğine inanmıştı. Embriyoda oluşan ilk şeyin bir damla kan olduğunu düşünen Hocası Fabricius’u haklı buluyordu. On altıncı yüzyıl fizyolojisi, arter sisteminin, ciğerlerden aldığı besini vücuda dağıtan damar sisteminden farklıydı. Kanın, beslenme süreci esnasında buharlaşıp gittiğine ve karaciğerde sürekli yeniden üretildiğine inanılmakta; nabzın, kalp atışlarından değil arterlerin kendisinden kaynaklanan bir hareket olduğu düşünülmekteydi. Yaptığı uzun deneyler sonucu Harvey, kalbin, gördüğü pompa işleviyle kandaki asıl kaynağı olduğuna ve arterleri, aynı anda her yanından şişmeye başlayan bir eldiven gibi genişlettiğine ikna oldu. Kanın kalpten bu şekilde ve çok büyük miktarlarda pompalandığını, buharlaşamayacağını, karaciğerde yenilenemeyeceğini anladı. Ana atardamarlardan biri kesildiğinde, canlının birkaç dakika içinde kan kaybından ölüyor olması bu düşünceyi desteklemekteydi. Harvey’nin sunduğu bir dizi delil, toplardamarlardaki kirli kanın daima uç noktalardan kalbe doğru hareket ettiğini gösterdi. Böylece Harvey, kalbin işlevinin, kanı vena cava’dan, aort’a devridaim ettirmek olduğunu gösterdi.

Harvey çalışmalarını 1628 yılında De Motu Cordis Et Sunguinis (Kalp ve Kanın Hareketleri Üzerine) adlı eserinde ilan etti. Bu sırada Harvey Saray’da da yükseliyordu. I. Charles’ın özel doktoru olmuştu. Kral Harvey’nin çalışmalarıyla yakından ilgileniyordu. Harvey de kitabını, ‘Kalp insan için ne ise, Kral da ülkesi için odur’ sözleriyle I. Charles’a ithaf etmişti.

Sonra, İngiltere’de iç savaş patlak verdi. Püriten Devrimden sonra, 30 Ocak 1649 yılında I. Charles idam edildi. Siyasi gelişmelerin, sadece bilim yapma yöntemine değil aynı zamanda temel bilimsel inançlar üzerine de etki yaptığını savunan çok ilginç çalışmalar vardır. I. Charles’ın 1649 yılında idam edilmesiyle birlikte Harvey, kalbi tamamen işlevsel bir anlamda tanımlamaya başladı. Harvey artık, kalbin hükümdarlığından bahsetmek yerine kanın ayrıcalığından ve önceliğinden bahsediyordu. Öyle görünüyor ki Harvey, kan ve kalbin işleyişini 1628’de mutlak monarşi analojisinde gördü; fakat 1649 yılıyla birlikte sistemi, monarşiyle ilgili geliştirilen sözleşme teorilerine yakın bir anlamda kavramaya başladı. Kralın halka hizmetkâr oluşu gibi kalp de artık kanın hizmetkârıydı.

William Harvey gibi kılı kırk yaran bir deneycinin siyasi meselelerden bu kadar etkilendiği düşünülebilir mi? Nihayetinde, Kan Dolaşımı Üzerine ve Hayvanların Üremesi Üzerine kitaplarında kanın önceliğine dair inancının gözlemsel ve deneysel nedenlerini açıklamaktadır. Harvey, aslında orada olmayan şeyi gördüğünü iddia eder veya gerçek gözlemin izin verdiğinden çok daha öteye gider. Gerçekten de Harvey, kalp durup hayvan öldükten sonra, kanın bir süre daha köpürmeye benzer bir şekilde hareket etmeye devam ettiğini görmenin mümkün olduğunu ileri sürer. Böylesine dikkatli bir gözlemci, niçin gördüğü şeyin bu olduğuna kendisini inandırmıştır? Bunun nedeni belki de, vücudun yapısını devletin yapısı gibi görmesidir.

Burada iddia edilen şey basitçe şudur. Harvey’nin, insan vücudu gibi karmaşık bir sistemin nasıl çalıştığını anlama tarzı, devlet kurumunun en iyi nasıl örgütlenebileceğine dair yeni tasavvurlardan etkilenmiş olabilir. 1628’de kalbi vücudun mutlak hükümdarı gibi görmek dışında vücudu düşünme imkânı hiçbir şekilde bulunamazdı. Fakat 1649’dan itibaren, kralın idamında sonra, şeylerin nasıl olduğuna ilişkin alternatif anlama yollarının daha fazla farkına vardı. Din, siyaset ve felsefe arasındaki sınırların çok açık şekilde çizilemediği bir dönemden bahsettiğimiz unutulmamalıdır.

Kısacası, geçmişe bakıldığında ‘İdealist Köy Öğretmeni’ ile ‘Yobaz Köy İmamı’nın mücadelesi göremezsiniz. Bunları daha çok bizim lise kitaplarında ve kendilerini ‘ilerici’, ‘aydın’, ‘çağdaş’ vs. olduğunu iddia eden insanların yazdıkları yazılarda ya da bildirilerde görebilirsiniz.

Galileo’nun kahramanı olduğu sonraki yazıda görüşmek üzere…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
25 Şub 22:13

Misafir

Çok beğendim. Bir sonraki yazınızı dört gözle bekliyoruz. İyi çalışmalar

01 Şub 19:58

Çok öğretici..Teşekkürler.

Bunlar da ilginizi çekebilir..