İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 31755

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8139

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6818

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 5622

Bartın

Bulut Sever

5 / Puan: 4889

İstanbul

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4847

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4324

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4018

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2512

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2308

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1895

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1739

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1621

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1428

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1361

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

16 / Puan: 1095

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 1085

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

18 / Puan: 1026

Ankara

Reşit Akpınar

19 / Puan: 987

Erzurum

Ali Osman Rothschild

20 / Puan: 947

Ankara

Yamanduruş

21 / Puan: 943

Sakarya

Mücahid Cesur

22 / Puan: 942

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 900

Erzincan

Ahmet Demir

24 / Puan: 896

İstanbul

Müsemma Şahin

25 / Puan: 876

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 871

Ankara
İstanbul

Mesut Toprak

28 / Puan: 850

Ankara

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 793

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 757

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 35 dakika kaldı.

Kürşat Koyuncu yazdı, 869 kez açıldı, 13 misafir olmak üzere 24 kişi beğendi, 5 yorum yapıldı.
1 Şub 16 17:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 31755

Galileo'nun Ek Göstergesinin Düşük Olmasının Nedeni

Önceki yazıda başladığımız ‘Bilim Tarihi’ndeki gezintilerimize devam ediyoruz. Bu yazının kahramanı, genellikle “‘İdealist Köy Öğretmeni’ ile ‘Yobaz Köy İmamı’nın mücadelesi” konulu yazıların vazgeçilmez kişisi Galileo olacak. Galileo, 1609 yılının sıcak bir yaz gününde, Flaman gözlük yapımcısı Hans Lippershey’den esinlenerek kendi teleskobunu yapıp göğe bakmaya başlar ve olaylar gelişir…

On altıncı yüzyıldayız. Astronomi alanında, bilim tarihinin en büyük hadiselerinden biri meydana geldi: Kopernik Devrimi. Ama hadiseye yakından bakıldığında, Nicolas Kopernik’in kendi adıyla anılan bu devrimde oynadığı rolün, sanılandan daha belirsiz olduğu görülür. Kopernik, doğadan ziyade kitapların öğrencisiydi, ortaya koyduğu yeni teori gözleme dayanmıyordu. Orijinal bir düşünce deneyi gerçekleştirerek, gök cisimlerinin hareketlerini Batlamyus’unkinden daha basit daha zarif bir biçimde açıklamasına el veren bir geometrik model geliştirmişti ve başarısı bu modele dayanıyordu. Zaten Kopernik’in kendisi de devrimci bilim adamı imajına pek uymaz. Yaşamını kilise idaresinde geçirmiş ve büyük teorisini otuz yıl boyunca saklı tutmayı yeğlemişti. Kopernik’in gerçekleştirdiği devrim, salt kavramsal bir devrimdir; bir ‘keşif’ değildir. Çünkü Kopernik, kuramının gerçekliğine ilişkin hiçbir gerçek ‘delil’ sunamamıştır. Ancak onun devriminden sonra, insanın dünyası, kâinatın merkezi olmaktan çıkmış, muazzam büyüklükte ve henüz bütünüyle haritalanmamış bir evrende, gelişigüzel bir nokta haline gelmiştir.

Kopernik, dünyayı kâinatın merkezinden almakla, esasen ay altı dünyaya ait hareketleri tanımlayan ‘yukarı’ ve ‘aşağı’ kavramlarını uzlaştırmış oldu. Kopernik sisteminde, sadece dairesel hareket doğal görülmektedir. İşte tam bu sıralar da ‘Matematik’in yükseliş yıllarıydı. Fiziksel dünyanın işleyişini sadece tasvir etmeyip onu izah da eden matematiğin yeni kullanım tarzı, sadece gökle ilgili konulara hasredilmiş değildi. Ticaretin gelişmesi, sömürgeleştirmenin başlaması ve coğrafi keşifler, gemicilik ve haritacılıktaki pratik matematiksel tekniklerin öneminin artmasına da vesile oldu. Bu, önde gelen bazı entelektüellerin gözünde matematiği cazip hale getirirken daha düşük düzeydeki bazı uygulayıcıların kendi sosyal ve entelektüel konumlarını yükseltmelerine imkân verdi. Savaş tekniklerindeki yenilikler veya muhtelif mühendislik projeleri, erken modern dönem Avrupası’nda matematikçilerin statülerinin yükselmesi yanında soylu sınıfa mensup kimselerin matematiğe gösterdikleri ilginin artmasının da esas nedenleri kabul edilmiştir.

Devletlerin giderek daha mutlakıyetçe olduğu Avrupa’da kraliyet saraylarının tabiat ve yapısındaki değişimler de matematikçilerin varlıklarını hissettirme fırsatlarını arttırdı. Maskeli balolar için üreteceği mucizevi şeyler, çarpıcı makineler veya sahnelerle veya prensin imajını pekiştirebilecek diğer şeylerle prensi etkileyebilen matematikçiler mülk sahipleriyle aynı düzeye çıkabilirdi. Bu matematikçiler, saraydaki konumlarından ötürü, üniversite sisteminin doğa filozofları ve matematikçiler arasında hiyerarşik ayrımı rahatlıkla küçümseyebiliyorlardı.

Üniversiteli (Aristotelesçi) doğa felsefesi profesörlerinin koyduğu, teori ve pratik arasındaki ayrımın artık savunulabilir olmadığı tekrar tekrar ifşa edilmeye başlanmıştı. Kuşkusuz, bu hareket içindeki en büyük şahsiyet Galileo’dur. Üniversite sisteminde istediğini elde edememiş bir matematikçiyken, onu Cosimo de Medici’nin sarayında doğa filozofluğuna geçmeye zorlayan şeyin bilim tutkusu olduğu düşünülmektedir ve bu, müteakiben yaptığı bilimsel çalışmaların muhtevasına dikkate değer bir etkide bulunmuştur.

1564'te eğik kulesiyle tanınan Pisa'da doğan Galileo Galilei ‘ruhban(!)’ sınıfına girmek isterken matematikçi oldu. Çalışmaları kuyrukluyıldızlardan gelgitlere kadar geniş bir bilimsel yelpazeyi kapsıyordu.

Galileo üniversitede profesörlüğünü sürdürürken, düşük maaş ödenen bir matematikçiydi ve doğa filozoflarının daha yüksek konumda bulunmasına rıza göstermesi beklenmiyordu. Fakat Cosimo de Medici’nin sarayındaki göreviyle ilgili görüşürken, filozof unvanını almayı talep edip, bunu elde edebildi. Elbette, filozof olmanın şerefi hala yüksekti, fakat en azından artık matematikçilerin bu unvana layık kabul edilmesi mümkün hale geliyordu.

Kopernik’in teorisine karşı kayıtsız kalınmasında ve Galileo’nun üniversitede mütevazı bir matematik okutmanı olarak kalmaktansa doğa filozofu vasfıyla kendine kişisel bir hami aramaya karar vermesinde önemli etkenlerden biri, üniversitelerde doğa felsefesi ve matematik arasındaki sınırlara gösterilen sıkı bağlılıktı. Fakat soylu hamilerin gözünde matematiğin değerinin artmasıyla birlikte üniversitelerde de matematiğin entelektüel konumu yükseldi.

Kopernikçiliği, Engizisyonun tehlike yaratabilecek ilgisinden uzak tutan hassas denge, Galileo’nun düşman edinmekteki maharetiyle bozuldu. Galileo, 1610 ve 1620’lerde Dominikenlerin ve Cizcitlerin güçlü grupları içinden düşman edindi ve ‘İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog’da sergilediği kibirli tarz, -lütfen buraya dikkat(!)- kendisini önceleri himaye eden Papa VIII. Urban ile de arasının açılmasına neden oldu. Reforma muhalif Katolik Kilisesi’nin, Kitab-ı Mukaddes’in serbestçe tefsir edilmesine sınırlama getirmeye çalıştığı bir dönemde, Kopernikçiliğin çeşitli İncil hükümleriyle uyum içinde bulunduğunu göstermek üzere İncil tefsirini alenen tartışmakta ısrar etmesi, durumu daha da kötüleştirdi. Çünkü Katolik Kilisesi orta çağlarda Aristotelesçi bilimle bir evlilik yapmıştı ve şimdi bu bilime yönelik herhangi bir meydan okumayı Hıristiyanlığın kendisine yapılmış bir saldırı olarak görüyordu. Dahası, ‘Diyalog’un basımı ve yayınlanması sırasındaki hadiseler, VIII. Urban’ın, üzerine fazlaca gidildiği için bunaldığı bir dönemde, Galileo’nun papa karşıtı hizipleri desteklediğine dair şüphe uyandırdı. Ortaya çıkan sonucun kaçınılmazlığı tamamen bu hususi şartlardan kaynaklanmaktaydı.

Bir de teleskopla ilgili mesele var. Galileo’nun bazı çağdaşlarının onun teleskobundan bakmayı reddettiği bilinen bir şeydir. Niçin böyle bir tepki verdiler? Tabii ki astronomiyle ilgili herhangi bir teknik nedenle değildi. Cevap olarak kısmen büyücülerin ve hatta bazı hokkabazların insanları kandırmak için aynalardan ve merceklerden oluşan düzenekler kullanmaları gösterilebilir.

Lensler ve aynalarla aldatıcı oyunlar yapmak doğal büyücünün sanatının bir parçası olmuştu hep ve teleskop ile mikroskop doğa araştırmalarında kullanılmak üzere ilk sunulduğunda çoğu doğa filozofu tarafından son derece ihtiyatla karşılandı.

Son olarak yazıyı Rönesans’la ilgili birkaç şey söyleyerek bitirelim. Rönesans’ın yenilikçiliği kavramsal esaslara değil ağırlıklı olarak gerçek dünyaya, mimariye, denizciliğe, resme, haritacılığa, madenciliğe yönelik olmuştur. Bilim tarihinde Rönesans sorunu, toplum ve bilim arasındaki bir uyumsuzluk sorunudur. Toplum dinamikti ama bilim bakışlarını geçmişe çevirmişti, statik bir yapı arz ediyordu.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..