İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Açık Mavi

1 / Puan: 5477

Ankara

Bülent Kesler

2 / Puan: 2103

İstanbul

Gülşen Aslan

3 / Puan: 1047

İstanbul

Sıla Münir

4 / Puan: 1023

İstanbul

Mümtaz Fuat

5 / Puan: 841

Bursa

Mücahit Kılıç

6 / Puan: 752

İstanbul

Bulut Sever

7 / Puan: 750

İstanbul

Burhan Çekici

8 / Puan: 629

Ordu

Ali Şahan Avsuz

9 / Puan: 622

Adana
Ankara

Salman Döner

11 / Puan: 438

İstanbul

Minel Alya Bayrak

12 / Puan: 388

Erzurum

Ahmet

13 / Puan: 387

Kayseri

Onur Gündüz

14 / Puan: 385

İstanbul

Sevdaşrn

15 / Puan: 381

İstanbul

Ahmet Lalbek

16 / Puan: 378

Erzincan

Nida Tandoğan

17 / Puan: 332

Adana

Kürşat Koyuncu

18 / Puan: 316

Ankara

Aykırı Genç

19 / Puan: 300

Ankara

Meyzen Ruha

20 / Puan: 299

İstanbul

Burcu Mıhcı

21 / Puan: 295

Ankara

Atç

22 / Puan: 293

Eskişehir

Rümeysa Yağcı

23 / Puan: 268

İstanbul

Benay Özbent

24 / Puan: 247

İstanbul

Tuğba Bozkurt

25 / Puan: 235

Ankara

Ayşegül Koçar

26 / Puan: 234

Ankara

Nesibe Çakıcı

27 / Puan: 222

Balıkesir
İstanbul

Esra Aydar

29 / Puan: 206

Ordu

Yiğit Yılmaz

30 / Puan: 185

Adana

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 35 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 477 kez açıldı, 6 misafir olmak üzere 20 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
5 Şub 16 17:00

Bulut Sever

Puan: 750

Hastası Olana Sor İstersen: " Bana Ne! "

I-

Garip bir telaş var. Aynı zamanda sıkıcı bir sakinlik.

Kapıdan girdiğiniz an her yerde kimsenin birbirine bakmaya tenezzül etmediği bir hareket hali her yanı sarmış durumda. Bunun yanında koltuklarda sessizce oturup, yanıp sönen o iğreti sesin çıktığı numaratörlerden gözünü ayırmadan bekleyen insanlar var.

Poliklinikler önünde bekleyenlerin sabrı bir yanda, diğer yanda muhtelif tahlil yaptıracakların telaşı, ayakta dikilişleri… Taş yapının daha da içerisinde kapalı bir kafeteryanın içinde, büyük ve de ince ekranın üstünde isimleri farklı açıklamalarla yazılı, ameliyattan çıkacak yakınlarını endişeli gözlerle bekleyen başka insanlar.

İlla ki bir sebebi var gelenlerin, kimse çay içip sohbet etmeye gelmiş görünmüyor.

II-

Bülent Arınç güneş görmemiş hakikatlerden o güzel belagatiyle bir demet seçivermiş de gün yüzüne çıkarıvermiş. Ortada bir hasta var ise, ona zamanında verilmeyen ilaç sonrasında verilirse zehir, o ilacı veren de suçlu olur. Hangi ses tonunun esrarlı dalgalanmalarına saklasan da cümleleri, hakikati saklayamazsın.

Naçizane, biz zamanında sohbet meclislerinde, arkadaş çevresinde konuştuğumuzda; Geornalist açıldığından beri ise zaman zaman bu platformda bazı tarihi şahıslar hakkında hem üstü örtülenleri hem de kanaatlerimizi yazdığımızda garip karşılandı çoğu kez.

Enver Paşa’ya hayran olanlar, Mustafa Kemal’i nereye koyacaklarını şaşıranlar, Mehmet Akif’e methiyeler düzenler, mücahitlik iddiası ile yıllarca göz boyayan muhtelif siyasetçiler, muhafazakâr ablalar, abiler, gazeteciler, vesaire vesaire… Anlamsız çelişkiler yumağında sevgisine bölüştürüp kutsiyet atfedenler bir de.

Niye şaşılır? Bülent Arınç hakkında niye bu denli sert çıkılıyor ki? Gezi’den itibaren başlayıp, Paralel yapı mevzusu ile devam eden süreçte Gül ve Arınç’ın (ve diğerlerinin) ‘duruşları’ her şeyi özetliyordu aslında; (heh! İşte o tahmin ettiğin sebepten ötürü!) şimdi yeri geldiği için duruşlarının gereğini yapmaktan bir lahza olsun çekinmiyorlar.

Cumhuriyet, Sözcü gibi Kemalizmin yılmaz savunucularından olan gazetelerin, bu gazetelerde yazan ‘Atatürkçü/Türkçü’ bazı yazarların, bunca ateş hattıyla sarılmışken ülkenin içi ve dışı, bir an da ‘Kürtçü’(!), Rusçu, NATOcu (Emperyalist Amerikancı!), İrancı, Esedçi; yani herkesin bildiği üzere kendi siyasi görüşlerine temelden aykırı gibi gözüken ve aslında az önce belirtilenlere göbekten bağlı, AKP ve Erdoğan karşıtlığı kisvesi ardına saklanarak, çok sevdiklerini iddia ettikleri bu ülkeyi sırtından hançerlediler, hançerlemeye devam ediyorlar.

Karışık olanlar için şaşırtıcı, çok şükür bizim için hiç de öyle olmadı.

III-

Adam, yüzünün güleç bir halde görünmesi için uğraşan ve kısmen de başarılı olan kadına baktı.

Yutkundu.

Sesinin titrememesi için çaba gösteriyordu.

Endişeli bir ses tonuyla:

“İyi. Çok şükür, daha iyi olacak…” dedi. Ve merdivenlere doğru yürüdü.

Çizgi filmlerde bile ağlayabilen birinden bahsediyoruz şu an.

Sulugöz… Ağlak… Duygusal… İnce yürekli…

Adına her ne dersek diyelim.

IV-

Adam hala susuyor.

Konuşur gibi ama hep susuyor.

Hastalık ve yüreğinden bir parçanın yaşadığı zorunlu bir hal; o nazenin parçanın görünemiyor, dokunulamıyor olması kalbini derinden yaralıyor.

Sağlığın da hastalık gibi görülebilen, hissedilebilen belirtileri olsa idi diye düşünürken; sağlığın ne kadar kıymetli ve hayatımızın ta içindeyken insanın onu kendisinden uzakta tutuyor olduğunu bizatihi müşahede ediyor.

Hasta(sı) olan(d)a hiçbir şeyin tadı yok.

Kıymetini bilerek elden gitmemesi için çok şükür etmek gerektiğini anlamak gerekiyor.

V-

Sınanmadığın imtihanların ahkâmını kesmek çok kolay olur.

Şimdi öyle bir haldir ki bu; o bunu satıyormuş, o konuşmuş, bu susmuş…

Bana ne!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..