İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 35074

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8221

İstanbul

Sezer Emlik

3 / Puan: 7227

Bartın

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7032

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 6035

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5036

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4934

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4497

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2958

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2457

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2176

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1797

İstanbul

Ali Osman Rothschild

13 / Puan: 1690

Ankara

Salieri Alt Tire

14 / Puan: 1636

İstanbul

Sıla Münir

15 / Puan: 1467

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1385

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

17 / Puan: 1245

İstanbul

Reşit Akpınar

18 / Puan: 1153

Erzurum

Ali Turan

19 / Puan: 1151

İstanbul
İstanbul

Ferit Çaydangeldi

21 / Puan: 1038

Ankara

Yamanduruş

22 / Puan: 1027

Sakarya

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1003

Erzincan

Mücahid Cesur

24 / Puan: 951

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 934

Ankara

Ahmet Demir

26 / Puan: 914

İstanbul

Aykut Giray

27 / Puan: 902

Yozgat

Müsemma Şahin

28 / Puan: 888

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 880

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 859

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 02 saat 33 dakika kaldı.

Kürşat Koyuncu yazdı, 902 kez açıldı, 18 misafir olmak üzere 28 kişi beğendi, 4 yorum yapıldı.
10 Şub 16 17:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 35074

Sütçünün Dilemması

Süt sağlıkla ilgili birçok tartışmayı alevlendirme yeteneğine sahip bir besin maddesidir. Süt üreticileri, birçok reklamda gördüğümüz üzere süt ve süt ürünleri satışlarını artırmak için elinden geleni yapar. Süt karşıtı olan grupsa hayvan hakları açısından bakarlar ve hatta “inek sütünün sadece buzağılar için olduğunu” savunurlar. Bebeğin süt şişesi için ağlamaya başladığı, yani organizmanın başını asıl yönelmesi gereken yer olan memeden, marketten alınmış süte çevirmesi için eğitildiği an bağımlı tüketicinin doğduğu andır.

Süt kalp hastalıkları, inme, göğüs kanseri, katarakt, prostat kanseri, yumurtalık kanseri, diyabet, alerjiler, mide krampları, ishal, otizm, balgam üretilmesi ve ilginç ama kemiklerin kırılmasıyla bağlantılı olmakla suçlanıyor. Ancak süt aynı zamanda kalp hastalıklarının, göğüs kanserinin, kolokrektal kanserin ve tabii ki kemik kırılmalarının azalmasını da sağlıyor. Aslında her şey kimi dinlediğinize bağlı.

Diren Bağırsak

Amerikalı antropolog William Durham, yaşam tarzındaki değişimlerin bazı insan genlerinin frekanslarını etkilediği bazı örnekleri inceledi. Bunlardan bir tanesi sütçülükle bağlantılı olan bir genetik değişimdi. Yaklaşık 6000 yıl önce, sığırların evcilleştirilmesinin ardından, insanlar süt, peynir, yoğurt gibi süt ürünlerinden besin olarak faydalanmaya başladı. Fakat taze sütü kullanmak pek de düz bir iş değildi. Kendilerine “süt mükemmel bir besindir” denen ve “günde iki bardak süt için” gibi sloganlar beyni yıkanan insanlar, dünyadaki yetişkinlerin çoğu için sütün çok az besin değeri taşıdığını veya hiç taşımadığını öğrendiklerinde şaşırır. Bu durum 1960’ların ortalarında keşfedildiğinde insanlar, açlık çekilen ülkelere süt tozu göndermenin hiçbir amaca hizmet etmediğini fark ettiler. Aslında, süt tozu o insanlara zarar verebilirdi. Kana geçebilecek basit şeker moleküllerinin sütten alınabilmesi için, sütteki laktozun ince bağırsakta parçalanması gerekir ve bu iş için laktaz enzimine ihtiyaç duyulur. İnsanların çoğunda laktoz sindirme yeteneği bebek sütten kesildikten sonra azalır. Yetişkinlerin bağırsaklarında ancak az miktarda laktoz enzimi bulunur. Çoğunlukla insanlar peynir ve yoğurt gibi süt ürünlerini sindirmekte sorun yaşamazlar, çünkü bunlarda çok az laktoz vardır. İmalat sırasında mikroorganizmalar laktozun büyük kısmını yıkar. Doğru düzgün sindirilemeyen sadece taze süt ve taze süt ürünleridir.

Birinci kromozomdaki laktaz geni, sütte büyük miktarda bulunan laktoz şekerinin sindirilmesi için gereklidir. Doğduğumuzda sindirim sistemimizde bu gen çalışır haldedir, fakat çoğu insanın bebeklikleri sırasında genin faaliyeti durur. Bu aslında mantıklıdır: Süt, bebekken içtiğiniz bir sıvıdır ve sonrasında enzimi yapmaya devam etmek, enerjiyi boşa harcamaktır. Fakat birkaç bin yıl önce, insanlar evcilleştirilmiş hayvanlardan kendileri için süt almaya başladılar ve böylece süt ürünleri kullanma geleneği doğdu. Çocuklar için bunun bir mahsuru yoktu, fakat yetişkinlerde laktaz enzimi olmadığından, sütün sindirimi zor oluyordu. Sorunu çözmenin bir yolu, laktozu bakterilere sindirtmek ve sütü peynire dönüştürmekti. Laktoz miktarı düşük olan peynir, çocuklar için de yetişkinler için de sindirilmesi kolay bir besindir. Arada bir, laktaz geninin faaliyetini durduran kontrol geninde bir mutasyon beliriyordu ve laktaz üretiminin yetişkinlerde durdurulması gerçekleşmiyordu. Yan etkilerine maruz kalmadan süt sindirebilen insanlar laktoz geninin belirli bir alel çeşidine sahip oldukları için bunu yapabildiler. Bu alel genin üzerindeki kontrol mekanizmasını etkiler, böylece kişi yetişkinliğe ulaştığında laktoz hala faal olur. Bu mutasyonu taşıyanlar, hayatları boyunca süt içip sindirebilirler. Batı Avrupalıların %70’inden fazlası süt içebilir, oysa bu oran, Afrika’da, doğu ve güneydoğu Asya’da ve Okyanusya’da %30’dur. Kısacası, dünya nüfusunun yaklaşık %70’i laktozun düzgün sindirilmesi için gerekli olan laktaz enzimini üretme yeteneğinden yoksundur.

Hem etnografik hem de genetik bulgulara dayanan Durham, süt içmeye neden olan kültürel evrim ile laktoz devamlılığı sağlayan alelin frekansındaki artışın, her zaman aynı nedenden ötürü olmasa bile birkaç defa gerçekleştiği sonucuna ulaştı. Ortadoğu ve Afrika’da sütçülükle uğraşan göçebe toplumlarda açlık ve belki de susuzluk epey yaygındı, bu yüzden etleri için evcilleştirilmiş hayvanlar değerli bir besin ve içecek kaynağı olarak taze süt veriyorlardı. Bu göçebe toplumlarda laktozun devamlılığını sağlayan alele sahip olmak faydalıydı, çünkü kişinin sütün bütün besin değerlerine ulaşmasına imkân veriyordu. Alele sahip olan kişinin güçlenip çocuk sahibi olması bu aleli taşımayan kişiye kıyasla daha muhtemeldi ve böylece de laktoz emicilerin sayısı arttı.

Yalnızca sütçülük değil karışık tarım yapılıyor olsa da, laktoz devamlılığı sağlayan alelin yaygınlaştığı bir bölge de Orta ve Kuzey Avrupa’ydı. İskandinav ülkelerinde halkın %90’ından fazlası laktoz emicidir. Durham’a göre, bunun sebebi sütün sadece mükemmel bir enerji kaynağının olmasının yanı sıra, D vitamini gibi laktozun da bağırsakta kalsiyum emilimini kolaylaştırmasıdır. Normalde güneşli gölgelerin insanları yeterli D vitamini alır, çünkü gün ışığı derideki öncü molekülü D vitaminine dönüştürür. Fakat kuzeye ilerledikçe, gün ışığının az geldiği dönemler uzar ve D vitamini kıtlığı bile çekerler. Bu durum kalsiyum emiliminin azalmasına yol açar, sonuçta raşitizm ile osteomalasi (kemik yumuşaması) hastalıklarına meyilli olurlar. Süt içmek bu sorunlarının önüne geçmeye yardımcı olur, çünkü laktoz kalsiyum emilimini arttırır ve sütte de kalsiyum bol miktarda mevcuttur. Süt sindirimini mümkün kılıp laktoz devamlılığını sağlayan alel, taşıyıcılarındaki kemik hastalıklarını azaltır ve sonuçta da kuzey toplumlarında yayılır.

Sütten Midesi Yanan Yoğurt mu yesin ya da Peynir mi?

Yoğurt sağlıklı bir gıdadır ve sindirim sisteminin daha sağlıklı hale gelmesinde rol oynayabilir. Yoğurt geleneksel olarak Lactobacillus bulgaricus ve Streptococcus thermophilus’la yapılmaktadır. Yoğurttaki laktoz oranı süttekine göre %3-4 kadardır.

28 gram çedar peynirinde bir bardak (250 ml) sütte bulunan miktarda kalsiyum bulunur, ancak içerdiği laktoz süttekinin onda biridir.

Fakat laktoz geni ile sütçülük kültürü arasındaki ilişkiler burada bitmiyor. Araştırmacılar, Hint-Avrupa kültürüne dâhil yerel mitolojilerde, halk hikâyelerinde ineğin öneminin coğrafi enlemle birlikte arttığını gösterdiler. Güney kültürlerinde mitler boğalar, kurban verme ve hayvan kesimi üzerinedir; daha kuzeydeki kültürlerdeyse ineklere, süte ve beslenmeye daha büyük vurgu yapılmaktadır. Kuzey mitlerinde yaratılışın ilk hayvanlarından biri olarak betimlenen inekler, kurban edilmeyip süt vermek için yaşadılar ve yine onların mitolojilerine göre, verdikleri sütü de devler ve tanrılar içtiler. Bu mitler açıkça taze sütün o toplumlar için önemini yansıtır, muhtemelen de “her gün iki bardak süt için” sloganından daha eğiticidir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..