Türkiye Aktivitesi
1709 ziyaret
1 online
Sai̇d Naci̇ Çamdalı
okurum , yazarım çizemem. avarenin önde gideniyim. bi de kayseriliyim.

Türkiye Puanı

642 puan Turkuaz Kalem

Derecesi

36 [Toplam 1639 kişi]

Türkiye
Siyaset(2)
Pinledikleri(0)
Sai̇d Naci̇ Çamdalı yazdı, 493 kez açıldı, 4 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
1 Eki 15 02:00
İslam Dünyası ve Si̇lahlı Mücadele - 2

Bir önceki yazımızda kısaca 20.yy’da İslami tandanslı silahlı mücadele hareketlerinin tarihsel süreci hakkında kısaca bilgi vermiştik.Bu yazımızda ise olaya biraz eleştirel olarak yaklaşacağım.Ama şunu özellikle belirtmek isterim.Eleştirilerim İslam Dünyasının bugünkü mahvolmuş haline sebep olan Batı/Modern dünyanın bakış açısı olarak değil de ; bir Müslümanın başka bir Müslüman kardeşinin hakkında değerlendirme yapması olarak okumanızı rica edeceğim.Zira bu hareketlerin karşı cephesi olan Batı/Modern dünya olabildiğince çirkef bir şekilde karalama kampanyaları düzenlemekte.Yine bu yazı dizisinde kimseyi haklı çıkarmak ya da yermek gibi bir amacım yok.Sadece konunun daha iyi anlaşılması için ufak bir katkıda bulunmaya çalışıyorum.Bundan ötürü değerlendirmelerim doğrudan şahıslar ya da gruplar üzerine olmayacak.

Önceki yazıda iki sınıflama yapmıştık ;

Yaşama savaşı veren Müslümanlar ve savaşı meslek haline getirenler.

İnsanların olaylara yaklaşması , o olayın insanlardaki konumu ile alakalıdır.Hayattan bir parça olarak gördüğümüz , hobi olarak gördüğümüz ya da mesleki beklentiler ile yaptığımız işler , bünyemizde farklı olarak konumlanır.İşte bu ayrım yukarıda yaptığımız sınıflandırmanın temel ayrılma noktasıdır.Yaşamak için savaşmak zorunda kalan Müslümanlar varken aynı şekilde yine Müslüman olup savaşı meslek haline getiren kişiler/gruplar mevcut.Bu iki grubunda durumu ve olaylara bakış açısı çok farklı.Yaşamak için savaşan Müslümanlar , sadece yaşama haklarının elinden alınmasını engellemek için savaşırken savaşı meslek haline getirenler bu işi daha büyük boyutlara taşımaktalar.

Burada ikinci grubun/meslek haline getirenlerin tamamen yanlış yolda olduğu izlenimini vermek istemem zira İslam dünyası büyük oranda işgal altında iken savaşacak bir gücün olmaması imkansız.İllaki bu küresel saldırılara cevap verecek küresel gruplar olacaktır ve olmalıdır da…

İlk olarak cihad-sadece savaş manasına yormamak lazım- Allahın açıkça bir emridir ;

Hafif ve ağır savaşa kuşanıp çıkın ve Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. ( tevbe /41)

Ama Allah c.c açıkça bunun sınırlarını da çizmiştir ;

Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez. ( bakara/190)

İşte burada Allah açıkça “aşırılıktan” kaçınmayı emretmiştir.İster fetih amacıyla olsun ister müdaafa olsun hiçbir şekilde aşırıya kaçmamak açık bir şekilde emretmiştir.İşte savaşı meslek edinenlerin hataları bu noktada başlamaktadır.İnsan bir işi meslek olarak gördüğü vakit , zamanla gösterdiği hassasiyet ve ölçülü olma durumu hızla azalmaktadır.Yaşamak için yapmak zorunda olduğumuz bir iş için gösterdiğimiz azami dikkat , meslek edindiğimiz , hatta geçimimizi sağladığımız bir iş gösterilmez.Gösterilse dahi bir süre sonra “meslek körlüğü” dediğimiz bir illet bize bulaşır.Şimdi oturup bir seçim yapmalıyız ; İslamı ve kendimizi yaşatmak için mi savaşıyoruz ? Yoksa savaşmak bizim mesleğimiz mi ?

Bu birinci husus gelelim daha da önemli ikinci hususa ;

İslama giren bir kişinin en temel görevi Allah c.c istediği biçimde bir iman inşa etmektir.Ardından ibadetler ve muamelatlar bu iman üzerine kurulur.Sağlam bir iman olmadan sağlıklı bir amel olamaz.”Yabancı savaşçılar” dediğimiz grupların problemi burada başlıyor.Avrupa’da büyümüş ama İslami seçmiş , yaşadığı topluma nefretini , en sert eylem olan cihad ile ifade eden bir gencin , sağlam bir imanı olduğundan nasıl bahsedebiliriz ? İmanını sağlam inşa edememiş insanın cihadı nasıl sağlam olacak ?

Bir diğer konu ise “uzmanlaşma”.

Her yapılanma kendi iç mekanizmasında bir uzmanlaşma müessesi yapmak zorundadır.İşler bu uzman aracılığı ile yürürler.İslam dünyasında önemli yer tutan bu yapılanmalar –özellikle son zamanlarda- ne kadar uzman ? Oraya “cihad” etmeye giden –maalesef- vasıfsız Müslümanların bölgeye yararı mı daha fazladır , yoksa zararı mı ?

Bu sorular dağ olur gider ;

Cihad , İslamın ve insanın yaşaması için , Allah ve insan arasındaki engellere karşı verdiğimiz bir savaştır.Bu savaşı verirken her şeyden önce Allah’ın rızası gözetilmelidir ki cihadımız cihad olsun.

Dileğimiz İslam milletinin alyuvarları olan cihadi grupların basiretli ve ferasetli olmasıdır.

Dileğimiz İslam milletinin her türlü işgalden kurtulup , hür bir millet olmasıdır…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Sai̇d Naci̇ Çamdalı yazdı, 804 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
28 Tem 15 16:00
Pabucumun Devri̇mci̇leri̇

"Bu yazı, bir aşağılama ve hakir görme yazısıdır."

Biz küçükken sokaklar bizimdi... Saklambaç oynardık, kızlarla seksek oynardık, istanbul saklambacı oynardık, mahalle maçları yapardık. En şiddetli oyunumuz hırsız-polisti. Sokaklarda büyüdük vesselam.

Yeni ergenler de sokaklarda oynuyor ama bizden biraz farklı; onlar devrimcilik oynuyor sokaklarda. Devrimi bilmiyorlar, devirmeyi bilmiyorlar. Çünkü onlar için her şey bir oyun. Pc oynamaya alışmış o kafaları öldükleri zaman tekrar doğacaklarını, biber gazının sadece canlarını azaltacağını düşünüyorlar.

Yeni neslin GDOlu mahsülleri aptal aynı zamanda...

*Ergen; bir yaş aralığını değil, gelişmemiş zihinleri temsil ediyor.

Atılamayan enerji dert olur.

Basit bir sistem kuralı; enerji alan ya da üreten her organizma o enerjiyi kullanmalıdır. Çünkü depolama kapasite sonsuz olamaz. Bir limitin üstüne çıktığı anda enerjiyi harcamalıdır. Yoksa aşırı yüklenme sisteme zarar verir.

Biz sokakta domates-ekmek, salça-ekmek bilemedin en lüks cips yerdik. Bu yediklerimiz zaten maçlarımızda eriyip giderdi. Bizim ergen devrimcilerimiz, mekdanıldslardan börgurkinglerden sıtarbakslar zıkkımlanmaya alışmışlar. Aldıkları enerji miktarı çok yüksek. Genelde vakitleri sürekli ekran karşısında geçirdikleri içinse atılamayan enerji onları adeta bomba haline getiriyor. En ufak kıvılcımda patlamaya hazır yığınlar oluyorlar.

Bunun en güzel örneğini gezi'de yaşadık zaten. Bir anda ne kadar enerji azgını varsa kendilerini polisin karşısına attılar. Çünkü bu bir ihtiyaç. Deşarj olmak zorundayız.

Okumuyorlar azizim.

İlkokulu bitirip liseye başladığım zaman türk ve dünya edebiyatı klasiklerinin çoğunu okumuş bir talebeydim, günlük en az bir gazeteyi takip ederdim. Lise öğrenimi boyuncaysa okul kütüphanesini yutmuştum, klasiklerin yanısıra politika, siyaset, din, düşünce üzerine yüzlerce kitap okumuştum. Biraz uç bir örnek olabilirim ama en basitinden sınav kaygısıyla dahi olsa okuyan çocuklardık.

Bizim devrimci ergenler kitap ya da gaste okumaz. Neden? Çünkü feysbuk,tivıtır var.

Bir şeyi okumak ekstradan zihinsel çaba gerektirir. Analiz etmek, özümsemek gerektirir. Bunlar bizim ergenlere göre yapılması zor ve gereksiz şeyler olsa gerek. "O" okuyup bir dünya görüşü inşa etmek yerine, atılan menşımlara ya da bildirimlere göre hareket etmeyi tercih ediyor. Onun "devrimi" facede başlıyor tivitırda bitiyor anlayacağın.

Bu halleriyle koyun sürülerinden bir farkı yok aslında. İşin kötüsü "koyun" olduklarının farkında bile değiller. Sürü psikolojisi ile yaptıkları her hareketin "bilinçli" yapıldığını düşünecek kadar "koyunlar".

Ayfonlu, nivbalanslı orduların ilk hedefi sıtarbaks,ileri!

Devrimci, halktan kopuk olamaz. İnsanların üç kuruş uğruna madenlerde öldüğü, asgari ücretle geçinmek için çırpınan mazlumun hakkını 200 liralık ayakkabı, 1500 liralık telefon ile savunamazsın. Sen zaten o zaman devrimci de olamazsın. Olsan olsan en fazla ilgili markanın "devrimci model kataloğu" olursun.

Lüks yaşam ya da kapitalizm (azıcık havalı konuşalım) içine öyle işlemiş ki, yaptığı "devrimsel" her hareket buram buram burjuvazi kokuyor.

Halktan değilsin.

halkla değilsin...

Peki nolacak?

İster inançlı bir birey ol, ister inanmadığını iddia et, ister evrimci ol ister yaradılışçı ol, ortak nokta "insanın diğer canlılardan akıl yönüyle ayrıldığı" nüansıdır.

İster yaradana, ister doğa anaya, istersen "hiçe" inan, hepsi bize bu aklı kullanalım diye verdi.

Akletmemiz, insan olmamızın gereğidir.

Akletmediğin sürece kesime giden koyun olmaya devam edeceksin.

Orada burada polis vuracak seni, kafana kapsül yiyeceksin, bombalara kurban verileceksin.

Çok zor bir şey istenmiyor senden, her insanın yapabildiği temel bir yetimizi kullanmak isteniyor:

Düşün!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.