Sezer Emli̇k

Türkiye Puanı

Turuncu Kalem

Derecesi

3 [Toplam 1656 kişi]

Bartın Üniversitesi'nde Öğrenciyim. Tarih, kültür, sosyoloji ve siyaset ile ilgilenmekte ve bu alanlarla ilgili araştırmalar yapmaktayım. İletişim için: sezeremlik@gmail.com
Türkiye
Sezer Emli̇k yazdı, 83 kez açıldı, 1 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
31 Oca '17 05:00
Referanduma Dair

7cdb8f83a06974180c62119aa4fa86a61485808478

Evet, uzun zamandır gündemimizi meşgul eden bir konu olan anayasa değişikliği için yapılacak olan referanduma değinmeden edemedim. Kafamızı nereye çevirsek, nereye gitsek, kimle otursak herkesin aklında, dilinde aynı konu var “ anayasa değişikliği ve referandum. “

Toplumda; memleket konularına bu kadar ilgili olunması, tartışılması, fikir alışverişinde bulunulması bence güzel bir durum. Memleket meselelerine kafa yormak, yorum üretmek memlekete olan sevgiden kaynaklanır. Bu yüzden bu meselelerin konuşulması tartışılmasını isterim.

Referandumun kesinleşmesi üzerine siyasetçilerimiz yavaştan görüşlerini açıklama ve propaganda yapma hazırlıklarına girişmeye başladılar. Televizyonlardan, sosyal medyadan kendi fikirlerini söylemeye başladılar. Doğal olarak siyasetçilerimizden etkilenen halkımız da kendi fikirlerini söyleyip neden bu kararı aldıklarını açıklama ihtiyacı hissettiler. Bunlar gayet doğal ve olması gereken konulardır.

Ancak toplumda yapılan konuşmaların, propagandaların tadı biraz kaçmaya başladı. Referanduma “ EVET “ ve “ HAYIR “ diyecek olan iki karşıt fikirdeki grupta yer alan bazı kimseler birbirlerini “ vatan haini “ gibi söylemlerde bulunmaya başladılar. “ EVET “ diyecek olanlar “ HAYIR “ diyecek olanları; “ HAYIR “ diyecek olanlar “ EVET “ diyecek olanları vatan haini ilan etmeye başladılar. Karşıt görüşteki insanlara ağza alınmadık hareketler etmeye başladılar. Bu tartışma ve hakaretler de en çok sosyal medya üzerinden yapılmaktadır. Forumlarda, Facebook, Twitter gibi sosyal medya platformlarında bu tarz tartışmaların tadı şimdiden kaçtı. Bu tartışmalar yavaş yavaş topluma yansımaya başladı. Benzeri ağır tartışmalar toplum içerisinde de başladı.

Evet, oy kullanmak demokrasinin bize verdiği bir haksa ve herkes de bu demokratik hakkını kullanıyor ise hiç kimsenin başka birine bu tarz hakaretler etmeye hakkı yoktur. Herkes demokrasinin verdiği hakkını kullanacaktır. Bir insanı sırf karşıt görüşte diye “ vatan haini “ ilan etmek veya türlü türlü argo kelimeler kullanmak yanlıştır. Bu tarz söylemler toplumsal çatışmaya ve bu çatışma da bir süre sonra ayrışmaya yol açacaktır. Bu ayrışma toplumun en küçük kurumlarında bile baş göstermektedir. Arkadaşlar birbirine küsmekte, aynı mahallenin esnafları birbiri ile çatışmakta ve araları açılmaktadır. Bu ayrışma toplumsal birliği ve huzuru bozmaktadır. Bu yüzdendir ki tartışma yaparken edep, ahlak ilkelerini gözden geçirmeliyiz. Tartışma, fikir alışverişi, propaganda mutlaka yapılmalıdır, herkes kendi fikrini özgürce ifade etmelidir. Ancak bunu yaparken seviyeyi iyi ayarlamalıdır.

Bir sonraki yazımızda buluşmak dileğiyle.

Selam ve sevgi ile...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Sezer Emli̇k yazdı, 161 kez açıldı, 3 kişi beğendi, 4 yorum yapıldı.
16 Kas '16 17:00
Kime Göre Ortadoğu?

f34b4fabe39f065a6244f8d9d53ad2f71479291865

Günümüzde gündemi, tarihi, siyaseti ilgilendiren birçok konuda kullanılan bir tabir üzerinde duracağım bu yazımda. Evet, üzerinde duracağım tabi “ Orta Doğu “ tabiridir. Sakın ha yanlış anlaşılmasın Orta Doğu diye tabir edilen coğrafyada olan olaylardan bahsetmeyeceğim; bu tabirin nereden çıktığını kim tarafından kullanıldığını anlatacağım. Orta Doğu diye anılan coğrafya birçok tarihi olaya şahit olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Yazı bu topraklar üzerinde icat edildi, Fırat ve Dicle kıyılarında büyük medeniyetler kuruldu ve birçok imparatorluk kuruldu ve yıkıldı. Orta Doğu diye tabir edilen bölge hep kanlı çarpışmalara, hesaplaşmalara şahit oldu. Böyle birçok tarihi olaya şahitlik eden bu coğrafya yüzyıllar boyunca devletler için büyük önem arz etmiştir. Özellikle 19.yy sonlarına doğru emperyalist devletlerin iyice kök salması ile beraber bu coğrafyayı terminolojik olarak adlandırma ihtiyacı doğmuştur. Bu adlandırma işlemi ise yine batılı gözünü kan bürümüş emperyalist devletler tarafından yapılmıştır. “ Orta Doğu “ yani “ Middle East “ kelimesini ilk olarak ortaya atan kişi 1900lü yıllarda Amerikalı Amiral “ Alfred Thayer Mahen “ olmuştur. Mahen Orta Doğu’yu Doğu’da Hindistan, Güney’de Süveyş Kanalı ile sınırlandırmıştır. Daha önce de söylediğim gibi bu tabir bize ait olmamakla birlikte özellikle İngiliz Emperyalizmiyle direkt olarak ilgilidir. Bu tabirin özellikle 1.Dünya Savaşı sırasında kullanılmaya başlaması ve aynı zaman diliminde İngiltere’nin bu topraklara girmesi bence tesadüf olamaz. Orta Doğu tabiri Üstad Cemil Meriç tarafından şu sözlerle eleştirilmiştir: “Orta Doğu kaypak bir mefhumdur. Çünkü ne zaman doğduğu, niçin doğduğu hudutlarının ne olduğu konusunda rivayetlerin muhtelif olduğu bir kavramdır. “ Bu tabiri İngiliz ve Fransızlardan sonra en çok kullanan kabullenen ise ABD olmuştur. Bu tabir ABD resmi belgelerinde ilk defa 1957 Süveyş kanalı Krizi zamanında kullanılmıştır. Bakıldığı zaman bu tabir öyle bir hızla yayılmış ve kabul edilmiştir ki hayretler içerisinde kalırsınız. Benim penceremde baktığım zaman “ Orta Doğu “ tabiri emperyalizmin, sömürgeciliğin, kan ve gözyaşının perdelenmesi için kullanılan bir tabirdir. Ne zamanki emperyalistler bu coğrafyaya ayakbastı o günden beri bu topraklarda kan ve gözyaşı asla durmadı. Savaşlar, çatışmalar, ölümler git gide arttı. Emperyalizm, yayılmacılık bizim içimize öyle işlemiştir ki yanı başımızda olan bu coğrafya için “ Orta Doğu “ tabirini kullanmaktayız. Bu coğrafya kime göre “ orta “ kime göre “ doğu kime göre “ ortanın doğusu “… Bize yani Türkiye’ye göre Orta Doğu olmadığı kesin. Ben, yanı başımızdaki bu coğrafya için “ Orta Doğu “ tabirini kullanmayı tasvip etmiyorum. Çünkü bana göre bu tabir kan, gözyaşı, ölüm, zulüm ve sömürgeden başka hiçbir şeyi ifade etmemektedir. 

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Sezer Emli̇k yazdı, 81 kez açıldı, 2 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
15 Kas '16 01:00
Irkçılık ve Milliyetçilik Üzerine Bir Araştırma

adc5c0ef6bef310d95b402cf6ebcc06d1479144541

Günümüzde birçok kötü niyetli kimse kavram kargaşası yaratarak insanların zihinlerini allak bullak etmeyi kendilerine meslek edinmiş durumdadırlar. Bu kötü niyetli kimseler, aslında birbirleriyle ilgisi bulunmayan fikirler ve düşünceler arasında yanlış bağlantılar kurarak yanlış ilişkilerin ve yanlış algıların doğmasına neden olmaktadırlar. Günümüzde ise bu yanlış idraklerden en çok konuşulanı ise “ ırkçılık “ ve “ milliyetçilik “ kavramlarıdır. Renk ırkçılığının ve kafatasçılığın yani üstün ırk anlayışının Türk Milliyetçiliği ile uzaktan yakından alakası yoktur. Neden mi? Bu akımlar Avrupa’daki sosyal olaylara biyologların bakış açısı ile bakmaktan kaynaklanmıştır. Kafatasçılık Darwin’in biyoloji bilimine getirdiği yeni kavramların sosyolojiye uygulanması sonucu ortaya çıkmış ve Fransa, İngiltere, Almanya gibi Avrupa ülkelerinde yayılma göstermiştir. Bu akımın yani “ ırkçılığın “ Türk milletine ve Türk Milliyetçili fikrine ne kadar yabancı olduğu ortadadır. Ülkemizdeki “ milliyetçi “ fikir adamlarına bakıldığında bu fikirleri savunan pek bulunmaz açıkçası. Avrupa’da ise bu fikirleri savunanlara: Fransa’da Arthur De Gobineau, İngiltere’de Sir Francis Galton, Almanya’da Otto Ammon’n örnek gösterilebilir. Bu fikir adamları insanları aşağı ve yukarı ırklar diye ikiye ayırırlar. Beyaz ırkın arı dalını üstün ırk kabul ederler. Hatta beyaz insanların bile kafataslarına göre sınıflandırmasını yapıp fizyolojik olarak üstünlükler ve eksiklikler izafe ederler. Siyah, sarı, kırmızı derili insanları sırf derilerinin renginden dolayı alçak görürler.

Görüldüğü gibi Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan ve dünyaya yayılan ırkçılık fikrinin temeli bu şekildedir. Şimdi sizlere benim gözümdeki milliyetçilik tanımını yapacağım ve bu iki kavramın aslında birbirinden ne kadar uzak ve alakasız kavramlar olduğunu hep beraber göreceğiz… Bizim milliyetçilik anlayışımız asla kana, ırka, soya dayanmaz. Milliyetçilik bir milletin kendini ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal yönden güçlendirmesi, başka millet ve gruplara karşı kendisini savunma çabasıdır; Türk Milliyetçiliği ülkenin gelenek göreneklerine bağlı kalmayı, kültürel zenginliğini koruyup kollamayı, dilini, dinini ve kültürünü her daim ilerletmeyi amaç edinen bir fikirdir. Şimdi sizlere soruyorum bu iki fikir arasında uzaktan yakından alaka var mıdır? Türk milleti hiçbir zaman ırkçı olmamıştır, olmayacaktır da… Türk milleti hangi dinden ve ırktan olursa olsun mazlumun, ezilenin, hakkı elinden alınan milletlerin yanında olmuştur. Türk milleti için ve Türk milliyetçileri için ırkçı, kafatasçı demek onlara yapılmış büyük bir haksızlık olur.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir