Türkiye Aktivitesi
1668 ziyaret
1 online
Talha Erhan Özcan
Bilgi, güçtür. Zoru hemen başarırız, imkansız biraz zaman alır.

Türkiye Puanı

201 puan Mavi Kalem

Derecesi

65 [Toplam 1641 kişi]

Türkiye
Eğitim(2)
Pinledikleri(0)
Talha Erhan Özcan yazdı, 554 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
16 Mar 15 09:00
Eği̇ti̇m Ama Nasıl?

Eğitimin kelime anlamı ile başlarsak, aslında ne demek istediğim en başından itibaren anlaşılacak belkide. Eğitim TDK’ya göre; “Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine okul içinde veya dışında, doğrudan veya dolaylı yardım etme, terbiye” demektir. Ki bu çok net bugün ülkemizde ve hatta bir çok ülkede olan eğitim sisteminin eksik ve hatalı olduğunun açıklamasıdır.

Eğitimde, ülke yönetiminde ve toplum olma bilincinde ve hatta kurumsal yönetimde ortaya konan bir kavram olan, “farklılıkların yönetimi” kavramı çok önemli olmasına rağmen, eğitim sistemi kurucuları tarafından pek de önemsenen bir konu değildir. Halbuki, farklılıklar (diversity) üzerine kurlu bir eğitim sistemi ile karşılaşmamız gerekirken, benzerlikler (conformity) üzerine kurulu bir eğitim sistem ile eğitiliyoruz.

Neden farklılıklar üzerine kurulu olsun? En basit örneği ile; eğer çocuk sahibi iseniz çok iyi bilirsiniz, kardeşiniz vardır, hiç biri yok ise toplumda gözlemlemişsinizdir, evde çocuklarınız aranızda, iki kardeş arasında dahi uçurum farklar vardır ve o çocuklara farklı yaklaşımlar ile eğitim verirsiniz evde. Bu kadar açık bir örnek varken önümüzde, milyonlarca öğrencinin farklılıkları yokmuş gibi “nasıl olsa hepsi çocuk” dercesine kurulu bir sistem ile eğitim vermek sağlıklı değil. Farklılıkları yönetebilen ve tüm bu farklılıkları göz önüne alarak oluşturulan yeni bir sistem, yeni bir müfredat gerekir.

Ayrıca dikkat bozukluğu konusu… %10000000000 eminim, ki hepimize ama hepimize “Bu çocukta dikkat eksikliği var” dediler küçükken ailelerimize. Biraz büyüyünce o gazla test çözerken soruları doğru okumamamızı da bizler “dikkat bozukluğu var bende”ye kadar ilerlettik. Yahu yok öyle bir şey. Yani evet muhakkkak dikkat bozukluğu diye bir durum var. Hastalık da var elbet ama bütün Türkiye mi bu hastalığa yakalandı? Hayır. Kolayımıza gelen o bahaneyi üretmek. Çocuğa sadece Fen ve Matematik derslerinin ne kadar önemli olduğunu söyler, Beden, Resim ve benzeri sanat ve beşeri özellikleri geliştiricek diğer dersleri ve aktivitileri ikinci plana atar ve saatlerce çocukları masanın başında oturtursan okulda ve evde dikkat dağınıklığı, dikkat bozukluğu olmasının önüne geçemezsin.

Burada öğretenlerden, yani öğretmenlerden de bahsetmek isterim. Özellikle benim ortaokul yıllarımda ortaya çıkan ancak babamların döneminde olmayan bir öğretmen tipi var. İdealist olmayan, birebir kitapta yazılanı öğrenciye okuyan veya ezberleyip anlatan. Araştırma ve geliştirmeye kapı açmayan, anlatayım da gideyim öğretmenleri.

Öğretmenler sistemin kalbidir. Öğretmenleri başarısı başta okulun, sonra o mahallenin/köyün/beldenin, sonra o ilçenin sonra o ilinin sonra o ülkenin başarısnı tetikler. Gerçekten öğretmenlerin bu eğitim denizine atacakları bir başarı taşı silsile halinde büyüyerek ülkenin başarısına dönebilecek güçtedir. Bu yüzden öğretmenlerimize büyük görev düşüyor. Eğitim sisteminin ve kültürel yapının bastırıyor olduğu ve eğtimin mutlak suretle olmazsa olmaz tetikleyici unsuru olan “merak” kavramını asla söndürmemeli, sürekli merak etmelerini sağlamalı, zaten doğal olarak çocukların/gençlerin içinde, fıtralarında olan merak duygusunu ateşlemeliler.

Sistem, öğretmenlerin de uzmanlıklarını yok edecek şekilde katı ve sert. Hatta öğretmenlere gerekli değeri vermeyecek kadar… Buna katılıyorum. Ancak kaçacak bir yerin, hareketi başlatacak bir yerin mutlaka bulanacağına inanıyorum, ki ne öğretmenler biliyoruz öğrencileri derse ve eğitime bağlı tutmak için süper çaba sarfeden. Sistemin de öğretmenlerden daha iyi olmasını kimse beklemesin. Sistemin her zaman katı ve kesin yanları olacaktır. Bunu aşma görevi, zor evet ama mecburen öğretmenlerin.

Özet olarak sistemin mekanik olmaması şart, eğittikleriniz insanlar. İnsanı mekanik bir sisteme oturtamaz ve mekanik bir düşünce ile sistemi oluşturamazsınız.

Türkiye gelişiyor, değişiyor ve bu eğitim sistemine de acilen yansımalı.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Talha Erhan Özcan yazdı, 547 kez açıldı, 3 misafir olmak üzere 9 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
11 Mar 15 09:00
Okuma Alışkanlığı Içi̇n Ne Yapıldı?

Başka şeylerin de konuşulması lazım bu ülkede. Acilen! Her şey siyaset değil, her şey para da değil. Ülke apolitik dediler, gençler politika ile ilgilenmiyor dediler, siyasetin kirli sokaklarına soktular gençleri zar zor ve şimdi onları sokaklara kütüphaneye gitmeye değil polisi taşlamaya, devlet ile çatışmaya çıkardılar. Belki bilerek belki bilmeyerek yaptılar çoğu bunu. Sadece ideoloji için ideoloji ne bilmeyen gençleri kullandılar. Planları tıkır tıkır işliyor gibiydi açıkçası ancak Türkiye’de pek sökmeyecek bir senaryo olduğu er geç ortaya çıktı.

Keşke gençler apolitik kalmaya devam edip dersine, işine, arkadaşlarına baksaydı. Keşke devlete taş atacağına sağlam düşünce altyapısı ile sağlam fikirler fırlatsaydı da peşinden gitseydik ülkece. Neyse (şimdilik), kütüphane demişken bir konuya daldık madem devam edelim. Hemen aklıma gelen ilk ve basit şeyleri yazacağım konuyla ilgili ilk yazı olduğu için ve zaman olmadığı için. Twitterda bir kaç tivit ile belirttim. “otobüsler OKUbüs” olsun gibi bir şey gördüm oradan coştum böyle. Ne harika bir fikir.

Eskiden pastaneler gençlerin, sevgililerin, arkadaşların, dostların, yaşlıların hepimizin buluşma yeriydi. Pastanelere gidilir sohbet muhabbet artardı. Sonra pastanelerden çıktı iş başka yerlerde buluşmalar başladı. Buluşma saatleri geç saatlere alınmaya başladı. Diskolara kaydı, sahillere, sinemalara, internet kafelere vs kaydı. Teknoloji gelişti, geliştikçe gördüğün gibi her şeyi etkiledi. Etkileyecek de elbette.

Ancak bu akışta sürüklenip giderken en azından insanlar için bir kaç şeyi değiştirmek lazımdı, yapamadık ülke olarak. Hala vaktimiz olduğu açık. Çabalamak şart.

Mesela sürekli yayınlanan kimi gerçekten sağlam, kimi ise yapmış olmak için yapılmış o enteresan kamu spotlarından birinde de gençler buluşma noktası olarak kütüphaneyi seçseler, kütüphaneler özendirilse orada kitaplar üzerine sohbet imkanı olsa yazarlar ile, kütüphanelerde gerçekleşse imza günleri? Kültür ve Turizm Bakanlığında onca adam bunu düşünemiyor mu? veya düşünüyor ise okuma alışkanlığı bu kadar düşük bir ülkede planları ne? Kütüphanelerin fiziksel şartları bir düzenlense önce, gençlerin ilgisi çekecek şekilde modernleştirilse veya alabildiğince klasik olsa ama ihtişamı ile bizi çekse? Kütüphanenin sadece kitapların rafları dizili olduğu bir yer olmadığı anlatılsa gençlere artık bir an önce! Daha çok kütüphane açılsa!

Mesela otobüslerde, metrolarda, marmarayda, metrobüste mutlaka kitap dergi için raflar olsa ve orada ücretsiz kitaplar, gazeteler, dergiler olsa. İnsanlar en azından neymiş diyerek merak edip alsa. Varsın çalınsın, varsın yerine konmasın koskoca devletin gücü dergiye kitaba mı yetmeyecek? Gücünü tekrar yerine koyarak gösterecek Devlet. Ben bu insanlara okuma alışkanlığı kazandıracağım kararlılığını gösterecek. Bunu göremiyorum açıkçası. Net adımlar yok.

Kütüphane yüzü görmemiş gençler var koskoca ülkede? Hatta dönüp kendine bakın kaç kere kütüphaneye gittin?

İddia ediyorum kitap okuma alışkanlığı ailede öğrenilmiyor. 1. etken ve tek etken bence çevre. Sen çocuğuna ne dersen de okula gittiği, dışarı çıktığı an arkadaşı çevresi onun her şeyi. Arkadaşı kitap okumuyorsa o da okumuyor. O zaman yapılacak şey anne-babaya hitap etmek yerine, gençlerin çevresine yani tüm gençlere hitap etmek.

Gençleri saf iken, toy iken, okumamış, öğrenmemiş iken içine çeken siyasetin kirli yüzüne karşı durmak gerek. Gençlerimizi bilgilendirdikten, okuttuktan sonra kendi süzgeçlerinden fikirleri görüşleri geçirebilecekleri duruma getirdikten, araştırmacı yaptıktan sonra bırakın zaten onlar yürür. Siyasete de atılır sağlam adımlarla, sağlam fikirlerle, şirketini de kurar, gider bir yerde işe de girer. Kendine güvenir bir kere. Kendine güven her işin başı. Çıktığı yoldan dönmeyecek insanlar lazım ülkeye. Kendine güveni olan insanlar.

Elbette sadece kitap okumak yeterli değil her şey için ancak ilk adım, ilk emir!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
11 Mar 09:40

kütüphaneler kpss çalışma şeyine dönmüş

11 Mar 09:21

Abdullah bey, Ömer Faruk bey hoş buldum. Baktım siz varsınız, eksik kalmamam lazım dedim. Hayırlı olsun. Yalnız takip sistemi yok sanırım.