Osman
Hakkında henüz bir şey yazmadı.

Türkiye Puanı

99 puan Mavi Kalem

Derecesi

102 [Toplam 1641 kişi]

Türkiye
Osman yazdı, 17 kez açıldı, henüz beğenen yok, henüz yorum yapılmadı.
30 Kas 99 00:00

Osman

Puan: 99

15 Temmuz Şehi̇t ve Gazi̇leri̇ni̇n Fetöyle İmti̇hanı!

15 temmuz gecesi ülke olarak çok büyük bir badire atlattık. Millet meydanlara indi; devletine, geleceğine sahip çıktı. Bu mücadelede maalesef hepimiz birşeyler yaşadık, uzağımızda olan olayları da sonraki zamanlarda kısmen tv ekranlarından öğrendik. Zaman içinde yeni yeni hikayeler duymaya devam edeceğiz.

Darbe teşebbüsü püskürtüldükten sonra devletimiz haliyle darbeye teşebbüs eden hain güruhla mücadeleye başladı. Bu teşebbüsün arkasında kanemici Fetö/pdy nin olduğu su götürmez bir gerçek. Hani bu teşebbüs için kurmaca diyenler için diyorum; haberleri vs boşverin sadece o namussuz haysiyetsiz gülen’in darbe teşebbüsü sonrası konuşmalarını dinleseniz dahi bu kanıya varırsınız.

85020f1c8e16768716ee0639c030d1001474220244

Ben burada darbe teşebbüsü sonrası yürütülen mücadeleye biraz değinmek istiyorum. Hain fetöcülerin en ağır ceza ile cezalandırılması hepimizin ortak isteği. Kendi milletine kurşun sıkanlar ve bunlara sempati duyanlar bunun bedelini ödemeli, ibretlik olamlılar ki bşr bakası benzer durumda başına gelecekleri bilsin, böyle bir yola girmesin.

Fetöyle mücadele ederken binlerce kamu çalışanı işten atıldı, açığa alındı, tutuklandı. Vakıflar, dernekler, banka, işletmeler vs kapatıldı, mallara el konuldu. Halkımız da bu mücadeleyi destekliyor ama fetöcüleri tespit ederken doğru mu yapıyoruz yanlış mı? Peki yapılan mücadelenin doğrularını yanlışlarını neden kamuoyunda yeteri kadar tartışamıyoruz? Müslüman bir topluluk olarak gelin en cesur soruları soralım, cevaplarını bulalım ve adalet ayırmaması için Mevlaya yakaralım. Bu işin vebali büyük, eğer doğru yaptık düşüncesiyle ah alınıyorsa bu ahlar havada kalmaz. Döner dolaşır yapanları da buna sessiz kalanları da vurur...

Fetöyle nasıl mücadele yapıldığına, yol haritasına bir bakalım. Yenişafak gazetesinin yazdığı maddeler; İşte o kriterler;

1. * 17/25 Aralık'tan sonra Bank Asya ve Paralel Yapı'nın diğer şirketlerine parasal katkı sağlamak.

2. * FETÖ'nün sendikaları ve derneklerinde yönetici veya üye olmak.

3. * By Lock ve benzeri özel şifreli yazışma programını kullanmak.

4. * Kimse Yok Mu Derneği'ne bağışta bulunmak.

5. * Emniyet ve MİT ve MASAK raporlarının olması.

6. * Kapsamlı sosyal medya taraması.

7. * Örgütün sivil toplum kuruluşları adı altında sohbet ve toplantılarına katılmak.

8. * Doğal akış dışında kısa süre

de terfi etmiş veya özel görevlere getirilmiş olmak.

9. * Örgüte ''himmet'' adı altında para aktarmak.

10. * Güvenilir ihbarlar, ifade ve itiraflar bulunması.

11. * Takip ettikleri sitelerin incelemesinden elde edilen edilen sonuçlar.

12. * FETÖ üyesi şirketlerin normal olmayan işlemlerini yapmak, koruyup kollamak.

13. * Yargıda ve emniyette örgüt lehine hareket ettiği tespit edilen kişiler arasında yer almak.

14. * Paralel Yapı'nın ev ve yurtlarında kalanların sonraki yıllarda gösterdiği davranışlar.

15. * İşyerinde diğer çalışanlardan, tanıyan kişilerden elde edilen bilgiler.

16. * Örgütün gazete, dergi aboneliği ve çocuğunu okullarına göndermeyi 17/25 Aralık'tan sonra sürdürmek.

Evet, öğreniyoruz ki çalışmalar bu kriterlere göre yapılıyor. Peki biraz aklı selimle ve varsa biraz hukuki bilgiyle bu kriterleri değerlendirelim. Sizce de çok fazla subjektif ve çok büyük bir genişliğe sahip değil mi? Yukarıda sayılan faliyetlerin hangisi kanunen suç olarak kabul ediliyor?

Düne kadar resmi birer kuruluş olan banka, sendika, vakıflar ve dernekler bugün terör örgütü kuruluşu haline geldiyse işlemler bugünden sonrası için yapılmalı değil mi? Dün resmi olarak yapılan işlemler neden bugün baş ağrıtıyor?

Bugün telefonumuza yüklediğimiz uygulamanın suç olup olmadığını nasıl teyit edeceğiz. Diğer yandan “özel şifreli yazışma proğramı” suç olarak kabul ediliyorsa bundan şunu mu anlamalıyız; yaptığımız yazışmalar birileri tarafından takip edilebilir, okunabilir mi olmalı... Whatsapp ve benzeri uygulamalarda kişisel olarak kullandığımızı düşündüğümüz yazışma proğramları mesajlarımızı herkesle paylaşıyor mu? Telefonumuz üzerinden yaptığımız mesajlaşmalar ne kadar bize özel?

Bu maddeler uzun uzadıya tartışılabilir ama uzatmayalım. Maddeler öyle yoruma açık ve esnek ki uygalamaların ne kadar adil olabileceğini bilemiyorum.

Değinmek istediğim bir başka durum daha var. Bu kriterler herkese şablon gibi uygulanıyor. Bylock denen uygulama tekbaşına yeterli (akıllı telefon kullanmayanların dahi bu uygulamadan dolayı tutuklu olduğu söyleniyor) ama diğerlerinden birden fazlası tutarsa fetö damgası yiyorsunuz ve kamu çalışanıysanız anında kulağınız çekiliyor ve işten atılıyorsunuz. Şansınız yaver giderse işten uzaklaştırma alırsınız, size kefil olacak sağlam referanslar bulursanız geri dönme şansı var. İşten uzun süre uzak kalmanız gerebilir.

Peki bu şablon 15 temmuzda şehit olan 241 vatandaşımız ve 2 binden fazla yaralımıza uygulandığında, sizce bunlardan kaçı fetöcü çıkar? Yaralı olaranlar henüz yaraları iyileşmeden fetöcü olarak damgalanıp kamudan uzaklaştırılırsa buna adalet diyebilir miyiz? Bu durumun izahı var mıdır?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Osman yazdı, 14 kez açıldı, 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
19 Eki 15 18:00

Osman

Puan: 99

Gölge Etme Başka İhsan İstemez

” – Bu hayvanlara bu kadar bakacağınıza gidin iki insana yardım edin.

– Bu çingene çocukları da babaları gibi olur, uğraşmaya değmez.

– Memlekette ihtiyaç sahibi kalmadı da mi bu Suriyelilere yardım ediyorsunuz?

– He hee, hele uğraşın, ancak yaparsınız.

– Bu işlerin devri kalmadı oğul!

-Memur adamsın, işinle eşinle uğraş, bu boş işleri bırak…”

Soru örneklerini çoğaltmak mümkün ama gerek yok. Bu kadarı derdimizi anlatmaya yeter de artar bile…

Bunları günlük hayatta ya duyarsınız ya duyarsız kalırsınız ya da söylersiniz. Hani kişisel gelişim kitaplarında bahsederler ya bu davranışlar sizin hayata karşı duruşunuzu gösterir. Yol açan mısınız destek misiniz yoksa takoz mu??

Vakıf ve dernekler toplumun can damarlarıdır. Devletin yapmaya ulaşamadığı hizmetleri yaparlar, insanların daha bilinçli, kültürlü olması için çaba sarfederler, çevrenin korunması, iyileştirilmesi ve ıslah edilmesi için proje üretirler. Sosyal araştırmalar yapar, eğitim öğretim hizmeti verirler, ihtiyaç sahibi kimselere yardımda bulunurlar… Velhasıl insan, hayvan, çevre ile ilgili her türlü hizmet için seferber olurlar…

Ecdadımız bu konuda harikulade işler yapmıştır. Sokak hayvanlarının barınmasından dermanı olmayan hastalıkların tedavisine kadar çok çeşitli vakıflar aracılığıyla toplumsal hizmetler üretmişlerdir.

Bu hizmetler tabiki kendiliğinden olmuyor. Çok ciddi gönüllü ve finansal destek gerekiyor. Bu destek ne kadar çok olursa yapılan işlerden alınan verim,ulaşılan insan sayısı o derece fazla ve işler de bir o kadar verimli oluyor. Tamamen kamu menfaati için çalışan vakıf ve dernekler kamu kurumları ve halk tarafından destek görmesi hem işleri güzelleştirir hem de yaygınlaşmasını sağlar. İyiliğin artırılması herkesin iyiliğinedir.

Buraya kadar herşey güzel…

Bir de ayak bağları var. Bir şeyin değer kıymetini ancak akçeyle ölçenler. Yaptığın iş sana bir statü ya da maddi bir getirisi yoksa onların yanında hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Yazının başında bahsettiğimiz sorular bu güruha ait. Her hangi bir şekilde bu tür işlerin başında ortasında sonunda bulunmazlar. Ancak akıl vermekten de geri kal(a)mazlar. Ona buna şuna akıl vermek en kolayı. Eğer yeterli yüreğin varsa bahsettiğin alternatifleri de sen yap. Ben Suriyeliye yardım ediyorsam sen de komşuna bir el at, sokakta yatan kimsesizlere, evsizlere kol kanat ger. Bir öksüze yetime burs ver, okumasını sağla, maddi gücün yoksa başını okşa, sırtını sığa. Başkasına akıl verecek kadar aklın fazlaysa bu işleri düşünecek kadar da kapasiten olmalı.

Gel birlikte yapabildiğimiz kadar iyilik yapalım. Güzellikleri artıralım. İyi işlerin, iyi insanların arasında bulunalım.

İLLA DA YAP DEMİYORUM. YAPAMIYORSAN GÖZÜNÜ SEVEYİM YAPANLARA GÖLGE ETME, TAKOZ OLMA… BAŞKA İHSAN İSTEMEZ…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Osman yazdı, 13 kez açıldı, 4 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
28 Eyl 15 14:00

Osman

Puan: 99

9 Gün Nasıl Geçti̇? Tati̇l Mi̇ Bayram mı Hüzün Mü Oldu?

“Zamana Karşı” filmini çoğumuz izlemiştir, insanlar bu filmde ne kadar zamanları kaldığını bilerek ona göre(!) hareket ediyor, hareketlerinin bedelini ömür/zamanlarıyla ödüyorlar. Yeteri kadar zamanın yoksa fuzuli harcama yok. Peki ya biz? Bilemediğimiz zaman dilimi içerisinde kendimizin ve diğer insanların, canlıların kıymetini ne kadar biliyoruz? Sahip olduğumuz zamanı bencil heveslerimiz uğruna mı kullanıyoruz yoksa tüm yaratılanları yaşatma uğruna mı? Ne kadar zamanımız olduğunu bilmediğimiz için SINIRSIZMIŞ GİBİ yaşıyoruz. Kendimiz çok önemliyiz ve çok önemli(!) işler yapıyoruz! Herkesin önem oranını kendi belirlediği, kendince ulaşmaya çalıştığı, koşturmaca içinde olduğu bir işi var. Peki ne için? Kısaca yaşanılan hayatı daha iyi hale getirmek için diyelim… Gerçekten böyle mi?

Bu Kurban Bayramı tatilimiz 9 gün olarak belirlendi. Gurbetçiler memleket yollarına düştü, kurbanlar kesildi, eş-dost-akrabanın bayramı kutlandı. Hasret giderildi, yeniden curcunaya dönmek için enerji depolandı. Kışlık memleket mahsulleriyle birlikte herkes yeniden iş-okul hayatına, asıl karnını doyurduğu yere yollandı. Yalnız şimdiye kadar 134 vatandaşımız kalıcı olarak, 816 vatandaşımız kısmen ayrıldığı evine geri dönemedi. Bu vatandaşlarımız yuvalarına neden dönemediler? Terörden dolayı mı? Savaş mı vardı? Bayram vardı, bayram bayram… Bu nasıl bayram oldu böyle?

Son 10 yıl içerisinde 40.000 civarında (fazlası var eksiği yok) vatandaşımızı yollarda kaybettik. 2 milyon 100 bin kişi yaralandı, kaçı sakat kaldı bilmiyorum. Bu tüm zamanlar filan değil, sadece son 10 yılın istatistiği. Ülke olarak maddi kayıpları mı hesaplayalım, yoksa manevi kayıpları mı? Siyasetçi, edebiyatçı, düşünür, kardeş, baba, gelin-damat, yeni doğan ayrımı yok kime denk gelirse o gidiyor dünyamızdan. Bu ülke insanını yolda mı buldu da böyle yollarda kaybediyor?? Bir can kaç gün tatile değer? Sakat kalanın, sağlığını kaybedenin kaybettiğini nasıl telafi ederiz? Küçüklerin daha derinden yaşadığı travmalar nasıl tedavi olacak?

Trafik kazalarına, canların kaybına öylesine alışmışız ki; sayıyoruz sadece! Bazılarını haberlerde duyuyoruz, bazılarını sadece istatistikler de sayı olarak görüyoruz. Öylece geçip gidiyor sonra… Tatil haberiyle birlikte yolda dikkat edilmesi gerektiği, trafik kurallarına uyulması konusunda sürekli uyarılar yapılıyor. Emniyet mesaj atarak uyarıyor. Bizler yakınlarımızın ya da bizatihi kendi tecrübelerimiz neticesinde trafiğin, kuralların ne kadar önemli olduğunu görüyor/fark ediyoruz. Netice: her şey kaldığı yerden devam ediyor, Azrail canları yollardan topluyor…

Birinin acele işi, hızlı gitme isteği, keyfi hareketleri diğerinin canına mal oluyor. Uykusuz seyahati birilerini uykusuz bırakıyor. Sevdiklerine ulaşmak için hız yapan, hatalı sollama yapan birisi ya kendi canından oluyor sevdiklerini/akrabalarını üzüyor ya da bir başkasının sevdiğinin/akrabasının canına kastediyor. Bana bir şey olmaz deyip her haltı yapana gerçekten de bir şey olmuyor olabilir ama bir başkasının gülünü solduruyor, kolunu koparıyor. Artık bu durumun vahametini kavramamız gerekiyor. Trafikte diğer insanları da düşünmenin vakti geldi de geçiyor bile.

Trafik kazalarının yaklaşık %90’ı sürücü hatalarından kaynaklanıyor. Kurallara uyalım, saygı gösterelim, dikkatli olalım diyorum ama bunlar iyimser temenniler, ahlak seviyemiz ve tecrübeler gösteriyor ki bu şekilde uyarılarla düzelecek durumda değiliz. Demek ki sürücüleri kurallara uyma yönünde sağlam bir şekilde uyarmalıyız. Kırmızı ışıkta eğer polis ya da kamera görmezse durmayan birini sopayla yola getirmek lazım ki başkalarını incitmesin. Devlet artık çok ciddi düzenlemeler yapmalı. İnsanların hayatları, sağlıkları bu kadar ucuz olmamalı. Ölümlü kazalara sebep olanlar (özellikle alkollü araç kullananlar, kural ihlali yapanlar) CİNAYETLE yargılanmalı… Bilerek kuralları çiğneyip hata yapıyorsa, canların yanmasına sebep oluyorsa bunun bedelini ödemeli..

Birimizin zamanı, canı, sağlığı diğerininkinden daha kıymetli değil… Hepimiz aynı gök kubbe altında yaşıyor, aynı havayı soluyorsak, hepimiz ölümlüysek, yaptıklarımızın hesabını vereceksek bencillikten uzaklaşıp biraz empati yapmalıyız, diğergam olmalıyız olabildiğince. Hataların bedelini başkaları ödememeli, özellikle trafikte saygılı, kurallı olmayı ya gönüllüce ya da devletin (şefkat) sopası yoluyla öğrenmeli...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

29 Eyl 15:12

Osman bey yanılmıyorsam kaza yerinde ölmeyenleri yani kaza sonrası hastanede ölenleri bahsettiğiniz 40 bin içerisine almıyorlar, bir büyüğümüz söylemişti öyle olsa isyan çıkar diye.

CEVAPLA
Osman yazdı, 23 kez açıldı, 4 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
14 Eyl 15 18:00

Osman

Puan: 99

Cahi̇li̇ye Dönemi̇ Bi̇tti̇ Mi̇?

Cahiliye döneminden bahsedince doğrudan 1500 yıl geriye ve Arap yarımadasına gider insan. Bilindik klasik özellikleri kadınların değersiz oluşu, fuhuşun gündelik bir ritüel haline gelmesi, kız çocuklarının canlı canlı gömülmemesi, güçlü olanın güçsüzü ezmesi ve elindekileri almasını söylememize bile gerek yok... Dünyanın geri kalanında farklı mıydı?

Devir değişti, derelerden çook su aktı. Sanayi devrimi oldu, sendikalar meydana çıktı. Birileri evrensel insan haklarını icat etti. Aynı şekilde ürettikleri medeniyeti diğer insanlara da ulaştırarak onlarında hayatlarını iyileştirdiler(!). Teknolojinin gelişimi göz kamaştırıyor. İnsansız silahlı uçakların olduğu bir devirde arabalardan bahsetmeye bile gerek yok... Gökyüzünde kaç tane uydu olduğunu bile bilemiyoruz. Kitle iletişim araçları, sosyal ağlar sayesinde sınırlar yok oldu, dünyanın diğer ucuyla anlık iletişim haline girdik.

Peki ne oldu? İnsanlığımız bir adım öteye gitti mi?

Mülteci cesetleri kıyılarımıza vuruyor. Uydularıyla kolumuzdaki saati okuyabilen sözde gelişmiş ülkeler bunları göremiyor mu? Görüp buna rağmen ölmelerine göz yumuyorsa kız çocuğunu toprağa gömen cahiliyeden ne farkı var?

İnsanların daha iyi bir hayat uğruna yollara düştüğü Avrupada savaştan kaçan insanlar hayvan gibi kafese konup havadan ekmek fırlatılıyorsa hangi gelişmeden bahsedebiliriz.

Arakan'da insanlar sırf inançlarından dolayı öldürülüyorsa, en zengin maden ocaklarına sahip Afrika açlık çekiyorsa hangi gelişmeden bahsedebiliriz?

Maalesef bu örnekler uzuyor da uzuyor...

Hülasa cahiliye devri bitti mi bilmiyorum ama şairin dediği gibi "Ebu cehil kıtalar dolaşıyor"...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir