Türkiye Aktivitesi
612 ziyaret
1 online
Turfan Şam
Hakkında henüz bir şey yazmadı.

Türkiye Puanı

64 puan Mavi Kalem

Derecesi

95 [Toplam 1575 kişi]

Türkiye
Tümü(5)
Pinledikleri(0)
Turfan Şam yazdı, 167 kez açıldı , 1 misafir olmak üzere 2 kişi beğendi , henüz yorum yapılmadı.
15 Oca 17 22:00

Turfan Şam

Puan: 64

Yüzüp Yüzüp Kuyruğuna Gelemediklerimiz
5c58a4eeebf9ba48bcd70de2f59437321484499897

Tarihe bakarak ve haklı da olarak geçmişte kurup yönetmiş olduğumuz devletlere bakar ve ecdadımız ile hep iftihar ederiz. Aramızda ufak da olsa bir zümrede bizlerin tam ters istikametimiz de bazen sayıp sövebilirler. Her iki tarafında haklı olduğu konular yok değil. Bir taraf geçmişinden gurur devralıp günümüz ve yarına daha iyi hazırlanabilir iken diğer tarafta geçmişte aldığımız (alamadığımız) mirastan dolayı bu şekilde geri kaldığımızı iddia etmekteler. (hala gelişmekte olan ama gelişememiş ülke olmamız) 

Geçmiş zamanlarda büyük olmak basit ve kolaydı. Günümüzde ise bu rahatlığı komplikeliğe ve zorluğa bıraktı diyebiliriz. Güçlü olmak için civardaki kabile, aşiret veya beylikleri itaat altına aldığında en önemli mevzu olan siyasi birliğini tamamlamış oluyordun. 

Eski bozkır topraklarında bir yaşam formu karşımıza egemenliğini üstün tutma gibi bir vazife olarak çıktığı için biri diğerlerine üstünlük kurma yarışı girişme ve sonunda tek bir (devlet) karşımıza çıkıyordu. Bu yüzden doğu diye tarif ettiğimiz coğrafyada büyük devletler ve imparatorluklar birbirini takip ederken batı Roma ve Bizans tarihlerinde bulunup siyasi birliktesizliklerini gizlediği için şükrediyor. Doğuda imparatorluklar birbirini takip ederken batı roma sonrası derin sessizlik ve karanlığa hapsoluyordu. Avrupa coğrafyası uzun bir müddet sayı olarak binlerce diye tarif edilen krallık ve derebeyliğe ev sahiliği yapıyordu. Son avrupalı olarak İtalyanların birliklerini tamamlamaları 19. yüzyılı bulacaktı. Şuan batı birliktelik gösterirken bizler uzun zamandır farklılıklarımızı deşmekteyiz. 

Büyük devlet olabilmenin başka bir şartı güçlü bir ordu sistemiydi. Onluk sisteminin dünya askeri literatürüne teorik ve pratik olarak kazandırılmasının dışında disiplinsizlik gibi bir sorunu olmadığından yay, kılıç ve barutun biraz modernize edilmesi  yeterli olmakta iken şimdi tank, uçak, gemi, savunma sistemleri derken uzayıp giden liste ve teknik donanım ve yazılımları çıktı. Tabi TR bu konuda geridedir ama gelmektedir. Bir kaç defa uçak üretip ve yine ağır sanayi hamleleri denemiş iç, dış mihrakların engellerine takılmıştır. Teknoloji olarak en basiti Türk mühendisler tarafından devrim arabaları üretildiğinde o günün mercedes'i ile kapışabilecek düzeyde iken  günümüzde bizler araba üretemiyoruz ama o günün rakipleri çoktan uçtu aramızda ki mesafeleri katladılar. Ama günümüzde teknoloik veya bilimsel farkalr kapatılamayacak boyutta değil. Çünkü günümüzde herhangi bir gün çağ atlatabilecek gelişmeler yaşanabilmekte. 

Dünya günümüzde küresel anlamda ekonomik ve siyasi yönden gitgide bir girdaba yaklaşmaktadır. TRde ki yansımalarını hepimiz görmekteyiz. Dünya artık tükenmiş batılı sistemlerini kabuk değiştirirken TRnin yükselmesini veya sivrilmesini istememekte bu yüzden o değişim yaşanmadan Ülkemizi egale etmek istemektedir. Terör, ekonomik artçılar ve darbe girişimleri aynı oyunun farklı parçalarıdır. TR ise bu viraja sağlam girmek istemekte ve pilotunu belirleyip kontrol mekanizmasını güçlendirmek istemektedir. Keşke daha önce ağır sanayi hamleleri veya teknolojik atılımları sahiplenip sürdürse ve 2023 büyük hedefine büyük bir devlet olarak girseydi. O zaman ölüm kalım savaşı değil de sistemi kurgulama savaşı verebilirdik yine büyük bir devlet gibi...  



5c58a4eeebf9ba48bcd70de2f59437321484499897


Turfan Şam yazdı, 314 kez açıldı , 4 kişi beğendi , henüz yorum yapılmadı.
8 Eyl 15 02:00

Turfan Şam

Puan: 64

Çözüm Süreci

Öncelikle şehitlerimize rahmet, yakınlarına baş salığı, gazilerimize acil şifalar diliyorum.

Geçen gün meydana gelen hain saldırı sonrasında gördük ki terör sadece teröristten meydana gelmiyor. Uzun zamandır devletin başını yemeye heves edenler, ülkemiz ve milletimiz için elim bir hadise de yine işbölümleriyle vuku buldular.

Çözüm süreciyle beraber Anadolu'nun İslam kardeşleri olan türk ve kürt milleti tekrardan bu mazlumların coğrafyasında aynı potada eritilmesi hedeflendi. Riskler belli idi. Bu aziz gayenin önünde pkk belası bulunmakta idi. Açılım süreciyle (gidişatı ve adımlar tartışılır) kürt kardeşler hem devlete ısınacak hemde ümmetin ayağı olarak millet olarak kaynaştırılacaktı. pkk tabi ki de engel olacaktı, ama kürt halkı açılım ile beraber barışın önünde ki engel pkkdan desteğini çekecekti.(bunun hedeflendiğini düşünmekteyim). Yine pkkye destek veren dış unsurlar malumdu ve kesintisiz 30 küsur senedir pkknin kapı gibi arkasında durmaktalardı. Buna önlem alınabilirdi. Ama bu coğrafya ve insanlığın kanayan yaralarından biri olan Suriyede ypgnin durumu hesaba katılmamıştı. Gizliden destek verilen pkk-ypg dünya adına deaş ile savaşıyorum diyerek emperyalist ve siyonistlerin açıktan desteğini alarak ve çözüm sürecinden yararlanarak bölge halkını sindirdi.

Bunun öncesinde bir vakaa daha meydana geliyordu. Mevcut hükümetin destekçisi gözüken paralel yapı uluslar arası konjöktürün büyüyen Türkiye ve mimarına karşı cephe alması ile beraber safını ani bir manevra ile değiştirdi. Gizli saklı devlet içinden savaş ilan eden paralel yapı, devletin gösterdiği karşı refleksi kendi lehine kullanarak tabanını bu millete düşman etti. Ve yine bahsettiğimiz uluslar arası konjöktürden darbe süreci için başrolü kaptı. Keskin saldırılarla milli iradeyi deviremeyen paralel yapı geri çekilip başrolü devretmek zorunda kaldı. Başrolü kapan pkkyi önceleri eleştiriyor gözüken paralel yapı devlet içi yapılarıyla, medyasıyla, algısıyla, abisi ve ablasıyla muazzam destek çıkmaya başladı. Tekrar başrol olma için midir yoksa yardımcı rolü sevmiş midir bilemeyiz. Belki de yılların geri plan oyuncusu D. medyayı örnek almıştır. Terör saldırısı anı ve sonrasında d. medya ve paralel yapının ahenkli çalışması kimsenin gözünden kaçmamıştır. Yalan algılarla teröre verilmesi gereken tepkiyi kin katarak ve ustaca milletin ve devletin başına yöneltmeleri düşündürücüdür. Asıl düşündürücü olan sayısı azımsanmayacak insanın bu oyuna gelmesidir. Bu milleti bu duruma getiren düşünme kabiliyetini yani beynini kullanılamaz hale getirip gözü kin ve nefret bürümüş anlı haline getiren, millette yoğun ahlak erozyonu meydana getiren medya mıdır bilinmez. (mühteşm yuzyıl, aşlı memnu v.b.)

Şu an herşey çözüm süreci ve sonrası barış için siyasi hayatımı kaybetmeye hazırım diyen bir lider etrafında cereyan ediyor herşey. Bir araya gelmez denilen kim varsa şuan birlikte. Tüm güçleriyle saldırmaktalar. Görünen vaziyet şudur ki bu mesele sadece bizlerin meselesi değil. Gelişen olaylar dikkatle irdelendiğinde bu mesele uluslar arası bir meseleye dönüşmüş bulunmakta. Tarihin ilerleyen dönemlerinde önemle iştigal edecek bu meselede yaşadığımız süreç bizi doğal olarak taraf belirleyip saf tutmaya zorluyor. Washingtona, Lonraya, Berline, Tel Avive ve Tahrana baktığımızda acımasız bir şekilde bu millete, değerlerine, hedeflerine ve seçimlerine taarruz edildiği görünmekte. Ve bu saydıklarımıza bakacak olursak savaş diye nitelendirebileceğimiz bu amansız mücadele haç ve hilalin savaşı ve daha önemlisi hak ve batılın savaşı olarak adlandırılabilir.

Bundan yüz sene sonrası için çocuklarımıza, torunlarımıza ve gelecek nesillere tekrar büyük pişmanlık bırakmamak dileğiyle, Kalın sağlıcakla..

Turfan Şam yazdı, 314 kez açıldı , 2 kişi beğendi , henüz yorum yapılmadı.
11 Ağu 15 04:00

Turfan Şam

Puan: 64

Barış Ne Kadar Uzakta

Ne kadar da sevinmiştik artık barış gelecek ve kardeş olarak aralarındaki engelleri atacak yenden sarılacak ve bir olacak. Yıllarca içerden ve dışardan her türlü saldırı ve tecavüzü bertaraf edip dünyaya yine adalet ve tolerans abidesi olarak bölgede abi ve hami olacaktı.

hakediyorduk aslında uzun yılların mücadelesinde ülkede istikrara kavuşmuş, izole edildiğimiz bölgeye açılmış ve aynı zamanda başımıza çorap ören garb girdaplarla boğuşmaktaydı.

Başımızı kaldırıp ufka güleryüz ve umutla bakıyorduk. Hesabımız şuydu ne de olsa devran dönüyor olduğu için dünya karşımızdaydı, yedi düvele karşı mücadele tam gaz devamdı. Kaybedeceğimiz çok şey yoktu ama kazanacağımız az bir şey bile bize çok rahat nefes aldıracaktı.

Bakıyoruz şimdi her yerden ateşler yükseliyor. Aslında beklenen geldi ama biz beklemeyi unutmuştuk. Taşeronlar sahiplerinin komutuyla tam gaz saldırmaktaydılar. Üzüldük, kardeş dediklerimiz daha gür kardeş diyeceklerimiz bizi sırtımızdan vurmuştular. O yabancıların taşeron eline destek, umutlarımıza köstek olmuş gibiydiler. Ama denildiği gibi yaklaşıyor yaklaşmakta olan. Doğacak olan güneş yırtıyor karanlığı karanlık zirvede olsa bile.Ciğerlerimiz yanıyor. Eğer bu ateş bu yangın bizi götürecekse ileriye, eğer bu yangın bizleri imha etmek için yüzyıllardır kamplaşmış güruha cevap verdirecekse taşımaya razıyız gönlümüzde...

Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun, gazilerimize ve milletimize geçmiş olsun. Bizi bekleyenlerin umudu bol, bizlerin gücü çok olsun....

Turfan Şam yazdı, 210 kez açıldı , 3 kişi beğendi , 1 yorum yapıldı.
4 Ağu 15 04:00

Turfan Şam

Puan: 64

Kusur ve Gaye

Ben ben olalı en baştan beri hep şuna inandım. Canlı yada cansız olsun tabiatı gereği hep bir amaca hizmet etmiştir. Kilometrelerce yol alıp polenlerden bal yapan arı da, canlıların yaydığı pis havayı aldığı güneş ışınlarıyla temiz ve yaşanabilir havaya çeviren ağaç da, oluşmaya başladığı ilk kaynaktan denizlere, okyanuslara ulaşmaya çabalayan akan su da, başımızı altına koyduğumuz insan eli değmiş çatı da... Her şeyin ve herkesin var bir gayesi. Ama izlenimlerimiz gösteriyor ki herkesin dışında ki her şey hizmet ettiği amaç olarak olumlu yönde seyrederken gelin görün ki insan dediğimiz ve bizlerin de içinde bulunduğumuz grup neye hizmet ediyor?

Belgesellerde görüyoruz yaratılan mahlukatlar hayatta kalabilmek için diğer canlara kıyarken yine insanoğlu kişisel menfaati hatta inandığı "kutsal" amaçları için diğerlerinin ve kendinden olanların yaşam haklarını basitçe ellerinden alabilmekteler ve bunu da insanlığın sözde iyiliği için yaparlar.

Ölüm,yıkım ve kaos... Nemalanmak ve başkalarının üzerinde çıkarak yükselme güdüsü. Hayatın devam edebilme faaliyeti değil iğrençlikte kademe atlama tutkusu.

En azından sevindiğimiz durumlar da var. Batıl kabul ettiğimiz karşıda çok ta kalabalık güruh vazifelerini yapmaktalar. Bir yandan az da olsa öz bir Hak taraftarı mevcut. Kıyamete sürecek bir kıyam döngüsü. Gün batsa da biliriz ki güneş tekrar doğacak. İnsanda kaybetse de insanlık savaşını adalet sancağını tutan elbet bulunacak.

Turfan Şam yazdı, 286 kez açıldı , 3 kişi beğendi , henüz yorum yapılmadı.
2 Ağu 15 16:00

Turfan Şam

Puan: 64

İnsan

Hayata doğar insan, hayat mücadeledir ve ilk saniyede mücadelesi başlar. Kimi zaman mücadelesinde yalnızdır, çoğu zaman yardıma muhtaç. İlk doğduğunda almalıdır yardımı o da poposuna şaplak. Vaktince ağlar, sızlar ilgiyi de yardımı da kapar, bir gülücüğüyle dünyaları sunar. An gelir işte o an kırılma noktasıdır artık. O andan sonra ağlar dışlanır, güler ayıplanır, gider yuhalanır. Normalde hep istedikleri elindeyken artık ya çok önündedir ya geride kalmıştır ya da görünürde bile yoktur, artık mücadelesi odur. Amaçları, istekleri doğrultusunda hareket etmek.

İşte asıl mesele burada başlar. Burada farketmeden kendine sorular sorar, hayatı sorgular, geçmişle hesaba girer, geleceği tasvir eder. Hep doludur kafası; milyonlar birbiri ayağına basmadan dolanır durur, trilyonluk olur ama bunlar da hiç değer katmazlar maalesef. Saçlar ağarır dökülmesinin yanında, kaslar boşalır kaybolmasının karşısında, gözler yaşarır aman ferleri solmasın da.

İşte mücadelenin binbir türünden bir türü, nereden nereye yolculuğun garip yüzü.

Geldiğin yer belli ama ne yönü nede istikametin sonu aşikar, üzerine yağsa mutlu olursun tane tane kar.