Türkiye Aktivitesi
2700 ziyaret
1 online
Abdullah Fakiroğlu
Hakkında henüz bir şey yazmadı.

Türkiye Puanı

6542 puan Turuncu Kalem

Derecesi

2 [Toplam 1578 kişi]

Türkiye
Tümü(72)
Pinledikleri(0)
Abdullah Fakiroğlu yazdı, 10 misafir olmak üzere 11 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
10 Ara 17 01:00
Demokrasi Mehmet Ocaktan'ın Yazılarına Çare Olur Mu? 

Mehmet Ocaktan 1955 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunu. Yenişafak ve Akşam gazetelerinde Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. 3 şiir kitabı var. 2007-2011 yılları arası milletvekillik yaptı. Karar gazetesinde köşe yazısı yazmaya devam ediyor. Aşağıda eylül başına kadar geri giderek köşesindeki yazılarının bazılarının başlığını paylaşacağım.

“Kudüs için ağıt yakmak utancımızı örter mi?” “İtaat kültüründen demokrasi değil, IŞİD çıkar”, “Kesinlikle daha fazla demokrasiye ihtiyacımız var.” “Bir özgürlük alanı olarak Hz. İbrahim’in başkaldırısı”, “Kafa kesenlerin din sattığı bir dünyada kime hangi İslam’ı anlatabiliriz ki…”, “Gelişmişliğin sırrı hukukun üstünlüğü eğitim ve inovasyonda” “Demokrasiyi önemli kılan adı değil hukuktur”, “Denize nazır demokrasiniz yoksa…”, “Bireyin olmadığı yerde demokrasiniz olmaz” ,“Demokrasiyi taşlasak kurtulur muyuz?”, “İslam en iyisi ama biz değiliz”, “Demokrasiyi sevmediyseniz FETÖ ve İŞİD verelim.” “Hukukun üstünlüğü yeter, adı demokrasi olmasa da olur”, “Diyelim ki demokrasi gavur icadıdır…”, “İslamcıların demokrasi reddiyesine hakkı var mı?” “Eleştirel düşünce mutlak ihanet demek değildir”, “Demokrasi İslam’ı gölgelemek için mi icat edildi?”, “Tanrı, siyaset ve demokrasi”, “Müslümanlar işleyen bir demokrasi kuramayacak kadar beceriksiz mi?”, “Demokrasi için illa İslami bir temel aramaya ihtiyaç var mı?”, “İslam toplumları demokrasi fırsatını kaçırıyor”, “İslamda bireyin bağımsızlığı ve özgürlüğü esastır”, “Popülistler işleyen bir demokrasinin düşmanıdırlar ama…”, “Demokrasi seküler aklın ürünü diye reddedilebilir mi?”, “Demokratik değerler ‘Yahudi demokrasisi’nin ürünü olabilir mi?”

İnsanın içini şişirten, illallah dedirten bir demokrasi vurgusu. Sürekli demokrasi, hep demokrasi, asla ve kata vazgeçilmeyecek demokrasi. Mehmet Ocaktan belli ki bir tartışma başlatmak istiyor. 2012 yılında başlayan ve neredeyse bir yıl süren İslamcılık tartışması aklıma geliyor ve Ocaktan’ın istediği tartışmayı başlatamamış olmasına seviniyorum. Seviniyorum zira ortada tartışılacak bir şey yok. Ama maalesef durmuyor ve duracak gibi de görünmüyor.

Ocaktan yazılarında bize bazı mesajlar veriyor, “Müslümanlar olarak kötü tanınıyoruz.”, “Kabahatin büyüğü bizde.”, “Uslu ve demokratik bir Müslüman olursak Batı bizi sever.” Ocaktan yazılarındaki asıl mesajsa şu. “Erdoğan itaat kültürü oluşturdu, bu artık bitmeli.”

Anlamadığım, anlayamadığım Ocaktan bütün bu meramını üç yazıyla anlatabilecekken neden uzatıyor. Bir köşeye sahip olmak, okuyucuya bu kadar eziyet etme hakkı veriyor mu? Bence vermemeli.

Ocaktan belki şunu diyebilir. “Ben bir görüş ortaya koyuyorum.” Yok, ortada bir görüş yok. Ortada sadece Ocaktan’ın şimdilik açıktan cephe almamak isteği var. “Ben lafımı ortaya yazayım, zaten yazıyı okuyanlar kimi eleştirdiğimi anlar ben de fazla tepki çekmeden mesajımı veririm.” Kolaycılığı var.

Ahmed Bin Hanbel’den sonra düzelemedik

İmam-ı Azam Ebu Hanife, halifeliğin Müslümanların görüş birliği ve şura ile olması gerektiğini savunurken, Ahmet Bin Hanbel, “Allah ve ahiret gününe inanmış hiçbir kimseye, kılıcının gücüyle galip gelip Müslümanların yöneticisi olmayı başarmış ve Emir’ül Müminin adını almış olan kişiye itaat edip onun hâkimiyetini tanımadan bir gün dahi geçirmek helal olmaz. Bu yönetici ister iyi, ister kötü olsun fark etmez” diyerek Allah’ın insanlara bahşettiği iradeyi yok saymıştır. Çok açık ki adalet, şura, toplumun rızası gibi devleti yönetenlerin meşruiyeti için gerekli olan ölçütler ne yazık ki, bizzat İslam uleması tarafından saf dışı bırakılmıştır.”

Ocaktan’ın vurgularıyla, İmam Ahmed Bin Hanbel (r.a.) İslam dünyasındaki gerilemenin baş müsebbibi. Ocaktan, bu müthiş tespiti Karar’da yazıları çıkan ilahiyatçılardan mı çıkardı bilmiyorum. (Aklıma, 11 Eylül sonrası ABD askerlerinin sorguladığı Müslüman esirlere, Ahmed Bin Hanbel'i tanıyor musun sordukları geliyor, gayri ihtiyari)  “Kur’an Mahlûktur” demediği için halife tarafından işkence görmüş, mezhep İmam’ı Ahmed Bin Hanbel’i eleştirmesi komik bile sayılmayacak bir trajedi. Halife’ye itaat meselesinde İslam âlimlerinin görüşleri Ocaktan’ın idrakini biraz aşabileceğinden bu konuya girmiyorum. Kendisine bir usul hocası bulmasını tavsiye edeceğim ama etkilendiği isimlere bakınca bunun da kötü bir fikir olduğunu düşünüyorum.

"Kudüs’ü demokrasi kurtaracak"

Ocaktan bugün çıkan yazısının bir bölümünü gene demokrasiye ayırmış. “Daha da önemlisi, İslam ülkelerinde neredeyse bütün sivil toplum faaliyetleri, siyasete ve siyasi iktidarlara endeksli hale geldiği için, siyasi getirisi olmayan ‘sivil itaatsizlik’ faaliyetleri pek makbul hareketler olarak görülmüyor. Hatta protesto eylemleri siyasi iktidarların tekerine çomak sokan bir görüntü arz ediyorsa ‘ihanet’ olarak bile değerlendirilebilir.” Ocaktan inşallah İslam dünyası uzmanı olarak bu cümlelerini örneklendirir biz de öğreniriz bu İslam ülkelerini ve yaşadıklarını.

Sizce bu yazı dergimizin Ocak sayısında yayınlansın mı?
Mutlaka yayınlansın.
Yayınlansın.
Fark etmez.
Yayınlanmasın.
Abdullah Fakiroğlu yazdı, 6 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
27 Kas 17 17:00
Müslüman'ın "Akıllı" Olma Zorunluluğu 

“Allah Kur’an’da sayısız kere aklı ve akıl sahiplerini övüyor, günümüzdeyse Müslümanlar akıllarını kullanmıyor.”

Sık sık duyduğumuz, neredeyse aşina olduğumuz bir cümle. Hatta cümleyi okurken söyleyenlerin sesi kulaklarınıza, cisimleri gözlerinizin önüne gelmiştir.

İtiraf edenin “akılsız addedildiği” bu konu üzerinde konuşulması bile tepki çeken bir genel kabul haline geldi. Akıl sahipleri, ifadesi ilk olarak Fecr Suresinin ilk ayetleriyle iniyor.

1-2-3-4-5: Fecre andolsun. O on geceye de and olsun. Çifte ve teke de and olsun. Seyrettiği (geçtiği) zaman geceye de andolsun! Ki, akıl sahipleri için bunlarda elbette birer yemin vardır. Onlar hiç şüphesiz azaba uğratılacaklardır.” (Ebussuud efendi tefsiri 12. Cilt 5792 shf.)

Kur’an- Kerim’in sırasına göre baktığımızda, Bakara 75-179-197 ayetleri vd. şeklinde geliyor. Bu ayetlerin tefsirlerine baktığımızda, bazılarının ağızlarına sakız ettiği birçoğumuzun da içten içe kabullendiği, “aklımızı kullanmamız gerektiği ya da akıl sahibi kimseler olduğumuz” meselelerinin pek de bizim anladığımız “akılla” bir alakası olmadığını gösteriyor.

Diyanet İslam Ansiklopedisinde Akıl maddesi şöyle başlıyor: “Sözlükte masdar olarak ‘menetmek, engellemek, alıkoymak, bağlamak’ gibi anlamlara gelen akıl (el-akl kelimesi) cümleleriyle başlıyor.

Oysa biz aklı önümüze çıkan her engeli aşmak için kullandığımız bir araç olarak görmek istiyorduk. Fakat akıl bizi baştan bağlıyor, engelliyor, menediyor. Akıl Baliğ olmaktan kasıtsa “Allah’ın emrettiklerini yapmamaktan, yasak kıldıklarını da yapmaktan kendisini menedecek seviye geldiğinde, büluğ şartıyla birlikte sorumluluğunun başlayacak olması” diyebiliriz. Tabi bunu demekten kasıt, bir insan böyle bir seviyeye gelmeden sorumlu tutulamayacağı değildir.

Bu satırları okuduktan sonra sizden ricam gözünüzü kapatın ve aklınıza akıllı insanları getirin. Belki hemen şimdi yapmayın, ama yazı bitmeden bir yerde gözünüzü kapatıp “akıllı insanlar” olarak kimleri seçtiğinizi ve nedenlerini düşünün.

Gözünüzün önüne akıllı kimseler olarak geçen insanlar “ibadetlerine eksiksiz yerine getiren, haramı helali bilen, Allah emirleri doğrultusunda bir hayat yaşayan mı yoksa işyerinizdeki, çevrenizdeki, iyi okul bitirmiş, yüksek mevkilere gelmiş ya da "voleyi vurmuş" insanlar mı olacak?

Ya da başka şekilde sorayım: Hz. Ebubekir’in servetinin tamamını İslam için harcaması ya da Miraç hadisesine şeksiz şüphesiz iman ettiğini açıklaması bugünkü normlarımıza göre “akıllı insan işi” mi?.

Haşa ve kella Hz. Ebubekir (r.a.)’in aklında bir sorun elbette yok. O ve diğer Ashabı Kiram efendilerimiz Kur’an-ı azümüşşanda yer aldığı şekliyle, “akıl sahipleri”ydi.

Bizse(aynı çağda yaşadığımız ortalama Müslüman topluluklar) “akıl sahibi” olmaktan şöyle dursun“aklı muvazenelerini kaybetmiş” bir topluluğa daha çok benziyoruz.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdullah Fakiroğlu yazdı, 13 misafir olmak üzere 14 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
15 Kas 17 17:00
Bilgi Çağının Vesveseli Müslümanları 

Günümüz Müslümanlarının kendilerinden öncekileri aşağılayacak kadar kendilerini beğenmelerinin önemli bir sorun olduğunu düşünüyorum. Bu sorunun çıkış noktalarından bir tanesi “bilgi çağında” olduğumuzun kesin kabulü. Üzerinde hiç tartışmadığımız bu kabul bize internet ve kitle iletişim vasıtaları aracılığıyla en doğru bilgiye ulaşabildiğimizi zannettiriyor. Artık, bir flash belleke binlerce kitap, resim, video, dergi sığdırabiliyoruz. Hepsinden öte, başta Google olmak üzere onlarca arama motoru ile istediğimiz herhangi bir bilgiye çok kısa bir süre içerisinde erişebiliriz.

Bu da bizce bir bilgiye erişmek için aylarca yolculuk yapmak zorunda kalan, birçoğunun eserine ulaşamadığımız, eski dönem insanlarından bizi üstün kılıyor.

Sözlükleri kullanmaya başladığım ilk günlerde “kadınların cenaze namazı kılamayacağını” iddia eden bir arkadaşım bana dayanak olarak İslami sorularda ilk çıkan bir internet sitesinin linkini vermişti. Ben de ona o sitenin meseleyi yanlış aksettirdiğini, herkesin evinde bulanan Ömer Nasuhi Bilmen’in İslam İlmihali kitabında dahi Kadınların nasıl cenaze namazı kılacağını açıkladığını aktarmıştım. Ama karşımdakini ikna edememiştim.

Muhatabımın verdiği delile baktığımda bahsedilenin, “cenazeye feryat figan eşlik etmemeye” ilişkin bir hüküm ihtiva ettiğini görmüş, sosyal medyadan böyle bir tartışmaya girmenin manasızlığını da görmüştüm.

İnternetin ne kadar güvenilir bir kaynak olduğunu gösteren güzel örneklerden biri geçtiğimiz günlerde Suudi Arabistan’da yaşanan gözaltı operasyonları sonrasında yaşandı. Lübnanlı komedyen Charbel Khalil, Suud Prens Velid Bin Tellal’a kendini benzeterek bir fotoğraf çektirdi. Bu fotoğraf kısa bir süre sonra, “Velid Bin Tellal gözaltında fotoğraf çektirdi” başlığıyla dünya medyasında dönmeye başladı. Gerçek ortaya çıkana kadar binlerce insanın zihninde yaşanan hadiselerin bir oyun olduğunu düşündürdü.

Güncel bir hadisede bile bu kadar rahat manipülasyonun yapılabildiği bir ortamda yayılan İslami ilimlere güvenmenin ne kadar “akıllı insan” işi olduğu ortada.

Bu örnek yeterli gelmediyse sizden ricam Google’a “Meal” yazmanız ve ilk sayfada karşınıza çıkan siteleri okumanız. Dördüncü sıradaki site İskender Evrenesoğlu adıyla tanıdığımız en hafifinden mezcup diye tanımlanması gereken kişinin meal çalışmasını temele alıyor. Site o kadar popüler ki, Alexa sıralamasında Türkiye 737. Görünüyor.

Siteye girdiğimizde beyefendinin bir tefsir çalışması da olduğunu görüyoruz. İnternette en çok kullanılan .com uzantısıyla alınan kurantefsiri isimli site tamamen bu şahsın eserine ait. Tefsir sitesine girdiğimizde bir aplikasyon yapıldığını bu aplikasyonu 20 ila 50 bin kişinin indirdiğini görmek şaşkınlığınızı arttırabilir.

Henüz iki kötü örnekten bahsettim.

Bir de bunun “iyi” örnekleri var. Yani gerçekten ilmine güvendiğimiz, belirli bir tedrisattan geçmiş, hocalarımızın çalışmaları var. 1 saatten fazla konuştukları bir videodan iki dakikalık bir bölümü kesip paylaştığında saatlerce hatta yıllarca söylediklerinin tersi istikametinde bir söz söylediği zannedilen hocalarımız. Onların yanlışı başta bu konuşmaları internet üzerinde paylaşıma açmaları hatta kayıt altına almaları. Belirli bir ders silsilesinden geçmemiş iyi niyetli bir talebenin bile bağlamından kopartacağı sözleri umuma açık sarf etmenin doğru bir davranış olmadığı kopan fırtınalara bakıldığında ortada.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdullah Fakiroğlu yazdı, 18 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
7 Kas 17 13:00
Kendine Aşırı Güvenme Taassubu 

Hicri 899 yılında vefat eden Şeyh Ahmed Zerruk k.s. tasavvufun esasları kitabını yazmasındaki gayenin Fıkıh ve Akaidi tarikatla ulaştırmak, şeriatla hakikati bir araya getirmek olarak aktarıyor.

Daha eserinin başında Tasavvufun iki bin kadar tarifle tarif edildiğini anlıyoruz. Ahmed Zerruk Hazretlerine göre Tasavvufun ortak bir tanımı varsa bu da Sıdkı Teveccüh yani Hz. Allah’a (C.C.) yönelmektir. Tariflerin çokluğu, yola çıkanların yoldaki konumlarına göre değişmesi tariflerin çoğalmasına neden oluyor.

Kendisinden öncekilerin daha faziletli olduğunu kabul etmek Asrı Saadetten sonra gelen bütün ariflerin ortak görüşüdür. Onlar, kendilerinden öncekilerin ne kadar faziletli olduğunu söylerken bu görüşlerini kendilerini aşağılamak için söylemiyordu. Biliyorlardı ki, Allah Rasulü Hz. Muhammed Mustafa (a.s.) insanların en şereflisi/faziletlisi ve onun Ashabı da (Allah hepsinden razı olsun) onun ve diğer Peygamber efendilerimizin (A.S.) ümmetlerinin en şerefli/faziletlisiydi.

Bu anlayışın sadece Tasavvuf’da olmadığını, Fıkıh, Kelam, Tefsir, Hadis, Kıraat başta olmak üzere İslami ilimlerin ve Hat, Tezhip gibi geleneksel İslam sanatlarının temsilcilerine baktığımızda görebiliriz. Bir cahil cesaretiyle, İslami ilimlerde yazılan kitapların şerhlerinin başlı başına bir eser ya da eserden daha geniş hacimli olmasına rağmen müstakil eser olarak kaleme alınmamasını bu edebe bağlamak hata olmaz umarım.

Bir örnek vermek gerekirse, Hüseyin Vassaf Efendi’nin yazdığı Sefine-i Evliya-yı Ebrâr Şerh-i Esmâr-ı Esrar isimli 2500 sayfalık şerhin yazıldığı eser, Mehmed Sami Es-Sunbülî’nin Esmâr-ı Esrar ismiyle kaleme alınmış 54 sayfalık bir eserdir. (İsmail Kara/ İlim Bilmez Tarih Hatırlamaz)

Günümüze baktığımızda bunun tam tersi bir üslubun İslami ilimlerin her alanını ele geçirdiğini görebiliyoruz.

Artık tekkeye giren mürid, kendisini zamanının en büyük sofisi, tefsir dersi alan talebe; bundan öncekilerin hiç vakıf olamadığı incelikleri keskin zekâsıyla anlayabilen bir molla oluyor. Hatta öyle ki bırakalım Nakşi’nin Kadiri’yi ya da Kadiri’nin Nakşi’yi beğenmemesini, aynı Şeyh efendiden icazetli şeyhlerin müridleri bile bir diğerini beğenmiyor.

Sadece onlar mı? Maalesef değil: Şeyh efendiler, Tefsir, Kelam, Akaid, Fıkıh ya da Hadis âlimleri, çağları aşan, İslam tarihinin en büyük âlimi oluyor.

Biraz aklı başındaysa İslam dünyasının 500/600 yıldır İslam’dan uzaklaştığını hepten şirazesi kayanlarsa Hz. Peygamber döneminden sonra İslamı en doğru anlayan, anlatan/ yaşayan ya da yaşatanın kendisi olduğunu iddia ediyor.

Hz. Peygamber efendimizden de (haşa) daha sahih İslam bilgisine sahip olduğunu ve yaşadığını iddia edenler tamamen psikolojinin alanına giriyor.

Buradan devam edelim İnşallah.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdullah Fakiroğlu yazdı, 8 misafir olmak üzere 9 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
18 Nis 17 09:00
Referandum Yazıları: Kısa Bir Hatırlatma 

Dünya siyaset tarihinde eşine az rastlanan bir referandum sürecinin sonuna geldik. Cumhurbaşkanlığı Hükümet modelini öneren anayasa değişikliği %51 oy alarak kabul edildi. Referandum meşrudur ve değişiklik onaylanmıştır.

Referandumda oy kaybının nedenleri üzerine sayfalar dolusu gerekçe yazabiliriz, enerjimizi bu konuda tüketebiliriz. Açıkçası bunu yapmak yerine, önce yaşananların kısa bir hatırlatmasını yapmak ve belki sonraki yazıda bundan sonra yaşanacaklara dair tahminde bulunmak istiyorum.

Öncelikle yaşadığımız süreci bir kez daha hatırlamakta fayda var. Bu referandumda "hayır cephesini" Batı ülkeleri temsil etti. Bütün diplomatik temayülleri hatta uluslararası anlaşmaları çiğnemek pahasına hükümet yetkililerinin, AK Partili ve MHP'li siyasilere referandum kampanyası düzenlemesine müsaade etmediler. Son haftaya girildiğinde bu koroya ABD medyası dâhil oldu.

"Türkiye, Avrupa ve ABD için önemli bir ülke, elbette referandumla ilgilenecekler, bu kadar komplocu olmayın." argümanıyla itirazda bulunacakları verebilecek bir cevabım yok. Zira onlar bu iyimserlikleri ve gönüllü körlükleriyle tıp biliminin alanına giriyorlar. Hepimizin malumu olduğu üzere Avrupa ülkeleri referandumda hayır çıkması adına dâhil oldu.

Öyle ki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın öldürülmesini isteyen pankartlar Avrupa ülkelerinde rahatça sergilendi. "Referanduma evet derseniz Avrupa'da yeriniz yok" tehdidi gazete manşetlerinde, siyasi parti liderlerinin söylemlerinde yer aldı. Çocuklar için propaganda kitapları devlet okullarında dağıtıldı, çocuk kanallarında Erdoğan aleyhine propaganda yapıldı. Bu gerçekler bize, konunun sadece ilgiyle açıklanamayacağını gösteriyor.

Konuyla ilgilenen sosyal bilimcilerin de yaptığı tespit doğrultusunda Erdoğan(onun şahsında Türkiye), Avrupa'nın öteki kurucu lideri oldu.

Referandum kampanyası daha başlamamışken kapasitem ölçüsünde, bu değişiklikle, 'hasta adam' Türkiye'nin artık kendisine Avrupa'dan dayatılan reçeteyi kabul etmediğini, bunun Paris Antlaşması ile başlayan egemenliği ve toprak bütünlüğü Avrupa'nın garantisinde - onun dayattığını kabul etmekte- olma halimize itiraz olduğunu anlatmaya çalışmıştım. Açıkçası Batılı ülkeler tahminimin de ötesinde bir tepki göstererek iddiamı kanıtladılar. Batı dünyası, kendi koyduğu diplomasi, uluslararası hukuk, egemenlik haklarına saygı gibi kuralları açıkça çiğnedi ve çiğnemeye devam ediyor.

Referandum sonrası ne olacak? Sorusuna cevap vermeden önce bir sonraki yazıda böyle bir hamle yapmamızın zamanı mıydı? Sorusunun etrafında birkaç şey yazmak gerekecek.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
23 Nis 06:30

Ali Turan

Puan: 830

Avrupa aslında Türkiye'nin kötüye gitmesini istemiyor (!)

Abdullah Fakiroğlu yazdı, 29 misafir olmak üzere 31 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
24 Şub 17 22:00
Kürtlerin Küsmesi 

Ak parti ile MHP'nin ortak çıkardığı anayasa değişikliği Kürtlerin Ak Parti'den uzaklaştıracağını, bunun da referandumda hayır oyu çıkmasına sebep olacağı köşeler de sıkça yazılır oldu. Temel çıkış noktası 1991 Refah- MÇP seçim ittifakı sonrasında Kürt oylarının Refah Partisinden uzaklaşması olan bu teorinin üzerinde konuşulmayı hak ediyor.

1991 seçimlerinden sonra 7 genel seçim, 1 cumhurbaşkanlığı seçimi, 5 yerel seçim 1'de referandum gördü. Refah partisi kapatıldı yerine kurulan Fazilet partisi kapatıldı, önce Saadet partisi sonra Ak parti kuruldu. Saadet partisi içinden Has Parti çıktı, Has Parti daha sonra Ak partiye katıldı, bazı Has Partililer CHP' ye geçti. Benzer durum MHP içinde geçerli. 1991 'de adı MÇP olan parti önce MHP oldu, sonra bünyesinden BBP çıktı, Alpaslan Türkeş'in vefatından sonra genel başkanlık tartışmaları çıkınca Tuğrul Türkeş ayrılıp parti kurdu tekrar döndü, 7 Haziran seçimlerinden sonra Ak Parti'ye geçti. Sıkıldınız değil mi? Oysa daha HEP'den HDP'ye geçişi, Türkiye’nin 26 yıllık değişimini yazacaktım.

En iyisi, henüz çatışmaların başlamadığı 7 Haziran ve çatışmalar devam ederken yapılan 1 Kasım seçimlerine bakmak. Ak parti ve HDP Kürtlerin olduğu bölgelerde kaç oy almış. Karşılaşacağınız manzara şudur: Bölgedeki Kürt seçmen oy verirken seçimden sonrasını düşünüyor. Eğer seçimden sonra PKK ile baş başa kalacağını düşünüyorsa gidip PKK' ya oy veriyor. Bölgedeki Kürt seçmen adaylar arasında fark görmüyorsa benzer düşünce ile hareket ediyor.

Kaldı ki ortada hiç kimsenin inkâr edemeyeceği bir gerçek var. Devlet artık PKK'lı terörist ile bölge halkını ayırıyor. Nusaybin, Sur ve diğer hendek çatışmalarında asker ve polisimiz daha fazla şehit vermek pahasına kılı kırk yararak hareket etti. Oysa Sur ilçesinde yaşayanların ifadesiyle dışarıdan gelenlerden oluşan PKK bebeklerin beşiklerine bile bomba koydu.

Bölge halkı bu yaşananlara tepkisini birkaç şekilde gösterdi. Bunlardan birincisi, PKK cephesinden gelen toplu başkaldırı taleplerini duymazlıktan gelerek cevap verdi. İkincisi ve bence daha önemli olansa, HDP’li belediyelere kayyum atanmasına, HDP’li vekillerin tutuklanmasına tepkisiz kalmasıydı.

Bir an için Ak Partinin bu eleştirileri ciddiye alıp Kürt vatandaşlarını küstürmemek adına politikalarında değişikliğe gittiğini düşünelim.

Sanırım meselenin bam teline geldik, Ak Parti nasıl bir politika değişikliğine gidecek? OHAL mi kalkacak? Devlet PKK ile çatışmayı mı sonlandıracak? Suriye ve Irak'ta PKK ile birlikte mi çalışılacak?

Niyet okuması yapmamak adına, bu konuyu sürekli yazanların, Ak Parti’nin Kürtleri kaybetmemek adına ne yapmasını beklediklerini yazmasını bekleyeceğim.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdullah Fakiroğlu yazdı, 32 misafir beğendi, 2 yorum yapıldı.
12 Şub 17 02:00
Korkuyorum

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Anayasa değişikliğini referanduma götüren imzayı attı. Allah nasip ederse referandum 16 Nisan tarihinde yapılacak. Ben de referanduma 64 gün kala, referandumda onaylanacak maddelere dair çekincelerimi yazmak istedim.

Aydın olmanın getirdiği tarihsel sorumluluğu üzerimde hissederek bu satırları kaleme alıyorum.

Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığından korkuyorum. Bu anayasayı hazırlayanlar böylesine büyük bir tehlikeyi nasıl görmediler, haftalardır gözüme uyku girmiyor. Yargıtay, Danıştay, Sayıştay ve Anayasa Mahkemesi başkanlarının ortak kararı ile Türkiye cumhuriyetinden ayrılarak bağımsız olabilecekler. Bağımsız olmaları yetmiyormuş gibi bir de tarafsız olabilecekler. Rezilliğe bakar mısınız, bu hakkı Anayasa Değişikliğiyle kendilerine biz veriyoruz. Yargıtay binasına pasaportla girdiğinizi düşünün.

Milletvekili yaşının 18’e düşmesinden korkuyorum. Meclis TV’yi açtığınız ve karşınızda 18 yaşında yüzlerce milletvekili çıktı. Kulağında walkman, elinde 3310 ile meclis konuşmalarını nasıl izleyecek/dinleyecek soruyorum size. Mecliste %1,6 oranında bulunan 25-30 arası milletvekili neyimize yetmiyor da 18 yaşa iniyoruz. Bakınız bir yanlış anlamayı düzelteyim, ben gençlere karşı değilim. Gelsinler dergi çıkartalım, afiş astırayım, istediğim işleri yapsınlar. Konuyu dağıtmayalım.

Başbakanlığın kaldırılmasından acayip korkuyorum. Ne güzel başbakanlarımız vardı, niye kaldırıyorlar. Soruyorum size niye? Yani Başbakanlık makamının kime ne zararı vardı ki? Erdoğan Başbakanlıktan gelmedi mi? Erdoğan Başbakan olmasa Cumhurbaşkanı olabilir miydi?

En büyük korkularımdan biri de Recep Tayyip Erdoğan’dan sonra ne olacağı hakkında. Tamam, şimdi referandumun geçtiğini düşünelim, Recep Tayyip Erdoğan partili cumhurbaşkanı seçildi, ya ondan sonrası. Ya ondan sonra başa geçen isim, Müslümanlara zulüm ederse ne yapacağız. Neden bu hakkı ona verelim? 93 yıldır bu ülkede huzur içinde yaşıyoruz şimdi ayağımıza sıkmanın ne âlemi var değil mi?

Partili Cumhurbaşkanlığı ifadesi bir bana mı dehşet geliyor? Kopacak fırtınayı görebiliyorum. Yıllardır Cumhurbaşkanlığı makamına asgari nezaketi ihlal etmeyen CHP, HDP ve meclis dışındaki partiler yeni sistem onaylanır onaylanmaz Cumhurbaşkanına saldırmaya başlayacaklar. Hiç alışık olmadığımız bir gerginlik değil mi?

Seçim sonuçlarının isteğimiz dışında şekillenmesinden korkuyorum. Ya Cumhurbaşkanlığında Recep Tayyip Erdoğan’a Meclis seçimindeyse Vatan Partisine oy verilirse ne yapacağız?

Referandumun geçmeme ihtimalinden korkuyorum. Çevremde kimle konuşuyorsam bu sefer hayır oyu vereceğini söylüyor. Bu sayı hiç de azımsanacak kadar değil. Geçen gün arkadaşlarla oturduğumda 48 kişi hayır oyu vereceğini söyledi.

Keşke bu referandum başka bir zaman diliminde gerçekleşeydi. Bu değişikliğe ne gerek vardı anlamaya çalışıyorum. Yok anlamıyorum.

Korkularım bu kadar mı? Elbette değil, MHP ile ittifak meselesi var. Onu da inşallah bir sonraki yazımda anlatacağım.

Korkuyorum dostlarım. Korkmama rağmen bu Referandumda Evet oyu vereceğimi size söylemiş miydim? Size Evet ya da Hayır oyu verin diyemiyorum ama. Ne olur kusuruma bakmayın.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
18 Nis 06:28

kardeşim sen meseleyi anlamamışsın. bir daha oku.

Abdullah Fakiroğlu yazdı, 144 misafir olmak üzere 148 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
8 Şub 17 18:00
Adil Olmak İçin Hatırlamak
2813150d5d38c35a6977773d33bcd6841490044364

2813150d5d38c35a6977773d33bcd6841490044364

Ak parti hükumeti döneminde 1 değil 2 kere çözüm süreci başlattı.

1. Süreç 2009 yılında Oslo görüşmeleriyle başladı. 14 Temmuz 2011 tarihinde PKK’nın Silvan Saldırısı sonrası sonlandı.

14 Temmuz 2011 tarihinde DTK Silvan’dan şehit haberleri gelirken Demokratik Özerklik açıklaması yaptı.

PKK ile Aralık 2012 tarihine kadar şiddetli bir çatışma sürecine girildi. PKK terör örgütü bu zaman diliminde alan hâkimiyeti kurmaya çalışmış ama başaramadı.

Abdullah Öcalan, Ekim 2012 avukatları aracılığıyla Suriye’de 15 bin kişilik ordu kurulmasını istedi.

2012 Ekim Ayında Cezaevlerindeki PKK’lı mahkûmlar Abdullah Öcalan’ın sağlığını gerekçe göstererek ölüm orucuna girdiler. Ölüm oruçları başladığında PKK ve siyasi uzantıları Öcalan’ın dahi bu greve son veremeyeceğini belirtti, toplumsal bir baskı oluşturmuşlardır. Ölüm orucu Öcalan’ın çağrısı üzerine Kasım ayında son buldu

Aralık 2012 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı canlı yayında MİT ile Öcalan’ın görüştüğünü açıkladı

Ocak 2013 tarihinde HDP’li vekiller Abdullah Öcalan ile görüşmeye başladılar.

Mart 2013 tarihinde Nevruzunda Öcalan’ın mektubu Türkçe ve Kürtçe okundu.

Nisan 2013 tarihinde akil adamlar komisyonu kuruldu. Kurulan Komisyonlar tüm Türkiye’yi gezdi.

Çözüm süreci PKK’nın silahlı teröristleri Türkiye dışına çıkarması, Devletin Kürt sorununa demokratik çözüm için adımları atması, PKK’nın tamamen silah bırakması ve sonrasında PKK’lılara genel af ilan edilmesi kurgusunda tasarlandı. Süreç ilerledikçe PKK kanadı silahlı teröristlerin yurt dışından tamamen çıkartmadı sürekli yeni taleplerde bulundu.

Çözüm süreci devam ederken PKK Suriye’de İŞİD’e karşı mücadele adına ABD ve BATI bloku tarafından büyütüldü. Suriye’deki zalim Beşer Esed Rejimi PKK’yı koruyup kolladı.

6-7 Ekim 2014 tarihinde HDP’nin şimdi hapiste olan lideri Selahattin Demirtaş’ın çağırısıyla PKK yandaşları sokaklara çıkarak terör estirdi. Yasin Börü ve beraberinde kurban eti dağıtan Riyat Güneş, Ahmet Dakak ve Hasan Gökoğuz vahşice öldürüldü.

28 Şubat 2015 tarihinde Dolmabahçe mutabakatı okundu. Yirmi dakika sonra Selahattin Demirtaş : “Hükümet bir yandan pakette ısrar edip bir yandan demokratikleşmede ilerleme sağlıyorum diyemez. Bu tasarı barış getirecek bir yasa tasarısı değildir. Barışa uzaklaşacağım diye çalışmıyoruz, Barışı çok arzuluyoruz. Hükümet yürüttüğü politikayla, zerre kadar umut vermiyor, barışa yaklaşmıyor” dedi.

Aynı gün Mustafa Karasu, “AKP Hükümeti Önderliğin ortaya koyduğu 10 başlıkta müzakere edip sorunu çözecek midir, çözmeyecek midir? Bu sorunun cevabı çok önemlidir. Bu sorun çözülmeden PKK silah bırakacak, PKK Kongresini yapıp silah bırakma kararı alacak biçimindeki yaklaşımlar demagojidir, aldatmak ve sorunu çarpıtmaktır” dedi.

11 Mart 2015: Dolmabahçe üzerine İMC TV’de Banu Güven’e Kandil’de konuşan KCK eşbaşkanları Cemil Bayık ve Hülya Oran: “PKK silah bırakacak açıklamaları seçim propagandasıdır. Silahların bırakılması, ancak Öcalan’ın bizzat katılacağı bir kongrede karara bağlanabilir. Yani PKK bu kararı Öcalan serbest kalmadan açıklamayacak. Bu adımlar atılmadan hareketimize, halka, Türkiye demokrasi güçlerine güven vermeden kongrenin toplanması, kongrenin onların belirttiği gibi kararlar alması düşünülemez.” Dedi.

17 Mart 2015: Seçime parti olarak girme kararı veren HDP lideri Demirtaş partisinin Meclis grup toplantısında kürsüye çıkıp üç cümlelik bir konuşma yaptı: “Seni başkan yaptırmayacağız. Seni başkan yaptırmayacağız. Seni başkan yaptırmayacağız. “

20 Mart 2015: Cumhurbaşkanı Erdoğan izleme komitesine olumlu bakmadığını açıkladı: Ben gazetelerden okuyorum. Böyle bir şeyden doğrusu benim haberim yok. Şunu da çok net söylüyorum ben olumlu bakmıyorum. Bunlar doğru şeyler değil. Bu işler istihbarat teşkilatlarıyla yürür” dedi.

21 Mart 2015: Nevroz’da Öcalan’ın mektubu okundu.

22 Mart 2015: Recep Tayyip Erdoğan tekrar açıklama yaptı: “Bir metin okunmadı, iki metin okundu. Onların okuduğu metinle Yalçın Bey’in okuduğu metin birbirinden tamamen ayrı.. Böyle bir şey hiç yaşanmamıştır. Bunu doğru bulmuyorum. Açıklanan 10 maddelik metne gelince; o metinde bir demokrasi çağrısı yok. Bu metnin demokrasi adına neresini kabul edeceğim?. Hala yeni yeni talepler ortaya çıkıyor. Daha sonra Başbakan Yardımcımızın yaptığı bir açıklama var. Onların tamamen aksine. Yani birbiriyle tamamen örtüşen bir şey yok. O zaman neyi görüştüler? Buna ortak bir deklarasyon diyebilir misiniz? Böyle bir şey var mı?” dedi (kısaltılmıştır)

26 Haziran 2015 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan Suriye’de bir PYD devleti ihtimaline karşı : `Tüm dünyaya sesleniyorum. Bedeli ne olursa olsun, Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'nin güneyinde bir devlet kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz` dedi.

11 Temmuz 2015: KCK barajları gerekçe göstererek ateşkesi bitirdiğini açıkladı

20 Temmuz 2015: KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık halkı silahlanmaya ve tünel ve siper hazırlamaya çağırdı

Bu tarihten itibaren bir sürü kentte siper kazıldı, çatışmalar başladı. PKK’lılar onlarca kentte bombalı saldırı, çocuklarının yanında insanları öldürme, yüzlerce askeri şehit etme konusunda birbirleriyle yarıştılar.

10 ocak 2016 tarihinde kendilerine Barış İçin Akademisyenler diyen bir grup açıklama yaptı. Açıklama şöyle başlıyordu. “Türkiye cumhuriyeti; vatandaşlarını sur'da, silvan'da, nusaybin'de, cizre'de, silopi'de ve daha pek çok yerde haftalarca süren sokağa çıkma yasakları altında fiilen açlığa ve susuzluğa mahkûm etmekte, yerleşim yerlerine ancak bir savaşta kullanılacak ağır silahlarla saldırarak, yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı başta olmak üzere anayasa ve taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınmış olan hemen tüm hak ve özgürlükleri ihlal etmektedir.

Bu kasıtlı ve planlı kıyım türkiye'nin kendi hukukunun ve türkiye'nin taraf olduğu uluslararası antlaşmaların, uluslararası teamül hukukunun ve uluslararası hukukun emredici kurallarının da ağır bir ihlali niteliğindedir.”

15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ Türkiye’de Darbe yapmaya çalıştı. Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı sonrası sokaklara akın eden halkımız darbeyi engelledi.

08 Şubat 2017 tarihinde açıklanan KHK ile bu metne imza atan akademisyenlerden bazıları üniversitelerden atıldı.

Adalet, kendi görüşünden olmayanlara zulmetmek, karşı görüşe saygı, barış isteyenleri (?) susturmak, 28 Şubat kıyası vb. uyarılarda bulunan ve bulunmaya hazırlanan “vicdanlı” insanların hatırlamadığı geçmiş bu. Bizi balık hafızalı zannetmesinler. Yaşananların, ne olduğunun farkındayız. Derdinizin ne olduğunu açıkça söylerseniz sağlıklı bir tartışma yürütebiliriz. Biz bunları yaşarken siz ne yaşadınız, onu anlatarak başlayabilirsiniz. Fakat lütfen açık olun.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdullah Fakiroğlu yazdı, 20 misafir olmak üzere 23 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
27 Oca 17 18:00
CHP'nin Söylem Değişikliği 
5aca89db613b1aa0eb07cc6491351ffe1485527995

Mahcup Hayırcılar başlıklı yazımda, Cumhuriyet Halk Partisinin referandum sürecinde laiklik, rejimin elden gitmesi, halifeliğin gelmesi üzerinden Partili Cumhurbaşkanlığı sisteminin oylanacağı referanduma muhalefet yapacağını bunun da bazı eksi Ak Partili siyasetçileri ve Ak Partiye yakın olan yazarları rahatsız ettiğini, CHP’ye nasıl muhalefet edeceğinin anlatıldığını yazmıştım.

Geleneksel CHP’liler bir milim sapma olmaksızın bildikleri yoldan devam ediyorlar. Kemal Kılıçdaroğlu ve onun temsil ettiği esnek Kemalist zümre kendisine yapılan uyarıyı anlamış görünüyor.

“İslam'da istişare vardır, esastır. Oturur, konuşursunuz. Burada öyle bir şey yok. Her şey bir kişiye bağlı." Bu sözler CHP Genel Başkanı sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na ait.

Bu yazının bundan sonraki kısmını CHP’nin kurulduğu tarihten bu yana İslamla ve Müslümanlarla kurduğu güçlü bağı anlatmaya ayırabilirim. Tarih bize CHP’nin İslam ve Müslümanlarla her zaman güçlü bağları olduğunu gösteriyor. Fakat bu kolaycılık olur. Ayrıca CHP çok değişti. Vitrinde bir sürü değişiklik oldu.

Normal şartlarda CHP’ye üye bile kabul edilmeyecek kişilerin CHP’den vekil, belediye başkanı olduğu bir süreçten bahsediyoruz. Tek gayenin Ak parti hatta Ak Parti’den de öte Recep Tayyip Erdoğan’ı zayıflatmak olduğu bir siyasi atmosferde ne Kemal Kılıçdaroğlu’nun meşvere ile başkanlığa karşı çıkmasını normal karşılamalıyız.

CHP’nin İslamcı kanadının (lütfen gülmeyin) önemli isimlerinden Mehmet Bekaroğlu sosyal medya hesabından yaptığı “Muhafazakar Kardeşim; Bu yetkileri yeni Çevik Bir'ler ele geçirebilir. Olmaz deme, HAYIR de!” açıklaması Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklaması kadar önemli. Bekaroğlu bu açıklamasıyla Referandum sonrasında Recep Tayyip Erdoğan seçilirse bir sıkıntı olmayacağını ama Çevik Bir gibi ulusalcı, Kemalist, halkın tercihlerini önemsemeyen, meşruiyetini seçimlerden değil emri altında silahlı askerlerden alan birisi başa geçerse sıkıntı olacağını söylüyor.

Bekaroğlu böylece Recep Tayyip Erdoğan Partili Cumhurbaşkanı olursa diktatör olacak diyen CHP’lileri yalanlıyor. Ak Parti kendisine ne kadar teşekkür etse azdır.

Ayetullah Hamaney’in CHP temsilcisi, Türkiye İŞİD’e silah veriyor yalanının sahibi Eren Erdem’de Medine Sözleşmesi’nden Başkanlık Sistemi çıkmayacağını söylemişti.

İnsan bir an kendini TGRT’nin evliya filmlerinin setindeymiş gibi hissediyor. Referandum yaklaştıkça CHP’nin “muhafazakâr” kanadından benzer açıklamalar duyabiliriz.

CHP’nin ulusalcı, kürtçü, devrimci kanatları da var gücüyle çalışmaya devam ediyor. CHP’nin bilimsel yüzünü temsil eden, memleketin önemli bilim adamlarından Sayın Binnaz Toprak bugün ne yazdı;” Başkanlık sisteminde borçlarınızı mı ödeyebileceksiniz? Evinize her gün et mi alabileceksiniz? Kira ödemekten mi kurtulacaksınız?” Ne kadar bilimsel bir açıklama değil mi?

Bütün bu saçmalamaların nedenini Twitter’ın akil adamlarından @eskitufekk abi çok güzel özetledi aslında.

“Bir Kemalist başkanlığa değil, Başkanın Kemalist olmamasına karşıdır”

Bütün mesele bu aslında.

5aca89db613b1aa0eb07cc6491351ffe1485527995

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdullah Fakiroğlu yazdı, 28 misafir olmak üzere 29 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
21 Oca 17 06:00
Mahcup Hayırcılar 

Partili Cumhurbaşkanlığı da içeren Anayasa teklifinin tek tek oylanması işlemi bitti. Paketin bütünü üzerinde yapılacak oylama ile meclis maratonu bitiyor. İnşallah anormallik olmazsa referandum yapılacak. Ak parti ve MHP’nin evet diyeceği düşünülürse, ilave gelecek oylarla birlikte referandumun sandıktan onaylanacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yok.

Bu değişikliğin referandumdan geçmemesi için CHP’nin temsil ettiği muhalefet blokunun azami gayret göstereceğini Meclis performanslarına bakarak söyleyebiliyoruz. CHP her zaman yaptığı gibi tartışmayı; Rejim elden gidiyor, Şeriat geliyor vb söylemlere sarılacak. Bu söylemlerle referandumdan CHP’nin istediği sonucu alamayacağı kesin. Bu bazı Ak Partili eski Bakanların ve bazı yazarların da dikkatini çekmiş olmalı ki köşelerinde Ak Partiye yapacakları etkili muhalefetin tüyolarını veriyor.

Bir de İslami camia içinde ya da camianın sevdiği insanların yaptığı örtük bir muhalefet var ki bu CHP’nin yaptığı muhalefetten daha etkili. Kendilerine dayanak olarak meşveretle ilgili ayetleri, meclisin gerekliliği, tek adamlığın gayri islamiliğini alıyorlar. Kullandıkları cümlelerde birinci ve ikinci meşrutiyet öncesi İslamcıların, âlimlerin söylemlerini alıntılayarak gerçekleşiyor.

Yazıyı yazma nedenim, Prof. Dr. Hilmi Demir’in sosyal medya hesabından “Millet Hakimiyeti ve parlamenter sistemin dinen şer’iliği hakkında” notuyla paylaştığı bir alıntı.

İslamcıların Siyasi Görüşleri 43. Sayfadaki bu alıntı (bazı baskılarda 44. Sayfa ) Sayfada iki görüş var, birincisi Ömer Ziyaeddin Efendinin, Mir’at-ı Kanuni Esasi kitabından paylaştığı Kanuni Esasinin 1. Maddesinin 5 şer’i delili. Ömer Ziyaeddin Efendinin yorumu için İsmail Kara kitabında ne demiş bakalım: “Ömer Ziyaeddin Efendi, Kanuni Esasi’nin her maddesi için Kur’an’dan, hadisten ve fıkıh kitaplarından deliller ve gerekçeler arayıp bulurken aynı zamanda nasları yepyeni ve belki de muhtemel anlamlarının çok ötesine geçen yorumlara tabi tutmaktadır” Sayfada çıkmayan 3. Delile bakalım. “ittihad-ı milleti ihlal için sa’y eden kim olursa olsun onu katledin”.

Hilmi Güler’in paylaştığı sayfada esas yer kaplayanın Doktor Hazık’ın görüşleri olduğu muhakkak. İsmail Kara kitabında Doktor Hazık’ın görüşlerini paylaştıktan sonra dipnotta şu açıklamayı yapıyor. “kitabından anlaşıldığı kadarıyla Doktor Hazık, dönemi itibariyle İslam kültürüne fazla vakıf sayılmaz”

Çalışma alanı; İlmi Kelam, Maturidilik, Terör, İslami Hareketler, Selefilik, Radikalizm, Dini Farklılaşma, olan bir Profesöre yakışmayan bir ilmi hassasiyet. Hilmi Demir, Anayasa değişikliği kendisine sorulduğunda bu konudaki tavrını Hukukçu arkadaşlarıyla mütaala edeceğini söylüyor.

İslamcıların siyasi görüşleri kitabında, İttihat ve terakkiyi 4 halifeye benzeten, Tasavvufla cemiyetin aynı olduğunu söyleyen yorumlara yer verir. İsmail Kara çoğunlukla da bu görüşlerini sahiplerini eleştirir. Hilmi Bey ya kitabı okumamış ya mühim olan algıdır diyerek mesajını bize ulaştırıyor.

Keşke bu tür zorlama yorumlara hiç girmeden referanduma hayır diyeceklerini açıkça söyleseler. Böyle yaparak hem kendi enerjilerini hem de bizim enerjimizi boşa tüketiyorlar. CHP varken bize bol enerji gerekecek. Allah’ın verdiği nefesi bir de mahcup muhaliflere harcamak yorucu oluyor.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
21 Oca 07:40

Hilmi demiri özetlemiş... "Çalışma alanı; İlmi Kelam, Maturidilik, Terör, İslami Hareketler, Selefilik, Radikalizm, Dini Farklılaşma, olan bir Profesöre yakışmayan bir ilmi hassasiyet"

Abdullah Fakiroğlu yazdı, 69 misafir olmak üzere 70 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
13 Oca 17 10:00
Hesabı Kapatıyoruz 
3ca6c269d54bcf4e13f91b9ecb5cd3961484290206

“25 Mayıs 1876 tarihli bir notunda zamanın İngiliz Büyükelçisi Henry Eliot İstanbul’da sokaktaki kapıcılardan Boğaz’daki kayıkçılara kadar herkesin ağzında “Kanuni Esasi” kelimesinin bulunduğunu yazar.”(Bedri Gencer, İslamda Modernleşme /605 Eliot günümüz Türkiye’sini görseydi; 141 yıldır bu toplum değişmemiş derdi herhalde.

Tanzimat fermanıyla başlayan Anayasacılık, yasal değişikliklere gidilerek, yönetim biçimlerini değiştirerek Osmanlı Devletinin yıkılmasını engellemeyi Türkiye Cumhuriyeti dönemiyle birlikte de Osmanlı Devletinden kendini soyutlayarak varlığını sürdürmeyi amaçlıyordu.

3ca6c269d54bcf4e13f91b9ecb5cd3961484290206

Darbe bildirilerinin olmazsa olmazı, yeni bir anayasa yapılacağı ve batıyla ilişkilerin devam edeceğiydi. En son 15 Temmuzda yaşadığımız bu açıklamaların darbecilere getirisi, Batı Dünyasının darbecilere karşı şefkatli olmasının nedeni buydu.

Mecliste görüşülen anayasa değişikliğiyle anayasacı anlayışın devam ettiği söylenebilir. Fakat bu sefer zihniyet ve yol açacağı sonuçlar diğer örneklerden farklı. Tanzimat fermanından bu yana ilk defa, Batı Blokunun istemediği/ yapılmaması için uğraştığı, bir değişiklik gerçekleşecek.

Peki, bu anayasa değişikliği gerçekleştiği takdirde Türkiye bütün sorunlarından kurtulmuş mu olacak? PKK, DEAŞ, FETÖ, DHKPC terör örgütleri birden bire yok mu olacak? Dolar gerçekten 3 liranın altına inip, birden bire acayip zengin mi olacağız? Cevap hayır. Hatta büyük ihtimalle tam tersi yaşanacak. Terör örgütleri daha da sert şekilde saldıracaklar. Bu sözcüleri aracılığıyla meclis kürsüsünden söylendiği halde, değişiklikte bu denli ısrarcı olunmasının sebeplerini doğru tahlil etmek gerekiyor.

Türkiye’nin (Osmanlı Devletinin ) Avrupa Uluslar Topluluğu’na kabul edilmesi ve devletin bağımsızlığıyla toprak bütünlüğünü Avrupa Devletlerinin ortak güvencesi altına alınması “kazandığı” Kırım Savaşı ve sonrasında yapılan Paris Barış Antlaşmasıyladır. (Oral Sender, Siyasi Tarih/309 ) 1856 yılındaki bu savaşın, Osmanlı Devletinin dış borç aldığı ilk tarih olduğunu, antlaşmayla, Osmanlı Devletinin bir toprak kazanmadığını, artık Avrupa Topluluğun himayesine girdiği, Eflak ve Boğdan’ın Osmanlı’dan koparıldığını hatırlatmakta fayda var. Bedri Gencer’in ifadesiyle; “geleneksel anayasayı altüst eden ve gelenekle modernliği uzlaştıran bir anayasa arayışını başlatan Islahat Fermanı”da Paris Barış Anlaşması sırasında açıklanmıştır.

Bugün sistem değişikliğine karşı çıkanların ekonomik kriz, iç savaş, toprak bütünlüğünün kaybedilmesi ile tehdit etmesi 161 yıl önceki gelişmeleri akla getirmektedir. Batı Bloku verilmek istenen mesajı almış ve temsilcileri aracılığıyla tehditlere başlamıştır. BM Nezdinde çalışmalar yapmakla övünen CHP’li bir milletvekilinin Meclis kürsüsünden “emperyalistler istedi sizde bu değişikliği yapıyorsunuz” demesi sizi aldatmasın. CHP Kendisine verilen vazifeyi ifa etmektedir. Ayrıca bilmektedir ki Türkiye bu değişiklik ve sonrasında yapacaklarıyla amacına ulaşır, artık Avrupa Uluslar Topluluğunun bir üyesi olarak görülmez ve bağımsızlığını sürdürmek için Batı Blokunun himayesine ihtiyaç duymadığını gösterirse bu CHP’nin son kullanma tarihinin geldiğini de gösterecektir. CHP’nin her zamankinden daha fazla hırçınlaşmasının sebebi budur.

Bunu başarabilecek miyiz? Zaman gösterecek. Sadece Anayasa değişikliğinin gerçekleşmesi yetmeyecek. İçte ve dışta yapmamız gereken çok iş var. Bu fırsatı heba etme hakkımız yok.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdullah Fakiroğlu yazdı, 31 misafir olmak üzere 33 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
7 Oca 17 18:00
Çıkış Noktası 

ABD’nin Avrupa kıtasına yaptığı askeri yığınak sürekli artıyor. Rusya’ya komşu ülkelere sattığı silahlar ya da bizzat kendi askeri birliklerinin sevkiyatına dair sürekli haberler okuyoruz. Buna mukabil Rusya’nın kendi vatandaşlarını milis gücü olarak eğitmeye başlaması, Çin, Hindistan, Pakistan, İran, Mısır gibi ülkelerle kurduğu askeri ilişkilerin – buna son zamanlarda eklenen Türkiye’yi unutmak olmaz- muhteviyatı yeni bir dünya savaşı mı geliyor sorusunu gündeme taşıyor.

Ortada henüz kesinleşen cephelerin olmaması belki savaşı geciktiren sebeplerden biri hatta birincisi denebilir. Birkaç örnek vermek gerekirse, Rusya Pakistan’la askeri tatbikat yaparken, Hindistan’a da ciddi miktarda silah satıyor. Hindistan silahı Pakistan’a karşı alıyor, Pakistan tatbikatı Hindistan’la yapacağı olası savaşa karşı yapıyor.

Diğer gerilim cephelerinden birisi de Çin. Rusya ile ortak bir blok mu kuracak, yoksa dünyanın en büyük nüfusuna sahip ve 2. Büyük ekonomisi, en kalabalık ve hızlıca modernleşen ordusuna sahip ülkesi olarak ayrı bir kutup mu olacak bunu zaman gösterecek. Çin Japonya ile adalar konusunda gerilirken Rusya’nın Japonya ile arasındaki sorunları çözmeye çalışması iki ülkenin hala tam bir cephe olmadıklarını gösteriyor.

Türkiye olarak maalesef bu gelişmeler yaşanırken yakalanabilecek en zayıf halde yakalandık. Bir tarafta Suriye’de işler istediğimiz gibi gitmiyor, bir tarafta hala devletten tam manasıyla silinmemiş FETÖ etkisi, DEAŞ terörü, İran’ın yayılmacı Şİİ politikaları, PKK terörü ve aman Erdoğan gitsin de isterse ülke yıkılsıncı zihniyet. Dün DEAŞ Sayın Cumhurbaşkanını ölümle tehdit etmemiş gibi, Fırat Kalkanı operasyonu DEAŞ’a karşı yapılmamış gibi bugün çıkıp Türkiye DEAŞ’a silah verdi yalanını bu ülkenin ana muhalefet partisi genel başkanı tekrar edebiliyor.

Ama ümitsiz olmamak lazım, 2015 yılında PKK’nın şehirlerde oluşturmaya çalıştığı otonom bölgelere müsaade edilmedi ve PKK’ya ağır zayiat verildi. 2016 yılında bir darbe girişimini sokaklara çıkan halkın müdahalesiyle engellendi. Ordu içindeki darbeci unsurlar hala tam manasıyla temizlenememişken Fırat kalkanı operasyonu başlatıldı. Yakın gelecekte, Irak’a kara harekâtı başlatılarak PKK’ya darbe vurulması konuşuluyor. – Bugünkü Irak ziyaretinin asıl amacının bu olduğu söyleniyor-

Bütün bu gelişmelere rağmen sıkışmışlık hali devam ediyor. Batı bloku güvenilmez olduğunu defalarca gösterdi, Rusya ile şimdi ilişkilerimiz iyi ama yarın olası bir gerginlik durumunda Rusya’nın tekrar PKK’ya destek vermeyeceğinin bir garantisi yok. İran tehditkâr ve yalancı olmaya devam ediyor. Bugün Irak ziyareti nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Irak başbakanının yaptığı açıklamalar hala aklımızda.

Yapacak çok işimiz, gidecek çok yolumuz var. Önce PKK’yı Avrupa, İngiltere, ABD, İran gibi bizimle derdi olanların kullanabileceği bir güç olmaktan çıkartmak gerekiyor. Bunun için Irak ve Suriye topraklarında kısmi hâkimiyet kuran PKK’yı oyun dışına itmemiz lazım. Silahlanmada kat edeceğimiz uzun yolu kısaltmak için azami çaba göstermeli, bu konudaki hantallığı engellemeliyiz.

Bizim bir sıçramaya ihtiyacımız var. Bunu mültecileri öne sürerek ya da İncirlik’i kapatabiliriz ama kapatmıyoruz istersek kapatmayı düşünürüz açıklamalarıyla yapamayız.

Dünyada Müminlerin Emiri unvanını bir Fas kralı, bir Taliban lideri bir de DEAŞ’ın başındaki terörist kullanıyor. Büyük babamızın vaktiyle zor günler için toprağa gömüp unuttuğu, unutturduğu kıymetli hazinemizi hatırlamanın vakti geldi de geçiyor. Sahi, hilafeti neden tartışmıyoruz?

Zaten yaşam tarzına müdahale konuşuluyor, bunun üzerinden bir gerilim hattı inşa edilmek isteniyor Hilafeti tartışmak bunu arttırır dediğinizi duyar gibiyim. Cemil Meriç’ten cevap vereyim: “Bütün Kur’an’ları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde Osmanlıyız; Osmanlı, yani İslam. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın!”

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
07 Oca 22:08

"Büyük babamızın vaktiyle zor günler için toprağa gömüp unuttuğu, unutturduğu kıymetli hazinemizi hatırlamanın vakti geldi de geçiyor. Sahi, hilafeti neden tartışmıyoruz?"

Abdullah Fakiroğlu yazdı, 15 misafir olmak üzere 19 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
22 Ara 16 14:00
Profesyonel Algı Makineleri Hala Devrede 

Rus Büyükelçisinin FETÖ mensubun bir polis tarafından Ankara’da öldürülmesi sonrasında sayın cumhurbaşkanının 21 Ekim’de yaptığı bir açıklama gündeme getirildi. Erdoğan o açıklamada “Nusra’ya neden terör örgütü diyorsunuz” demişti. Bilerek eksik yazdım, yaptığı açıklamanın tam manşete yansıyan kısmı şuydu aslında, “ O zaman Nusra’ya neden terör örgütü diyorsunuz”

Rus büyükelçiyi öldürenin getirdiği tekbir sonrası suikastı Nusra işledi iddiası dolaşıma sokulduğunda akabinde hemen bu eski haber paylaşıldı. Akşam gazetesinin sosyal medya hesabından(bakın adamınız diyor ben demiyorum ) haberin twitini RT yapmak, akabinde belki İngilizce twitle birebir alıntılayarak paylaşmak.

Bu çalışma Nusra Rus büyükelçisinin öldürülmesini üstlendi yalanıyla birleşince oluşan algıyı hesap edersiniz. Nasılsa uluslararası medya da yayılmasında sıkıntı yok. Sosyal medyada gördüğüm en iyi medya okurlarından biri olan Mister NU’nun https://twitter.com/mister_nu dün yaptığı flooda göz atmakta fayda var. https://twitter.com/mister_nu/status/811571750341406721

Medya’nın gerçeği oluşturma, değiştirme, yok etme ve genetiğiyle oynayarak farklı bir hale getirip dolaşıma sokma gücünün hafife alındığını, bunun ne derece büyük bir tehlike olduğunun gözden kaçırıldığını düşünüyorum.

Bu tür yalan iddialar dolaşıma sokulduğu andan itibaren gerçek oluyor. Facebook instagram, twitter, fısıltı gazetesi aracılığıyla milyonlarca insana ulaşıyor. Sonra ayıkla pirincin taşını. Dolaşıma sokulan bilginin yalan olduğunu ispatladığında karşındaki muhatabın görüşünü değiştirmiyor.

Tanıtımı yapılacak bir ürünün reklam kampanyası gibi demiştim 8 Haziran’da yalanları konu aldığım yazımda. https://www.geornalist.com/post/11610/bu-yalanlarin-bir-sebebi-var Yazımın sonunda korktuğum gerçekleşmedi, Erdoğan alaşağı edilmek istendi ama bu yalanlara inanmadık.

Burada, madem başarısız oldular neden devam ettiriyorlar sorusu sorulacaktır. Uzun vadede amaçlarının Erdoğan’ı terör örgütlerinin hamisi gibi göstermeye devam ettirmek olduğunu söyleyebilirim. Böylece hem PKK’yı temize çekiyorlar, hem FETÖ eliyle yapılan operasyonu aklıyorlar, hem de surda bir delik açmayı hedefliyorlar.

Yoksa Boğaziçi üniversitesi mezunu, medya üzerine çalışan, akademisyenlik yapan, kitap sitelerinde okuma listeleri hazırlayan entelektüel insanlar neden bir gerizekalı gibi aşağıda ekleyeceğim açıklamayı Erdoğan’ın Nusra’ya desteğiymiş gibi göstersin ki?

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/555151/Erdogan__El_Nusra_ya_niye_teror_orgutu_diyorsunuz_.html

"Son gelişmeleri görüyoruz. Avrupa Parlamentosu'nun koridorlarında bakıyorsunuz YPG terör örgütünün paçavraları asılı ve onun önünde de ülkemizdeki bölücü terör örgütünün parlamentoya destekleriyle soktuğu kişiler poz veriyor. Bunu batıya söylediğimizde hepsinin söylediği şey şu. 'Ama onlar DAİŞ'e karşı'. Eğer DAİŞ'e karşı olanlar terör örgütü değilse o zaman El Nusra'ya niye terör örgütü diyorsunuz? El Nusra da DAİŞ'e karşı çok ciddi mücadele veriyor. Bu batının mantalitesi şöyle çalışıyor. İyi terörist, kötü terörist anlayış bu. Bu anlayışı tersine Allah'ın izniyle biz değiştireceğiz. Onun için yılmıyoruz. Nasıl ki şu anda çok kararlı operasyonlar sürdürdük, sürdürüyorsak milletimizin huzurunu tesis edene kadar bu terörle mücadeleyi can güvenliği, mal güvenliği konusunda sorumluluğu olan bir devletin başı olarak Allah'ın izniyle başaracağız. Yılmak yok. Bu yolda devam edeceğiz. Kararlıyız. Korkuyu korkutmadığınız sürece her zaman mağlupsunuz."

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdullah Fakiroğlu yazdı, 82 misafir olmak üzere 86 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
13 Ara 16 18:00
Halep Düşerken Manasız Bir Çaba 

(Yazıyı okumadan, BİMER, Cumhurbaşkanlığı, tanıdığınız Milletvekili, ulaşabildiğiniz Bakan veya olmadı Mahalle temsilcisine Halep'teki durumla alakalı adımlar atılmasını istediğinizi söyleyin. Ve akşam Rus ve İran büyükelçilikleri önündeki eylemlere katılın)

“Ehlibeyt Haber Ajansı. Kısaltılmış adıyla ABNA, Dünya Ehlibeyt Kurultayına bağlıdır. Yayın hayatına resmi olarak 2007 yılında başlayan Ehlibeyt haber ajansı ABNA, Şii dünyasının haberlerini 20 dilde okuyucularına yansıtmaktadır. “ Vikipedia’da ABNA maddesinin başında bunlar yazıyor. Aslında İslam dünyası yazıyordu ben Şii olarak değiştirdim.

Dünya Ehli Beyt Kurultayı 1990 yılında İran’da yapılan toplantıyla kuruldu. Dünya Ehlibeyt Genel Sekreteri Muhammed Hasan Ahteri ,Lübnan’dan Hasan Nasrallah’ın temsilcisi olarak Hasan Hammade, Doktor Mehdi Mustafavi , Doktor Muhammed Bakır Horremşad yüksek konsey yasal üyeleri.

Hamaney’in Güney Azerbaycan temsilcisi ve Tebriz Cuma imamı görevlerini yapan -halen devam ediyor olabilir- Ayetullah Muhsin Müçtehid Şebusteri’de yüksek konsey başkanı.

Biraz daha devam etmek gerekirse, Konsey Genel Sekreteri Muhammed Hasan Ahteri’nin İran’ın eski Suriye büyükelçisi olduğunu söyleyebiliriz. Bir de sık sık Türkiye’ye geldiğini. Birkaç örnek vermek gerekirse, 2015 yılında Şiilerin düzenlediği Erbain törenlerine davet edildiği. Muhammed Hasan Ahteri 27 Ekim 2016 tarihinde Ehlader’in İstanbul’da bulunan ofisini ziyaret ederek bir takım temaslarda bulunmuş.

Muhammed Hasan Ahteri ismini aramaya devam ettiğimde 29 Aralık 2015 Tarihinde Diyanet İşleri Başkanı sayın Mehmet Görmez’in İran’da kendisini ziyaret ettiğini görüyorum. Görüşme kutlu doğum gününde olmuş sitenin haberine göre. Mehmet Görmez’in beraberindeki ekipte EHLADER Genel Başkanı Hasan Kanatlı’da var. http://tr.farsnews.com/world/news/13941013000318 Kanatlı bu ekibin içinde olmaktan o kadar memnun kalmış ki Twitter biosunda hala Mehmet Görmez’li fotoğrafı var.

Bu bilgileri yazmamın nedeni ABNA’da geçen hafta çıkan bir haber. “Suriye Ordusu Erdoğan’ın Namaz Kılmayı Arzuladığı Emevi Camisini Fethetti” başlığıyla yayınlandı haber. Malumunuz Esad İran ve Rusya elbirliğiyle Halep’i ele geçirdiler. Bir kaç mahalleye sıkışmış 100 bin insan ve mücahitler direniyor.  Son gelen haberlerden biri şuydu, “Kadınlara işkence ve tecavüz edildiğinden; erkekler 'kendi anne, kardeş ve eşlerini vurmak için' fetva bekliyor.” Durumun vahametini başka ne anlatır bilmiyorum.

İran Halep’te katliam yaparken bile Recep Tayyip Erdoğan’a laf söyleme derdinde. Oysa Erdoğan’ın o meşhur Emevi Camisinde Cuma namazı kılacağız sözünü ne için söylediğini çok iyi biliyorlar. http://www.hurriyet.com.tr/erdogandan-onemli-mesajlar-21386210

Erdoğan göreve geldiği andan itibaren İran’a yapılan boykotu kaldırmaya çalıştı. Söylemlerinde “vahdeti” hep ön plana çıkardı. İran Ambargosunu delmek için Halkbank’ı devreye soktu, Nükleer takası önerdi, Güvenlik konseyi üyesi olduğumuz dönemde Ambargo kararını veto etti. ŞİA SUNNİ ayrımı yok açıklamalarını da ekleyelim.

Karşılığında İran’dan gördüğü karşılıklardan biri bu. Resmi ajanslarından biri tarafından dalga geçilmek. Haşdi Şabi militanlarının tehdit etmesi, Türkiye’deki Caferilerinin birkaç yıl önce dilini kesmekle tehdit etmesi de cabası. Sanırım artık mezhepçi olmanın zamanı geldi hatta geçiyor. Olmuyor, İran sizin uzattığınız dostluk elini defalarca reddetti. PJAK (PKK'nın İran kolu) ile anlaştı, PKK'yı Türkiye üzerine saldı. Batı bloku ve Rusya'yı arkasına aldı. Artık en azından Halep'te öldürülen kardeşlerimiz, çiğnenen namusumuz (bizim namusumuz, Haleptekilerin değil, ) hatırına İran Şİİ devletinin bizim 1 numaralı düşmanımız olduğunu kabul edelim.

Halep bugün son nefesini veriyor. Bizse hala İran’ın bizim için nasıl büyük bir tehlike olduğunu anlamıyoruz. Sanırım “âlimlerimize, kendi kadınlarımızı tecavüze uğramamaları için öldürme fetvası “ soracağımız zamana kadar anlamayacağız.

Yazıyı hazırlarken Hasan kanatlı sosyal medya hesabından şunları yazıyordu. “Sosyal medyadan anlaşılan o ki, bu savaş örtülü olarak iran ile yapılan bir savaştır. Esad bahane, iran'a saldırı şahane.” Nasıl kızmasın ki, İran’ın neredeyse 20 yıldır bu günler için hazırlandığı ortadayken Sibel Eraslan hâlen daha “Bu kadar çok çocuk cesedi.. Bunca tecavüz edilmiş kadın kız... Mahvolmuş bir Halep. İRAN'a Nasıl bir şeref katacak! YAZIKLAR OLSUN YUH OLSUN” sorusunu sorabiliyor. Yahu daha nasıl anlayacağız İran için şeref Ehli Sünnetin kadınlarına tecavüz etmek, çocuklarını öldürmek, erkeklerini katletmek. Daha ne yapsın adamlar?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
15 Ara 22:45

Misafir

Yaylnlansln

14 Ara 09:35

Misafir

En acısı da burda martavallarin Kemalistlerin bizlere irana gidin burası iran değil demesi....İrana gire kanımız irzimiz malimiz onlara helalken....

Abdullah Fakiroğlu yazdı, 21 misafir olmak üzere 23 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
7 Ara 16 22:00
Fitnenin Büyüğü Bize Ulaşmadan 
81ae02282dc6db31bafae76e351501441481136090

“Aslında Suriye’de teröristlerin özellikle Halep kentinde hezimete uğraması bu canileri destekleyen Batılı devletleri derinden kaygılandırıyor ve şimdi bu devletler destekledikleri teröristleri kurtarma yollarını arıyor ve bu çerçevede teröristlere yeni yardımlarda bulunmaya çalışıyor.”

Parstoday sitesinde yer alan “ABD ve İngiltere’nin teröristlere yardım ulaştırması” başlıklı haberde yer alan birkaç cümle yazıya başlamak istedim.

Şii imparatorluğunu kurmak için yola çıkan İran’ın Türkçe yayın yapan birçok sitesi var. Bir kaçını saymak gerekirse, Parstoday, ABNA, Fars Haber Ajansı, İRNA, İBNA, Mehr News Ajans, Caferilik, Sistani.org u sayabilirim. Tabi kalbi İran için artan onlarda yerel ulusal site, gazetelerde köşe yazarı vs eklemek gerekir.

İslami Camiamız içindeki İran zehrini temizlemek, İran’ın tehlikelerine dikkat çekmek, bunlara önlem alınmasını sağlamak, İran yayılmacılığını durdurmak bütün bunları yaparken Suriye’de yaşananlara son vermek için çalışmak zorundayız.

Bugün Halep’te “kazandıkları zafer” sonrası yaptıkları yorumlarda Çaldıran Savaşını, Yavuz Sultan Selim Hanı hatırlatmalarının nedeni basit bir zafer sarhoşluğu değildir. Tarih bize Büveyheoğulları, Fatımiler, Safevi ve son olarak İran Cumhuriyet tecrübeleriyle bir kez daha göstermiştir ki, ŞİA Ehli Sünnete olan düşmanlığını, zayıf olduğu dönemlerde Takiyye ile güçlü olduğu dönemlerdeyse kan dökerek çözme yoluna gitmiştir. Bu gerçeği görmezlikten gelmek, sorunu sulh ile çözmeye çalışmak, kardeşlik ve vahdet söylemlerinde bulunmak tehlikeyi büyütmekten başka bir işe yaramaz.

Üzülerek belirtmek gerekir ki İslami Camianın İran ve Şii tehlikesine karşı hassas olduğunu söylemek zordur. Evet mübarek Suriye Cihadı İran gerçeğini bütün çıplaklığıyla karşımıza çıkarmıştır. Karşımızda kendi hinterlandından topladığı katiller ile Irak ve Suriye’de katliam yapan bir İran var. Bu ülke AB, ABD, Çin ve Rusya ile işbirliği içinde. Üstelik yalanı bir itikadi zorunluluk olarak görüp profesyonelleştiği için istediği gibi manipülasyonunu da yapıyor. Bütün bunlar gençler arasında görülmekte. Fakat İslami Camianın entelektüelleri, yazarları, ilahiyatçıları için İran hala Müslüman mahallesinin haylaz çocuğu. Derdini dinleyip biraz “empati yapılırsa” meselelerin bir çoğu hallolacak.

Birkaç örnek vermemiz gerekirse, “Suriye’deki muhalefet icat edilmiştir ve imal edilmiştir.Yani emperyal güçler tarafından imal ve icat edilmiştir.Muhalefetin icat edildiği günden bu yana Muhalefet silahlandırılmış ve parayla desteklenmiştir.Kendilerine hala İngiliz, Fransız,Amerikan, Kanada güçleri ve Türkiye tarafından eğitim verilmektedir." cümlelerini kurmuş Türkiye İslamcılarının fikir önderlerinden Atasoy Müftüoğlu’nun halen İslami Camia içindeki saygın konumuyla başlamak gerekir. Halep’e yardım kampanyası düzenleyen Marmara İlahiyatta birkaç gün sonra "Müslüman Gençliğin gündemi ne olmalı” başlıklı sempozyum verebilmektedir. Üstelik bu mühim olayı Halep’e yardım toplayan gençleri ziyaret eden Dekan Ali Köse kendi hesabından paylaşmakta. Normal şartlarda görüşlerinden pişmanlık duyduğunu söylemediği sürece Müslüman Mahallesine Cuma namazı hariç yaklaşması yasaklanması gerekirken hala saygı duyulan bir isim olması yaşamakta olduğumuz tehlikeyi halen anlamadığımızı gösteriyor.

Diğer örnek Yıldız Ramazanoğlu. Kendisi hakkında o kadar çok şey yazıldı ki. Buna rağmen iki toplama 15 temmuz kitabı, gazete yazıları, islami camianın bütün seçkin yazarlarının yazılarının yer aldığı dergilerde yazıları yayınlanan bir isim. CİNS, İTİBAR, LACİVERT, GENÇ dergileri son 1 yılda yazdığı dergilerden bazıları. Yıldız Ramazanoğlu eminim bu dergilere yazılarını ricayla yazmıştır.

Karşımızda bütün gücüyle Müslümanlara saldıran, bunun için ittifaklar yapan bir İran var ve biz bırakalım bu tehlikeyle yüzleşmeyi henüz Suriye Cihadı konusunda İslami Camiaya fitne tohumları salan isimleri bile dışlayamıyoruz.

Bir diğer örnek Hüseyin Hatemi. İstanbul Ticaret Üniversitesinde Hukuk derslerine giren bu isim sosyal medya hesaplarından açıkça Hizbullah, İran, Esed ve Irak şii yönetimini savunmakta. Ama eski Başbakan Yardımcısı Nazım Erken’in rektör olduğu üniversitede ders vermekte. Daha da acısı Beştepe’ye davet edilip Cumhurbaşkanı ile aynı masada poz verebilmekte.

Velhasıl, daha gidilecek çok yolumuz var. Vaktimiz yeter mi, yoksa Suriye Müslümanları gibi yaşayarak mı öğreneceğiz göreceğiz.

Yazımı bir İran sitesinden alıntıyla başlatmıştım. Yazıda kullandığım resim de bir sonraki yazımın konusu olsun inşallah.

81ae02282dc6db31bafae76e351501441481136090

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
08 Ara 13:53

Misafir

Mala anlatır gibi anlatmışsın

08 Ara 00:36

Şiir gibi bir yazı...

Abdullah Fakiroğlu yazdı, 22 misafir olmak üzere 23 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
23 Kas 16 10:00
Zor Olanı Konuşmak 
7fc09fd912da700a09a9647df95238281479881183

7fc09fd912da700a09a9647df95238281479881183

Yıllarını barışçıl siyasete vermiş, toplumun her kesiminin derin saygı duyduğu, HDP’nin güvercin kanadının temsilcisi, Kürt siyasetinin duayen ismi Ahmet Türk’ün önce Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılması daha sonra gözaltına alınması, Ak Parti ve Recep Tayyip Erdoğan’ın Kürt sorunun çözümünü istemediğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Ak Parti Dolmabahçe mutabakatına sadık kalmayarak devirdiği masayı toplamak şöyle dursun, biraz daha dağıtmanın yolunu aramaktadır. Bir an önce PKK ile müzakerelere başlayıp Suriye ve Irakta PYD’nin varlığını meşru olarak kabul etmesi, çözüm sürecinin bir kez daha yarıda kalmaması adına uluslararası gözlemcilerin davet edilmesi gerekmektedir. Bunları yapmak şöyle dursun, Recep Tayyip Erdoğan her fırsatta PKK ile müzakerelerin bir daha başlamayacağını deklare etmekte, PYD’ye düşmanca sözler sarf ederek savaş tamtamlarını çalmaktadır.

Başta AB olmak üzere evrensel kuruluşlardan gelen açıklamalar göz ardı edilmekte, her gün AB aleyhinde açıklamalar yapılmaktadır. Bunlar ülkemizde zaten yükselmekte olan sokak milliyetçiliğini arttırmaktan başka bir işe yaramamaktadır.

Avrupa Birliği insanlığın ortak, evrensel gelişimini temsil eder ve Türkiye AB üyesi olduğunda demokratik, modern, güçlü ülkeler arasındaki yerini alacaktır. Fakat Türkiye’nin AB üyesi olması için öncelikle AB standartlarına ulaşması gerekmektedir. Ne acıdır ki bugün geldiğimiz nokta AB ile ilişkileri kopma noktasıdır gelmiştir.

Savaşın soğuk yıkıcı yüzü her gün kendini göstermektedir. Devlete düşen hiçbir bahaneye öne sürmeden bir an önce açılım sürecine geri dönmektedir. Elbette PKK’ya da önemli görevler düşmektedir. Öncelikle sivil ölümlerine yol açacak saldırılarına son vermeli, barış için iradesini ortaya koymalıdır.

Özgür Gündemin kapatılması, Cumhuriyet Gazetesine yönelik sindirme operasyonları Türkiye’nin demokratik ülke imajına büyük darbe vurmaktadır. Ayrıca, Aslı Erdoğan, Ali Bulaç, Murat Aksoy, Ahmet Altan, Mümtaz Er Türköne gibi aydınlar hapse atılmıştır. Hükümet 15 Temmuzu bahane edip KHK ile devleti yönetmektedir. Bu kabul edilmez.

Evet 15 Temmuz’da bir darbe girişimi olmuştur. Ama artık 15 Temmuz psikolojisinden çıkılması, intikam duygusuyla hareket edilmemesi lazımdır. Bana gelen mektuplar da anlatılanlar içler acısıdır. Kocası hapiste olduğu için kirasını ödeyemeyen, iş bulamayan bir sürü insan vardır. Acı olan 28 Şubat sürecinde devletin zulmünü gören İslami çevrelerin bugün statükonun destekleyicileri olmasıdır.

Ak Parti 2002 kuruluş değerlerinden hızla uzaklaşmaktadır ve ne acıdır ki İslami çevrelerden buna karşı bir duruş sergilememiştir.

Okurken mideniz bulandı, yer yer küfür etme isteği duydunuz değil mi?

Maalesef bu cümlelerin benzerlerini sosyal medya hesabından veya gazetedeki köşesinden yazan, röportajlarında açıklayan ya da konforunu bozmamak için sadece paylaşmakla yetinen bir sürü “bizden” düşünür, siyasetçi ve akademisyene  sahibiz.  Kimi 15 Temmuz kitaplarında yazılar yazıyor, kimi panellere gidip 15 Temmuz darbe girişimini anlatıyor. Görünürde en muhalifi bile mahallenin ağır abileriyle aynı gazetede yazıyor.

Anladığım kadarıyla bunların görünürde dostu da yok. Kimse ne saçmalıyoruz arkadaş demiyor.Tam tersi herkeste bir koruma duygusu, ona söz söyletmem havası hakim. Çünkü herkes birilerinin paltosundan çıkma değil mi ? Kimse  kültürel iktidarına halel gelsin istemiyor.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
23 Kas 18:01

Burada ki yazıdan Feto&HDP kardeşliğinin geldiği boyutu görebiliriz.

Abdullah Fakiroğlu yazdı, 1 misafir olmak üzere 2 kişi beğendi, 5 yorum yapıldı.
11 Kas 16 18:00
Parti İçi Demokrasi 

“Utanmadan sıkılmadan kalkmış ne diyorlar? ‘Türkiye’nin Avrupa Birliği müzakereleri gözden geçirilmelidir.’ Geç kaldınız, hadi bir an önce gözden geçirin. Ama gözden geçirdiğiniz zaman ertelemeyin ha, nihai kararınızı verin. Eğer Türkiye terörle haysiyetli ve onurlu bir şekilde mücadele ediyor diye siz Avrupa Birliği konusunda müzakereleri gözden geçirecekseniz, geç kaldınız. Biz terörle mücadeleyi sonuna kadar vereceğiz, sonuna kadar” diye konuştu.” İki gün önce MUSİAD fuarında konuşan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın sözleri bunlar. “Bana ister katılın ister katılmayın, AB’den kopmuş bir Türkiye’nin dünya algısı 3’üncü dünya ülkesidir. Eğer AB ile müzakerelerde ilerleme sağlarsak İslam dünyası nezdinde de daha cazip daha güçlü bir ülke oluruz. Bugün Avrupa’dan kopmak demek FETÖ’nün başarılı olması demek” Bu sözlerde bugün “Türkiye Ekonomisi ve Güncel Gelişmeler” konulu toplantının basına kapalı bölümünde ASKON üyesi işadamlarının da sorularını yanıtlayan Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’e ait. Haber Hürriyet ve diğer internet sitelerinde yayınlandı. “Bak siyasi parti liderleri gidiyor aynen ifadesini veriyor, ondan sonra da işinin başına dönüyor. Sen de aynısını yapsaydın, niye yapmadın? Siz meydan okudunuz, ‘Bizim arkamızda PKK var’ dediniz, ‘Bizim arkamızda PYD, YPG var’ dediniz. E, gelsin onlar sizi kurtarsın. Bizim arkamızda terör örgütleri yok. Bizim arkamızda Hak var, halk var; farkımız bu” Bu sözler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iki gün önceki konuşmasından. "Dolayısıyla parlamentoların milletvekili sayılarının bir takım tutuklamalar nedeniyle azaltılmış olması, Türkiye'de Meclis tablosu buna pek müsait değil ama çok kritik bir takım denklemlerin olduğu dönemlerde sorun olabilir tutuklamaların. Diyelim ki 2 oyla güvenoyu almış. Geçmişte koalisyon dönemlerinde biz bunu çok yaşamıştık. 3 tane milletvekilini tutuklasanız parlamentodaki denge değişir. Güvenoyu alır veya düşer. O bakımdan haklarındaki iddialar davaya dönüşüp kesinleşene kadar milletvekilleriyle ilgili bir tutuklama kararı verilmemesinin ben daha doğru olacağı kanaatindeyim. Bir hukukçu olarak, eski bir meclis başkanı olarak düşüncem budur. Tabii takdir tamamen yargı organlarımızındır. Bu ilgili milletvekillerinin ifadeleri alınmalı ancak parlamentodaki aritmetik, tutuklamalar nedeniyle bozulmamalıdır diye düşünüyorum ve değerlendiriyorum." Bu sözleri söyleyeni Bülent Arınç zannettiniz değil mi? Hayır değil, Ak Partiden Meclis başkanlığına seçilen Mehmet Ali Şahin. Mehmet Ali Şahin sadece Meclis Başkanı seçilmedi, Gençlik ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Grup Başkan Vekilliği ve Ak Parti Siyasi ve Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Ak Partili siyasetçilerin bir karar vermesi gerekiyor. Recep Tayyip Erdoğan bu hareketin lideri mi, yoksa rakibi mi? Terörle mücadele yöntemi doğru mu? Yoksa sert mi? Bir köşede bekleyip uygun zaman geldiğinde Erdoğan’ın söylemlerine inceden çakarak kendi şirinliklerini devam ettirmenin modası geçti. Ya çıkın Tayyip Erdoğan’ın yanlış yaptığını söyleyin, ya da davanıza zarar verecek söylemleri bırakın.          

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
11 Kas 22:32

Ertuğrul

Puan: 227

Misafir,guzel bir soru sormus. Yaniylayin lutfen abdullah bey

11 Kas 19:59

Misafir

Bir vekil fikirlerini soylemeyecekse,o meclis neden binada fikirler tartisilmayacaksa,ben neden oy veriyorum bunlara ? Yikin o zaman binayi sadece Aksaray kalsin

Abdullah Fakiroğlu yazdı, 59 misafir olmak üzere 62 kişi beğendi, 7 yorum yapıldı.
9 Kas 16 10:00
Teşekkürler Obama 
3c67302dc1befee97d1278c2f44c565c1478674354

3c67302dc1befee97d1278c2f44c565c1478674354

Sekiz yıl öncesini iyi hatırlıyorum. ABD'nin ilk siyahi başkanı olan Obama etrafında dönen hayalleri. Gazetelerde düzülen Obama methiyelerini. Obama kazanacak ve dünya artık barışın egemen olduğu mutlu bir köye dönecekti.

Obama öyle büyük bir umuttu ki İsrail Gazze'ye düzenlediği saldırıyı Obama'nın yemin töreninden önce durdurmuştu. Başkanlığa gelişi bile katliamları durdurmaya yetiyordu.

Aradan geçen 8 yılın özetini yapmaya gerek yok. Obama Bush dönemine rahmet okutacak şekilde dünyayı kan gölüne çevirdi. Bunu ya direkt ABD eliyle yaptı ya da sessiz kalarak destekledi. Sekiz sene öncesinden farklı olarak dünya savaşının ne zaman çıkacağı konuşulur oldu.

ABD'de bugün yeni başkan belli oldu. Trump ABD'nin yeni başkanı oldu. Bu sonuç tıpkı sekiz yıl öncesi gibi Türkiye'de sevinçle karşılandı. 

Hayır, bu sefer kimse Trump'dan Obama'dan beklediğini beklemiyor.  Trump'da zaten Obama'nın kullandığı yaldızlı cümleleri kullanmıyor. Beklenen ABD'nin içine kapanması hatta tercihen iç karışıklığa girmesi. Bu biraz zor olacak, farkındayız ama beklentimiz artık değişti.

Obama kendisinden beklenen zihniyet değişimini belki sağlayamadı ama, ABD'den şifa bekleyen milyonları ABD'den nefret ettirdi. Sekiz sene önce dünya kurtulacak diye Obama'yı beklerken bugün ABD acaba dağılacak mı diye Trump desteklenir oldu.

Sırf bu nedenle Obama iyi bir teşekkürü hak ediyor. Teşekkürler kara derili adam. Dünyaya ABD'nin gerçekten bir rüya olduğunu gösterdiğin için. İnşallah Trump senin açtığın yolda ilerleyerek ABD'nin son başkanı olur. Dünyanın buna gerçekten ihtiyacı var.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
13 Oca 19:37

Misafir

At last! Something clear I can unersdtand. Thanks!

10 Kas 08:58

Obama başkan seçildiği zaman en büyük farkı siyah olmasıydı. Siyah bir Amerikalı, ABD başkanı olmuştu. ona istinaden söyledim.

Abdullah Fakiroğlu yazdı, 21 misafir beğendi, 1 yorum yapıldı.
6 Kas 16 14:00
Kemalistlerin Yeni Müttefikleri 
e3c8cebfff9e6bfe639309a3625c26ae1478428445

e3c8cebfff9e6bfe639309a3625c26ae1478428445

2008 yılında Atatürk belgeselini yapan Can Dündar’a belgeselde Atatürk’ü içkici ve diktatör olarak gösterdiği için büyük tepki gösterilmişti. Cumhuriyet Gazetesinin başını çektiği Kemalist çevreler Can Dündar’ı neredeyse aforoz edecekti.

Aradan geçen süre sonunda Can Dündar Cumhuriyet Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni oldu, şimdilerde batı ülkelerde gezip Türkiye’nin İŞİD’e silah yolladığı yalanını yaymakla meşgul oluyor.

2008 yılında  yaşanan garip olaylardan biri de DHKPC  terör örgütünün lideri Dursun Karataş’ın vefatı sonrası Karataş’ın ailesinin verdiği teşekkür ilanını Cumhuriyet Gazetesinin yayınlamasıydı. DHKPC şimdilerde PKK’nın yancısı olarak Alman istihbaratının verdiği görevleri yerine getirmekle meşgul. Cumhuriyet Gazetesi de DHKPC’nin terör eylemlerinin reklamını yapmakla meşgul.

2008 yılında Mustafa Balbay’ın Ergenekon Operasyonu sonrası tutuklandığını , İlhan Selçuk’un iki gün gözaltına alındığını, Mustafa Balbay’ın köşesinin yıllarca boş bırakıldığını, Balbay hapisten çıktıktan sonra Cumhuriyet Gazetesinde yazamadığını da hatırlatalım. Aynı Balbay’ın birkaç ay önce yazdığı Cumhuriyet gazetesi eleştirisine rağmen Cumhuriyet Gazetesine yapılan operasyona çok sert tepki gösterdiğini de unutmayalım.

Amacım 2008-2016 kıyaslaması yapıp var olan tutarsızlığı gösterip bazılarını ikna etmek değil. Zira bende 2008 yılında durduğum noktada değilim. Azılı bir Erdoğan muhalifiyken şimdilerde “Reisci” olmam gözünüzden kaçmamıştır. Yazının konusu bu olmadığı için bu bahsi şimdilik geçelim.

Sosyal medyada, gazetelerde yaşanan bu olaylardan sonra Cumhuriyet Gazetesi okuyan “masum Kemalistlerin” bu yaşananlara tepki göstermesini bekleyenler oldu. Aslında Cumhuriyet Gazetesi okuyucuları tepki göstermeye alışkın. Vaktiyle Hasan Cemal’e karşı ilhan Selçuk’un başını çektiği grubu destekleyip gazetenin tirajını neredeyse yüzde 50 düşürmüşlerdi. Oysa şimdilerde gazete okuyucularından gelen bir tepki yok.

Benzer bir tepkisizlik Cumhuriyet Halk Partililerde de yaşanıyor. Öyle ya, koskoca Atatürk’ün kurduğu parti (aslında mevcut CHP’yi Atatürk değil Deniz Baykal kurdu ama ) son yıllarda PKK’ya destek veren bir hale geldi. Sadece PKK mı? Bugün CHP’nin FETÖ’den sorumlu belediye başkanları, milletvekilleri var. Düşünün Beşiktaş gibi laikliğin kalesi bir ilçenin belediye başkanı FETÖ’ye aleni destek veriyor ama CHP seçmeni sessiz. Mahmut Tanal ve nöbetçi FETÖ destekçisi vekiller de cabası.

Düşünün CHP’de böyle bir ortamda bile Kemal Kılıçdaroğlu ve parti yönetimine güçlü bir muhalefet çıkmadı. Genel Başkan adayı olarak ismi geçen, geleneksel CHP’nin temsilcileri aday olmadılar ve parti mevcut yönetimle devam ediyor.

Bugün CHP’nin gittiği yok, HDP ile birleşmeye doğru gidiyor. CHP bünyesinde gerçekleşeceğini öngördüğüm bu birleşme aslında HDP’nin CHP’yi tamamen ele geçirmesi şeklinde gerçekleşecek. CHP seçmeninden bir tepki var mı elbette yok.

Tıpkı Cumhuriyet Gazetesi okuyucuları gibi CHP seçmeni de yaşananlara tepki göstermiyor. Bu iki sessizliğin sebebini okuyucu/partili kitlelerin yaşananlardan haberi olmamasına bağlayanlar feci şekilde yanılıyor. Evet ana akım medyada bu garabet durum tam manasıyla paylaşılmıyor ama sokaktaki kitle yaşananların farkında ve tepki göstermeyerek bu durumu desteklediğini gösteriyor. İspat edelim belki birileri tepki gösterir düşüncesi de kusura bakılmasın ama beyhude bir çaba. Zira ortada karşıdan karşıya geçecek zekâya sahip bir insanın rahatlıkla anlayacağı onlarca veri var.

Atatürkçü, Kemalist, laik kitlenin öncelikli beklentisi Recep Tayyip Erdoğan ve onun şahsında Ak Partinin devrilmesi ve mütedeyyin insanların bir daha bu kadar etkin olmamasının sağlanması. Bunun için bırakın FETÖ veya PKK ile işbirliğini Batı İttifakı tarafından gerçekleşecek bir işgale bile razılar. Acı ama bu gerçeği kabul ederek ne gereksiz uzlaşma çabalarını bir kenara bırakarak yola devam etmeliyiz.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Abdullah Fakiroğlu yazdı, 37 misafir olmak üzere 38 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
3 Kas 16 14:00
Henüz Yolun Çok Başındayız 
63f758b2d6149802803bae3a7e03ddf11478167491

63f758b2d6149802803bae3a7e03ddf11478167491

“İngiltere’de bir hesaba 13 milyon 200 bin dolar göndermişsin. Neden gönderdin? Hatırlamıyorum isim söyleyin.” Bunlar, Boydak Holding eski Yönetim Kurulu başkanı Hacı Boydak’ın mahkemedeki ifadelerinden.

Hacı Boydak Türkiye’nin en büyük Holdinglerinden birinin başındayken şimdi Fethullahçı Terör Örgütü davasının sanıklarından biri. Hacı Boydak ile FETÖ’nün ilişkisi sır değil. Kendisi de zaten bunu kabul ediyor. Youtube’da basit bir araştırma yapıldığında bu anlaşılacaktır. Link 1 Link 2

Mart ayında gözaltına alındığında eski Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül kendisiyle ilgili şu cümleleri kurmuştu: "Boydak ailesi çalışkanlığıyla, dürüstlüğüyle, hayırseverliliğiyle bilinen bir aile. Türkiye'nin önemli sanayicilerinden. Ümit ederim ki daha fazla rencide edilmezler" Abdullah Gül, Boydaklar hakkındaki olumlu görüşlerini mahkemede tekrar eder mi, bilmiyorum. Ona yakışan Mart ayında söylediklerini tekrar etmesidir.

Abdullah Gül’ün söylediklerinin önemi şuydu. İktidar İslami görünümlü bir yapının devleti ele geçirmesine engel olmak için bir takım operasyonlar yapıyor ve buna iktidar partisini kuranlardan, o partiyle bakanlık, başbakanlık yapmış daha sonra cumhurbaşkanlığı yapmış en etkili isimlerden biri tepki gösteriyor. Bırakın iktidara sempati beslemeyen kitleleri, Ak Partiye oy vermiş kitlelerde bile bir acaba hissiyatı oluşturur. Nitekim oluşturdu da.

Abdullah Gül’ü en son canlı dinlediğim yer 15 Temmuz sonrası Kısıklı’da aralıksız devam eden nöbetlerden biriydi. Abdullah Gül’ü takdim eden sunucu, “Sayın Cumhurbaşkanımızla arasına nifak tohumu ekmeye çalışanlara inat onlar hep birlikte yürüdüler” minvalinde sözler söylemişti. O gün olağanüstü hal ilan edildiğinden Sayın Abdullah Gül’ü tam olarak dinleyemedik.

FETÖ o kadar ilginç bir yapılanma ki memleketin en güçlü sanayicilerinden birini yanına çekiyor( ya da yanındakilerden birini memleketin en büyük sanayicilerinden biri haline getiriyor) ve kendisiyle amansız bir savaşa girdiği iktidar partisinden bir çok yetkili/etkili ismi kendisine destek verecek hale getiriyor. Düne kadar Fethullah Gülen’e demediğini bırakmayan Cumhuriyet yazarları konu paralel devlet yapılanmasına gelince “evet Fethullah Gülen’e karşıyız ama kendisinin terörist olduğunu düşünmüyoruz” diyebiliyor.

15 Temmuzdan sonra, Hakan Şükür, Atalay Filiz ve Enes Kanter üçgenine hapsedilen bir tartışma dönüyor. İnşallah bu kırılıp Boydaklar gibi FETÖ’ye can suyu veren iş adamı, siyasetçi vd etkili insanları konuşabiliriz.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
05 Kas 12:35

Misafir

Konunun başı var ama sonu yok kısa olmus bir yazi yani kunuyu tam açıklayıcıliga kavusturmalisiniz