Abdullah Faki̇roğlu

Türkiye Puanı

Turuncu Kalem

Derecesi

2 [Toplam 1656 kişi]

Hakkında henüz bir şey yazmadı.
Türkiye
Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 33 kez açıldı, 4 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
13 Ara '16 21:00
Halep Düşerken Manasız Bir Çaba 

(Yazıyı okumadan, BİMER, Cumhurbaşkanlığı, tanıdığınız Milletvekili, ulaşabildiğiniz Bakan veya olmadı Mahalle temsilcisine Halep'teki durumla alakalı adımlar atılmasını istediğinizi söyleyin. Ve akşam Rus ve İran büyükelçilikleri önündeki eylemlere katılın)

“Ehlibeyt Haber Ajansı. Kısaltılmış adıyla ABNA, Dünya Ehlibeyt Kurultayına bağlıdır. Yayın hayatına resmi olarak 2007 yılında başlayan Ehlibeyt haber ajansı ABNA, Şii dünyasının haberlerini 20 dilde okuyucularına yansıtmaktadır. “ Vikipedia’da ABNA maddesinin başında bunlar yazıyor. Aslında İslam dünyası yazıyordu ben Şii olarak değiştirdim.

Dünya Ehli Beyt Kurultayı 1990 yılında İran’da yapılan toplantıyla kuruldu. Dünya Ehlibeyt Genel Sekreteri Muhammed Hasan Ahteri ,Lübnan’dan Hasan Nasrallah’ın temsilcisi olarak Hasan Hammade, Doktor Mehdi Mustafavi , Doktor Muhammed Bakır Horremşad yüksek konsey yasal üyeleri.

Hamaney’in Güney Azerbaycan temsilcisi ve Tebriz Cuma imamı görevlerini yapan -halen devam ediyor olabilir- Ayetullah Muhsin Müçtehid Şebusteri’de yüksek konsey başkanı.

Biraz daha devam etmek gerekirse, Konsey Genel Sekreteri Muhammed Hasan Ahteri’nin İran’ın eski Suriye büyükelçisi olduğunu söyleyebiliriz. Bir de sık sık Türkiye’ye geldiğini. Birkaç örnek vermek gerekirse, 2015 yılında Şiilerin düzenlediği Erbain törenlerine davet edildiği. Muhammed Hasan Ahteri 27 Ekim 2016 tarihinde Ehlader’in İstanbul’da bulunan ofisini ziyaret ederek bir takım temaslarda bulunmuş.

Muhammed Hasan Ahteri ismini aramaya devam ettiğimde 29 Aralık 2015 Tarihinde Diyanet İşleri Başkanı sayın Mehmet Görmez’in İran’da kendisini ziyaret ettiğini görüyorum. Görüşme kutlu doğum gününde olmuş sitenin haberine göre. Mehmet Görmez’in beraberindeki ekipte EHLADER Genel Başkanı Hasan Kanatlı’da var. http://tr.farsnews.com/world/news/13941013000318 Kanatlı bu ekibin içinde olmaktan o kadar memnun kalmış ki Twitter biosunda hala Mehmet Görmez’li fotoğrafı var.

Bu bilgileri yazmamın nedeni ABNA’da geçen hafta çıkan bir haber. “Suriye Ordusu Erdoğan’ın Namaz Kılmayı Arzuladığı Emevi Camisini Fethetti” başlığıyla yayınlandı haber. Malumunuz Esad İran ve Rusya elbirliğiyle Halep’i ele geçirdiler. Bir kaç mahalleye sıkışmış 100 bin insan ve mücahitler direniyor.  Son gelen haberlerden biri şuydu, “Kadınlara işkence ve tecavüz edildiğinden; erkekler 'kendi anne, kardeş ve eşlerini vurmak için' fetva bekliyor.” Durumun vahametini başka ne anlatır bilmiyorum.

İran Halep’te katliam yaparken bile Recep Tayyip Erdoğan’a laf söyleme derdinde. Oysa Erdoğan’ın o meşhur Emevi Camisinde Cuma namazı kılacağız sözünü ne için söylediğini çok iyi biliyorlar. http://www.hurriyet.com.tr/erdogandan-onemli-mesajlar-21386210

Erdoğan göreve geldiği andan itibaren İran’a yapılan boykotu kaldırmaya çalıştı. Söylemlerinde “vahdeti” hep ön plana çıkardı. İran Ambargosunu delmek için Halkbank’ı devreye soktu, Nükleer takası önerdi, Güvenlik konseyi üyesi olduğumuz dönemde Ambargo kararını veto etti. ŞİA SUNNİ ayrımı yok açıklamalarını da ekleyelim.

Karşılığında İran’dan gördüğü karşılıklardan biri bu. Resmi ajanslarından biri tarafından dalga geçilmek. Haşdi Şabi militanlarının tehdit etmesi, Türkiye’deki Caferilerinin birkaç yıl önce dilini kesmekle tehdit etmesi de cabası. Sanırım artık mezhepçi olmanın zamanı geldi hatta geçiyor. Olmuyor, İran sizin uzattığınız dostluk elini defalarca reddetti. PJAK (PKK'nın İran kolu) ile anlaştı, PKK'yı Türkiye üzerine saldı. Batı bloku ve Rusya'yı arkasına aldı. Artık en azından Halep'te öldürülen kardeşlerimiz, çiğnenen namusumuz (bizim namusumuz, Haleptekilerin değil, ) hatırına İran Şİİ devletinin bizim 1 numaralı düşmanımız olduğunu kabul edelim.

Halep bugün son nefesini veriyor. Bizse hala İran’ın bizim için nasıl büyük bir tehlike olduğunu anlamıyoruz. Sanırım “âlimlerimize, kendi kadınlarımızı tecavüze uğramamaları için öldürme fetvası “ soracağımız zamana kadar anlamayacağız.

Yazıyı hazırlarken Hasan kanatlı sosyal medya hesabından şunları yazıyordu. “Sosyal medyadan anlaşılan o ki, bu savaş örtülü olarak iran ile yapılan bir savaştır. Esad bahane, iran'a saldırı şahane.” Nasıl kızmasın ki, İran’ın neredeyse 20 yıldır bu günler için hazırlandığı ortadayken Sibel Eraslan hâlen daha “Bu kadar çok çocuk cesedi.. Bunca tecavüz edilmiş kadın kız... Mahvolmuş bir Halep. İRAN'a Nasıl bir şeref katacak! YAZIKLAR OLSUN YUH OLSUN” sorusunu sorabiliyor. Yahu daha nasıl anlayacağız İran için şeref Ehli Sünnetin kadınlarına tecavüz etmek, çocuklarını öldürmek, erkeklerini katletmek. Daha ne yapsın adamlar?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

16 Ara '16 01:45

Misafir

Yaylnlansln

CEVAPLA
14 Ara '16 12:35

Misafir

En acısı da burda martavallarin Kemalistlerin bizlere irana gidin burası iran değil demesi....İrana gire kanımız irzimiz malimiz onlara helalken....

CEVAPLA
Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 21 kez açıldı, 2 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
8 Ara '16 01:00
Fitnenin Büyüğü Bize Ulaşmadan 

“Aslında Suriye’de teröristlerin özellikle Halep kentinde hezimete uğraması bu canileri destekleyen Batılı devletleri derinden kaygılandırıyor ve şimdi bu devletler destekledikleri teröristleri kurtarma yollarını arıyor ve bu çerçevede teröristlere yeni yardımlarda bulunmaya çalışıyor.”

Parstoday sitesinde yer alan “ABD ve İngiltere’nin teröristlere yardım ulaştırması” başlıklı haberde yer alan birkaç cümle yazıya başlamak istedim.

Şii imparatorluğunu kurmak için yola çıkan İran’ın Türkçe yayın yapan birçok sitesi var. Bir kaçını saymak gerekirse, Parstoday, ABNA, Fars Haber Ajansı, İRNA, İBNA, Mehr News Ajans, Caferilik, Sistani.org u sayabilirim. Tabi kalbi İran için artan onlarda yerel ulusal site, gazetelerde köşe yazarı vs eklemek gerekir.

İslami Camiamız içindeki İran zehrini temizlemek, İran’ın tehlikelerine dikkat çekmek, bunlara önlem alınmasını sağlamak, İran yayılmacılığını durdurmak bütün bunları yaparken Suriye’de yaşananlara son vermek için çalışmak zorundayız.

Bugün Halep’te “kazandıkları zafer” sonrası yaptıkları yorumlarda Çaldıran Savaşını, Yavuz Sultan Selim Hanı hatırlatmalarının nedeni basit bir zafer sarhoşluğu değildir. Tarih bize Büveyheoğulları, Fatımiler, Safevi ve son olarak İran Cumhuriyet tecrübeleriyle bir kez daha göstermiştir ki, ŞİA Ehli Sünnete olan düşmanlığını, zayıf olduğu dönemlerde Takiyye ile güçlü olduğu dönemlerdeyse kan dökerek çözme yoluna gitmiştir. Bu gerçeği görmezlikten gelmek, sorunu sulh ile çözmeye çalışmak, kardeşlik ve vahdet söylemlerinde bulunmak tehlikeyi büyütmekten başka bir işe yaramaz.

Üzülerek belirtmek gerekir ki İslami Camianın İran ve Şii tehlikesine karşı hassas olduğunu söylemek zordur. Evet mübarek Suriye Cihadı İran gerçeğini bütün çıplaklığıyla karşımıza çıkarmıştır. Karşımızda kendi hinterlandından topladığı katiller ile Irak ve Suriye’de katliam yapan bir İran var. Bu ülke AB, ABD, Çin ve Rusya ile işbirliği içinde. Üstelik yalanı bir itikadi zorunluluk olarak görüp profesyonelleştiği için istediği gibi manipülasyonunu da yapıyor. Bütün bunlar gençler arasında görülmekte. Fakat İslami Camianın entelektüelleri, yazarları, ilahiyatçıları için İran hala Müslüman mahallesinin haylaz çocuğu. Derdini dinleyip biraz “empati yapılırsa” meselelerin bir çoğu hallolacak.

Birkaç örnek vermemiz gerekirse, “Suriye’deki muhalefet icat edilmiştir ve imal edilmiştir.Yani emperyal güçler tarafından imal ve icat edilmiştir.Muhalefetin icat edildiği günden bu yana Muhalefet silahlandırılmış ve parayla desteklenmiştir.Kendilerine hala İngiliz, Fransız,Amerikan, Kanada güçleri ve Türkiye tarafından eğitim verilmektedir." cümlelerini kurmuş Türkiye İslamcılarının fikir önderlerinden Atasoy Müftüoğlu’nun halen İslami Camia içindeki saygın konumuyla başlamak gerekir. Halep’e yardım kampanyası düzenleyen Marmara İlahiyatta birkaç gün sonra "Müslüman Gençliğin gündemi ne olmalı” başlıklı sempozyum verebilmektedir. Üstelik bu mühim olayı Halep’e yardım toplayan gençleri ziyaret eden Dekan Ali Köse kendi hesabından paylaşmakta. Normal şartlarda görüşlerinden pişmanlık duyduğunu söylemediği sürece Müslüman Mahallesine Cuma namazı hariç yaklaşması yasaklanması gerekirken hala saygı duyulan bir isim olması yaşamakta olduğumuz tehlikeyi halen anlamadığımızı gösteriyor.

Diğer örnek Yıldız Ramazanoğlu. Kendisi hakkında o kadar çok şey yazıldı ki. Buna rağmen iki toplama 15 temmuz kitabı, gazete yazıları, islami camianın bütün seçkin yazarlarının yazılarının yer aldığı dergilerde yazıları yayınlanan bir isim. CİNS, İTİBAR, LACİVERT, GENÇ dergileri son 1 yılda yazdığı dergilerden bazıları. Yıldız Ramazanoğlu eminim bu dergilere yazılarını ricayla yazmıştır.

Karşımızda bütün gücüyle Müslümanlara saldıran, bunun için ittifaklar yapan bir İran var ve biz bırakalım bu tehlikeyle yüzleşmeyi henüz Suriye Cihadı konusunda İslami Camiaya fitne tohumları salan isimleri bile dışlayamıyoruz.

Bir diğer örnek Hüseyin Hatemi. İstanbul Ticaret Üniversitesinde Hukuk derslerine giren bu isim sosyal medya hesaplarından açıkça Hizbullah, İran, Esed ve Irak şii yönetimini savunmakta. Ama eski Başbakan Yardımcısı Nazım Erken’in rektör olduğu üniversitede ders vermekte. Daha da acısı Beştepe’ye davet edilip Cumhurbaşkanı ile aynı masada poz verebilmekte.

Velhasıl, daha gidilecek çok yolumuz var. Vaktimiz yeter mi, yoksa Suriye Müslümanları gibi yaşayarak mı öğreneceğiz göreceğiz.

Yazımı bir İran sitesinden alıntıyla başlatmıştım. Yazıda kullandığım resim de bir sonraki yazımın konusu olsun inşallah.

81ae02282dc6db31bafae76e351501441481136090

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

08 Ara '16 16:53

Misafir

Mala anlatır gibi anlatmışsın

CEVAPLA
08 Ara '16 03:36

Şiir gibi bir yazı...

CEVAPLA
Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 16 kez açıldı, 1 kişi beğendi, 7 yorum yapıldı.
23 Kas '16 13:00
Zor Olanı Konuşmak 

7fc09fd912da700a09a9647df95238281479881183

Yıllarını barışçıl siyasete vermiş, toplumun her kesiminin derin saygı duyduğu, HDP’nin güvercin kanadının temsilcisi, Kürt siyasetinin duayen ismi Ahmet Türk’ün önce Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılması daha sonra gözaltına alınması, Ak Parti ve Recep Tayyip Erdoğan’ın Kürt sorunun çözümünü istemediğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Ak Parti Dolmabahçe mutabakatına sadık kalmayarak devirdiği masayı toplamak şöyle dursun, biraz daha dağıtmanın yolunu aramaktadır. Bir an önce PKK ile müzakerelere başlayıp Suriye ve Irakta PYD’nin varlığını meşru olarak kabul etmesi, çözüm sürecinin bir kez daha yarıda kalmaması adına uluslararası gözlemcilerin davet edilmesi gerekmektedir. Bunları yapmak şöyle dursun, Recep Tayyip Erdoğan her fırsatta PKK ile müzakerelerin bir daha başlamayacağını deklare etmekte, PYD’ye düşmanca sözler sarf ederek savaş tamtamlarını çalmaktadır.

Başta AB olmak üzere evrensel kuruluşlardan gelen açıklamalar göz ardı edilmekte, her gün AB aleyhinde açıklamalar yapılmaktadır. Bunlar ülkemizde zaten yükselmekte olan sokak milliyetçiliğini arttırmaktan başka bir işe yaramamaktadır.

Avrupa Birliği insanlığın ortak, evrensel gelişimini temsil eder ve Türkiye AB üyesi olduğunda demokratik, modern, güçlü ülkeler arasındaki yerini alacaktır. Fakat Türkiye’nin AB üyesi olması için öncelikle AB standartlarına ulaşması gerekmektedir. Ne acıdır ki bugün geldiğimiz nokta AB ile ilişkileri kopma noktasıdır gelmiştir.

Savaşın soğuk yıkıcı yüzü her gün kendini göstermektedir. Devlete düşen hiçbir bahaneye öne sürmeden bir an önce açılım sürecine geri dönmektedir. Elbette PKK’ya da önemli görevler düşmektedir. Öncelikle sivil ölümlerine yol açacak saldırılarına son vermeli, barış için iradesini ortaya koymalıdır.

Özgür Gündemin kapatılması, Cumhuriyet Gazetesine yönelik sindirme operasyonları Türkiye’nin demokratik ülke imajına büyük darbe vurmaktadır. Ayrıca, Aslı Erdoğan, Ali Bulaç, Murat Aksoy, Ahmet Altan, Mümtaz Er Türköne gibi aydınlar hapse atılmıştır. Hükümet 15 Temmuzu bahane edip KHK ile devleti yönetmektedir. Bu kabul edilmez.

Evet 15 Temmuz’da bir darbe girişimi olmuştur. Ama artık 15 Temmuz psikolojisinden çıkılması, intikam duygusuyla hareket edilmemesi lazımdır. Bana gelen mektuplar da anlatılanlar içler acısıdır. Kocası hapiste olduğu için kirasını ödeyemeyen, iş bulamayan bir sürü insan vardır. Acı olan 28 Şubat sürecinde devletin zulmünü gören İslami çevrelerin bugün statükonun destekleyicileri olmasıdır.

Ak Parti 2002 kuruluş değerlerinden hızla uzaklaşmaktadır ve ne acıdır ki İslami çevrelerden buna karşı bir duruş sergilememiştir.

Okurken mideniz bulandı, yer yer küfür etme isteği duydunuz değil mi?

Maalesef bu cümlelerin benzerlerini sosyal medya hesabından veya gazetedeki köşesinden yazan, röportajlarında açıklayan ya da konforunu bozmamak için sadece paylaşmakla yetinen bir sürü “bizden” düşünür, siyasetçi ve akademisyene  sahibiz.  Kimi 15 Temmuz kitaplarında yazılar yazıyor, kimi panellere gidip 15 Temmuz darbe girişimini anlatıyor. Görünürde en muhalifi bile mahallenin ağır abileriyle aynı gazetede yazıyor.

Anladığım kadarıyla bunların görünürde dostu da yok. Kimse ne saçmalıyoruz arkadaş demiyor.Tam tersi herkeste bir koruma duygusu, ona söz söyletmem havası hakim. Çünkü herkes birilerinin paltosundan çıkma değil mi ? Kimse  kültürel iktidarına halel gelsin istemiyor.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

23 Kas '16 21:01

Burada ki yazıdan Feto&HDP kardeşliğinin geldiği boyutu görebiliriz.

CEVAPLA
Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 11 kez açıldı, 1 kişi beğendi, 5 yorum yapıldı.
11 Kas '16 21:00
Parti İçi Demokrasi 

“Utanmadan sıkılmadan kalkmış ne diyorlar? ‘Türkiye’nin Avrupa Birliği müzakereleri gözden geçirilmelidir.’ Geç kaldınız, hadi bir an önce gözden geçirin. Ama gözden geçirdiğiniz zaman ertelemeyin ha, nihai kararınızı verin. Eğer Türkiye terörle haysiyetli ve onurlu bir şekilde mücadele ediyor diye siz Avrupa Birliği konusunda müzakereleri gözden geçirecekseniz, geç kaldınız. Biz terörle mücadeleyi sonuna kadar vereceğiz, sonuna kadar” diye konuştu.” İki gün önce MUSİAD fuarında konuşan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın sözleri bunlar. “Bana ister katılın ister katılmayın, AB’den kopmuş bir Türkiye’nin dünya algısı 3’üncü dünya ülkesidir. Eğer AB ile müzakerelerde ilerleme sağlarsak İslam dünyası nezdinde de daha cazip daha güçlü bir ülke oluruz. Bugün Avrupa’dan kopmak demek FETÖ’nün başarılı olması demek” Bu sözlerde bugün “Türkiye Ekonomisi ve Güncel Gelişmeler” konulu toplantının basına kapalı bölümünde ASKON üyesi işadamlarının da sorularını yanıtlayan Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’e ait. Haber Hürriyet ve diğer internet sitelerinde yayınlandı. “Bak siyasi parti liderleri gidiyor aynen ifadesini veriyor, ondan sonra da işinin başına dönüyor. Sen de aynısını yapsaydın, niye yapmadın? Siz meydan okudunuz, ‘Bizim arkamızda PKK var’ dediniz, ‘Bizim arkamızda PYD, YPG var’ dediniz. E, gelsin onlar sizi kurtarsın. Bizim arkamızda terör örgütleri yok. Bizim arkamızda Hak var, halk var; farkımız bu” Bu sözler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iki gün önceki konuşmasından. "Dolayısıyla parlamentoların milletvekili sayılarının bir takım tutuklamalar nedeniyle azaltılmış olması, Türkiye'de Meclis tablosu buna pek müsait değil ama çok kritik bir takım denklemlerin olduğu dönemlerde sorun olabilir tutuklamaların. Diyelim ki 2 oyla güvenoyu almış. Geçmişte koalisyon dönemlerinde biz bunu çok yaşamıştık. 3 tane milletvekilini tutuklasanız parlamentodaki denge değişir. Güvenoyu alır veya düşer. O bakımdan haklarındaki iddialar davaya dönüşüp kesinleşene kadar milletvekilleriyle ilgili bir tutuklama kararı verilmemesinin ben daha doğru olacağı kanaatindeyim. Bir hukukçu olarak, eski bir meclis başkanı olarak düşüncem budur. Tabii takdir tamamen yargı organlarımızındır. Bu ilgili milletvekillerinin ifadeleri alınmalı ancak parlamentodaki aritmetik, tutuklamalar nedeniyle bozulmamalıdır diye düşünüyorum ve değerlendiriyorum." Bu sözleri söyleyeni Bülent Arınç zannettiniz değil mi? Hayır değil, Ak Partiden Meclis başkanlığına seçilen Mehmet Ali Şahin. Mehmet Ali Şahin sadece Meclis Başkanı seçilmedi, Gençlik ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Grup Başkan Vekilliği ve Ak Parti Siyasi ve Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Ak Partili siyasetçilerin bir karar vermesi gerekiyor. Recep Tayyip Erdoğan bu hareketin lideri mi, yoksa rakibi mi? Terörle mücadele yöntemi doğru mu? Yoksa sert mi? Bir köşede bekleyip uygun zaman geldiğinde Erdoğan’ın söylemlerine inceden çakarak kendi şirinliklerini devam ettirmenin modası geçti. Ya çıkın Tayyip Erdoğan’ın yanlış yaptığını söyleyin, ya da davanıza zarar verecek söylemleri bırakın.          

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

12 Kas '16 01:32

Ertuğrul İstanbul

Misafir,guzel bir soru sormus. Yaniylayin lutfen abdullah bey

CEVAPLA
11 Kas '16 22:59

Misafir

Bir vekil fikirlerini soylemeyecekse,o meclis neden binada fikirler tartisilmayacaksa,ben neden oy veriyorum bunlara ? Yikin o zaman binayi sadece Aksaray kalsin

CEVAPLA
11 Kas '16 22:58

Misafir

Nasil yani nedir bu ak parti ? Erdoganin sag dedigine sag evst dedigine evet deme partisi mi,yoksa fikirlerini soyleme partisi mi ? Biz kukla mi seciyoruz,robot mu seciyoruz yoksa VEKİL mi ?

CEVAPLA
Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 163 kez açıldı, 3 kişi beğendi, 7 yorum yapıldı.
9 Kas '16 13:00
Teşekkürler Obama 

3c67302dc1befee97d1278c2f44c565c1478674354

Sekiz yıl öncesini iyi hatırlıyorum. ABD'nin ilk siyahi başkanı olan Obama etrafında dönen hayalleri. Gazetelerde düzülen Obama methiyelerini. Obama kazanacak ve dünya artık barışın egemen olduğu mutlu bir köye dönecekti.

Obama öyle büyük bir umuttu ki İsrail Gazze'ye düzenlediği saldırıyı Obama'nın yemin töreninden önce durdurmuştu. Başkanlığa gelişi bile katliamları durdurmaya yetiyordu.

Aradan geçen 8 yılın özetini yapmaya gerek yok. Obama Bush dönemine rahmet okutacak şekilde dünyayı kan gölüne çevirdi. Bunu ya direkt ABD eliyle yaptı ya da sessiz kalarak destekledi. Sekiz sene öncesinden farklı olarak dünya savaşının ne zaman çıkacağı konuşulur oldu.

ABD'de bugün yeni başkan belli oldu. Trump ABD'nin yeni başkanı oldu. Bu sonuç tıpkı sekiz yıl öncesi gibi Türkiye'de sevinçle karşılandı. 

Hayır, bu sefer kimse Trump'dan Obama'dan beklediğini beklemiyor.  Trump'da zaten Obama'nın kullandığı yaldızlı cümleleri kullanmıyor. Beklenen ABD'nin içine kapanması hatta tercihen iç karışıklığa girmesi. Bu biraz zor olacak, farkındayız ama beklentimiz artık değişti.

Obama kendisinden beklenen zihniyet değişimini belki sağlayamadı ama, ABD'den şifa bekleyen milyonları ABD'den nefret ettirdi. Sekiz sene önce dünya kurtulacak diye Obama'yı beklerken bugün ABD acaba dağılacak mı diye Trump desteklenir oldu.

Sırf bu nedenle Obama iyi bir teşekkürü hak ediyor. Teşekkürler kara derili adam. Dünyaya ABD'nin gerçekten bir rüya olduğunu gösterdiğin için. İnşallah Trump senin açtığın yolda ilerleyerek ABD'nin son başkanı olur. Dünyanın buna gerçekten ihtiyacı var.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

13 Oca '17 22:37

Misafir

At last! Something clear I can unersdtand. Thanks!

CEVAPLA
10 Kas '16 11:58

Obama başkan seçildiği zaman en büyük farkı siyah olmasıydı. Siyah bir Amerikalı, ABD başkanı olmuştu. ona istinaden söyledim.

CEVAPLA
10 Kas '16 00:17

Hahahaha, çikolata renkli demeliydiniz :) Yani bu kadar hassasiyet Siyahlarda bile yok. Böyle gereksiz hassasiyetlere biz takılıyoruz...

CEVAPLA
Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 80 kez açıldı, henüz beğenen yok, 1 yorum yapıldı.
6 Kas '16 17:00
Kemalistlerin Yeni Müttefikleri 

e3c8cebfff9e6bfe639309a3625c26ae1478428445

2008 yılında Atatürk belgeselini yapan Can Dündar’a belgeselde Atatürk’ü içkici ve diktatör olarak gösterdiği için büyük tepki gösterilmişti. Cumhuriyet Gazetesinin başını çektiği Kemalist çevreler Can Dündar’ı neredeyse aforoz edecekti.

Aradan geçen süre sonunda Can Dündar Cumhuriyet Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni oldu, şimdilerde batı ülkelerde gezip Türkiye’nin İŞİD’e silah yolladığı yalanını yaymakla meşgul oluyor.

2008 yılında  yaşanan garip olaylardan biri de DHKPC  terör örgütünün lideri Dursun Karataş’ın vefatı sonrası Karataş’ın ailesinin verdiği teşekkür ilanını Cumhuriyet Gazetesinin yayınlamasıydı. DHKPC şimdilerde PKK’nın yancısı olarak Alman istihbaratının verdiği görevleri yerine getirmekle meşgul. Cumhuriyet Gazetesi de DHKPC’nin terör eylemlerinin reklamını yapmakla meşgul.

2008 yılında Mustafa Balbay’ın Ergenekon Operasyonu sonrası tutuklandığını , İlhan Selçuk’un iki gün gözaltına alındığını, Mustafa Balbay’ın köşesinin yıllarca boş bırakıldığını, Balbay hapisten çıktıktan sonra Cumhuriyet Gazetesinde yazamadığını da hatırlatalım. Aynı Balbay’ın birkaç ay önce yazdığı Cumhuriyet gazetesi eleştirisine rağmen Cumhuriyet Gazetesine yapılan operasyona çok sert tepki gösterdiğini de unutmayalım.

Amacım 2008-2016 kıyaslaması yapıp var olan tutarsızlığı gösterip bazılarını ikna etmek değil. Zira bende 2008 yılında durduğum noktada değilim. Azılı bir Erdoğan muhalifiyken şimdilerde “Reisci” olmam gözünüzden kaçmamıştır. Yazının konusu bu olmadığı için bu bahsi şimdilik geçelim.

Sosyal medyada, gazetelerde yaşanan bu olaylardan sonra Cumhuriyet Gazetesi okuyan “masum Kemalistlerin” bu yaşananlara tepki göstermesini bekleyenler oldu. Aslında Cumhuriyet Gazetesi okuyucuları tepki göstermeye alışkın. Vaktiyle Hasan Cemal’e karşı ilhan Selçuk’un başını çektiği grubu destekleyip gazetenin tirajını neredeyse yüzde 50 düşürmüşlerdi. Oysa şimdilerde gazete okuyucularından gelen bir tepki yok.

Benzer bir tepkisizlik Cumhuriyet Halk Partililerde de yaşanıyor. Öyle ya, koskoca Atatürk’ün kurduğu parti (aslında mevcut CHP’yi Atatürk değil Deniz Baykal kurdu ama ) son yıllarda PKK’ya destek veren bir hale geldi. Sadece PKK mı? Bugün CHP’nin FETÖ’den sorumlu belediye başkanları, milletvekilleri var. Düşünün Beşiktaş gibi laikliğin kalesi bir ilçenin belediye başkanı FETÖ’ye aleni destek veriyor ama CHP seçmeni sessiz. Mahmut Tanal ve nöbetçi FETÖ destekçisi vekiller de cabası.

Düşünün CHP’de böyle bir ortamda bile Kemal Kılıçdaroğlu ve parti yönetimine güçlü bir muhalefet çıkmadı. Genel Başkan adayı olarak ismi geçen, geleneksel CHP’nin temsilcileri aday olmadılar ve parti mevcut yönetimle devam ediyor.

Bugün CHP’nin gittiği yok, HDP ile birleşmeye doğru gidiyor. CHP bünyesinde gerçekleşeceğini öngördüğüm bu birleşme aslında HDP’nin CHP’yi tamamen ele geçirmesi şeklinde gerçekleşecek. CHP seçmeninden bir tepki var mı elbette yok.

Tıpkı Cumhuriyet Gazetesi okuyucuları gibi CHP seçmeni de yaşananlara tepki göstermiyor. Bu iki sessizliğin sebebini okuyucu/partili kitlelerin yaşananlardan haberi olmamasına bağlayanlar feci şekilde yanılıyor. Evet ana akım medyada bu garabet durum tam manasıyla paylaşılmıyor ama sokaktaki kitle yaşananların farkında ve tepki göstermeyerek bu durumu desteklediğini gösteriyor. İspat edelim belki birileri tepki gösterir düşüncesi de kusura bakılmasın ama beyhude bir çaba. Zira ortada karşıdan karşıya geçecek zekâya sahip bir insanın rahatlıkla anlayacağı onlarca veri var.

Atatürkçü, Kemalist, laik kitlenin öncelikli beklentisi Recep Tayyip Erdoğan ve onun şahsında Ak Partinin devrilmesi ve mütedeyyin insanların bir daha bu kadar etkin olmamasının sağlanması. Bunun için bırakın FETÖ veya PKK ile işbirliğini Batı İttifakı tarafından gerçekleşecek bir işgale bile razılar. Acı ama bu gerçeği kabul ederek ne gereksiz uzlaşma çabalarını bir kenara bırakarak yola devam etmeliyiz.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 18 kez açıldı, 1 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
3 Kas '16 17:00
Henüz Yolun Çok Başındayız 

63f758b2d6149802803bae3a7e03ddf11478167491

“İngiltere’de bir hesaba 13 milyon 200 bin dolar göndermişsin. Neden gönderdin? Hatırlamıyorum isim söyleyin.” Bunlar, Boydak Holding eski Yönetim Kurulu başkanı Hacı Boydak’ın mahkemedeki ifadelerinden.

Hacı Boydak Türkiye’nin en büyük Holdinglerinden birinin başındayken şimdi Fethullahçı Terör Örgütü davasının sanıklarından biri. Hacı Boydak ile FETÖ’nün ilişkisi sır değil. Kendisi de zaten bunu kabul ediyor. Youtube’da basit bir araştırma yapıldığında bu anlaşılacaktır. www.youtube.com/watch?v=8vswlRnRAvc" target="_blank">Link 1 www.youtube.com/watch?v=g2vZOEBQIuc" target="_blank">Link 2

Mart ayında gözaltına alındığında eski Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül kendisiyle ilgili şu cümleleri kurmuştu: "Boydak ailesi çalışkanlığıyla, dürüstlüğüyle, hayırseverliliğiyle bilinen bir aile. Türkiye'nin önemli sanayicilerinden. Ümit ederim ki daha fazla rencide edilmezler" Abdullah Gül, Boydaklar hakkındaki olumlu görüşlerini mahkemede tekrar eder mi, bilmiyorum. Ona yakışan Mart ayında söylediklerini tekrar etmesidir.

Abdullah Gül’ün söylediklerinin önemi şuydu. İktidar İslami görünümlü bir yapının devleti ele geçirmesine engel olmak için bir takım operasyonlar yapıyor ve buna iktidar partisini kuranlardan, o partiyle bakanlık, başbakanlık yapmış daha sonra cumhurbaşkanlığı yapmış en etkili isimlerden biri tepki gösteriyor. Bırakın iktidara sempati beslemeyen kitleleri, Ak Partiye oy vermiş kitlelerde bile bir acaba hissiyatı oluşturur. Nitekim oluşturdu da.

Abdullah Gül’ü en son canlı dinlediğim yer 15 Temmuz sonrası Kısıklı’da aralıksız devam eden nöbetlerden biriydi. Abdullah Gül’ü takdim eden sunucu, “Sayın Cumhurbaşkanımızla arasına nifak tohumu ekmeye çalışanlara inat onlar hep birlikte yürüdüler” minvalinde sözler söylemişti. O gün olağanüstü hal ilan edildiğinden Sayın Abdullah Gül’ü tam olarak dinleyemedik.

FETÖ o kadar ilginç bir yapılanma ki memleketin en güçlü sanayicilerinden birini yanına çekiyor( ya da yanındakilerden birini memleketin en büyük sanayicilerinden biri haline getiriyor) ve kendisiyle amansız bir savaşa girdiği iktidar partisinden bir çok yetkili/etkili ismi kendisine destek verecek hale getiriyor. Düne kadar Fethullah Gülen’e demediğini bırakmayan Cumhuriyet yazarları konu paralel devlet yapılanmasına gelince “evet Fethullah Gülen’e karşıyız ama kendisinin terörist olduğunu düşünmüyoruz” diyebiliyor.

15 Temmuzdan sonra, Hakan Şükür, Atalay Filiz ve Enes Kanter üçgenine hapsedilen bir tartışma dönüyor. İnşallah bu kırılıp Boydaklar gibi FETÖ’ye can suyu veren iş adamı, siyasetçi vd etkili insanları konuşabiliriz.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

05 Kas '16 15:35

Misafir

Konunun başı var ama sonu yok kısa olmus bir yazi yani kunuyu tam açıklayıcıliga kavusturmalisiniz

CEVAPLA
Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 16 kez açıldı, 2 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
22 Eki '16 17:00
Taasuba Hayır 

99d7cd0fc4896ab6082e543921efff9e1477125064

Ümmetin Vahdeti. Karşı konulması imkânsız, cezbedici bir ütopya. “İslam dünyasının içinde bulunduğu kötü durumdan” kurtulmanın tek yolu bu. İslam Dünyası hangi kriterle kötü durumda, İslam’ın vaat ettiği kurtuluş ile bu cümleyi kuranların kafasındaki kurtuluş ya da ayeti kerimenin buyruğu ile “üstünlük” aynı şey mi bu ayrı bir yazı konusu. Şimdilik hüsnü zanda bulunarak, İslam Dünyasın içinde bulunduğu fiili işgal durumundan kurtulmak olarak kabul edelim.

Hz. Ali (r.a.) dönemi siyasi gelişmeler sonrası ortaya çıkan mezheplerden ŞİA ile Ehli Sünnet arasındaki gerilimi bitirmek tatlı yiyip tatlı konuşmak, sonra Büyük İslam Birliğini kurup Afganistan, Irak, Pakistan, Bangladeş, Suriye ve diğer İslam beldelerini kurtarmak, Dünyayı Müslümanlar olarak yönetmek aslında çok kolay. Mezhep taassubu yapmayacağız. ŞİA ile kardeş olacağız.

Tamam, aramızda, birkaç tarihsel mesele var. Mesela Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman başta olmak üzere Sahabeyi Kiram efendilerimizin büyük çoğunluğuna hakaret ediyor, hatta onların kafir olduğunu iddia ediyorlar ama bu tartışmak için yeterli mi Allah aşkına. Yoksa siz tekfirci misiniz? Büyük İslam Birliği diyorum, siz taa 1400 yıl önceki meselelerden bahsediyorsunuz.

“Peygamber, mü'minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü'minlerin analarıdır. Ahzâb : 6” ayetiyle annemiz olduğu bize bildirilen Hz. Ayşe (r.a.)’ye bir rivayete domuzdan daha pis kafir demiş olması İmam Humeyni’nin karizmasını görmemizi nasıl engeller arkadaşlar soruyorum size. Allah aşkına hiç mi trafiğe çıkmadınız. Hatalı sollama yaptığınızda annenize sövüyorlar. Hepsini mi vuruyorsunuz. Humeyni diyorum size, siz 1400 yıl öncesinde kalmışsınız.

Hem Sunnilerin hiç mi hatası yok. Yıllarca şia’yı örselediler. Ufak tefek meseleleri büyüttüler. Ne var yani İmamların Masum olduğunu, imamların rivayetlerinin Hz. Peygamberin rivayetinden daha önemli olduğunu kabul etseniz. Yoksa siz ehli beyt düşmanı mısınız canım?

Siyasi gelişmelerden bahsediyoruz burada. Bakın Irak işgal altında. Taklidi Merci Ayetullah El Uzma Ali Sistani ABD işgali sırasında Hz. Mehdi zuhur etmediği için ABD’ye direnilmemesi emri verdi ama bu Sistaninin özgür hür iradesi. Hani insanların görüşlerini açıklama hakkı vardı? Yoksa siz İsrail lehine çalışan ajan mısınız bunu gündeme getiriyorsunuz. Adam bağrına taş basarak ABD’den 200 milyon dolar aldı ama bunda ne var? Kendisi bu parası fakirler için aldı. Hem siz diyanetin bütçesine laf söylediniz mi ki? Buna karışıyorsunuz?

İran İslam Cumhuriyeti Düzenin Yararını Teşhis Konseyi Başkanı ve İran’ın 4. Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani ABD ile Afganistan ve Irak İşgali sırasında ortak çalıştıklarını söylemiş olabilir. Bunda ne var Allah aşkına. Bakmayın şimdi bazı isimlerin Irak’ta ve Suriye’de Afganistan, Hindistan ve İran’dan getirilmiş binlerce şii militanın katliam yaptığı iddialarına. Onlar sapkın vehhabiliğe karşı savaşıyorlar. Hatta sırf bu nedenle, bağırlarına taş basarak, canlı canlı kedi parçalıyorlar.

Bir iddia da İran’ın Türkiye aleyhine işler yaptığı. Bakmayın siz Türkiye PKK’ya operasyon düzenlerken İran’lı yetkililerin Irak toprak bütünlüğünden bahsetmelerine. Türkiye’nin mezhepçiliği adamlara başka şans mı tanıyor Allah aşkına. Türkiye Irak’ta Maliki hükumetine karşı seçimlerde İyad Allavi’yi desteklemedi mi? İyad Allavi Irak’ın en önemli Sünni siyasetçilerinden biri değil mi?

Türkiye BM Güvenlik Konseyi geçici üyesiyken İran’ın Nükleer çalışmalar nedeniyle ambargoya uğrama oylamasına hayır oyu vermedi mi? Brezilya ile ortak olup İran ile takas anlaşması yapmadı mı ? Bundan daha büyük mezhepçi siyaset mi olur? Zavallı İran bağrına taş basarak bir yere kadar sabretti. Şimdi bütün yaptıkları Kudüs’ü kurtarmak için. Yoksa siz Kudüs’ün kurtarılmasını istemiyor musunuz? 

Allah kendilerinden razı olsun,  Türkiye’de İslamcı yazarlarımız sizin gibi taassup sahibi insanlar değil. Sizin gibi tekfirci olsalar,  Şii milislerinin Kabe’yi de ele geçireceğiz açıklamalarını gündeme getirirlerdi. Ne var yani beş yüz altı yüz yıl da Şiiler yönetse Kabe’yi. Belki birkaç sahabe mezarını yıkarlar. Belki Hz. Ayşe’nin mezarını parçalarlar. Ne var canım bunda. Bence vahdet her şeyden daha önemlidir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

08 Kas '16 04:11

İnsanların önyargılarını parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur* *Aynştayn

CEVAPLA
Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 15 kez açıldı, 1 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
14 Eki '16 17:00
Çocuklarımızı Kaybedebiliriz 

daee2127c2c3b047ab0630765e994fad1476442361

PKK, FETÖ, Suriye, Dünya çapında yaşanan büyük gerilimin yansıması, siyasi tartışmalar. Ülkemiz tarihin hızlı aktığı bir zaman diliminin tam ortasında. Her gün televizyonları açtığımızda, gazetelere baktığımızda, sosyal medyadan gündemi takip ettiğimizde kendimizi bir keşmekeşin ortasında buluyoruz. Twitterda gün içinde birkaç farklı konuda ahkam kesmediğim gün sayısı 0 (sıfır). Başta benim sonra hepimizin dünyayı kurtaracak büyük muhteşem fikirlerim/iz var.

Bu kadar büyük olayların arasında unuttuğumuz ya da önemsemediğimiz ufak bir sorunumuz var: Çocuklarımız ve onların eğitimi/yetiştirilmesi. Çocuklarımızın eğitimi cümlesi herkesin aklında okuyacağı okullar, seçeceği meslekler olarak şekilleniyor. Aslında bizim okumalarını istediğimiz okullar, seçmelerini istediğimiz meslekler. Geornalisteki ilk yazılarımdan birinde  https://www.geornalist.com/post/920/turkiyede-internet-kullaniminin-tehlikeleri-2 çocukların internet ortamında karşılaştıkları tehlikeleri yazmıştım. Geçen gün kızımı götürdüğüm parkta karşılaştığım manzara çocuklarımızın sokakta benzer tehlikelere maruz kalabileceğini hatırlattı bana.

Kartal'da bir çocuk parkı, kaydırakların merdiveni çıktıktan sonra ulaşılan ara bölmesine bir takım yazılar yazılmış. İlanı aşk sözcükleri, çete ilanları ve alt köşede iki kelime “cigara cigara”. Bu alan maksimum 7-8 yaş hadi biraz daha abartalım 10 yaşına kadar olan çocuklar için. Cigara argoda esrar demek. En fazla10 yaşında olan birkaç çocuk, yaşıtlarının her gün kullandığı bir alanda esrarın reklamını yapıyor. 

Bundan birkaç ay önceyse başka bir parkta kızımı sallarken yan salıncakta sırayla sallanan iki çocuğun söylediği şarkıya kulak kabartmıştım. Çocuklar kopmaktan, “koko çekmekten” bahsediyordu söyledikleri şarkıda.

Bonzai, çakmak gazı, esrar, hap vb. uyuşturuculardan haberi olan, kullanan, kullanılmasını normalleştiren bir nesil var. Buna açılan kapılardan biri, belki de en önemlisi sigara alışkanlığı. Sabah okul önlerinde toplanan öğrenciler artık müdür görmeden uzun saçlarıyla okula girmenin yolunu aramıyor. Toplaşıp sigara içiyor. Okul bahçesinin önünde rahatça sigaralarını içip okula öyle giriyorlar. Bu rahatlıkla ileride başımıza çok iş açacak.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 37 kez açıldı, 2 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
3 Eki '16 13:00
CHP'ye Yapılan Büyük Haksızlık 

15 Temmuz gecesi halkı darbeye karşı uyarmak ve sokağa çağırmak için Sela okuyan müezzinin bir çift tarafından dövülmesi kameralara yansımış, büyük tepki çekmişti. Döven şahsın, CHP Urla Belediye meclis üyesi Lütfi Özbey'in oğlu Hasan Özbey olduğu ortaya çıkmıştı. Hasan Özbey CHP Milletvekillerinin de katıldığı mahkeme sonrası serbest bırakıldı.

Döven şahsın CHP’li bir siyasetçinin oğlu olması ve mahkemesine 2 CHP milletvekilinin destek vermesi 15 Temmuz Sonrası dile getirilen Yenikapı Ruhunun bittiği yorumlarına sebep oldu ve CHP’ye sosyal medya üzerinden bence haksız eleştiriler yapıldı.

34 yıllık ömrümde CHP’nin hakkını savunmak bugüne düştü. CHP milletvekillerinin 15 Temmuz darbesine karşı selâ okuyan müezzini, dövenlere destek olması son derece normaldir. Bu darbe girişimi başarılı olsa sokaklara çıkıp çılgınlar gibi kutlama yapacak bir tabana sahip partiden beklenen davranış budur.

Darbeye giden süreçte “Türkiye İŞİD’e sarin gazı verdi” iddiasını CHP milletvekili Erden Erdem söylemiş, CHP Genel Başkan’ı ve teşkilatları tarafından desteklenmiş, bu iddianın uluslarası medyada yer alması sağlanmıştı. Eren Erdem‘i bu iddiasından sonraki 2 seçimde de aday gösteren CHP’nin müezzini dövenlere destek olmasından doğal ne olabilir?

07 Haziran seçimlerinden hemen önce Cumhuriyet gazetesinde, FETÖ’nün durduğu MİT tırlarındaki silahların detayları verildi. Ayrıca haberde bu silahların İŞİD’e gittiği yalanı yazıldı. Haberi yapan Can Dündar’ın yargılandığı davada bu bilgileri CHP Genel Başkan Yardımcısı Enis Berberoğlu tarafından verildiği mahkeme kayıtlarına geçti. CHP Genel Başkan Yardımcısı tarafından oluşturulan bir yalanla Türkiye’nin İŞİD’e destek verdiği söylendi ve biz iki milletvekilinin müezzini döven bir CHP’linin mahkemesine destek olan iki milletvekilini eleştiriyoruz. Ben o vekillerin yerinde olsam mahkemede müezzine iki tokat atardım.

CHP Milletvekillerinin sadece son 1 yıldaki icraatlarını yazmaya çalışsam Brezilya Dizisi olur. Fakat Yenikapı mitingine Kemal Kılıçdaroğlu katılmıştı ve partinin genel başkanı olduğu için onun söylemlerini kabul etmeliyiz değil mi?

“Başkanlık sistemini kan dökmeden bu ülkede gerçekleştiremezsiniz” Bu cümleyi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu TOBB Genel Kurulunda 11 Mayıs 2016 tarihinde söyledi. Kılıçdaroğlu’nun son 1 yılda Recep Tayyip Erdoğan’a ettiği hakaretleri hatırlamanın gereği yok. Sadece şunu hatırlatmak lazım, darbeye karşı yapılan mitinge ilk başta katılmayacağını açıklayan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin katılacağını açıklamasından sonra, boşa düştüğünü anlayıp katılma kararı alan, katılmak için assolist gibi isteklerde bulunan, darbeye karşı çıkmış milyonlarca insana saygısızca bir konuşma metni hazırlayan, darbe sonrası hükümetin mücadelesine destek vermek şöyle dursun sürekli eleştiren bir siyasetçiden bahsediyoruz Kemal Kılıçdaroğlu derken.

Böyle bir CHP ile uzlaşmayı göze alanlar bir zahmet dayak yiyen müezzini de görmeyiversinler. Bu da CHP’nin elinin kiri olsun.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 69 kez açıldı, 3 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
26 Eyl '16 17:00
Cemaat ve Tarikatların Zorlu Sınavı 

İmam Gazali (K.S) İtikadda Orta Yol isimli kitabının başında, kitabında yer alan delillerin, kalp hastalarını iyileştiren ilaçlara benzediğini, bunları kullanan tabibin mahareti, sağlam görüşü ve parlak zekâsı yoksa verdiği ilaçların hastalığı arttırma ihtimalinin iyileştirme ihtimalinden fazla olduğunu yazar.

Burada Kelam veya diğer ilimlerin:

1-İhtiyacı olana, 2- Ehil kişiler tarafından, 3- İhtiyaçlar belirlenerek, 4-Uygun dozajda verilmesinin Önemi anlatılıyor diyebiliriz.

15 Temmuz Darbesi sonrası toplumsal yeri, siyasetle ilişkileri tartışılan Tarikatlar konusunda yazmanın birkaç zorluğu var. Bunlardan birincisi, yapılan her eleştirinin “vehhabi/selefi” söylemi olarak kabul edilmesi. İkincisi, Türkiye’de var olan Tarikat Düşmanlarının meseleye atlama ihtimalleri. Üçüncüsü bu meseleyi anlatırken kullanılacak dilin herkes tarafından anlaşılır olamayacağı gerçeği. Bir Nakşi meşrep olarak yazacaklarım, Kadiri Meşrep biri tarafından hiç anlaşılmayabilir ya da ters manalara sebep olabilir. Ve en nihayet en zoru da 15 Temmuz darbesinin yarattığı öfke.

15 Temmuz darbesi sonrası eleştiri oklarının Tarikat ve Cemaatler üzerinde yoğunlaşması temelde basit bir gerekçeye dayanıyordu. FETÖ sınıflandırma olarak, cemaat olarak görünüyordu. İnsanlarda haklı olarak yeni bir FETÖ ve onun yapacağı iğrençliklerle yapacağı muhtemel katliamlarla uğraşmak istemiyordu.

Tarikat tartışmalarının sadece devlet memurluğu ve siyaset ilişkisi bağlamında yapılması, yaşadığımız süreçten gerekli dersi çıkartamadığımızı gösteriyor.

Fethullah Gülen ve örgütünün bu ülkede yıllardır palazlanması, Tarikat, Fıkıh, Akaid, Kelam, Hadis, Tefsir ilimlerinde ciddi eksikliğimiz olduğunu gösteriyor. Zira bu ilimlerde yeterli seviyelerde olsaydık, Fethullah Gülen Allahu Alem bir kasabada otuz kırk müridiyle sıkışmış meczup olarak hayatını devam ettirecekti. Çünkü İslami toplum tarafından tecrit edilmiş, bidat ehli olarak ilan edilecekti.

FETÖ’nün toplumun kılcal damarlarına nüfus etmesini sadece ajanlığını yaptığı ülkelerin desteğiyle açıklamak da karşılaştığımız manzarayı tam olarak açıklamıyor.

İsmail Kara, Cumhuriyet Türkiyesi’nde Bir Mesele Olarak İslam kitabında tekkelerin kapatılması sonrası tekke eleştirilerinin

a-İtikat

b-Kaynaklar ve metod

c-Ahlak ve sosyal yapı

d-Hiyerarşi (toplumda üst düzeyde ilgi görmeleri )

e-Birlik (ittihadı islama engel olması ) konularında olduğunu yazıyor. Buradaki eleştirileri okuduğumuzda 91 yılda pek bir şey değişmediğini görebiliriz. (sayfa 239/242)

Tıpkı Tekkelerin kapatılması döneminde olduğu gibi 15 Temmuz Darbe girişimini bir milat kabul ederek yapılan hatalarla yüzleşmek gerekiyor.

Bunlardan birincisi; FETÖ Nur Cemaatinin içinden çıktı. 17/23 Aralık operasyonlarından önce Nur Talebelerinin Fethullah Gülen’in  yaptıklarına yönelik en sert tepki Mart 2012 tarihinde kamuoyuna açıklanan Risale-i Nur Tahrifatını durdurma talebi. Mektupta, Mustafa Sungur, Abdullah Yeğin, Hüsnü Bayram, Ahmet Aytimur, Salih Özcan, M.Said Özdemir abilerinin imzası var. Benim araştırmam öncesinde bu denli bir itirazın, kamuoyuyla paylaşılmadığı yönünde. Evet belki kendi talebelerini birebir sohbetlerinde FETÖ’ye karşı uyarmış olabilirler fakat yıllarca Nurculuk içinde bir kol kabul edilen Fethullahçılığın yanlışlarını ve kendilerinden olmadığını açıkça söylemediler.

Devam edelim;  Tarikatlar ve Cemaatlerin FETÖ ile mücadeleyi FETÖ’nün yolundan giderek yapmaya çalışması. Eğitim kurumları açılarak buralarda yetiştirilen gençler, siyasi iktidara baskı yapılarak “hak etmedikleri, ehil olmadıkları” kamu görevlerine yerleştiriliyor. Burada şunu belirtmekte fayda var, bir insan sırf bir tarikata bağlı diye devlette çalışmayı hak etmez. Yapılması gereken tarikat mensubu diye kamuda görev alamama durumunun ortadan kaldırılmasıdır. Bir dergâhın kapısına devlet memuru olmak ya da bir kamu ihalesi almak için gelen bir kişinin vereceği zararı tarikat düşmanı 100 hoca gelse veremez.

Mensubu bulanan tarikat ve cemaati dinin tek temsilcisi zannetmek yüzleşmemiz gereken sorunlardan biridir. Bugün aynı şeyhten icazetli iki şeyhin müritleri birbirlerini beğenmiyor, kendi şeyhleri ölürse kıyamet kopacağını zannediyor. Şeyh efendileri öldüğündeyse bu kategoriye kendi dergâhlarını aslında bir anlamıyla kendilerini koyuyorlar. Çoğunlukla bu nedenle şeyhler öldüğünde icazeti tartışmalı isimler başa geçiyor. (Son 30 yılda şeyhi öldüğünde başka bir şeyhe intisap eden bir dergah duydunuz mu?)

Yanı başımızda yaşanan Suriye Cihadına FETÖ’nün bakışı malumdur. Mit Tırlarını Durdurmaktan, Dünya’ya AK Parti İŞİD’i kurdu ve destekliyor yalanına kadar müthiş bir saldırı içerisine girdiler. Türkiye’deki tüm tarikatlar bu konuda sustu. Tamam, “Suriye Cihadı meşrudur ve katılmak gerekir“ açıklaması yapmalarını beklemek fazla iyimserlik olur fakat insan bir araya gelecek bir şeyh efendiler grubunun Suriyeli Mazlumlara dua etmesini ve Hükumetin Suriye halkını önceleyen politikasına destek vermesini bekliyor. Şimdi yaşanan rahat ortamdan çok önce Çeçenistan konusunda İsmail Ağa’nın yaptıklarını hatırlatmak gerekiyor. Ya da kaybettiğimiz Seyda Muhammed Emin Er (k.s.) elinde silahla Afgan dağlarında gitmesini.

“Zaten beşyüz seneden beri hatta daha evvelleri dervişlik kalmamış, herkes yalnız şeyhlik sevdasında olduklarından, bugünkü şeyhler de maalesef kemâl bakımından noksan kişilerdir; bunlara şeyh deyip peşlerine takılmak bile doğru değildir” Bu sözler tasavvuf düşmanı bir yazar tarafından kaleme alınmadı. Cumhuriyet tarihimizin en önemli şeyhlerinden Mehmet Zahit Kotku (k.s.)’nun Tasavvufi Ahlak kitabından alıntı. Günümüz Türkiye’sinde tarikat şeyhleri hakkında böyle bir ifadede bulunmak direkt küfür sebebi olarak görünüyor. Oysa biz biliyoruz ki inancımıza göre Hz. Muhammed (a.s.) sonra hiç kimse İsmet sıfatına sahip değil.  Müridin mürşide bağlı olması, ona muhabbet beslemesi, seyrü sülüğünün ancak mürşidi vasıtasıyla gerçekleşeceğini düşünmesi başak şeydir, şeyhini neredeyse Hz. Muhammed (a.s.)’dan (haşa) üstün görmek bambaşka bir şeydir.

Şimdi tarikat ve cemaatler için zor süreç başlıyor. Hem topluma sirayet eden FETÖ belasını temizlemek hem de FETÖ yüzünden bozulan İslami kurumlara güveni tekrar tesis etmek zorundalar. Allah yardımcıları olsun.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 83 kez açıldı, 1 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
20 Eyl '16 13:00
Mehmet Görmez'in Çözüm Önerilerinin Akla Getirdiği Sorular

Hikâye meşhurdur; Çölde seyahat etmekte olan bir adam yerde baygın yatmakta olan birini görür ve yardım etmek için durur. Tam bayılana yardım edecekken yerde yatan tarafından etkisiz hale getirilir ve soyulur. Soyguncu adamın atına atlarken, yardım etmek için durup soyulan şahıs soyguncuya “beni soymana kızmıyorum, senin yüzünden bir daha yerde baygın yatan birine yardım edemeyeceğim ona kızıyorum” der.

15 Temmuz Sonrası Cemaat/ Tarikat yapılanmalarının toplumsal yeri tartışmalarını takip ederken bu hikâye sürekli aklıma geliyor. FETÖ’nün yaptıkları bizi o kadar kızdırdı ve güven kaybına itti ki, diğer tüm tarikat/cemaatlere şüphe ile yaklaşmaya başladık ve onların faaliyetlerini kısıtlamayı konuşuyoruz. Diyanet İşleri Başkanımız bu konuda daha da ileriye giderek “Tarikatların siyasetin göbeğinde olmamaları, ticaretle uğraşmamaları spora el atmamaları ve deklare ettikleri hizmet alanlarının dışına çıkmamalarını” önerdi. Öneriyi yapan Diyanet İşleri Başkanı olunca ciddiye alınması gereken sözler bunlar.

Sayın Mehmet Görmez’in bu görüşlerini nasıl detaylandıracak merak içerisindeyim. Kafamda bu açıklamayı okuyunca bazı sorular zihnimde belirdi.

Tarikatlar siyasetin göbeğinden nasıl uzaklaşacak? Tarikat mensuplarının seçimlerde oy kullanmaları mı yasaklanacak? Yoksa siyasetçilerin Şeyh efendileri ziyareti mi engellenecek? Bu sadece tarikatlarla mı sınırlı kalacak? Söz gelimi Mustafa İslamoğlu cemaati bir tarikat değil, onlar siyasetle uğraşabilir mi?

Tarikatların Ticaretle uğraşmamaları nasıl sağlanacak? Tarikat müntesipleri ellerindeki ticari işletmeleri kapatıp ücretli mi çalışacaklar. Yoksa daha önceden açılan işletmeler devam edip yenilerin açılması mı engellenecek? Sadece Tarikatlarla mı sınırlı kalacak? Mehmet Görmez’in mütevelli heyeti başkanı olduğu Diyanet Vakfı’nın Ticari işletmeleri faaliyetlerine devam edecek mi?

Sporla nasıl uğraşmayacak Tarikatlar? Taraftar seviyesinde sporla ilgilenenler Tarikatlara girebilir mi? Tarikat mensupları arasında kalp yetmezliği olanlar varsa, yürüyüş yapabilir mi? Yoksa bu kısıtlamaya sadece faal sporcular mı dahil olacak? Sanat dünyasında kötü örnek olmaması sayesinde Tarikatların sanat dünyasıyla ilgilenmesinin önü mü açıldı?

Mehmet Görmez’in açıklamasında “Tarikatların deklare ettikleri hizmet alanlarının dışına çıkmaması önerisi” de üzerinde konuşulması gereken konulardan biri. Mensuplarının Seyri Sülüklerini tamamlamaya yardımcı olma amacındaki tarikatlar bu görevi paylaşacaklar mı?

Diyanet İşleri Başkanı keşke bu basitlikte açıklamalar yapmak yerine, Fethullahçıların sapkınlıklarını net bir şekilde ortaya koyacak eserler basılmasını sağlasaydı. Zira Fethullah Gülen Fıkhını Anlamak kitabı bile var.

Tarikat ve Cemaat eleştirilerinin haklı olduğu noktaları yazacakken konu farklı gelişti. Bu değirmen daha çok su alacağa benziyor. Hayırlısı…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

21 Eyl '16 19:25

Mehmed Görmez hocayı çok severim. İtibar da ederim. Ama böyle dediyse ayıp etmiş. Hangi el ile yemek yiyeceğimizi bile belirleyen bir dinin müntesiplerine "ona girmeyin, buna karışmayın, şuna dokunmayın" demek hiç yakışık olmamış.

CEVAPLA
Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 77 kez açıldı, 3 kişi beğendi, 5 yorum yapıldı.
15 Eyl '16 09:00
15 Temmuz Sonrası Tarikat Cemaat Tartışmalarına Giriş 

Cumhuriyet dönemi tarikat ve cemaatlerin siyaset ile kurdukları ilişkileri anlatılırken Şeyh Rahmi Baba’nın meşhur Kahhariyye hadisesi örnek olarak gösterilir. İsmail Kara’nın Hem Cumhuriyet Türkiye’sinde Bir Mesele Olarak İslam kitabında anlattığı hem de Şeyhefendinin Rüyasındaki Türkiye kitabına ad olarak koyduğu olayın özeti, Mustafa Kemal’e Kahhariye çekmek için toplaşacak şeyh efendilerin, davetin sahibi Şeyh Rahmi Baba’nın gördüğü rüya üzerine vazgeçmesi hikâyesidir.

Modern İnsanın önemli özelliklerinden biri de herhangi bir şeyle kurduğu aşırı kuvvetli bağın zayıflamaya başladığında -özellikle ihanete uğradığını düşündüğü zamanlarda- kurduğu yakınlıktan çok daha şiddetli bir düşmanlığı donanmış olmasıdır. Bunun son örneğini 15 Temmuz Darbe Girişiminden sonra yaşanan cemaat ve tarikat düşmanlığı söylemlerinde görmekteyiz.

Yazının konusu olarak İslam’da tarikat /cemaat var mıdır seçilmediğinden bu tartışmalara hiç girmeksizin(ki ben bu tartışmalar için ehil değilim, ayrıca kendimi bir Nakşi şeyhine intisaplı olarak kabul ediyorum ) 15 Temmuz Sonrası Tarikat ve Cemaatlerin konumu, gelen eleştirilerin sebepleri ve belki olası çözümleri üzerine olacaktır.

Öncelikle 15 Temmuz Darbe Girişimi bize cemaatlerin siyasetle uğraşmasının ne kadar kötü sonuçlar doğuracağını göstermiştir yargısı başından itibaren yanlış ve meseleyi anlamaktan uzak yaklaşımdır. Çünkü bu

1- Fethullahçıların Ehli Sünnet içinde yer alan bir İslami cemaat olduğunu,

2- İslamın/Müslümanların/Müslümanların oluşturdukları yapıların bu dünyaya ait bir söylemi olamayacağı Ön kabulünü getiriyor.

Oysa Fethullahçıların ana sorunu kendi heva ve heveslerini tevil yetenekleriyle birleştirerek Ehli Sünnet akaidi ve fıkhından uzaklaşmalarıdır. Kendi liderlerinin sözünü Şeriattan üstün tutma sorunudur bu yaşadıklarımız.

Ayrıca biz biliyoruz ki İslam dini hem kişilerin hem de fertlerin gündelik hayatını, birbirleriyle /eşyayla/dünyayla kurdukları ilişkileri düzenler. Hayata dair her konu İslam’ın alanı içine girer ve siyasette bundan azade değildir. Müslümanlar ve onların oluşturdukları yapılar siyaset yapmasın demek bir anlamda söyleyecek sözünüz olmasın, demek değil midir?

Eğer Fetullahçılar’ın yaptığı hainlik üzerinden bir genelleme yapacaksak, Mahmud Esad Coşan Hocaefendi ve Necmeddin Erbakan arasında yaşanan gerilimi, Süleymancıların Milli Görüş partilerine olan mesafesini ve Nurcuların yıllarca Merkez Sağ’a verdiği desteği nasıl değerlendireceğiz? Bu olayların hepsi aynı bakış açısıyla değerlendirilir mi? Ya da Sezai Karakoç’un Necip Fazıl Kısakürek’le ziyarete gittiği CHP mebusu Şeyh Selim efendi örnekliğini nereye koyacağız? Örnekleri çoğaltabiliriz.

Fethullahçılık bir lider ve etrafında şekillenen kitle temel alındığında geleneksel bir cemaat gibi dursa da, İslam’ın tekrar hakim olması için İslam’ın temel kavramlarının tekrar düşünülmesi yorumlanması gerekliliği, tarihselciliği, devlet merkezli “ihya” hareketi, kendini Asrı Saadetle bir tutması,  Batının mutlak üstünlüğü kabul edip ona benzeyerek onu alt etmek gibi özellikleriyle modernist ve hatta İslamcı olarak tanımlayabiliriz. İslamcıların ve Fethullahçıların birbirinden nefret etmesi dayanak noktalarının benzediği gerçeğini örtmez.

Tarikat ve Cemaatlere yapılan eleştirilerin haklı olduğu birçok nokta var. Bunları inşallah bir sonraki yazımda anlatmaya çalışacağım.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 16 kez açıldı, 5 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
29 Tem '16 13:00
Belayı Tam Manasıyla Def Etmek 

15 Temmuzun üzerinden 14 gün geçti. Fetulah Gülen terör örgütünün düzenlediği darbe girişimi, halkımızın müthiş cesareti ve Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde Ak Parti’nin geri adım atmaması nedeniyle başarısızlığa uğradı.

Yakalanan 1 Dolarlar, darbeden kısa bir süre önce FETÖ’cü bir hâkimin, mahkeme kararıyla Fetulah’ı beklenen Mehdi ilan etmesi, TSK içindeki habis urun aslında hepimizin bildiği ama küçümsediği ezoterik yüzü ortaya çıkardı. FETÖ bu ülkeye yabancı bir örgüt değil. Tapınak Şövalyeleri ya da Cizvit Tarikatı gibi dışardan ithal edilmedi.

Bu ülkede yaşayan, kendini tanımlarken Müslüman olarak tanımlayan hemen herkesin bir şekilde Fetulahçılarla bir mazisi oldu. Laikler ve Kemalistler de Radikal İslam tehditliyle mücadele etmek için işbirliği içinde oldu. Küçükken ezilmesi gereken yılanın başı elbirliğiyle büyütüldü ve sonuç ortada. 28 Şubat sürecinde Kemalistlerle işbirliği yapan örgüt, oklar kendine çevrildiğinde, kendisine operasyon çeken DGM savcısının bir şekilde bertaraf etti. O zamanlar Nuh Mete Yüksel’in kasedinin çıkması, Nuh Mete Yüksel’in geçmişte yaptıkları nedeniyle çok önemsenmedi. 

Kendi halkını öldüren, meclisini bombalayan, cumhurbaşkanını öldürmeye çalışan, fuhuşu bir kaset olarak kullanan, Kemalettin Özdemir ve Recep Tayyip Erdoğan’ı fuhuş yapmakla itham eden (onlara kumpas kuran ve bu kumpasları başarısız olan) BATI dünyasına emrinizdeyiz diyen, güya Peygamber davası güden ama islamın açık emirlerini bile zamanı gelene kadar bekleten sapkın, batıni ve maalesef devletin kılcal damarlarına kadar sızmış bir yapılanmayla karşı karşıyayız.

Karşımızda İslam Tarihinin gördüğü en tehlikeli yapılanma var. Liderlerinden emir gelmediği sürece gerçek kimliğini saklayan, emir geldiği zamansa sorgusuz sualsiz uygulayan bir yapı var karşımızda. Bu yapı ne Hasan Sabbah’ın Haşhaşileriyle, ne Cizvit Tarikatıyla, ne Hurufilerle, ne de diğer ezoterik yapılanmalarla kıyas kabul etmeyecek kadar komplike bir yapı. Neredeyse, İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik tarihinde ne kadar BATINİ sapkın hareket varsa hepsinin en güçlü özelliklerini almış, bir laboratuvar ortamında birleştir(il)miş bir örgütlenme bu.

Her gece üstlerinin liderleri tarafından örtüldüğünü, sonra da yurt müdürlerini de yanına alarak Medine’ye gidip Hz. Peygamber (a.s.) ‘ rapor verdiğini, kendilerinin insanlığın en üstün topluluğu olduğunu öğrenerek yetiştirilen küçük çocuklar şimdi büyüdü ve her biri MEHDİ’lerinin gelmesi için kendilerine düşen rolü oynamakla meşgul.

Bu terör örgütüyle çok önceden şiddetli mücadele edilmesi gerekirken, şimdiye kadar beklenen sertlikte mücadele edilmedi. 15 Temmuz sonrası başlayan mücadele 2 sene önce yapılsa, belki 15 Temmuzu yaşamayacaktık. Zararın neresinden dönersek kardır. Fakat bu mücadele yöntemi de tek başına yeterli değil. Zannedilenin aksine fethullah gülen öldüğünde emrindeki teröristler onun mehdi olmadığını anlayacak ve bir aydınlanma yaşayamayacak. Mehdi veya Mesihci batıni yapılanmalarda ‘gayba karışmak’, ‘âlem değiştirmek’ temel itikadi konulardan biridir. Hatta daha sapkınlaşmalarına neden olur. Gayba karışan, alem değiştiren, hatta bağlılarının inançları zayıf olduğu için küsen liderlerini geri getirmek için, kıyameti yakınlaştırmaya çalışırlar.

Bu noktada başta Türkiye’deki olmak üzere İslam Âlimlerine büyük sorumluluk düşüyor. Bu sapkın yapılanmanın İslam’a uygunluk durumunu net bir şekilde ortaya koymalılar. Öncelikle bu yapı Ehli Sünnet gibi görünmekten uzaklaştırılmalı ve batıni özellikleri net bir şekilde ortaya konmalıdır. Düne kadar bu yapıya sempatiyle bakılmasında, hocalarımızın tavırları da maalesef etkili olmuştur. İnşallah bu hatalardan ders alınır, bundan sonra İslami camianın içerisine girmeye çalışan veya zaten girmiş olan yapıların değerlendirilmesi “aman ne iyi insanlar”, “ ah bazı görüşleri değişik ama, iyi işler yapıyor” söylemiyle değil, Kur’an, Sünnet, İcma ve Kıyas ile yapılmalı. Yoksa evlatlarımız, 30 sene sonra başka bir sapkın grupla uğraşmak zorunda kalacak.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 26 kez açıldı, 1 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
15 Tem '16 21:00
Taşgetiren Üstadımızın Açtığı Yoldan 

“Eğitim alanındaki kapasite ve fiziki alt yapı sorunlarını büyük ölçüde geride bırakmaya başladık. Ancak açıkça ifade etmek gerekirse eğitimin amacı ve içeriği konusunda alt yapısında gösterdiğimiz kadar ilerleme sağlayamadık. Bu konudaki tüm gayretime rağmen maalesef geldiğimiz yer kesinlikle benim arzu ettiğim, hayal ettiğim yer değildir. İnşallah bundan sonra işte bu eksiği gidermek için daha çok çalışıp daha çok gayret göstereceğiz.” 19 Haziran 2015 tarihinde TURGEV’in iftarında Cumhurbaşkanının eğitimle ilgili sarf ettiği bu sözlerden bir yıl üç gün sonra gene Cumhurbaşkanının katıldığı bir iftar sonrası Ahmet Taşgetiren’in cumhurbaşkanına hitaben kaleme aldığı “Eğitim Seferberliği” çağrısı medyada sıkça tartışılmaya başlandı.

Ahmet Taşgetiren üstadımızın engin bilgi ve birikimiyle yazdığı gibi Ak Partinin en başarısız olduğu konu Eğitim konusu. Sürekli değişen sınav sistemleri, yıkılıp yeniden yapılan okullar nedeniyle taşınan öğrencilerin yarattığı sorunlar, ÖSYM’nin bir türlü sağlıklı bir yapıya kavuşamaması, Üniversitelerin terör örgütü kampı haline gelmesi, atanan ve atanamayan öğretmenlerin durumu, eğitim sisteminin eskiden gelen bakiyeler, hükumetin yaptığı hatalar gibi bir çok sorun var. Dolayısıyla Ahmet Taşgetiren haklı, eğitim için hiç vakit kaybetmeden çalışmaya başlamak lazım. Zaten Cumhurbaşkanı  da geçen sene bunu kabul etti.

Cumhurbaşkanı 26 Mart tarihinde Geleceğin Eğitim Derneği tarafından düzenlenen Global Eğitim Zirvesinde şunları demişti, "Bir yandan doğuya sırtını dönmeden batıyı anlamaya çalışan Asım var, diğer tarafta ise önce İskoçya'ya sonra Amerika'ya gidip son nefesini kilisede veren Haluk vardır. Bizim attığımız her adım anlamsız bir dirençle karşılandı fakat bu direnç halktan değil 'Haluk' tarzı batılılaşmayı savunan o azınlıktan geldi.” Cumhurbaşkanı ‘Haluk’ tarzı batılılaşmayı savunana azınlık derken kimleri kast ediyor gözümüzün önüne getirelim. İlk 10 isim arasında muhakkak Ertuğrul Özkök’ün ismi geçecektir. Ahmet Taşgetiren üstadımızın sözleriyle, “Benim kalbi hassasiyetlerimi paylaşan çevrede, çizgisini hiç paylaşmadıkları Ertuğrul Özkök’le ya da Aydın Doğan’la ilgili böyle bir rezerv ortaya konmadı.”

Aydın Doğan ve Ertuğrul Özkök’e rezerv ortaya koymayan çevre Erenköy Cemaati midir, yoksa Ahmet Taşgetiren’i seven neredeyse tüm islami camia mıdır bilmiyorum. Ben kendisini seven bir Müslüman kardeşi olarak Aydın Doğan, Ertuğrul Özkök ve  TUSİAD’a  rezervliyim. Onlarla değil eğitim seferberliği başlatılmasını ot yolmaya bile gidilmesinin bu ülkenin hayrına olmayacağını -28 Şubatı yaşamış bir imam hatipli olarak- düşünüyorum.

Ahmet Taşgetiren eğitim seferberliği yazılarından birinde  “Diyorum ki, Cumhurbaşkanı, evet Cumhur’un Başkanı’dır. Şu an tartışılıyor ama “fiili - fiili” diyoruz ya, gerçekten “fiili” olarak tüm Cumhur’un yüreğini tutan bir seferberliğe imza atarsa, çok daha “Fiili” Cumhur-Başkanı olur. Mesele eğitim meselesiydi ne ara Cumhurbaşkanının daha “Fiili” Cumhur-Başkanı olmasına geldi henüz orayı anlamadım. Ahmet Taşgetiren kendisine karşı çıkan yazarlara cevap vermekten fırsat bulursa inşallah bu konuyu da yazar.

Ahmet Taşgetiren Üstadımızın yazı hayatı benim yaşım kadardır, yazdığı makalelerin yaptığı mücadelenin küçümsenecek bir tarafı yoktur. Dolayısıyla onun bu satırları baştan savma, laf olsun diye yazmadığını düşünüyorum. Eğitim seferberliği yapılmasını düşünüyorsa kendince haklıdır. Bence bu kadar hayati bir konuda bir gün dahi kaybedilmemeli, Ertuğrul Özkök başta Akil İnsanlar Eğitim Seferberliğine başlamalı ve yapılacaklar bir rapor hazırlanarak kamuoyuna açıklanmalıdır. Madem mesele bu kadar geniş bir katılımla çözülmeli- Türkiye’deki islam alimleri, şeyh efendiler neden listede yok anlamadım. Onların eğitim alanında söyleyecek sözleri yok galiba- kaybedilen her gün ziyandır.

Üstadımız bugünkü yazısını bitirirken, “Bir kesim var, Tayyip Bey’e yapışıp tafra satan, onun adına olabilire olmaza hükmeden...” cümlesini kurdu. Oysa kendisi Eğitim seferberliği istediği yazısına şu cümlelerle başlamıştı, “Önceki akşam Beştepe'deki iftar ev sahipliğiniz, masanızda yer verdiğiniz ve hala “Abi - kardeş” yakınlığını lütfettiğiniz için teşekkür ederim.” Kim Tayyip Bey’e yapışıp tafra satmaya çalışıyor anlamadım. Mesele eğitimdi neden bu noktaya geldik onu da anlamadım.

9ac2cce9f07ee871c43852e728f422521468586240

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 104 kez açıldı, 3 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
13 Tem '16 21:00
Ortak Düşman Suriyeli Mülteciler 

29 Nisan 2011 Cuma günü Suriye’den geçiş yapan ilk kafilenin üzerinden 5 yıl geçti. O günün gazete manşetlerini Birleşik Krallık Kraliyet ailesinin genç Prensi William ile Kate Middleton’un dillere destan düğünü vardı. Bugün Suriyelilerin uğradığı her katliam sonrası zafer sarhoşluğu yaşayan BİRGÜN, CUMHURİYET sınırı geçen mültecileri ilk sayfadan tarafsız bir dille en geniş paylaşan gazeteler.

Aradan geçen 5 yılın sonunda önce Türkiye’ye sonra Avrupa’ya göç eden mülteciler “barışın, demokrasinin, insanlığın kalbi” olan AB’nin çatırdamasına hatta Birleşik Krallığın AB’den çıkmasına sebep oldular. Türkiye’ye sığınan ilk mülteci kafilesiyle aynı gün evlenen Kate Middeleton Kraliçe olacağı günü beklerken dağılan bir monarşinin son üyelerinden biri olabilir.

5 yıldır adeta piyasaya yeni çıkacak bir ürünün PR çalışması gibi profesyonelce üretilen ve tedavüle sokulan yalanlar Suriyeliler konusunda toplumda ciddi bir rezervin oluşmasına sebep oldu. Bu yalanlar şimdilerde daha da artarak devam ediyor. Bu yalanlarla kaynakları kurutulmadan tek tek cevap vererek mücadele etmekse neredeyse imkânsız. (Daha önce bu konuda yazdığım birkaç yazı) https://www.geornalist.com/post/1641/suriyeli-multeci-sorununun-dunu-bugunu-yarini https://www.geornalist.com/post/5467/turkiye-suriyede-neden-basarisiz-oldu https://www.geornalist.com/post/11441/yine-yeniden-multeciler-meselesi

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Kilis’te iftar programında vatandaşlık hakkı kazanan Suriyelilere bu hakkın verileceğini açıklaması sonrası Suriyeli Mülteciler konusu tekrardan gündeme geldi. Change üzerinden başlayan Suriyeli Mültecilere vatandaşlık verilmesin kampanyası 203.432 kişi tarafından desteklendi. Mehmet Zeki Berke adında bir vatandaş tarafından başlatılan kampanyanın destek materyalleri piramithaber.com sitesinden alınan haberler. Sitenin sahibi de kampanyayı başlatan Mehmet Zeki Berke.

Suriyeli Mültecilerin vatandaşlığa geçmesi konusunda yorum yapan isimlerden biri de Modacı Cemil İpekçi. Yaptığı yorum şuydu: “Vatanını satıp kaçmış üç milyon uyuzu bize taze kan diye sokuşturmaya çalışanlar var” . Cemil İpekçi bu sözü söylerken Suriyeli Mültecilerin yaş, cinsiyet veya kaçış nedenleri hakkında bir bilgiye sahip miydi ya da Kurtuluş savaşındaki asker kaçakları hakkında bir fikri var mıydı bilinmiyor. Cemil İpekçi’den de zaten bu beklenmiyor. Cemil İpekçi’den beklenilecek, garipsenmeyecek bir bakış açısı. Görebildiğim kadarıyla bu sözlere  tepki geldi.

“Suriye’de bu memleket benim diyen insanlar, hala Suriye’de direniyorlar, bu Türkiye’ye gelenler Suriye’nin vatan hainleri” Bu sözlerin sahibi Cemil İpekçi değil. Türkiye’deki İslamcılık düşüncesine damgasını vurmuş isimlerden biri olan İsmet Özel. İsmet Özel bu sözleri Cemil İpekçi ile aynı bakış açısına sahip olduğu için söylemedi. Cemil İpekçi Türkiye’ye gelen mültecilerin savaşması gerektiğini söylerken, İsmet Özel’in vatansever Suriyelileri Beşer Esed’in yanında yer alıp onun için savaşan Suriyeliler. Bunu art niyetle değil, İsmet Özel’in Suriye konusunda daha önce söylediği sözlerden anlıyoruz.

Acı olan İsmet Özel’in bu sözleri bir röportajda değil, bir sempozyumda yüzlerce Müslümanın yüzüne bakarak söylemiş olması ve hiçbir tepki görmemiş olması. Acı olan yazdığı onlarca kitap, slogan olmuş onlarca şiir sahibi bir isme “arkadaş neden böyle konuşuyorsun “ bile denilmemesi. Türkiye İslamcılığın şairler üzerinden ilerlemesi başlı başına bir sorunken, şairlerin networklerini, şiir dergilerini, katılacakları sempozyumları, hakikatin önüne koyup konuşmaları veya yutkunmaları hem Suriye savaşında hem de Suriyeli Mülteciler konusunda ayyuka çıktı. İslamcılık tartışmalarının tekrar başladığı bu zamanlarda, İslamcı kanaat önderlerin bu tavırlarının incelenmesi gerekiyor. Suriyeli Mültecilerin vatandaşlık meselesi çok konuşulacak.

Cumhurbaşkanın yaptığı kalifiye vurgusunun var olan yasaya atıf olduğu söylenilmeyecek. Türkiye’nin demografik yapısından bahsedilecek fakat ülkemizin yaşlanma hızından ya da yıllar önce henüz Cemaatçiliğini bilmediğimiz Türk Solu dergisinin Kürtler’in üremesini durdurun “feryadıyla” benzerliği konuşulmayacak. Ya da 2009 yılında çıkartılan TÜRK VATANDAŞLIĞI KANUNU’na hiç bakılmayacak. http://www.nvi.gov.tr/Files/File/Mevzuat/Nufus_Mevzuati/Kanun/pdf/turk_vatandasligi_kanunu.pdf

cb9fbb1fa474be4f8881452066ac5a321468410869

Unutmadan Allah Suriyelilerin mülteci olmasına sebep olan Beşer Esed ve destekçilerinin belasını versin.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 217 kez açıldı, 4 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
17 Haz '16 17:00
Lise Bildirilerinin İşaret Ettiği Tehlike 

İstanbul Erkek Lisesinde başlayan ve Türkiye'deki birçok lisenin iştirak ettiği "Gericilik Karşıtı" bildiri yayınlama furyası devam ediyor. Her ne kadar bildirilerde isimleri geçen bazı liseler karşı bildiriyle "bizim bu işle alakamız yok" dese de 365 liseden minimum 1 destekçi çıktığını yazmak yanlış olmaz.

Lise bildirilerinin muhteviyatına bakıldığında profesyonel kalemler elinden çıktığı, temel olarak Gericilik ve Recep Tayyip Erdoğan karşıtlığının esas olduğunu görebiliyoruz. Her zaman olduğu gibi sadece küçümseyerek, “bunlar laiklik diyor hala dinozor bunlar, korkmaya gerek yok” söylemleriyle alt ettiğimizi sandığımız bu hamle eğer gerekli adımlar atılmazsa baş ağrıtacağa benziyor.

Yapılanın adını koymak gerekirse, bir grup liselinin fırlama, matrak isyanı değil bunlar. Amacına ulaşırsa Kolektiflerin üniversitelerde yaptığı gibi “İŞİD ve gericilikle mücadele” söylemiyle dindar öğrenci ve öğretmenleri yıldırma, veliler arası gerginlik çıkarma ve çıkacak olaylar sonrası yaşanacaklarla “Erdoğan polisler aracılığıyla liselileri eziyor” söylemiyle kamuoyunu meşgul etmeyi amaçlıyorlar.

Bildiri kampanyasına Dev- Lis, Devrimci Liseliler Birliği, Türkiye Liseliler Birliği gibi, “lise oluşumları” destek veriyor. Uzun zamandır, yaz tatillerinde düzenledikleri kamplar, LYS ve YÖK karşıtı organizasyonlar, sokaklarda satılan gazeteler ve açılan stantlar örgütleniyordu. B Örnek olarak Dev- Lis ‘i alacak olursak Dev-Lis yarın İstanbul Yoğurtçu parkı ve Ankara Batıkent meydanında LYS karşıtı “Batsın Bu Sınavlar, Bitsin Bu Stresler!” şenliği yapacak. Şenliğe İstanbul’da HDP milletvekili Garo Paylan, Ankara'da Ali Haydar Hakverdi katılacak. İstanbul’da Meltem Cumbul gençlere destek için geleceğini açıklamış. Dev Lis’in internet sayfasında 1972 yılında Nurhak dağlarında jandarmayla girdiği çatışmada öldürülen Sinan Cemgil güzellemesinin “Suçumuz Halkımızı Sevmekti” manşetiyle verildiği hatırlatmak gerekiyor. Bir de Dev-Lis’in Facebook sayfasındaki beğeni sayısının 33.678 olduğunu, mahalli birçok facebook grubunun olduğu ve bunlar aracılığıyla rahatça irtibat halinde olduğunu hatırlatmak gerekiyor. Diğer oluşumlarda durum çok farklı değil. Bu grupların yıllık ücreti 50 bin lira olan Koç Lisesi gibi kurumlarla nasıl bir araya geldiği de merak konusu.

Liselerde uzun zamandır devam eden bu çalışmanın doğuda daha önce başladığı bir sır değil. Dün Yeni Şafakta Kemal Öztürk’ün yazdığı Nusaybin Tutanaklarına göz atılırsa çalışmanın başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Teslim olan PKK’lıların birçoğu 16 yaş aralığında. Kimi kültür turu yaparken, kimi legal görünümlü kültür merkezlerine giderken PKK’ya katılmış/itilmiş. http://www.yenisafak.com/yazarlar/kemalozturk/nusaybin-tutanaklari-2029747

Bu kalkışma elbette Türkiye’de bekledikleri devrimi getirmeyecek. Fakat hafife alınır yaz ayları tatil rehavetinde geçirilirse 2016-2017 öğretim yılının baş ağrıtıcı olacağı da ortada. Yaz Kamplarında verilen eğitimleri denetlemek, sosyal medyadaki destekçilerinin motivasyon sebeplerini ortaya çıkarmak, medyanın yıkıcı etkisini azaltmak gerekiyor.  

a96aca42334ec19395cb9d086fbfce061466152818

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 7 kez açıldı, 3 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
16 Haz '16 01:00
Türk Açılımına Doğru 

Ayşe Kara, Zehra Tunç, Sisin Yaman, Abdullah Yaman, Nurettin Turgut, Elif Uludağ, Mustafa Ayhan Hüseyin İpek, Mehmet Şerif Gençdal, Fatma İzer, Bülent Aka, İsmail Ayas , Nizar Buldan, Bülent Aka, Hamiyet Dinçer, Gülbahar Çiçekçi ve isimlerini bu yazıyı hazırlarken bulamadığım diğer 18 kişi.

2009 yılında PKK lideri terörist Abdullah Öcalan’ın talimatıyla Habur ve Kandil’den büyük bir şovla gelen PKK’lıların isimleri. Habur sınır kapısında hazırlanan gümrük salonunda kendileri için hazırlanan duruşma salonuna girdiklerinde pişman olduklarına dair bir cümle söylemedikleri halde  etkin pişmanlık kapsamında serbest bırakılmışlar daha sonra DTP’nin düzenlediği kutlamalara katılmışlardı.

2009 yılındaki Habur geçişinden 5 yıl sonra Habur’dan başka bir grup daha geçti. Bunlar ağır silahlarla donatılmış Peşmerge birlikleriydi. Kobani’ye geçmek için sınırdan geçmişler, büyük bir karşılama konvoyuyla birlikte ağır ağır ilerleyerek hareket etmişlerdi. Geçtikleri her yerde kurtarıcı gibi karşılanmışlardı. 2014 yılındaki geçişlerden 20 gün önce bölge savaş alanına dönmüş Selahattin Demirtaş’ın çağrısıyla sokağa çıkan PKK yandaşları Ahmet Dakak ,Yasin Börü ,Riyad Güneş Hasan Gökguz , Turan ,Cumali Güneş ,Mahfuz Enes vahşice öldürmüştü.

Feyyaz Özsahra ve Okan Acar. Şanlıurfa Ceylanpınar’da evlerinde uyurken PKK’nın evlerine rahatça girip uykularındayken ellerini ayaklarını bağlayıp enselerine tek kurşunla öldürdükleri polislerin isimleri bunlar. Aynı gün Adana'da Kalem-Der üyesi Ethem Türkben hamile karısı ve üç çocuğunun gözleri önünde öldürüldü.

22 Temmuz’da meydana gelen bu iki olay 11 Temmuz’da PKK’nın ateşkesi bitirdik açıklaması sonrası başlattığı yeni terör konseptinin başlangıç örnekleriydi. Daha sonra kendilerini almaya gelen ambulansa saldırmaktan, Kürt halkının evlerindeki beşiklere bombalı tuzak kurmaya, şehrin meydanlarında bombalar patlamaya kadar alçaklık tarihinin en rezil örneklerini sergilediler.

Açılım süreci içerisinde ilk yapması gereken olan silahlı teröristlerini ülke dışına çıkarmayı bir türlü yapmayan PKK ile yeniden müzakere gündemde. Bunu gündeme taşıyanların getirdiği argümanlardan birincisi  “Kürtleri PKK’nın kucağına atmamak gerekiyor”. Bu öyle kuvvetli bir argüman ki çatışan asker ve polislerin paylaştıkları resimler sonrası ya da terörle mücadele için getirilen yasal düzenlemeler sonrası söyleniyor.

Camileri yıkan, sokak ortasında insanları alçakça öldüren, evleri talan eden, Kürtçe ezan okutan, yönettiği yerlerde(kobani vs. ) kendisine muhalif en ufak bir sesi bile şiddetle ezen PKK’ya hala sempatiyle bakan Kürtleri devlet ne yaparak vazgeçirebilir? PKK ile masaya oturarak mı? Kürtlerin yaşadığı şehirlerde asayişi PKK’ya bırakarak mı? Murray Bookchin’den ilhamla oluşturulan demokratik konfederalizmi kabul edip, bölgeyi yasal olarak PKK’ya bırakarak mı? Suriye’de ABD, Rus, Alman, Fransız, Kanada(şimdilik bu kadar) desteğiyle ilerleyen PYD’ye askeri destek sağlayarak mı?

Kürtleri kaybetmemekten bahsederken bu ülkede halen daha çoğunlukta olan Sünni Türkleri çantada keklik görmek, onların ne hissettiğini düşünmemek  başlı başına bir sorun. 2009 yılında başlayan açılım sürecine destek olan Sünni Türkler’den artık eser yok. Çünkü o zamanki destek, yaşanan şiddetin son bulması içindi. Ayırca Ak Parti ve Recep Tayyip Erdoğan’ın bu sorunu çözebileceğine inanıyorlardı.

Sünni Türkler  hiç sokağa inmedi, kimi zaman kahvede kimi zaman cami avlusunda kendi arasında rahatsızlığını konuştu. 7 Haziran seçimleri sonrası 1 Kasım seçimlerinde yaşananların faturasını iktidar partisine değil iktidarı elinin tersiyle iten MHP’ye keserek Ak Partiyi destekledi.

Dün bu memleketin 1 karış toprağını vermeyiz diyen Sünni Türkler bugün Kürtlerle ayrılmayı düşünüyor. Çünkü PKK ile bir çözüm olmayacağına inandı. Çözüm Süreci başladığından beri PKK’nın ne yaptığının farkında. Son 1 Yılda şehit olan 500 güvenlik görevlisi ve sayısız masumdan haberdar.

Bugün PKK’nın yaptığı onca katliama, HDP ve destekçilerinin onca şımarıklığına ve hakaretine rağmen PKK ile tekrar masaya oturulursa birkaç yıl sonra Sünni Türk açılımını konuşuyor olacağız.          

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 88 kez açıldı, 4 kişi beğendi, 5 yorum yapıldı.
8 Haz '16 17:00
Bu Yalanların Bir Sebebi Var 

Syed Rizwan Farook ve Tashfeen Malik 3 Aralık 2015 tarihinde ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki San Bernardino kasabasında engellilerin hizmet aldığı bir tesise silahlı saldırıda bulundu. ABD vatandaşı Farook tesiste katıldığı partiden ayrılıp eşiyle beraber geri döndüğünde 14 kişiyi öldürdü ve polisle girdiği çatışma sonrası öldürüldü. Saldırısı sonrası Los Angeles Times’ın adliye ve FBI haberlerini yapan deneyimli muhabiri Richard (Rick) Serrano saldırı failinin “Tayyeep bin Ardogan” isimli Katar vatandaşı olduğunu yazdı. Haber kısa bir süre içinde Washington Times’in , Fox News, Atlanta Journal Constitution, The Los Angeles Times ve Mediaite gibi medya kuruluşlarında yer aldı. Kısa süre sonra ismin yalan olduğu ortaya çıktı ve düzeltildi. Sosyal Medya’da bu hesaptan önce de bazı hesapların bu ismi yazdığı söylense de ilk kimin yazdığı bilinmedi. Pulitzer ödüllü deneyimli muhabir neden böyle bir isim uydurmayı seçti olay tam olarak açığa çıkmadı.

25 Ağustos 2015 tarihinde medyada yer alan bir habere göre, Almanya’da yaşayan Cumali Mol Lazkiye İslam Emirliği’ni kurduğunu ilan etti. http://ufunet.blogspot.com.tr/2015/08/bir-haberin-izinden.html Bizim bu olaydan haberdar olmamız CHP’nin parlayan nurlarından Mahmut Tanal’ın verdiği soru önergesiyle oldu. Gazetelerde haber Almanya’da yaşayan İŞİD lideri Sümeyye Erdoğan ile evlenmek istedi şeklinde verildi. Cumali Mol kimdir, ilan ettiği oluşum neyin nesidir hiç araştırılmadan yaklaşık 238 adet haber (Birgün Gazetesinin haberinden öğreniyoruz bu sayıyı ) dolaşıma sokuldu. Sosyal Medya’da binlerce kullanıcıyla paylaşılan bu haberin ardından ne Cumali Mol, ne Karşı Gazetesi ne de Mahmut Tanal’a bir şey olmadı.

CHP’nin Genel Başkanlığına kongre tarihi hariç hep aday olan Muharrem İnce 8 Eylül 2015 tarihinde mecliste yaptığı konuşmada Yargıtay Başsavcılığın devreye girerek Cumhurbaşkanına Cemal Gürsel’de olduğu gibi sağlık raporu aldırıp görevden alınmasını sağlaması gerektiğini söyledi.

Muharrem İnce’nin 08 Eylül Tarihli basın toplantısında gündeme getirdiği iddialardan biri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 06 Eylül tarihinde verdiği röportajda -üstelik canlı yayında- söylediği, “Bu 400 hedefini gösterme, aslında yeni Anayasa'nın inşası noktasında, inşa edebilsin, kurabilsin. Bu yeni Anayasa temelinde Yeni Türkiye adımını rahatlıkla atabilelim. Buna yönelik bir hedeftir bu.” Sözlerinin Hürriyet Gazetesi tarafından “Erdoğan’dan Dağlıca açıklaması: “400 vekil alınsaydı bunlar olmazdı” tarafından verilmesi ve hızlıca bu haliyle yayılması. Hürriyet Gazetesi bu açıklamayı düzelti ve mesele kapandı. Öyle ki yalan haberi protesto eden Ak Partili gençlerin kırdığı cam daha çok konuşuldu.

PKK’nın terör saldırılarına hız verdiği süreçte sürekli söylediği “Bu Erdoğan’ın savaşı, Saray savaş istedi, Erdoğan’ı durdurun savaş bitsin” açıklamalarının ayrıntısını vermeye kalksam 7000 vuruşu tek başına geçer.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında son 1 yılda ortaya atılan yalanlardan birkaçını özetlemeye çalıştım.

Son iki haftadır ülke gündemine giren yeni yalansa Recep Tayyip Erdoğan’ın Üniversite diploması olmadığı ve Cumhurbaşkanlığı seçilme yeterliliğine sahip olmadığı, YSK’nın Cumhurbaşkanını görevden alması. Yıllardır temcit pilavı gibi ortaya atılan bu iddia defalarca çürütüldü. Erdoğan’ın üniversiteden hocası açıklama yaptı, sınıf arkadaşı açıklama yaptı. Ama hala twitter ve medya üzerinden bu konu gündeme getiriliyor. En son gelinen nokta mezun olduğu okulun parayla diploma verdiği şeklindeydi. Bir sonraki aşamada Erdoğan’ın üniversitedeki hocalarının intihal yaptığı için aslında akademik yeterliliği olmadığı, Erdoğan’ın okuduğu okulun kaçak olduğu vs. gündeme gelebilir.

Bu iddia son iki haftadır o kadar gündeme getirildi ki, Cumhurbaşkanı ve Marmara Üniversitesi açıklama yaptı. Ömer Faruk Eminağaoğlu ve HDP eş genel başkanı Selahattin Demirtaş yargıya başvurarak Erdoğan hakkındaki iddiaların araştırılması üniversite mezunu olduğunu ispat edemezse görevinden alınmasını istedi.

Bütün bu haberlere Ak Parti cephesinden gelen tepki her seferinde aynı, (medya, cumhurbaşkanına yakın kaynaklar dâhil) “muhalefetin çaresizliğini ve çapsızlığını gösteriyor.”

Türkiye’de özellikle İslami Camia’nın en temel sorunlarından biri düşmanlık beslediği kesime olan lakaytlığı ve küçümsememedir. Söz gelimi PKK’dan bahsederken onların eşkıya olduğunu, siyasi veya askeri anlamda hiçbir görüşlerinin olmadığını söylüyoruz.

Ya da üniversitelerde solcu görünümlü teröristlerden bahsederken onların ne kadar zavallı olduğunu ısrarla belirtiyoruz.

Karşımızdaki düşmanı küçümseyerek alt ettiğimizi düşünüyoruz. Bu da bizi rehavete anlık tepkiye sorunun nedenlerini düşünmemeye sevk ediyor.

Erdoğan hakkındaki iddialara verilen tepkilerde bu sığlıkta kuruluyor. Oysa karşımızda ısrarla vazgeçmeyen, sürekli farklı konularda yeni yalanlar uyduran bir koalisyon var. Gazete haberleri sosyal medya paylaşımları, ünlülerin meseleyi canlı tutma çabaları.

Bu kitlenin amacı kendi yandaşlarını diri tutmak da değil. Onlar zaten Erdoğan’dan ölesiye nefret ediyorlar. Erdoğan Ordinaryüs Profesör de olsa nefret edecekler. Erdoğan açılım sürecini başlattığında da nefret ediyorlardı. Erdoğan, ABD ile tam mutabakat halindeyken de nefret ediyorlardı.

Karşımızda büyük bütçeli bir reklam kampanyası var dersek abartmış olmayız. Bu reklam kampanyası yeni bir siyasi lideri tanıtmak/parlatmak için değil, şu an Türk Siyasetinde geçilmez görünen Recep Tayyip Erdoğan’ı kötülemek ve onu sevenleri soğutmak için çabalıyor. Attığı adımda nihai amaca ulaşırsa ne ala. Ulaşamazsa bir sonraki hamleye geçiyor. Yaptığı her kampanya ile zihinleri bulandırıyor ta ki Erdoğan’ı destekleyenlerin sayısı azalsın. İlanihaye Erdoğan’ı destekleyen kitleler Erdoğan’ı siyaseti bırakmaya/etliye sütlüye karışmayan Cumhurbaşkanlığı makamına zorlasın ve böylece  daha uzlaşmacı bir Ak Parti olsun. Ya da Erdoğan alaşağı edilmek istendiğinde korkulan patırdı çıkmasın.

1be0cdaad56c2aba616c022fd57f77401465382806

Yukarıdaki paragraf bazıları için yağcılık, kraldan çok kralcılık gibi gelecek. Bu arkadaşlardan 2 sorunun cevabını vermelerini bekliyorum.

1- Erdoğan hakkında bu kadar yalan uydurmalarının sebebi nedir?

2- Erdoğan giderse sorunların çözüleceğini neden söylüyorlar?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

12 Haz '16 13:04

Doğru tespitler.

CEVAPLA
Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 15 kez açıldı, 3 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
18 May '16 17:00
Tasarruf mu Haraç Mı? 

1987 yılında çalışanların ücretlerinden kesintiye giderek oluşturulan konut edindirme yardımı, çalışanların ücretlerinden yapılacak kesintilerle oluşturulan fonla, emekliliklerinde kolayca konut almalarını sağlamayı amaçlıyordu. 1995 yılında Tasarruf Teşvik Fonuna devredilerek sonlandırılan KEY ödemeleri 2008 yılına gelene kadar ödenmemişti.

1 Ocak 2013 tarihinden itibaren Bireysel Emeklilik Sistemine katılanlara verilen %25 devlet katkısı benzer bir amacı güdüyordu. Bireysel Emeklilik sistemine katılım, tasarruf yapılmasını teşvik. Nasıl ödeneceği bir sürü şarta bağlı olan bu destek yeterli olmamış olacak ki hükumet Bireysel Emeklik Sistemine katılmayı şart koşmaya hazırlanıyor. İlk altı ay çıkamayacağız ücretlerden kesilecek 100 TL'lik kesintilere 25 Tl devlet katkısı verilecek, sistemden  6 ay sonunda isteyen çıkabilecek. Basına yansıdığı kadarıyla konuşulan sistem bu.

Bireysel Emekliliğin ne kadar getirisi olduğu, Türkiye'de tasarruf oranlarının dünyanın ne kadar gerisinde olduğu tartışmaları bir yana, çalışanlardan zorla kesintiye gitmek ve bunun büyük çoğunluğunun faizli sistemde işletilecek olması başlı başına büyük bir sorun. Şimdilik sistemden çıkmak mümkün, bir süre sonra belli ki sisteme katılımı zorunlu hale getirecekler. Milyonlarca ücretli çalışan temel enstrümanı faiz olan bir sisteme dahil edilmesi, birkaç yıldır adını sıkça duyduğumuz Faiz Lobisi'ni mutlu edeceğe benziyor.

İkinci tasarruf  ve teşvik modeli çeyiz hesabı. Bir bankanın tanıtım yazısında anlatıldığı haliyle "Vadeli mevduat hesabı niteliğinde olan Çeyiz Hesabı, avantajlı faiz oranları ve %20’ye varan devlet katkı modeli ile bugünden birikim yaparak evlilik döneminde rahat etmek isteyen henüz evlenmemiş ve 24 yaşını doldurmamış gençler ve çocukları adına Çeyiz Hesabı açarak biriktirmeye başlamak isteyen aileler için cazip bir ürün olarak öne çıkıyor." Sisteme dahil olmak isteyenler 3 ila 5 yıl arası vadeli hesap açarak aylık ya da dönemsel ödemelerle yatıracakları tutarlara devlet %20 katkı sağlayacak. Peki tam olarak böyle mi?

Alınacak devlet desteği şöyle anlatılmış. "36 ila 47 ay olanlar için, hesaptaki birikim tutarının yüzde 10'udur. Ancak, ödenecek tutar 4.223,20 Türk Lirasını geçemez. 48 ila 59 ay olanlar için, hesaptaki birikim tutarının yüzde 15'idir. Ancak, ödenecek tutar 4.751,10 Türk Lirasını geçemez. 60 ay ve üzeri olanlar için, hesaptaki birikim tutarının yüzde 20'sidir. Ancak, ödenecek tutar 5.279,00 Türk Lirasını geçemez" Tabi bunun için ilk evliliği 27 yaşını geçmeden yapmak şart. Eğer yapılmadıysa 5 yıl birikim (faizli hesapta aylık para yatırarak ) yapmış olsanız bile devlet katkısı alamıyorsunuz.

Türkiye dünya ortalamasının çok altında bir tasarruf oranına sahip. Bu sorunun üstesinden gelinmesi gerekiyor. Fakat bunu yaparken milyonlarca insanı faiz sistemine kimi zaman zorla kimi zaman da tam açıklamadan dahil etmek biraz kolaycılığa kaçıyor.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir