Türkiye Aktivitesi
1640 ziyaret
1 online
Ferit Çaydangeldi
Hakkında henüz bir şey yazmadı.

Türkiye Puanı

885 puan Yeşil Kalem

Derecesi

14 [Toplam 1578 kişi]

Türkiye
Tümü(36)
Ferit Çaydangeldi yazdı, 3 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
26 Eki 16 18:00
Fotoğraf

Odaklanmak, ayrıntılardan kurtulmak. Sadece önem verdiklerini almak. Işte fotoğraf çekmek bunun için tutkulu.

Kameranı aç ve sadece güzel olanı, kusursuz olanı kadrajla. Başkasının iğrenç zannettiği şeydeki güzelliği yakala. Her gün yanından geçip gittiğin ot, çalı çırpıda birkaç makro fotoğraf çek. Orada yaşıyan böceklerin boyutunda imiş gibi gör.

Sen de fotoğraf tutkunu olacaksın.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Ferit Çaydangeldi yazdı, 26 misafir olmak üzere 32 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
9 Ağu 16 18:00
Fethullaçı Terör Örgütü İstanbul'da Deprem Yapabilir mi?
37b47564f3f24a5306a5cd9b0244e9e21470746434

37b47564f3f24a5306a5cd9b0244e9e21470746434Bazı şeyler arka planlarda, kulislerde, kişilerin arasında konuşulur sonra fazla ilgi görmeden unutulur gider. Aradan uzun zaman geçtikten sonra bunların arasından doğru olanlar fark edilerek hatırlanır.

İhlas Finans'ın batırılması sürecini yakinen görmüş, o sırada söylenilenlerin hepsinin manasını eylemi gerçekleştirdiklerinde anlamıştım. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası da aslında bazı işaretlerin bariz bir şekilde tehlikeyi haber verdiğini ancak medyada yeterince ilgi görmeyerek unutulduğunu fark ettik.

Şimdi ülkemizin yeniden böyle bir duruma gitmekte olduğunu hissetmeye başladım. Yanılmış olmayı çok arzuladığım halde bunu yazmaktan kendimi alamıyorum.

Terörist başının ve yardımcılarının açıklamaları, Fransa'nın Marmara Denizi altında fay araştırmaları ile ilgili Kandilli Rasathanesi ile ters düşen raporu ister istemez FETÖ'nün Fransa işbirliği ile İstanbul'da depremi tetikleyecek bir faaliyette bulunacağı tehlikesini düşündürüyor.

556f14c1ac823c85217cb70198f23cde1470746598

Bununla ilgili bulduğum bir yazı şüphelerimi güçlendirdi ve bu konuda tedbir alınıp alınmadığına dair ciddi endişe ve merak hasıl oldu. Karşımızda başarısız olunca kahpelik yapabilecek adi ve şerefsiz düşmanlar olduğu için her türlü ihtimal gözetilmeli. Bu hainler binlerce sivil ve masum insanı öldürmekten hiç rahatsızlık duymayacaklarını yakın zamanda bize gösterdiler. Eğer imkanları olursa ki; teknik olarak mümkün olan bir şey, ne Fransızlar ne de FETÖ'cüler bu şerefsizliği yapmaktan çekinmez.

Link

Yukarıdaki linkte yazılanlar inşallah yanlıştır ve ben yanılırım.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
12 Ağu 17:00

Yapamazlar Allah'ın izni ile. Yaparlarsa da ölürüz n'apalım? Gerçek gündemimizden bizi uzaklaştırıyorlar. Sıla, Hakan Şükür, Yapay Deprem derken uğradığımız zulmü unutuyoruz. Bu adamlar bize kurşun sıktı. Önce o işi bir halledelim.

09 Ağu 21:07

Bu ayki Bilim ve Teknik dergisinin kapak konularından birisi Yapay Depremler.

Ferit Çaydangeldi yazdı, 593 misafir olmak üzere 606 kişi beğendi, 41 yorum yapıldı.
22 Tem 16 14:00
İhlas Finans'ı Fetö Batırdı
ed8c32ae3c2225b5714d19fa73c119601469177708

ed8c32ae3c2225b5714d19fa73c1196014691777081997 yılında Türkiye'de en çok konuşulan şirketlerden birisi İhlas Holding'ti o kadar hızlı büyüyordu ki bir an önce müdahale etmek gerektiğini düşünen kişilerin sayısı oldukça fazlaydı. Eğer geç kalınırsa Türkiye'nin en çok satış yapan gazetesine sahip, en hızlı büyüyen şirketi olan İhlas Holdingi durdurmak daha da zor olacaktı. Kia fabrikasının temeli atıldığı halde, kurmasına siyasiler engel olmuşlardı. Bu kadarı yetmiyordu. Oldukça zeki pek çok hain ekonomist bu şirketi bitirme planları üzerinde çalışıyordu. Sonunda çok sinsi bir plan kurdular. İhlas Finans sızma ve hançerleme noktası olarak seçildi.

158136e62336f08a17283ca74f628e281469177075Ülkemizde pazara hakim yalnızca 2 tane katılım bankası vardı ve mevduatların %80'i İhlas Finans'taydı. O sırada Asya Finans'tan haksızlığa uğradığını söyleyerek mazlum görünümlü teröristler İhlas Finans'a iş başvurusu yaptı. Her tür şartı kabul eden çok iyi etiket ve kariyer sahibi bu teröristler çok çalışarak etkili noktaları ele geçirdi. Zamanı geldiğinde de İhlas Holding'in önlenemez büyümesinden çok rahatsız olan Mesut Yılmaz, Demirel ve Genel Kurmay'ın yardımı ile bir miktar da parasını çalarak İhlas Finans'ı batırdı. Bu teröristlerin yaptıkları hizmetten dolayı tüm müşterilerinin hesaplarını devlet güvencesine alarak Asya Finans, BankAsya'ya dönüştürdüler. Bu dönemden sonra BankAsya o kadar çok büyüdü ki... Yıllar sonra Latif Doğan gerçekleri burada anlattı  http://www.sabah.com.tr/gundem/2016/06/24/ihlas-finansi-feto-iflas-ettirdi# .

41aeae8469ea4ce50255effe24ae88681469177105Büyük bir karalama kampanyası ile hem İhlas Holding'e hem de Enver Ören Bey'e saldırdılar. Bu karalamaya dönemin tüm medyası alet oldu. Teröristler İhlas Finans şubelerinin önüne kendi haber ajansları ile gidip bağırarak provokasyon yaptı. Görüntüleri hemen medyaya dağıttı. Çok ses çıkarttığı için içeriye davet edilen ve hesabını kapatmakta öncelik verileceği söylenen kişilerin hiç alacakları olmadığı öğrenildi.. Eee tabi.. tüm paraları henüz banka olmamış Asya Finans'taydı.

Adamların işi sızmak ve yıkmak... Boşuna Sızıntı okumuyorlar...

ee5a84d6de8b7f104591a565035ba22d1469177176Herkes İhlas Holding'in paralarını çaldığını zannetti.. Kimse neden kaçmadıklarını, neden küçüldüklerini, merkez binalarının bile yarısını satarak kanunen hiçbir zorunlulukları olmadığı halde ödeme yaptıklarını düşünmedi. İhlas Finans batmadan önceki ve sonraki İhlas Holding arasındaki devasa farkı görmemek mümkün değil. Türkiye Gazetesi Hastanesi'nde, kaplıcalarında, İhlas Finans'ta FETÖ yüzünden batan paralarının karşılığının hizmet olarak sunulması, tüm mudilerin hesaplarının o günkü kur ile Amerikan dolarına dönüştürülmesi, her toplantıda ödemelerin tamamlanması için gayret içinde olmalarına fazla dikkat edilmedi. Ekonomik olarak uygulanan ambargolara rağmen büyük ölçüde ödeme yapıldı ve her fırsatta ödeme programını başlatma derdindeler.

Enver Bey, oğlu Mücahit Bey'e ödemeleri tamamlamasını vasiyet etti. İnşaallah yakın gelecekte tüm borçlarını ödeyerek itibarlarını geri kazanırlar.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
11 Ağu 21:15

Misafir

Çünkü müslümanın parasını bir yere topluyorlar ve batırıyorlar.müslüman asla aldanmaz.

11 Ağu 21:08

Misafir

Finans faizsiz bankacılık bir Yahudi oyunudur.müslüman kardeşim dikkat et.

Kolağası Aşikar Bey yazdı, 1 kişi sahiplendi, 5 misafir olmak üzere 9 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
8 Nis 16 22:00
Fbı Redhack İlişkisi

Aslında eski bir haberden yola çıkıyoruz. Yusuf Özhan'ın (link) hatırlattığı ve uzun zamandır “twitter”dan da anlattığı bir konu aslında. Unutmamak için attım fava, derli toplu bir yerlerde dursun diye de buraya yazıyorum, ayrıca dikkat çektiği önemli bir nokta daha var, ona da en son değinelim.

Kısaca anlatırsak, ABD'de 2011 yılında bir "hacker" yakalanıyor, Sabu mahlaslı, Hector Xavier Monsegur. Stratfor sızdırmalarından aranan önemli biri. Yakalandığı anda da işbirliğine hazırım deyip FBI tarafına geçiyor, 26 yıl ceza istenen biri iken yaptığı çalışmalar sonucu çok cüzi bir hapis cezası (7 ay) çekip salıveriliyor. İşbirliği sırasında hem bütün bilgilerini/bildiklerini açıyor, hem de FBI ile ortak operasyonlara başlıyorlar. Bu operasyonlara dair resmi açıklamalarda aranan diğer "hacker"ların yaptıklarını itiraf ettirmek ve yöntemlerini öğrenmek yoluyla haklarındaki davaların güçlendirilmesini sağladığı, ilaveten de kimliklerinin tespit edilmesine yardımcı olduğu söyleniyor. Ancak resmi açıklamalarda dahi ilginç bir ipucu var, yabancı bir devlete siber saldırılar yapan birisinin rolünü ortaya çıkardı deniliyor. Resmi olarak daha detaylı bir bilgi yok bu konuda.

Şimdi olayın diğer tarafına bakalım, bu herifin yakalattığı en önemli "hacker" Jeremy Hammond. 10 yılla cezalandırılıyor, stratfor belgeleriyle ilgili olarak. Diyor ki Jeremy Hammond, evet yaptım ama diğer ülkelerle ilgili siber saldırılarda (Türkiye, Brezilya, İran) bilgileri bana Monsegur verdi ve bu operasyonlar FBI gözetiminde yapılıyordu. Çok sallayan olmuyor garibanı.

Başka bir yere gidelim şimdi. 2012 yılında Redhack grubunun yaptığı saldırılar. Şu haberde Redhack'in gerekli bilgileri, hazır şekilde, Monsegur'dan ve Hammond'dan aldığına dair açıklamalar var (link), şu linkten de aralarında yaptıkları konuşmanın dökümünü görebilirsiniz, bizim "redhack"cinin kötü ingilizcesiyle birlikte (link). Kısaca özetlersek Monsegur Hammond'u tanıtıyor ve “hack”lenen siteleri bizim acar hacker "redhack"cilere hap gibi veriyor. Söylemeye gerek var mı bilmiyorum, bu tarihler Monsegur'un çoktan yakalanmış ve FBI ile çalışmalara başlamış olduğu tarihler.

Şimdi başta söylediğimiz ilginç noktaya gelelim. Monsegur'un bütün yaptıklarını anlatıp kendisinin salıverilmesini hükümet adına isteyen bölge avukatı kim olsa beğenirsiniz, Preet Bharara. İlgili doküman da burada (link). Turkiye’deki sitelerin “hack”lenmesi sonucunda alınan bilgilerin FBI’nin sunucularında saklı olduğunu da belirtelim son olarak.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Ferit Çaydangeldi yazdı, 6 misafir olmak üzere 12 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
1 Nis 16 18:00
Dikkat Edin Siz de Yanmayın... 45G ile Faturalar Uçacak

Daha önceki bir yazımda daha uyardım. Şimdi kıyım başladı. Bu ay onbinlerce kişiye arabasını satarak bile ödeyemeyeceği kadar yüksek cep telefonı faturası gelecek. Bu kişilerden birisi de siz olabilirsiniz.

Bu gizli olmayan aşikar bir bilgi olduğu için vatandaşın itirazı haksız bulunabilir. Tüm operatörlerin web sayfalarında bildirilen şu andaki fiyatlar baz alındığında cep telefonunuz ile oyalanması için Youtube'daki videolarda gezen bir çocuk bir kaç saat içerisinde kolayca ₺50.000 fatura oluşturabilmektedir.

Hemen telefonunuzun veri kullanımını sınırlayın ya da kan emicilerin birkaç bin kişiyi yaktıktan sonra doymasını ve makul fiyatlara dönmesini bekleyin.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
04 Nis 02:28

Yazınıza güncel bir yorum yapayım. "Panama Papers" belgelerine bakacağım diye kotanızı boşa harcamayın. Haber sitelerinden, gazetelerden falan takip edin. Sonuçta İzlanda'da hükümeti siz kurmayacaksınız :D

Ahmet Lalbek yazdı, 1 kişi sahiplendi, 3 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
30 Mar 16 22:00

Ahmet Lalbek

Puan: 634

Şeytan Şeytanîler ve Elektron

"Bu nasıl başlık?" dediğinizi duyar gibiyim. Evet bence de öyle; çok ilginç değil mi?

Malûm; Atomun derinlerine inipte fiziği Kuantum (parçacık) boyutu ile ele aldığımızda, klasik fizik yasalarıyla izah edemeyeceğimiz olağanüstü (en azından insanoğlu'na öyle gözüküyor) olaylarla karşılaşırız. Klasik mantıkla açıklanamadığı için, atomaltı dünyasında olup bitenler ancak "Belirsizlik İlkesi" ifadesiyle izah edilmeye çalışılmaktadır. (Şimdilik çok fazla detaya girmeyeceğim; inşaallah başka yazımda)

İşte atom altı parçacıkların en ilginç olanlarından biri de şüphesiz "ELEKTRONLAR" dır. Elektronların bir çok sıradışı özelliği var.

Bunlardan en ilginç bulduğum bir tanesi şu :

Elektronlar, aynı anda birden fazla yerde bulunabiliyorlar. Nasıl yani?

Düşünün ki, bir şahıs amcasıyla; mesela bir çay bahçesinde sohbet ederken, Avusturya'dan kendisine bir telefon geliyor. Telefonda ki kişi kim olsa iyi; çay ocağında sohbet etmekte olan amcası. Sübhanallah! Telefonda konuşurken, daha ne olduğunu dahi anlamadan ikinci (diğer) telefonu da çalıyor; telefonda ki ses "Salih nasılsın? ben amcan; Tarık amcan, diğer telefonun meşguldü de bu numaradan aradım." deyince, Salih'in gözleri masada oturan Salih amcasına dikiliyor, korku ve panik içinde çaresizce ayağa kalkıyor, telefonları masaya bırakarak telefonlardaki ve masadaki üç adet Tarık amcasının hiçbirine birşey söylemeden çekip gidiyor. Tam bahçe kapısından çıkacağı zaman içeriye biri giriyor ve Salih'i görünce, "Salih! amcanı aramaz oldun kerata; bari face'ten görüşelim; unutma! yeni hesabım Tarık..."

Evet; yukarıda daha iyi anlaşılsın diye kaleme aldığım hikâye, bizim şu an itibariyle algıladığımız klasik, atomüstü fiziki evren kanunları için, bir "bilimkurgu" niteliğinde olabilir, ancak bunlar atomaltı parçacıklardan olan elektronların fiziki varlığında, atomun ve evrenin varoluşundan beri (Big bang- yaklaşık 13.5 milyar yıl önce ) yaşanmaktadır.

Şimdi sıkı durun! bakın konuyu nereye getireceğim.

Hani, dünyayı karışıranlardan bahsediyoruz ya! Hani onlar, dünyanın dört bir yanında inananlarla mücadele ediyor, insanları birbirine düşürüyor, kurdukları şeytanî düzen ve "Ben Merkezli (BM)" örgütlenmelerle yeryüzünde fitne ve fesat çıkarıyorlar ya; hani onlar, "hakka batıl, batıla ise hak" mührü vurmaya çalışıyorlar ya; onlar insanlara "1.000 yıl" kesintisiz zulmedeceklerini ilan ediyorlar ya; biz de merakla, "Yahu! Şeytan, bu kadar Şeytanî'ye nasıl yetişiyor" diyoruz ya; Nasıl olsun? İşte tam da yukarıda örneklediğim "Tarık Amca" gibi...

Şeytan, şeytan oldukça, İnsan'da şeytana meyilli oldukça; O Şeytan herkese yetişir, kimse merak etmesin.

Bu arada; bazıları "görmediğime inanmam" diyor; "Bre adam; Bilimsel tespitlere göre, evrenin yaklaşık % 4.5'i görülebilir maddeden oluşurken, % 95,5'i ise görülemeyen Karanlık Madde'den oluşuyor".

Sen neyin hesabındasın?

Ne yapalım, kafa işte; 4,5'lik.

Ahmet LALBEK

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Ferit Çaydangeldi yazdı, 12 misafir olmak üzere 15 kişi beğendi, 6 yorum yapıldı.
23 Mar 16 05:00
Apple Yine Saçmaladı!

Apple şirketinin düzenli aralıklarla yaptığı lansman sunumları ilgiyle takip ediliyor. Dün akşam yapılan sunum yine aynı ilgi ile takip edildi ise de iPhone 7 ve Apple Watch2 tanıtılmasını bekleyenler büyük hayal kırıklığına uğradı.

Yeni tanıtılan iPhone SE’nin pek beklenen telefon olmadığını söylemek mümkün. Sanki Steve Jobs’un tek el ile kullanılan küçük ekranlı telefon takıntısına gönderme yapılmış gibi duruyor. Yine 16GB ve 4k video çeken saçma sapan bir telefon sunarak kullanıcıları ile dalga geçen Apple, iMovie programını kullanarak 4k videoları iPhone SE ile düzenleyebileceğimizi söylemekten de geri durmadı. link yazımda anlattığım gibi birkaç program kurulduğunda 5 dakika civarında kayıt yapabilen telefona iMovie de yüklediğimizde düzenleyecek bir videoya sahip olamayacağız. Aslında madem ekranı küçülttüler bari 8GB adında 5,5GB kapasiteli telefon ve 8k video çekebilen kamera koysalardı kullanıcılara hakaret etme amaçlarına daha rahat ulaşırlardı. Şimdi hiçbir program ve e-posta hesabı kurmayarak birkaç dakika video çekebilenler çıkacaktır.

Apple, zamanında iPod nano ile saat yapan şirketi takip edemediği için iWatch ismini tescillemekte geç kaldı. O yüzden pahalı saatimizin ismi Apple Watch. Oldukça kalın olmasına rağmen iyi bir pil ömrü sunamayan saatin yeni versiyonunu bekleyen milyonlarca insan var. Pek çok kişi de yuvarlak ekrana sahip bir saat için şirketi takip ediyor. Retina ekranı ile şu anda dahi tüm diğer akıllı saatlerin ilerisinde olan Apple Watch bize malesef yeni bir saat değil, “yeni, efsanevi, mükemmel” kordon sundu. Bu zorlama güncelleme için de yaptığı her işe hayran olmak orunda olduğumuz şirkete şükranlarımızı sunmalıyız.

Gelelim iPad Pro’ya. Her zaman Apple’ın en iyi yaptığı ürünün tablet olduğunu düşündüm. iPad’in çantaya sığmayan Pro 12,9” versiyonu çok başarılı kalem ve klavye destekleri ile birlikte 9,7” boyuta düştü ve çok ta güzel oldu. Yine eğer birkaç haftada yer açmak için program silmeye başlamak istemiyorsanız 32GB versiyonu almanızı önermem. Adına Pro dedikleri halde 16GB versiyon yapmaya utanmış olabilirler mi? Bence kesin hiç satamayacaklarını ve ellerinde kalacağını düşündükleri için 32’den başladılar. Apple’a kızacağıma bu çok başarılı ürün için teşekkür ve tebriklerimi sunmalıyım.

iMac, Macbook ve Macbook Pro ürünlerinde güncelleme yapılmayan lansmanda başarısız modül ResearchKit ve onun yeni çıkan kardeşi CareKit için oldukça uzun bir zaman ayrılmıştı. ResearchKit ilk tanıtıldığındaki programlara pek bir ilave olmadı. Oldukça başarısız bir platformdu. Kaldırılması gerekiyordu ancak bunu gururuna yediremeyen şirket, sanki modül çok başarılı olmuş ta amacını bile aşarak hastaların tedavilerine de katkıda bulunmuş gibi bir de CareKit modülünü sundu. Bu kitleri çıkartmak Apple için oldukça basit, programları başkası yazacak apple övünecek. iPhone’un kamerası ile nabız ölçen program yapıldığı zaman akıllarına geldiğine inandığım modüllerin geleceğinin fazla olmadığını düşünüyorum. İki yıldır parkinson, astım, cilt kanseri… başka fikir de bulamadılar. Bu hastalıklarda da klinisyene ve hastaya faydası oldukça sınırlı kaldı.

Tanıtım oldukça küçük bir topluluğa yapıldı ancak canlı olarak milyonlarca kişi tarafından takip edildi. Apple Watch’un yeni kordonlarının kimseyi heyecanlandırmadığını fark eden Tim Cook’un “aslında bu çok güzel, çok harika değil mi?” demek zorunda kalması sunumun en eğlenceli kısmıydı.

Apple’ın Eylül ayında iPhone7 ve Apple Watch 2 çıkartması çok yüksek bir ihtimal. Bu ürünleri almak için bekleyenler birkaç ay daha sabretmek zorundalar.

iPhone 5C gibi yanlış bir ürün çıkarttığını düşündüğüm Apple şirketi adına 16GB dedikleri 11 GB’lık küçük ekranlı iPhone SE ile kesinlikle saçmaladı.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
24 Mar 22:37

Mutsuz

Puan: 87

dediğim gibi şuan için çok etkileyici bir özellik beklemek saçma olacak dediğim gibi "her sene bir ürün çıkaralım da" mantığındalar. Apple fanlarını bilirsiniz ürün çıkmadan sipariş beklerler uzun kuyruklar oluştururlar.Bu da onları tatmin ediyr bnce

24 Mar 01:07

iPhone7 için çok etkileyici bir özellik ekleme ihtimalleri düşük. Yeni bir tasarım 256GB versiyon dışında ne yapacaklarını çok merak ediyorum.

Ferit Çaydangeldi yazdı, 8 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
9 Mar 16 05:00
45G Geliyor Ama

4,5’uncu nesil mobil internet ile tanışmamıza az kaldı. Uzun bir süredir 3’üncü nesil mobil internet ile her türlü işimizi görüyoruz. Gerçekten mobil internetin hızlanmasına ihtiyacımız var mı?

Ülkemizde 2009 yılında kullanıma sunulan 3G, 1998 yılında Japonya, 2002’de Amerika Birleşik Devletleri, 2003 yılında ise Avrupa Birliği üyesi ülkelerde kullanılmaya başlanmış. Bu internet servisi bize 2 Mbit/s ile 14,4 Mbit/s veri hızı taahüt ederken biz yalnızca güneşin yeni doğduğu, her kesimden kimsenin genellikle uyuduğu sabah saatlerinde yüksek hızlı internet kullanabildik.

3’üncü, 4’üncü, 5’,nci nesil bağlantı teknolojileri yalnızca bize en yakın baz istasyonu ile mobil cihazımız arasındaki haberleşmeyi sağlamaktadır. Baz istasyonu kendisine gelen internet bandını bağlantıda olduğu mobil cihazlara paylaştırmaktadır. Eğer çok sayıda cihaz yüksek hızda veri talep ederse baz istasyonu bunu karşılayamamakta ve her kullanıcıya düşük hızda veri göndermektedir.

Baz istasyonlarına yüksek hızda veri taşıyabilmek fiber kablolarla mümkündür. Malesef ülkemizde başka şirketlerin fiber kablo döşemesine engel olan tek tekelom bir şirket kendisi fiber ağını yeterince büyütmemiş, kendi lüks ve zevkine yatırımı daha mantıklı bulmuştur. Şimdi fiber gücünün mobil cihazlarımıza ulaşacağını anlatsa da baz istasyonlarının büyük kısmı bu hizmeti sunamamaktadır. Biz istediğimiz kadar büyük bir boruyla şebekeye bağlanalım eğer barajlar boşsa yine suyumuz akmaz.

Şimdi 4,5G için çok heyecan duymamız gerekiyormuş gibi reklam kampanyaları yürütüyorlar. En çok kullandığımız zamanlarda 14,4 Mbit/s hızı bize bir türlü sunamayan 3’üncü nesil baz istasyonlarına 4,5’uncu nesil antenleri bağlayacaklar ve biz yalnızca sabah namazından sonra çok hızlı internet göreceğiz. Seçtikleri istasyonlara çok hızlı internet ulaştıracak ve oralarda hız testleri yaparak bizi problemin onlarda değil bizde olduğuna ikna edecekler.

4,5 G servisi hizmet vermeye başladığı zaman gerçekten mobil internetin çok hızlanacağını kabul etsek bile buna gerçelten ihtiyacımız var mı? Bunu Turkcell firması şu şekilde cevaplamış;

“Çok daha hızlı internet: 4.5G teknolojisi ile, kullanılan cihazlara göre değişmekle birlikte, veri indirme hızı 100-150 Mbps’ten başlayıp 375 Mpbs* seviyelerine çıkabilecek. Örneğin, 2GB büyüklüğündeki bir HD film yaklaşık yarım dakikada indirilebilecek.

HD kalitesinde film, video ve dizi izlenebilecek.

Düşük gecikme süresi ile kesintisiz ve daha keyifli oyun deneyimi yaşanabilecek.”

375 Mbit/s !!! müthiş bir hız. Ama teorikte tabiki. Bu kadar yüksek hıza bazı USB flash bellekten kopyalama sırasında bile ulaşılamaz.

Peki ben bu hızla ne yapacağım? 2GB boyutunda bir filmi telefonuma mı indireceğim? Neden? 3G nin doğru düzgün çalıştığı bir şebeke ile aynı filmi online olarak izlerim. Sınırsız internet bağlantıları sayesinde kim artık film koleksiyonu yapıyor ki?

HD kalitesinde film, video ve dizi zaten 3G ile izlenemiyor mu? HD den kastınız 4k ise zaten yeterli içerik ve 4k mobil ekran yok. HD, FullHD bana daha birkaç yıl daha yeter. Bunu da 3G (gerçek anlamda çalışan) rahatlıkla sağlar.

Oyun deneyimi demiş… Oyunların tamamı 5Mbit/s hıza sahip bir internet ile hiçbir takılma ve gecikme yaşamadan çalışır. Bana kaliteli bir 14,4 Mbit/s hız ver yeter.

Ben o kadar hızlı mobil internete gerçekten ihtiyacım olduğunu düşünmüyorum. Yeterli hız diye bir sınır vardır. Bu da HD videoyu, görüntülü görüşmeyi, her türlü online oyunu sorunsuzca sunacak 10Mbit/s ciavrındadır. En kötü araba bile saatte 160km hıza çıkabileceği halde araçlarımızı genelde 50 – 120 km/s arasında kullanırız. 450km/s hızla gidebilen bir arabaya neden ihtiyaç duyalım ki?

Şimdi yazımın 3’üncü kısmına geçiyorum. 1’de 4,5G’nin idda ettiği kadar hızlı çalışmayacağını, 2’de ise o hızı sunsa bile ihtiyacım olmadığını yazdım. Şimdi ise asıl ihtiyacım olan şeyin hız değil toplam veri miktarı olduğundan bahsedeceğim.

Türk Telekom, 4,5G’ye geçiş yapanlara 1GB internet hediye edeceğini yazmış. Çok teşekkür ederim ama, verdiğin hediye bu hızla bana yalnızca 15 saniye yeter!!! Bu, çok yakıt tüketen bir arabaya benziyor. Bana yakıt vermedikten sonra çok yakan bir spor arabayı neden veriyorsun? Elimdeki kısıtlı yakıtı tüm işerimi görebilecek kaliteli ve kompakt sınıf bir araba ile çok daha verimli kullansam?

İnternet hızlı olduğu için Youtube’dan açtığım bir videonun ilgimi çekip çekmeyeceğini anlayana kadar tamamı en yüksek çözünürlükte inecek, görüntülü görüşme başlatırsam en yüksek kaliteden çalışacak ve çok hızla kotamı bitirecek. Bir film açarsam daha başlangıç jeneriği birmeden tamamı inmiş olacak ve belki de aslında istediğim filmin o olmadığına karar vereceğim. Bu şekilde birkaç filmi açıp kapatsam tüm kotamı tüketeceğim. Kotanın tükenmesi ise çok çok tehlikeli bir uçurumdur.

Turkcell, Türk Telefom ve Vodafone mobil interneti fazla kullananları öyle bir cezalandırıyor ki…

Mobil data paketiniz bitmeden önce bir mesaj alıyorsunuz, size;

“Mobil veri limitiniz dolmak üzeredir limitiniz aşıldığında 1kr/Kb olarak ücretlendirilecektir” diye bir mesaj gelir.,

Ne kadar makul değil mi? Yalnızca 1kr.

Biraz matematik yapalım mı?

1Kb=1kr ise 1MB=1000Kr (10 TL)

1GB = 10.000 TL

Bir araba parası cep telefonu faturasını 3G hızıyla bile bir gün içerisinde elde etmek çok kolay. Eğer aynı fiyatlandırmaya devam edeceklerse (4,5G’ye geçene yalnızca 1GB hediye etmeleri buna işaret ediyor.) yeni nesil “hızlı” internetimiz ile dakikada 20.000 TL fiyatında indirme hızı ile ülke bütçesinin ödeyemeyeceği bir fatura oluşturmak bir haftadan az zamanımızı alacaktır.

Eğer internet paketiniz devreye girmediyse akıllı telefonunuzu açtığınız anda yalnızca saatin kaç olduğunu kontrol etmesi 5 TL’ye mal olmaktadır. İnternet paketleri ile paketsiz kullanım arasında 1000 kat fark olması kötü niyetli olduklarının güçlü bir kanıtıdır.

4,5G’yi de 5G’yi de istemiyorum. Kağıt üzerindeki ütopik 375Mbit/s’yi bırakın da becerebiliyorsanız 3G’nin her zaman 10Mbit/s’nin üzerinde olmasını sağlayın ve 100GB data kullanım hakkı verin.

Evimdeki fibernet bağlantımı kapatırım…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
09 Mar 07:40

Misafir

Çok haklısın başkan. İhtiyacım olmayan şey reklam ediliyor, reklam ettiklerini de veremiyorlar ya da ben alamıyorum. Saçmalığın dibi... Hakikaten 3G nin hakkını versinler yeter

Aykut Giray yazdı, 1 kişi sahiplendi, 6 misafir olmak üzere 14 kişi beğendi, 9 yorum yapıldı.
27 Şub 16 21:00

Aykut Giray

Puan: 418

Erkekleri Hadım Edelim!!!

Aslında yazmaktan çok okumayı severim. Çünkü yazma konusunda yetenekli değilim. İnternette birçok yeri takip etmeye çalışıyorum. Geonalist’i de bu nedenle takip ediyorum. Çünkü bazen gizli cevherlere bu gibi sitelerde denk gelebiliyorsunuz. İsmini ilk kez duyduğunuz yazarlar, kafanızda bir şimşek çakılmasına veya ufkunuzun genişlemesine vesile olabiliyor. Her ne kadar yeni üyesi olsam da Geornalist’te de böyle yazan ve kendilerini heyecanla takip ettiğim yazarlar var. Ama yazıların çoğunluğu -üzgünüm ama- çok sıradan ve anlamsız. Bazıları da var ki, günlük olaylardan nemalanmak amacından başka bir derdi yok.

Bu tarz yazılara özellikle taciz/tecavüz gibi olaylardan sonra artış gösteriyor. Ve bu yazıların çoğunu da erkekler yazıyor. Ama çoğu da bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan, birkaç tane daha fazla ‘like’ alabilmek için yazılmış. Bıraksan; ‘Bizim gibi duyarlı olanlar hariç, tüm erkekler hadım edilsin!’ diyecekler.

Niyetim, burada kimseyi rencide etmek değil. Ancak sözü edilen hadiseler dünyanın her yerinde ve çoğunlukla gelişmiş ülkelerde daha fazla yaşanan olaylar. Bunu söyleyerek, aşağılık insanların işlediği bu suçları sıradanlaştırmıyorum. Çocuklara, kadınlara, hayvanlara işkence eden/tecavüz edenlerin direkt idam edilmesini istiyorum.

Ama burada kendi toplumumuza bu kadar haksızlık yapılmasına itiraz ediyorum. Sanki bütün kötülüklerin merkezi burasıymış gibi yazılar yazılmasını kabul edemiyorum. Dünyada, özellikle Güneydoğu Asya’da çocukları fahişelik yapmaya zorlayan -üzgünüm ama bunu söylemek zorundayım- piyasayı ayakta tutanlar çok gelişmiş beyazlardır. Tabi ki bizim toplumumuzda sütten çıkmış ak kaşık değil ama kendimize bu kadar da haksızlık yapmayalım. Öyle hemen gaza gelmeyelim.

Son sözümde bu tarz yazıları yazan arkadaşlara: Erkekliğinizden utanmadan, kadın olmanın zorluklarına dikkat çekmeden önce biraz araştırma yapın. Dünyada bu konularda yapılan çalışmalar ve bu çalışmaların sonucunda yapılan istatistikler var. Bunları ‘Wikipedia’da bile bulabilirsiniz. Yukarıdaki istatistikte oradan alınmıştır. Tablo şaşırtıcı gelebilir. Birkaç ‘like’ uğruna gaza gelmeyin.

Yine tekrar ediyorum. Bu suçları işleyenlere en ağır cezalar -bence idam- verilsin. Ama bir şey yazacaksak birazcık araştırma yapalım lütfen. Bu arada yazıyı eleştirecek olanlara bir tavsiyem var. İlk taşı en günahsız olanınız atsın. Olur mu?

-Bahsettiğim Wikipedia sitesinin linki: link

-Bugünkü Sabah gazetesinde yer alan dünya tecavüz raporunun linki: link

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
28 Şub 23:42

Hattta, kapitalizmin kökeninin bile Çin'e dayandığını gösteren çalışmalar var. Ayrıca bu gelişmişlik/gelişmemişlik konusu çok derin. Kime göre neye göre. Oraya hiç girmeyelim.

28 Şub 23:36

Memleketimizde sosyal bilimlerin gelişmesindeki en büyük engel de bu kısımdır. Geçen yüzyıldan kalmış kalıplara sığınılır. Örneğin, 'Şark Despotizmi' gibi. Ama son zamanlarda yapılan çalışmalar bunun böyle olmadığını gösteriyor.

Ferit Çaydangeldi yazdı, 8 misafir olmak üzere 13 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
15 Şub 16 05:00
İphone'u Gerçekten Seviyor Muyuz?

Sonunda 5dk bile video çekemeyecek kadar küçük hafızalı iPhone ve iPad'ler için tepkiler duyulmaya başladı.

16GB hafızası olduğu iddia edilen iPhone'lar 3,3GB'ının işletim sistemi tarafından işgal edilmesi ve cihazın gerçek kapasitesinin 14,4GB olması nedeni ile hiçbir program kurulmadığı zaman 11,1GB kullanım alanı sunmaktadır. Bu durum nedeni ile 2014'ün son aylarında dava açılması link Apple şirketinin müşterilerine karşı dürüst olmasını sağlayamadı.

Şimdi adı 16GB olan 11GB'lık iPhone 6s 4k video çekebilen bir kamera ile satılıyor.

4k video çekebilecek kamera için bu hafıza...

El arabası takılmış tır motoruna benziyor.

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, o "most advanced" mobil işletim sistemi; gönderilen ve alınan bütün e-posta ve iMessage'ları asla silmemek üzere depolar. Yalnizca bu servisleri kullandığınız için bir yıl içinde bu cihazlar resetlenmek zorunda kalır. Apple "güvenlik" icabı bu bilgilerin hafızada tutulmasının şart olduğunu zanneder. Ya da bizi geri zekalı yerine koymaktan keyif alır...

Bence ikincisi...

Adı 128GB olan 114GB'lık iPhone ile adı 16GB olan 11GB'lık iPhone arasında Apple için 15 USD fiyat farkı var iken 128GB modelini 500 USD daha pahalı satmaktadır. Bu durum telefonun içinin açılarak 50 liralık bir parça eklenmesi ile 1500 lira daha pahalı modelinin tamamen aynısı yapılabilmesi tehlikesini doğurduğu için her açılışta hafıza çipinin seri numarasını kontrol eden bir program çalışmaktadır.

Daha iyisi için değil, bizi kandırmak için çalışan bu tür şirketler, kullanılamayacak kadar yetersiz cihazlarla uğraşırken sıkıntı çektiğimizde alaycı ve küçümseyen bir tavırla bizimle dalga geçmektedir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
09 Mar 00:25
Ferit Çaydangeldi yazdı, 5 misafir olmak üzere 12 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
25 Ara 15 17:00
Sevgili Genç Cizre'li

Sibernetiğin ve robot biliminin kurucusu kabul edilen El Cezeri'nin Şırnak, Cizre'li olması düşündürücü. link

1136-1233 yılları arasında yaşamış müslüman fizikçi ve mühendis El Cezeri'nin tasarımları Leonardo Da Vinci'nin de aralarında olduğu pek çok ünlü bilim adamına ilham kaynağı olmuş.

Avrupa, dünyanın küre biçiminde olduğunu söyleyenleri öldürürken Anadolu'da, Şırnak'ta, Cizre'de "Dünya zaten küre değil, geoid biçimindedir." diyen müslüman bilim adamları yaşıyordu.

Bugün modern fizik bilimi bize "zaman" ın bir mahluk olduğunu, mekan ile örgü oluşturduğunu, hız ve kütle ile eğilip büküldüğünü söylüyor. Son yüz yıldır "Zaman ve Mekan" ın yalnızca kainatın içerisinde olduğunu, evrenimizin dışını tasavvur edemeyeceğimizi anlatıyorlar. Oysa ki, Efendimiz "aleyhisselatü vesselam" Asrı Seadet zamanında Allahü teala'yı "Zamandan ve mekandan münezzeh" olarak betimleyerek zaman-mekan her ikisinin başlangıçlı, sonlu ve yaratık olduğunu "anlayana" bildirmiştir.

İçinde yaşadığımız kainatın yapısını, kurallarını, değişkenlerini öğrenmeden ileri matematik, mekanik, elektronik konularında kafasını ezberle doldurmuş kimseler bilimin taştan kulesinin üzerine yeni bir taş ekleyemezler.

İlim ve irfanın ana vatanı sayılan Güneydoğu Anadolu, şimdilerde cahilliği ile gündemimizde. Şırnak, günümüz robot biliminin temellerini kuran bilim adamları ile değil kütüphaneye roket atan küçük kafalı zavallılar ile kendini duyurur olmuş.

Orada imkan bulursa çok güzel işler yapabilecek zekalar barındırdığımızı kütüphane yakan beyinsizler bile biliyor.

Sevgili genç Cizre'li, sokaktaki kendini erkek zanneden etekli zibidileri değil, Cizre'nin gururu El Cezeri'yi kendine örnek al.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
04 Oca 01:05

Teşekkür ederim.

03 Oca 20:41

Kalemine sağlık gerçekten yüreğine kuvvet cok başarılı bir yazı

Ferit Çaydangeldi yazdı, 3 misafir olmak üzere 9 kişi beğendi, 5 yorum yapıldı.
4 Ara 15 01:00
İtunes'da Saklı Cevher

Mac bilgisayarlara yüklü gelen iTunes "link" programını çok sayıda PC kullanıcı da yüklemiştir. Bu programı biraz karıştırırsanız "iTunes U" adında bir modu olduğunu farkedersiniz.

iTunes University'nin kısaltması olan iTunes U incelemeye değer bir deryadır. Dünyanın en iyi üniversitelerinin pek çok fakültesinin derslerinin tamamını video, slaytlar, pdf olarak notlar, materyaller, ödevler ve hatta sınav soruları ve açıklamalı çözümleri olarak tamamen ücretsiz ve tam erişimle kullanabilirsiniz. İlk derste hoca o dersi anlamak için daha önceden almış olmanız gereken dersleri söyler. İsterseniz o dersleri de bulabilir o üniversitede okuyan öğrencilerle eşit düzeyde erişim sağlayabilirsiniz. Upper intermediate seviyesinde ingilizceye sahip herkes dünyanın en iyi üniversitelerindeki dersleri evinden takip edebilir.

Bu servisi inceledikten sonra çok düşündüm. Üniversitede hocaların bazılarının bize gösterdiği sunumu dahi vermek istedediği "ben buna emek harcadım" dediği günleri hatırladım. Neden adamlar bu kadar değerli bilgileri hiçbir karşılık almadan yayınlıyor?

Benim anladığım kadarıyla lisans seviyesindeki bilgiyi kimseden saklamıyorlar. Bu bilgiye sahip olabilen kişilerin en iyi çalışabilecekleri yere sahip oldukları için korkmuyorlar. Nasıl olsa fazla kişi takip etmez. Eğer takip edebilirse de benim olur diye düşünüyorlar.

Ben Türkiye'de kendi uzmanlık alanı ile ilgili dünyanın en iyi üniversitelerinin derslerini düzenli bir şekilde tamamlayarak kendisini geliştirecek kadar idealist bir kişi olduğuna inanmıyorum.

Yalnızca açarız beğeniriz, hayran kalırız. Sonra "hiç vaktimiz olmadığı" için bir daha açmaya fırsat bulamayız.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
03 Oca 20:41

Evet bu da çok doğru haklisiniz

05 Ara 15:08

Bence en büyük engel biziz. İngilizcesi olsa bu dersleri sabırla tamamlayacak kadar basiretli birisi zaten dil sorununu da kısa sürede aşar.

Ferit Çaydangeldi yazdı, 4 misafir olmak üzere 13 kişi beğendi, 6 yorum yapıldı.
27 Kas 15 09:00
İlaç Değil Mendil

Grip virüsü yaklaşık 200 km/s hızla yayılır. Hastalandığımızda vücudumuzdaki milyarlarca virüsün tamamına yakını burun, boğaz ve gırtlak bölgemizde bulunur. Fazla sayıdaki çok hareketli bu virüsleri yakalamak için en etkili ve güçlü silahımız burun akıntısıdır.

Bu virüsler etrafımızdaki sağlıklı kişilere ulaşmaya çalışırlar ancak vücudumuz onları burun salgısına yapıştırarak yüzbinlercesini bir seferde kimseye bulaştırmadan vücudumuzdan atar. Geniz akıntısı, genzimizi ve gırtlağımızı süpürerek çok sayıda virüsü kısa sürede midenin keskin asitine götürür.

Biz grip olduğumuzda dekonjestan etkili ilaçlar kullanarak en etkili silahımızı durdururuz. Bu yüzden bağışıklık sistemimiz her bir virüsü teker teker yakalanmak zorunda kalır. Daha uzun zamanda iyileşiriz. Eğer bazı dönemlerdeki güçlü virüslerle enfekte olursak, grip ilacı kullandığımız için virüse yenik düşebiliriz.

Grip olduğumuz zaman bir bardak ıhlamur ve bir kutu mendil, grip hapı kullanmaktan çok çok daha sağlıklıdır...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
27 Kas 17:58

Gripten korunmak için sağlıklı iken mevsiminde grip aşısını tavsiye ediyorum. Eğer grip olursanız ise dekonjestanlı(salgı durdurucu) ilaç yerine mendil kullanmanızı öneriyorum. Biri tedbir biri tedavi olduğu için çelişmiyor. İlginiz için teşekkürler.

27 Kas 14:12

Sırf meraktan soruyorum. Geçen bir yazınızda grip aşısının gerekliliğini emniyet kemeri örneğiyle yazmıştınız. Şimdi de grip için ilaç kullanılmamasını söylüyorsunuz. Bir çelişki yok mu bu durumda?

Ferit Çaydangeldi yazdı, 6 misafir olmak üzere 14 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
23 Kas 15 05:00
En Geliştirilmiş Bilim Dalı

Yazılı tıp biliminin Hipokrat ile başladığı kabul edilir. Günümüzden 2400 yıl kadar önce yaşamış bir hekimin hastalıklara yaklaşımını, tedavi yöntemlerini okuyabiliyoruz.

Bu kadar yıl önce kanser, diyabet, beyin kanaması, böbrek yetmezliği teşhisleri konulamıyor, etkili tedavi verilemiyordu. Bunlar gibi hastalıkların teşhis ve tedavisinde çok yakın zamanlarda geliştirilmiş teknolojiler kullanılıyor. 2300 yıl boyunca pek fazla değişmeyen tıp bilgisi son yüz yılda oldukça ilerledi. Belki de her yıl o 2300 yılda geliştirilen bilgi kadar bilgiyi tıp bilimine ekliyoruz.

Tüm bunları teknoloji sayasinde yaptığımızı unutup bazen kendimizi bin yıl önceki insanlardan daha zeki zannediyoruz. Oysa ki o yıllarda da çok çok zeki insanlar vardı ve tıp alanında da çalışıyorlardı. Teşhisi ve tedavisinde yüksek teknoloji kullanılan hastalıklar konusunda ilerlemeleri oldukça sınırlı kalan bu zeki ve araştırmacı hekimlerin Psikiyatri ve davranış bilimi konularında önlerinde fazla engel bulunmuyordu.

İnsanların davranışlarını, karar verme, inanma, ikna olma, reddetme, savaşma, kabullenme, teslim olma gibi duygu durumlarını inceleyen bilim dalı Tıp biliminin en derin, en fazla araştırılmış konusu olabilir. Bundan 1500 yıl önce yazılmış bir tıp kitabındaki bilgiler Dahiliye Uzmanının fazla işine yaramaz ancak Psikiyatri Uzmanı faydalanabilir ve günümüz modern insanına o zamanlardaki tedavileri uygulayarak başarı elde edebilir. Teknolojinin en az yararlı olduğu bölümlerden biri olan davranış bilimi bu dezavantajını en uzun süredir, en fazla kişi tarafından geliştirilen bilim dalı olarak kolayca tolere eder. Davranış bilimi, tahmin ettiğinizden çok çok daha derindir.

İnsanların düşüncelerini ve davaranışlarını yönlendirme bilimi her dönemde en faydalı bilimlerden birisi olmuştur. Köleleri isyan ettirmeyen, askerleri öleceklerine emin oldukları görevlere gönderebilen insanlar tarih boyunca güçlü olmuştur. Peki bu bilimi şimdi kim kullanıyor? Bu kadar gelişmiş bir bilim dalı günümüzde de dünyayı yönetmekte kullanılıyor.

Bu bilimi çok iyi kullanırsanız bir İngiliz kadına hörmet göstermediği için binlerce Hintliyi öldürür, sokakta yerde sürünerek gezmek zorunda bırakırsınız. İstemediğiniz ırka sahip tüm halkı kadın, yaşlı, çocuk, genç demeden katledersiniz. Evinden ekmek yapmaya giden yaşlı kadınların, okula giden çocukların, ameliyat yapan doktorların üserine atom bombası atar ve 100.000 kişiyi o anda, 150.000 kişiyi de dolaylı olarak öldürürsünüz sonra da Dünyaya barış, özgürlük ve insan hakları konusunda ders verirsiniz. Sizden olmayan milyonları maşalarınızla ödürürken kimse çıtını çıkartmaz ama sizin 130 kişilik bir kaybınız bütün dünyayı sallar.

Davranış ve Psikoloji biliminin öğrettikleri şu anda üzerimize uygulanmakta ve hangi konuda nasıl düşüneceğimiz programlanmaktadır. Gazatede gördüğünüz ve yalan olduğunu çok iyi bildiğiniz bir haber belki de algınızı kontrol etmek için yapılan müdahalelerden bir tanesidir. Birinciye %99,9 inanmazsınız ama %0,1 inanmışsınızdır ve belki başka bir dokunuş onu daha da çoğaltacak ve birkaç sene içerisinde düşünceniz değiştirilecektir.

İngilizlerin dünyanın tamamına yakınını sömürge haline getirmesini sağlayan müstemlekeler nezareti adındaki ünlü casusluk ve algı yönetimi birimi ifşa olduktan sonra büyük değişime uğramış ve resmi olarak kapanmıştır. Dünya üzerindeki büyük aktörlerin böyle bir gücü kullanmaya çalışmaması düşünülemez o yüzden ayrıntılı gizli planların uygulanmakta ve düşüncelerimiz yönlendirilmektedir.

Bu bilimi tüm dünyaya uygulayanların kimler olduğunu anlamak zor değil ama etkisinde kalmamak çok zordur. Bunu ancak doğru tarihi objektif bir şekilde öğrenmek ve dost ile düşmanı iyi ayırt etmek, kişileri ve hatta ülkeleri söylemleri ile değil icraatları ile değerlendirmemiz gerekir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
27 Oca 15:11

Misafir

1

Ferit Çaydangeldi yazdı, 2 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
20 Kas 15 05:00
Saf Şifa Kaynağı Doğal Bir Bitki!

Yeşilin harika tonlarına sahip dolgun yaprakları ve harika kokusu sebebiyle kolonya üretiminde de kullanılan bir bitkiden bahsetmek istiyorum.

Organik, bitkisel yani tamamen faydadan oluşan bu harika ürünleri hiçbir endişemiz olmadan gönül rahatlığıyla istediğimiz dozda, istediğimiz şekilde tüketebiliriz. Bu vitamin, mineral ve sihirli maddelerle dolu harika ürünlerden biri de işte Solanaceae familyasına ait. Haziran-Ağustos aylarında harika pembe çiçekler açar ve oval şekilli meyveleri vardır. Asıl şifa kaynağı ise yapraklarıdır.

İlk defa Kızılderililer'in keşfettiği şifalar menbağı bitki Temmuz başından itibaren el ile günün erken saatlerde toplanır. Tüm değerlerini koruyarak güneşte kurutulur. Kurutma bittikten sonra bekletilir ve sonra ıslatılarark tavlanır, yumuşayan yapraklar birkaç işlemden geçirilerek kullanılabilir hale getirilir.

Hazırlanan bitki tütsülendirilerek veya ağızda çiğnenerek kullanılır. Çiğnendiği taktirde tütsülendirildiğinin onlarca katı daha güçlü ağız ve gırtlak kanseri yapar. Tütsülendirilerek faydalanma şekli alışkanlık yapar ve bazı kimseler bırakmakta çok zorluk çekerler. Akciğer kanserinin dünyadaki en önemli sebebidir ve tüm gelişmiş ülkeler bu bitkinin kullanımını azaltmak için savaş vermektedir.

Tamamen organik ve bitkisel olan içerisine hiçbir sanayi ürünü eklenmeden işlenen bu bitki bazılarınızın daha resminden tanıdığı tütündür. Bitkisel, organik, doğal olan her ürün sağlıklıdır imajı uyandırarak faydasız veya az etkili ürünlerini yüksek fiyata satmaya çalışan devasa bir sektör var.

Bonzai, Maruana gibi çok bilinenlerin dışında yüzlerce zararlı bitki vardır. Satıcıların tamamen bitkisel, organik, doğal gibi söylemlerine inanarak ürünlerinin hiçbir zararının olamayacağını düşünmemeliyiz. Unutulmamalıdır ki hızla öldürebilen bir zehir bile tamamen doğal ve bitkisel olarak hazırlanabilir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
21 Kas 03:23

Tütün zaten doğal, saf ve organik. Ben bir ürünün bitkisel, saf, doğal ve organik olduğu halde zararlı olabileceğini anlatmak istedim. Pek çok hasta, "bitkisel ilaç yani hiçbir zararı olamaz" denilerek kandırılıyor.

21 Kas 01:13

Misafir

Ya böylesine teklikeli bir bitkiyi nasıl saf doğal bitki olarak lanse edersiniz Zaten okuma özürlü bir milletiz başını okuyup sonunu okumayan insanlar bunu kullanırsa ne olacak?

Ferit Çaydangeldi yazdı, 3 misafir olmak üzere 13 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
21 Eki 15 22:00
Grip Aşısı

-Grip aşısı olmalı mıyım?

-Bir faydası var mı?

-Bir zararı var mı?

Her yıl bu aylarda bu sorulara defalarca cevap verdim. Çok çeşitli fikirlere sahip meslektaşlarımla konuştum. İkna edici bilimsel bir açıklamaya rağmen pek çok kişinin ikna olmadığına şahit oldum.

Ben de soruya soruyla yanıt vermeye karar verdim.

-Emniyet kemeri takmalı mıyım?

-Evet.

-Bir faydası var mı?

-Hayatını kurtarabilir.

-Bir zararı var mı?

-Bazı özel durumlarda emniyet kemeri yüzünden hayatını kaybedenler olmuştur. Ararçta sıkışma veya suya düşme durumlarında kemerin takılı olması sürücü için dezavantajlı olabilmektedir.

Seçim sizin.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Ferit Çaydangeldi yazdı, 3 misafir olmak üzere 16 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
15 Ağu 15 04:00
Yalnız Mıyız?

Galaksimizde yaklaşık bir milyar yıldız olduğu tahmin ediliyor. Neredeyse her birinin etrafında dönen çok sayıda gezegeni var. Bizim galaksimiz gibi iki milyar galaksi olduğu düşünülüyor. Mesafeler, enerji, madde miktarı... Hepsi çok büyük değerlere sahip.

Çok kez, kainattaki bu kadar gezegen içerisinde bizimki gibi hayat barındıranlar olabileceğini düşünmek bana mantıklı gelmiştir. Bu düşünce Kainatın Efendimiz "aleyhisselam" hürmetine yaratıldığı bilgisini idrak etmemi zorlaştırıyordu. Öğrendiğim din bilgileri bana yalnızca Dünya'da hayat olduğu, tüm kainatın dünya için yaratıldığı düşüncesini uyandırıyordu. Bunu anlamakta ve ikna olmakta zorluk çekiyordum.

Tıp okurken öğrendiğim bazı bilgiler benim aklımdaki bu probleme ışık tuttu. Allah'ü Teala'nın yaratışındaki düzenin birbirine benzerlik gösterdiğini farkettim. Anne karnında 20. haftalık bir kız fetüsün yaklaşık 7 milyon yumurta hücresi öncüsüne sahip olduğunu, bunların ergenliğe kadar 6.700.000 kadarının öldüğünü, yalnızca 300.000 kadarının doğurganlık çağı boyunca her ay 10-15 adedinin farklılaşması ile kullanıldığını öğrendim. Bir kadın 10 tane çocuk doğursa ona grand multipar deriz. Pek çok kadın 3 kez veya günümüzde daha da az hamile kalıyor. 7 milyon yapılıyor ancak 3 tanesi kullanılıyor.

Benzer bir durum erkek için daha dramatik. Bir seferde 200.000.000 civarında sperm yola çıkıyor ve bunların arasında yalnızca 1 tanesi yumurta ile birleşiyor. Bir tane mükemmel için yüzmilyonlarcası üretilip birinci olamayanların tamamı ölüme terk ediliyor.

Allahü teala'nın bir tane veya 200.000.000 tane yaratmasında hiçbir fark olmadığı için doğada çok örneği olan bu şekilde sistemler kurmuş. Eğer atomun yapısı ve yapı taşlarını düşünürsek işin içinden çıkmamız imkansız hale gelecek.

Sonuç olarak; atomun yapısından canlı hücrelere, insanlara, gezegenlere, galaksilere, kainata kadar kurulu düzenler birbirlerine benziyor. İslamiyetin, bin yıl önce ehli sünnet alimlerinin yazdığı kitaplarda anlattıkları kainat, günümüz teknolojisi iler öğrendiklerimizle ters düşmüyor.

Kainatta yalnız olabiliriz...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
İremgül Gürcüm yazdı, 1 kişi sahiplendi, 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
2 Ağu 15 10:00
Masa Başı Sohbetleri

Az önce gürültüsüne kızıp kapatılan televizyonun oluşturduğu yeni sessizliğe inat çekirdeklerin müzikal tınısına kaptırmıştık kendimizi. Dört kişi, dört köşeli yemek masasında hırsla ancak acı çıkma korkusuyla çitleme işlemine devam ediyorduk. Aslında açık havada tadı daha hoştu fakat bu sıcakta hangi gölgeye kaçarsak kaçalım evin klimalı soğuğundan daha rahatlatıcı olamazdı.

Derken o bilindik, ne zaman başlayacağı bilinmeyen sohbetin startı en küçüğümüz tarafından verildi:

-Televizyonda doğru düzgün bir şey yok ki izleyelim. Yaz gelse de gelmese de Türk yapımı filmler, diziler koca bir çıkmazın içinde aynı tekrarlar için emek harcayıp duruyorlar. Hikaye aynı...

Haklıydı. Geçmiş de anlatılsa şimdinin mesajı da verilmeye çalışılsa hep aynı dram, aynı mizah, aynı hastalıklı sevgi(aşk demeye dilim varmıyor doğrusu) oynanıyordu ekranlarda. Bilgisi ve tecrübesi aradaki azıcık gibi görünen yıllara rağmen kat be kat fazla olan abim aldı sözü:

-Yine doksan beş buçuk tane yeni ve üç bölümde bitecek dizi başladı.

Sözünü kestim ama bu soruyu sormam şarttı.

-Sahi hiç şöyle adam akıllı bir bilim kurgu çabamız yok mu?

-Çoğu rezalet.

Belki de verilebilecek en kısa ve en net cevap buydu. Nerede okumuştum bilmiyorum, şu söz geliverdi aklıma. "Sadece bilimi yapanlar bilim kurgu yazar." Doğruydu. Ne kadar bilim temeli atmıştık ki? Ya da hayır bu sorudan vazgeçtim. Bilim insanlarımızdan kaçı yazmayı kendine dert edinmişti? Bu soru da olmadı. Belki birkaç tane de olsa birileri vardır. Yok sayamam kimseyi. Ne haddime! Tamam buldum. Neden böyle bir açığımız vardı yoksa böyle bir açığımız yoktu da bizler mi bihaberdik?

Bilmem kaç yüzüncü çekirdekteydim. İyice koyulaşmış sohbetten uzaklaşmıştım. Susuzluk kendini göstermeye başlamıştık ki düşüncelerimden beni koparacak ve kendime getirecek o sözleri annemden duydum.

-Bunca dert arasında kimin umurundaki dizi,film,yarışma programı? Bu millet ne zaman başını kaldırabildi ki acıdan sıra zevklerine gelebilsin? Hangi devirde rahat uyudu ki bu devirde uyumadan önce izlediğini düşünebilsin? Evlat yangını, vatan millet meselesi hep peşindeyken neme lazım akımlar peşinde koşsun? Madem bu kadar farkındasınız, imkanınız var siz yapın istediğinizi. Her şeyi devletten beklemeyin.

Çekirdekli masa başı sohbetimiz hepimizin ağzında acı bir tat bırakarak bitmişti. Sahiden koca poşetin tadını kaçırmıştı son taneler. Yine televizyon açıldı. Ailemizin en önemli ferdi konuşmaya başlamıştı.

Herkes sustu.

Nefesler tükenmişti bir annenin diğer anneyi en içten anladığı havasız kalmış bir salonda.

Hayalin bittiği yerde haberler başlamıştı.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Said Naci Çamdalı yazdı, 1 kişi sahiplendi, 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
27 Tem 15 10:00
Tepkinin Sanallaşması

Sosyal Bilgiler Dersinde çocuklara toplumsal konularda bir şey anlatacağımız zaman kullandığımızı bir olgu bir kalıp vardır ; "İnsan sosyal bir varlıktır".Hemen hemen her toplumsal konunun giriş cümlesi olabilecek bu olgu aslında toplumun bir tanımı , insan davranışlarının kökeni , insanın neden diğer insanlara ihtiyaç duyduğu gibi bir çok tanımın ve cevabın da köküdür.

İnsan sosyal bir varlıktır.Kendisini yaşadığı çevreden soyutlayıp izole etmesi neredeyse imkansızdır.Bulunduğu toplumda yaşanan olaylarca etkilenir , kendisini etkileyen bu olaylara olumlu ya da olumsuz tepkiler verir.Bu tepkiyi suya düşen bir taş şeklinde betimleyebiliriz.Taşın düştüğü noktadan büyüyerek yayılan bir tepkidir.Bu durum insanın toplum olduğu zamandan günümüze kadar olan bir durumdur.Bu tepki kimi zaman işaretler kimi zaman düşünceler ya da davranışlar yolu ile olabilir.Bu tepkiyi kimi zaman olaya müdahil olmadan verir kimi zamansa olayların dışında kalarak verir.

Öznesi ve nesnesi insan olan her olay buna örnek olabilir ; savaşlar,politik faaliyetler,suçlar,doğumlar,ölümler,basit kriminal olaylar vesaire vesaire.Bu tepki tek bir kişi tarafından verilecek bir tepki olduğu gibi yüzlerce binlerce hatta milyonlarca kişi tarafından ortak olarak da verilebilir.

Buraya kadar kısaca tanımladığımız bu tepki tarihsel süreç içerisinde sürekli gelişmiş ve yayılmıştır.Dünya çapında yaşanan önemli olaylar , değişimler hep bu tepki ile olmuştur.Tabii her dönem insanının tepki verdiği olay ve tepki biçimi farklıdır.İlk tarım toplumu insanının , Ortaçağ insanının ya da Soğuk Savaş dönemi insanının verdiği tepki şekilleri bambaşka şekildedir.

Meseleye biraz da bizim tarafımızdan bakacak olur isek ; Müslüman halka halka çevresinden sorumludur.Kendisinde sonra ailesi , akrabaları , komşuları şeklinde büyüyen bu halka en sonunda tüm dünya olarak sonuçlanır.Yani insan olmamızın doğası gereği Müslüman tepkiseldir.Nitekim Nisa Suresinin 75.ayeti , Müslümanların bu durumunu çok güzel açıklar ;

Size ne oluyor da: 'Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir sahip çıkan gönder, katından bize bir yardımcı lutfet' diyen zavallı çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda ve Allah yolunda savaşmıyorsunuz?

Buraya kadar özet olarak anlattığımız bu durum işin teorik kısmıdır.Şimdi biraz realiteye inelim ve dünyamıza yansımalarına bakalım ;

İnsanın yerel olmaktan sıyrılıp tüm yer küreyi bilme ve hükmetme isteği , dünya çapındaki iletişimin gelişmesinin başlangıcıdır.Hızla gelişen Emperyalist anlayış ve bu anlayışı şiar edinmiş devletler dünya çapında iletişim ağları kurmuşlardır.Düne kadar en fazla sadece yaşadığı şehirden haberdar olan insan bir anda Dünya'nın öbür ucunda yaşanan olaylardan haberdar olmaya başlamıştır.Doğal olarak sadece çevresindeki olaylara verdiği tepkiler yerini tüm Dünya çapındaki olaylara verilen tepkilere bırakmıştır.İdeolojilerin,fikirlerin Dünya çapında yayılması ile bu durum zirve yapmıştır.

19. ve 20.yy'ları bu şekilde bir küresel tepki çağı olarak sınıflandırabiliriz.Özellikle dünya savaşları sonrası yaşanan toplumsal tepkiler egemen sistemleri oldukça sıkıntıya sokmuştur.Milyonları kapsayan sivil itaatsizlik eylemleri , devrimler , savaşlar , gerilla hareketleri , anarşizm bu yüzyıllarda zirve yapmıştır.İnsanların düşünmesi , okuması , kafa yorması yazı boyunca açıkladığımız tepkilerin çok daha güçlü olmasına yol açmıştır.

Mesela Osmanlı sonrası Yeni Dünya Düzeninde , Dünya çapında Müslümanların tekrardan organize olarak bir araya gelmeleri ve tepkilerinin ortak olarak ortaya koymaları bu döneme denk gelir.Ortadoğu'da İhvan , Türkiye'de Milli Görüş , Güney ve Doğu Asya'da Cemaati İslami , Amerika'da Zenci Müslümanlar artık güçlü toplumsal tepkiler vermeye başlamışlardır.

Yeni milenyum ile Küresel Sistem bu sosyal tepkilere karşı belkide en etkili iki silahını piyasaya sürdü ; önce Küresel Kitle İletişimi ve sonrasında Sosyal Medya.Bu iki yeni sistem ile insanlar artık evlerinden çıkmadan hatta koltuklarından kalkmadan sosyal hale gelir oldular.Küresel Kitle İletişimi yaşanan gelişmeleri insanların koltuklarından öğrenmesini sağladı , Sosyal Medya ise bu olaylara koltuklarından tepki vermelerini sağladı.Yüzyılların aksiyon ruhu neredeyse çeyrek yüzyılda çöküşe uğradı.Önce İnternet , ardından Facebooklar , Twitterler insanları sanal bir sosyalliğe sokmaya başladı.

Bu durum her ideoloji ya da fikir yapısı için açık bir tehlike haline geldi.Sağcısı , solcusu , anarşisti , fundamentalisti bu sanallık içerisinde boğulup gittiler.Her gün binlerce insanın katledildiği dünyamızda tepkilerimiz durumlara ve twitlere dönüştü.Her ne kadar bu durum biz Doğu toplumlarının tam manası ile esir almamış olsa da* -her zaman dediğim gibi ; iyi ki geri kalmışız- Batı dünyasını tamamı ile esir etmiş durumda.Bir zamanların anlı şanlı sol aktivistleri , doğa aktivistleri , nazileri artık birer twitter fenomeni haline geldiler.

İslam anlayışındaki ahir zamanın birebir yansıması olan bu durum bütün davaları etkileyen ve yok eden bu sanallaşma bir makine olarak işliyor.İnsan , sosyal olduğu sürece insandır.İçi boşaltılan ve sanallaştırılan sosyallikten bahsetmiyorum.Duyan , gören , tepkisini gerçek aksiyon olarak veren gerçek insan.

Yazdıklarım pek komplo teorisivari şeyler.Zaten olması istenen şeylerde bu.Beynimizin düşünme sisteminin tek tipleştirilmesinin bir sonucu.

bize bir öze dönüş lazım...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Ferit Çaydangeldi yazdı, 1 misafir olmak üzere 13 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
11 Tem 15 04:00
İskandinav Baharı

Bir gurup papaz ve rahibe kıyafetli protestan terörist, ortadoks kilisesine saldırdı. Masum vatandaşları sokağa çıkartıp boğazlarını keserken kaydettikleri videoları internet üzerinden tüm Dünya ile paylaştılar. Papa Fredy Gonzales; bu olaylardan protestanların hiçbir ilgisi olmadığını tüm bu olanların müslümanlar tarafından hristiyan dünyasını karıştırılmak için tezgahlandığını söyledi. Bu söylem Dünya basınında pek yer bulmadı. Tüm dünyada hıristiyanlar kınanıyor.

Ortadoks bir grup, katoliklerin çoğunlukla olduğu bir mahallede okul öğrencilerine roket ve uzun namlulu silahlarla saldırı yaptı. Tüm dünya hristiyan teröristlerden endişe etmeye başladı. İki grup birbirlerine son derece hain saldırılarda bulunuyordu.

Fransa'da Müslümanlar'a yakınlığıyla bilinen General Misi bir darbe ile yönetime el koydu. Bu darbeye hiçbir gelişmiş doğu ülkesi darbe diyemedi. Hatta Misi'yi destekleyerek Hristiyan kardeşler denen teröristlerin yönetimi tekrar ellerine almamaları için radikal tedbirler aldı. Fransa'nın devrik lideri idam edilecek ancak dünya basını da konuyla hiç ilgilenmiyor.

Teröristler eylemlerinin şiddetini iyice artırdı. Yüksek teknoloji ürünü müslüman silahlarını nasıl bulduklarını yalnızca bataktaki batı ülkeleri sorguluyor. Eylemler artık doğu ülkelerini de tehdit etmeye başladı. Hatta bir Müslüman genci bile öldürdüler. İşte o zaman dünya basını artık bardağın taştığını, bu teröristlerin Müslümanlar için dahi tehdit unsuru olmaya başladığını yazdı. Müslüman bir kişi ölünce işler değişmişti. Müslümanların kendilerini korumaları gerekiyordu. Hava ve kara operasyonu ile batının terör batağından tüm müslümanların kurtarılması için planlar yapılmaya başladı.

Bu zavallı hristiyanlara medeniyet ve demokrasi getirmek için askeri müdahalede bulunmak gerekiyordu. Ölen yüzbinlerce ortadoks ve katolik artık müslümanları da üzmeye başlamıştı.

Ne dersiniz?

Çok garip değil mi? Dünya böyle olsaydı daha mutlu olur muyduk?

Biz yapamayız, kıyamayız, ucunda dünyanın en değerli madenlerine kavuşmak dahi olsa çocukların ve masum sivillerin ölmesine sebep olacak entrikalar çeviremeyiz.

Biz askeri bir hezimeti mazeret göstererek gündelik yaşamındaki masum çocukların ve sivillerin üzerine atom bombası atamayız. Bir tanesi savaşı bitirmeye yeteceği halde ikinciyi de atabilenler bugün bize insaniyet öğretmeye kalkıyor. Müslümanlara medeniyet ve bahar getirmeye kalkıyor.

Biz onurlu bir şekilde ölmeyi şerefsizce yaşamaya tercih ederiz.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.