Türkiye Aktivitesi
442 ziyaret
1 online
Muhammet Tan
Hakkında henüz bir şey yazmadı.

Türkiye Puanı

82 puan Mavi Kalem

Derecesi

80 [Toplam 1578 kişi]

Türkiye
Tümü(3)
Pinledikleri(0)
Muhammet Tan yazdı, 1 misafir olmak üzere 2 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
10 Nis 17 05:00
Karalama/2

Başını kaldırdı, gözleri ufukta görebileceği en son çizgiye kadar yöneldi. Gördüklerinden daha ötede daha başka şeyler görmek ister gibiydi. Ah o gözler..Yere birkaç iri yağmur damlası düştü. Şimdi şu yağmurun altında otururken bir güzel ıslansa ne güzel olurdu. Fakat düşününce bundan çabucak vazgeçti. Yakınlarda bir yerlerde bir kahvehane olmalıydı.

Kendini ufak daracık kutu gibi bir

yerde buldu.  Tek şeker atıp hızlı hızlı karıştırdığı çayından bir yudum aldı. Demin ufka takılan gözleri epey bir zamandır karşısında birbirleriyle hararetli bir şekilde tartışan iki adamın üzerindeydi. Elinde gazete tutana göre hükümetin yaptığı bütün politikalar baştan aşağı yanlıştı. Diğeri karşısındaki adamın fikrinin de tam karşısındaydı. Var gücüyle hükümeti savunuyordu. İkisinde de birbirlerini ikna etmekten ziyade kendi kendilerini ikna etmek ister gibi bir hal vardı.  Dışarıdan bakan biri bu insanların hiç yorulmayacaklarını düşünebilirdi. Bir zaman sonra dış güçler hemen sonra futbol işsizlik eğitimdeki çarpıklık insanlardaki çarpıklık mahallede olup bitenlerden sonra final yaptılar. Bugünlük bu kadar yeterdi. Yarın da muhtemelen konuşacak bir şeyler bulurlardı. Çayın soğuduğunu fark etmeden bir yudum almıştı ki, o zehirimsi tat damağını ekşitti. Bu insanların ne kadar çok şey bildiğini düşünüp şaşırdı. Bütün gün bu kahvehanedelerdi ve her şeyi bilmekteydiler. Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir sözünü kim söylemişti. Eski zaman filozoflarından biri olmalıydı.

Ne zamandır böyle sivri düşünmekte olduğunu kestiremedi. Çoğu insanda bir kusur, bir düşüncesizlik bulduğu aşikârdı. Haksız da sayılmazdı, insanlar onun böyle düşünmesine yardımcı olmakta pek istekliydiler. Bir yerlerde bir şeyleri kaçırıyordu fakat..

Bu sefer hemen yanıbaşında konuşulanlara dikkat kesildi. Üç ihtiyar delikanlı, görünürde birbirleri ile sohbet ediyorlardı fakat gerçekte durum göründüğünden biraz farklıydı. Her biri konuşma sırasının kendisine gelmesini sabırsızlıkla bekliyor bu konuda konuşana bir saygısızlık yapmaktan imtina ediyor karşıdaki konuşurken onu dinliyor görünüyor fakat hakikatte kafasında birazdan söyleyeceklerinin provasını yapıyor gibiydi. Konuşma sırası, diğer ikisine göre daha az iyi giyimli olanda idi.  İnönü zamanında köyde iken harmandaki mahsulun yarısını atlara katırlara yükleyip ilçedeki ambara teslim ettiklerinden söz ediyordu. Teslim etmedikleri takdirde bütün emeklerini zabitler gelip zorla alır üstüne bir de ceza keserlerdi. Ayaklarına giyecek çarıkların zor bulunduğu zamanlardı. Çok zor zamanlardı.

Sıkkın canı daha çok sıkılmıştı. Tüm bu insanlar bu konuşulanlar bu eşyalar hep aynıydı. Farklı olanın ise daima bir albenisi olurdu. Bayağı olmamak, anarşist olmak, muhalif olmak her zaman kıymetli olandı.

............... Aklına üniversite yıllarındayken hemen herkesin çevresinde var olan bir arkadaşı geldi. Genel olarak bütün sisteme  karşı olan arkadaşlardan biriydi. Zenginlerin, işçilerin alın terlerini sömürüp varlıklarına varlık kattığı bahsi ne zaman geçse bu arkadaş büsbütün çileden çıkar yüzündeki damarlar belirginleşirdi. İnsanoğlu bu duruma nasıl kayıtsız kalabilirdi nasıl insanlardık biz. Aynı arkadaşa Filistinde Irak'ta Bosna'da öldürülen küçücük çocuklardan bahsedildiğinde kulak duymaz göz görmez vicdan titremez olurdu. Muhalif  olmakla bu tür insanlar yan yana anılmamaliydılar.  Tüm dünyada muhalif olan bir toplum varsa kuşkusuz bu Islam toplumuydu. Fakat..

Kafası karışıklardan olmasına karşın gönlü bulanıklardan değildi.  Bir yandan tüm bunları dinleyip düşünmekle meşgulken diğer yandan sabahtan beridir gözlerinin önünden gitmeyen sevgilinin gözlerini düşünüyordu .

~İnsanın gözü, yağ dolu göz çukuru içine oturtulmuş göz yuvarlağından ibarettir. Gözün koruyucu mekanizması da üst ve alt kapak, kirpik, kaş ve bazı liflerden meydana gelir. Gözün her tarafa doğru hareketleri dört doğru ve iki eğri kastan ibaret olan bir mekanizma sayesinde mümkün olur. Çalışmasını da gözyaşı mekanizması kolaylaştırır.  Bu mekanizma göz cukurunda rutubeti temin eder ve gözü enfeksiyonlardan korur. Gözün çalışması için en önemli şey ise içinde görme duyusunun alıcı mekanizması bulunan retinadır. Bu mekanizmayı mini cubuk ve mekik şeklinde çok hassas duyu hücreleri teşkil eder.  Işık retinadan göze girer mercekte kırılır ve gözün arka tarafında görülen şeylerin resmini ters olarak aksettirir görüntü beyne gider işlenir vs. *(dbai 65)~

Yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. Ne tuhaftı Ey Allahım, bakınca içini yakan gözler işte bu gözlerdi. Şimdiye kadarki yazılan çizilen söylenen susulan her ne varsa hepsi orada gizliydi, biliyordu.Leyla Zuleyha buralardaydı, Zühre Süreyya burada bir yerlerdelerdi. 

Ne söylenirse söylensin nasıl dile getirilirse getirilsin o hep tamamlanmayacakmiş, tamamlanırsa yarım kalacakmis gibi olan neydi? Yağmurun dindiğini farketti. Masaya bir kaç madeni para bırakıp kendini dar sokakların birinde buldu.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
10 Nis 18:45

Eyvallah

10 Nis 08:55

GÜZEL BİR DENEME...

Muhammet Tan yazdı, 2 misafir olmak üzere 3 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
8 Nis 17 21:00
Karalama/1

İki genç adam sabahın geç saatlerinde kahvaltı ya da öğlen yemeği gibi bir uğraşın içindeydiler. Arka fonda Cem Karaca çalmaktaydı. Diğerine nazaran biraz daha uzun olanı aynı zamanda bilgisayarda Einstein’ın görecelik kanunundan, zamanın bükülebilirliğinden, 4 boyutlu bir evrende yaşanıldığından söz eden bir makale okumaktaydı. Yazıda şöyle bir cümle geçmişti;  insanoğlu zamanda yolculuk yapabilir miydi? O sırada reçeli götürmekle meşgul olan ikincisi dedi ki;  tabi ki, mesela ben şu an şu çalan şarkıyla geçmişe gidebiliyorum neden geleceğe gidilmesin?

Uzun olanın neşesi birdenbire kaçtı.. Sahile inip biraz hava almak niyetiyle kendisini evden dışarı attı. Yürürken kendisinde bir dalgınlık hali, adımlarında ise bir yere yetişme telaşı hep olurdu. Bu telaş kafasından şimşek gibi yanıp sönen türlü düşüncelere yetişmenin telaşı mıydı? Mümkündü. Sahile inen yokuşu hızlı adımlarla indi.

Yolunun üstünde ara sıra uğramak zorunda kaldığı -çünkü yakınlarda başka yoktu- bir kitapçı vardı. Burada aradığını bulması pek de mümkün değildi. Çoğu zaman gelmeye çok istekli olmamasına rağmen nedense bir şekilde kendini burada kitapları karıştırırken bulurdu. Gözüne ilk çarpanlar yine parlak ciltli, oldukça renkli, makyajlı fakat aynı zamanda ona göre ağaç israfı olanlardı. Bunlar çok konuştuğu için ilk başta çok bilgili gözüken insanlar gibiydiler. Bu kitapların içleri keşke bomboş olsaydı diye düşünürdü o zaman belki daha çok dikkat çekerler hatta bir şey anlatma şansları dahi olabilirdi. Zaman insana verilen en değerli nimetlerdendi ve bu kitaplar alenen bu en kıymetli olanı çalmanın peşindeydiler. Yazarlık diye bir meslek olmamalıydı. Yazarlar da geçimini diğer insanların çalıştığı gibi çalışarak sağlasalardı o zaman belki kalemleriyle samimiyetleri/dertleri arasına para denilen pislik bulaşmazdı.

Az ileride yemek dergileri çocuk dergileri popüler bilim dergileri çizgi romanlar yan yana sıralanmıştı. Rastgele birini alıp karıştırmaya başladı. Kodlamanın günümüzde çok önemli olduğundan, ülkelerin sadece ekonomik siyasi enerji savaşlarıyla yetinmediklerini siber dünyada da birbirleriyle savaş halinde olduğundan, bu yüzden devletler açısından bu alanda yapılacak olası bir ihmalkarlığın neticesinin felaketle sonuçlanabileceğinden bahseden bir makaleye denk geldi. Oldukça ilgi çeken bir yazıydı fakat sonu... Biz insanlar bir başkası tarafından yazılan kodlar olabilir miydik ?

Lanet olsun inanmaktan kaçmak için daha ne kadar bahane gerekliydi. Estağfurullah. Aklına insanoğlunun ne kadar karmaşık bir varlık olduğu geldi. Dergiyi yerine bıraktı.

İnsanın ruhu bir kötü olmaya görsün ne deniz havası ne de başka herhangi bir şey onu iyi edebilirdi. Konumuz o güzelin gözleri değil elbette. Hava ruhu gibi kapalıydı fakat yağmur yağmak için biraz daha hüzün biriktiriyordu. O vakte kadar bir banka oturdu. Her tarafta yenip atılmış çekirdekten çöpler pet bardaklar vardı. Bu Allah’ın cezası belediyeler ne işe yarardı, şuraya bir çöp kutusu koymak bu kadar mı zor dediği anda çöp kutusuyla göz göze geldi. Atamadığı öfkesini yarıda bırakmak istemiyordu. Ya bu kendisine insan denilen yaratıklar hiç mi düşünmezlerdi. Evet, bu sefer taşı gediğine koymuştu fakat hiç gereği yokken ontolojik bir yarayı da deşmişti.  İnsanoğlunun düşünmekten çok taklit etmekten yapılmış olduğu aklına geldi, durdu.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Muhammet Tan yazdı, 1 misafir olmak üzere 4 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
11 Oca 16 01:00
Müslümanca

Hadi KPSS’ye adamakıllı çalışalım. Sonra günümüz tabiriyle devlete kapağı atalım. Zaten memur olmak ölümsüzlüğün bir tık gerisi değil mi memleketimizde. Allah’ın izniyle yine devlet memuru bir eşle yuvamızı kurduk mu değmeyin keyfimize. Ömrümüz yeter de emekli olursak ilerde dişimiz tırnağımızdan artırıp alabildiğimiz çift katlı pembe panjurlu evimizde torunlarımıza masallar okuruz kim bilir?

Ya da şöyle mi yapsak? Kendi halvet köşemize çekilip göklere, ta Sıdretü’l-Münteha’lara kadar ruhsal ve manevi miraca çıkalım, mümkünse bir dağ evi yahut yayla gibi bir yerde gece gündüz zikirle meşgul olalım, ne biz gözümüze bir haram değsin, ne de banka önlerinde kredi kuyruklarında bekleyelim. Al sana mis gibi İslamiyet, nasıl?

Beyler! Şimdi o tatlı hayallerle üzerinde nazlı nazlı dolaştığımız bulutlardan aşağı inip iki ayağımızın üstünde sağlamca duralım. Bizler kıyıda köşede, ücra bir yerde bir köşeye çekilip sadece ibadetle meşgul olamayız. Bu durum şüphesiz ki çok bencilce olur. Hemen yanı başında ahlaksızlık cirit atarken, içki, kumar, namussuzluk, şirk kol gezerken birer Müslüman olan bizler elbette bu durumda sadece ibadetle meşgul olamayız, olmamalıyız. “Hem böyle bir Müslüman nasıl bir Müslüman’dır ki çevresinde böylesi elim verici olaylar vuku bulurken sadece gideceği cenneti düşünür ve bu olup bitenlere karşı katı kalpli ve merhametsizdir?” (Şeriati).

Şimdi başa dönelim. Bir Müslüman’ın evvela müslümanca yaşaması sürekli bir bilinç (müslümanca bir şuur) halinde olması, attığı her adımın söylediği her sözün muhasebesini yapması gerekmektedir. Ancak bu gibi vasıflara sahip iken yukarıda bahsettiğimiz aşamaya geçebiliriz.

Sezai Karakoç İslam’ın Dirilişi adlı eserinde “Şafak gelmiş kapıya dayanmış, bıçak boğazda, güneş ırmakta, kuzu annesinin memesine yaklaşmakta yine de Müslüman uyumaktadır” der. Ve Malcolm X der ki; “ Bütün uyuyanları uyandırmak için tek bir uyanık yeter”. O halde bize düşen gaye uyanık olmak uyanık kalmak ve uyandırmak olmalıdır. Unutmamamız gereken bir şey de sadece inzivaya çekilip ibadetle meşgul olmak ne kadar yanlış ise ya da doğru değil ise, insanları sizin yaşamadığınız bir hayata inandırmak da o kadar doğru değildir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.