Türkiye Aktivitesi
920 ziyaret
1 online
Gökhan Alkan
Hakkında henüz bir şey yazmadı.

Türkiye Puanı

95 puan Koyu Mavi Kalem

Derecesi

120 [Toplam 1637 kişi]

Türkiye
Tümü(4)
Pinledikleri(0)
Gökhan Alkan yazdı, 26 kez açıldı, henüz yorum yapılmadı.
30 Kas 99 00:00
Deni̇z ve Mavi̇

Kafamın içi kazan dibi, fokur fokur kaynar gecenin aydınlığında. Bu olayın ne bilimi var ne de deneyi mevcut. İşte öyle karmaşık aynı zamanda da düzgün bir hayat. Geceler sabah olmamaya başladığında anlıyorsun içtiğin suyun asit değerinin sana zarar verdiğini. Göz bebeklerim gözlerimde bebek gibi yaşarken, bebeğim dediğim aşkım benden uzakta gözlerinden yaşlar akarken hayatı yaşamak zorlaşıyor gitgide. Başlangıçta çocuk oyuncağı gibi geliyor insana. Sanki bütün hayatını sevdiceğinle geçirmişsin de ciğerlerin nefes alamaz hale gelmiş. Karlı gecelerin birbirini kovaladığı, ailesinin yanından yeni kopmuş bilmediği diyarlara gelmiş bir çocuğun soğuktan tir tir titrerken bütün iliklerinde hissettiren soğuk günlerden sonraki insanın içini ısıtan bir ilkbahar günüydü seninle ilk defa beraber yürümemiz. Bir su birikintisinin yanında geçen soğuk günleri geride bırakmanın verdiği üzüntülü kaygıyla birlikte ilk defa yan yana gelmiş bu iki gencin kalpleri kuş gibi atıyordu heyecandan. Edilen sohbetin tadı hala damağımda diyen denizin mavisi. Ama öyle bir maviden bahsediyoruz ki gözlerin görebileceği bütün renkleri dolduran bir kalp boyası bu. Oynanan oyun gülmemek belki gözlerin içine bakarken heyecanlı kalplerin birbirine. Ama içlerinden kahkaha atar halde olduklarını biliyorlar hayatının geri kalanını geçirecek bireyi bulduğunu sanan bu kalpler.

Zamanda yolculuk etmek gerek şimdi biraz. Eğer insanoğlu istediği vakit istediği yerde olabilecek bir konumda olsaydı zaman ve mekan farketmeksizin, yani bütün çekilen bu acıların bir olmama ihtimalinin olduğu, farklı bir uzay-zaman diliminde yaşadığımızı düşünelim. Yıl 2504 yılının sevgililer ve sevenler gününe denk gelen bir gün. Farklı bir takvim kullanıldığı için tarihler arası farkın hesaplanması pek de işe yaramaz tıpkı şu anki kullanılan iki ayrı takvim gibi. Yine senin doğum günün o güne denk gelmiş yine ben derin düşüncelere dalmış, aslında özel günleri tek günde halledersin diyenlere söver vaziyetteyim. Birlikteliğin üzerinden kaç sene geçiş, seninle ayrı geçirmeye zamanım yokken yaklaşık 75 gündür sesini duymadım. Tabii bu fiile daha önceden bana atmış olduğun ses kayıtları ve videolar sayılmazsa. Kokun burnumda, çok korkuyorum kokunu unutmaya. Tutunuyorum hala o kokuya, unutmam diyorum her seferinde bunu düşündükçe. Bir insanın kokusunun en yoğun olduğu bölgeyi kaç kez düşündük beraber. Mis kokan vücudun, 6 yıl içeride yatmış da genel aftan yararlanarak dışarıya çıkma imkanı olmuş bir ekmek hırsızının denize uzun uzun bakarken içine dolan o huzur gibi dolar içime, ciğerlerime. Deniz kenarında yürürken aldığım her nefes, her oksijen elementi, her bir tanecik aşk hücresine tutunuyor kalbime doğru giderken. Bu yüzden benim denize düşkünlüğüm, bundandır denizin mavisine aşkı. Geri dönecek olursak zamanda yolculuğumuza, bir göl kenarında tek bir ev düşünün. İnsanoğlu elbette sadece kendisinin olmasını ister gölün de. Gölün öyle çok temiz olmasına gerek yok. Bu ev 2 katlı, bahçeli ve bahçesinde meyve ağaçları(özellikle kestane), sarmaşıkları, küçük bir serası(domates, salatalık, biber aklınıza ne gelirse) olan dışarıdan içerisi görünmeyen, ev halkının da bunu çok güzel değerlendirdiği bir ev. Evin eşyalarını hayal etmeye gerek yok. Zaten daha önceden kim bilir kaç gece düşünülmüş, kaç gün üzerinde hayaller kurulmuş kimileri tarafından. Çok büyük olmasına gerek yok. Rahat yaşanılabilecek bir yer olsa yeter der hep insanoğlu. Aslında öyle değil. Aslen içten içe hep daha fazlasını ister, hep daha iyisini ister, yükselmek-övülmek ister. Ama hep ister. Hiç demez ki bu benim için harikulade. Bu benim için bulunmaz nimet. Bu benim için sanat eseri. O bana yeter deyip de sahip çıkmayız. Siz hepiniz orada kalın işte, bense denizimde…

-Maviden Denize

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Gökhan Alkan yazdı, 54 kez açıldı, 6 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
30 Mar 20 21:00
Kendi̇mi̇ Ararken Kendi̇mi̇ Kaybetti̇m

Bir dünya düşün Celil kardeşim. Öyle bir dünya olsun ki bütün aşıklar kavuşmuş, herkes çok mutlu. İşte öyle bir dünya düşün. Kimi az ile mutlu olsun, kimi parasıyla, kimi yağmuruyla, kimi kardeşiyle mutlu olsun; ben de denizimle mutlu olayım. Kimsenin mutluluğunu kıskanacak değiliz elbette. Daha fazla mutlu olurlar umarım. Lakin insanlar her konuda olduğu gibi bu konuda da o kadar aç davranıyorlar ki ülkede hatta dünyada(bence) gayri safi kişi başına düşen mutluluk sıralamasında dünyaya oranla 153 ülke arasından 132. sıradayız. Hatta istediği kişilerle birlikte olan kişilerin oranına bakılırsa 163 ülke arasından da 127. sıradayız. Tabii burada biraz daha iyi konumdayız sanırım. Ama burada da şu konuya dikkat etmek gerekir. Bu anketi cevaplayan insanlar istediği kişi ile birlikte olduklarını mı sanıyorlar yoksa birlikte oldukları kişileri istedikleri kişi olarak mı tanımlıyorlar. Neyse konumuzdan uzaklaşmayalım. Herkesin mutlu olduğu bir dünya düşünüyoruz. Burada istediğin kişilerle yaşıyorsun. Senin en çok istediğin kişi belki de başka birinin de en çok istediği kişi sıralamasında yukarılarda. Aynı kişiden birkaç tane olmasına da izin veriyorum. Herkes mutlu olsun artık. Yeter sadece istediği yere gidip, istediklerini yeyip mutlu olan insanların varlığı. Bu hayalde kimse mutsuz olmayacaktır..(Kamu spotu). Böyle bir ütopya hayal ediyorum. Paranın var olmadığı, hastalıkların tedavisinin hastalığın ortaya çıkmasından daha önce bulunduğu, yiyeceklerin bedava, alkolün sınırlı sayıda bedava olduğu, herkesin evinde tarım yaptığı, insanların istedikleri zaman istedikleri zaman diliminde yaşadığı, hatta uzay zaman kavramında bile sınırlı olarak dolaşabildikleri bir hayaldir kurduğum. Ben nerede olurum diye düşünüp duruyorum o zaman bu sayılan kavramlar arasından. Ben muhtemelen hayatta kalacak kadar yaşamak isteyen (sınırlı yaşam koşulları yeterli), fakat istediği tek bir kişiyle hayatını yaşamaya önem vermiş, ismini ağzından düşürmeyen, denizim diye akrostiş şiirler yazmaya çalışan ama bir türlü onun bunu beğenmeyeceğini düşünüp yenisini yazmaya çalışırken önceden yazdığı değerli satırları çöpe atan, onunla yaşadığı anıları unutmamak için sabah akşam düşünüp içmeden sarhoş olurken normal hayatını idare edebilecek kadar bile hayatına devam edemeyen(etmeye çalışıp da edemeyen), yaşadığı hayalleri az olduğunu varsayıp da başka başka hayallerde kaybolmayı severken hayallerindeki yaşamış kadını gerçekte yapamayıp da hayallerinde baş köşeye oturtmanın verdiği kederle nargilesini içine çeken, onunla yaşadığı yaklaşık dört dolu dolu yılı sürekli kafasında yaşayan (tavla oynaması, yemek yemesi(çok güzel kahvaltı ederdik. O kahvaltı ederdi, ben ona bakarken iştahım açılır tekrar yemeye başlardım. Hani bir kahvaltı etmeye başlasın da yemeden durabilen çıksın ortaya bakalım.)(sen yemek yerken sanat işliyorsun derdim ben hep ona), gezmeyi çok severdik(gezmeyi bana sevdirdi daha doğrusu, pek gaza gelmesin diye söylemezdim ama onun için alışveriş yaparken bile zevk almaya başlamıştım. Sadece alışveriş de değil daha doğrusu, fiziksel anlamda da çok gezmeyi severdik. Kaç kere okudum bu şiiri ona(Bende tarçın sende ıhlamur kokusu, yürürüz başkentin sokaklarında), ah Cemal Süreya'nın bu şiirini yaşadık resmen onunla. Beni benden fazla sevdiğine inanıyordum. Geçmiş zaman olmasına aldanmayın. Yine aynı fikirdeyim. Sadece şu anda beni hala seviyor mu orası geçmişte kaldı sadece yani. Yoksa sadakatine karşı en ufak şüphem yok.), kendini sürekli geliştiren beni de bu zamanlarda hep yukarı çeken bir insan düşünün her şeyin en iyisini yapmaya çalışan bunu yaparken de senin de elinden tutarak yukarı çeken bir insanoğlu. Böyle bir insan evladı nasıl yetişebilir ki diyorum. Hani çiğ et yemişti insanoğlu, bu kadar sadık bir insan sevdiğine düşünün sadece. Düşünürken bile zorlanabilirsiniz, öyle bir varlıktan bahsediyorum. Dine aşırı inanlar kızacaklar belki de ama ya tanrı denen varlık gönderdi onu bana ya da tanrının ta kendisiydi. Dünyanın en güzel kadını değildi ama çok tatlıydı.) birisiyim şu anda. Yazının başlığıyla ne alakası var gibi soruları duyar gibiyim. Kendimi bildim bileli hep sırtımı güvenerek yaslayabileceğim birini aradım. Kardeş gibi bir insanı yani kavga var ama dayak yiyeceğiz kesin dediğimde sorgusuz beraber dayak yemeye gidilebilecek bir kişi. Hep etrafımdaki erkek arkadaşlarıma bu yönlü bakmaya çalıştım. Her seferinde öyle biri olmadıklarını kanıtladılar sağ olsunlar. Bu tarz birisini istememin sebebi aslında her şeyi yapabildiğin bir kadın varken neden böyle bir arayışa girilir ki gibi sorular var kafamda. Kesinlikle aynı şey değil. Belki ikisi de gerekli.(Acaba ikisini de istesem ülkedeki payıma düşen mutluluktan daha fazla mı pay istemiş olurum?) Kendimi anlatabileceğim, bazen sevdiğim kadınla tartıştığımızda masaya oturup dertleşebileceğim birini aradım. Hızlı ve Öfkeli serisini izleyenler için(çok etkilendiğim bir film, her ne kadar aksiyon olsa da), Vin Diesel ve Paul Walker ikilisinden bahsediyorum. Yani aslında kendimi arıyorken kendimi bu kadar emanet ettiğim, bana kendimden daha yakın hissettiğim birini kaybettim. Hala arayış içerisindeyim. Kendimi bulmak için arayış içerisindeyim. Bu kez iki kendimi de bulmak için arıyorum. Kullanabileceğim har sayısının içinde bulunduğumuz bu yıldan daha az olduğu bu satırlarda neler yaşadıysak, neler yaptıysak, ne kadar sevdiysek, hala o seviyedeyim. Hala o günleri yaşıyorum. Ama bu kez çok daha zorlanarak. Sevdiklerinizle kaldığınız ütopyanızdan çıkmayın. Hep orada kalın.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Gökhan Alkan yazdı, 227 kez açıldı, 18 misafir olmak üzere 19 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
25 Ara 18 13:00
Farklı Düşüneli̇m
İnsanların ne yapacaklarını bilmesi, ileride ne veya nasıl olacağını az çok tahmin edebilecek seviyeye gelmesi ne hoş bir şey. Bu bir anlamda kendini gerçekleştirmek de olabilir tabii ki. Bahsedeceğim şey ise birazcık farklılaşıyor buradan. Gerçekten ülkemizde olan gelişmelerden uzak kalmak gerçekten zor. Hani bütün örnek alınabilecek kişilerin dediklerine katılıyorum aslında. Bir ülkede siyaseti ya da ekonomiyi gençler kafalarına takıp gelecek korkusu yaşamamalı. Gençler daha çok yarını inşa etme üzerine hayaller kurup desteklenmeliler diye düşünüyorum. Fakat günümüz şartlarında o kadar çok kutuplaşmaya müsaitiz ki kapı komşumuzla , ki bu kişi başımıza bir iş geldiğinde ilk koşacak olan kişiyken, hiç tanımadığımız adamlar yüzünden tartışmaya girip kanlı bıçaklı konuma gelebiliyoruz. Hani gerçekten olay şuna geliyor daha sonra , eğer karşındakini ele geçirmek istiyorsan önce onu olabildiğince küçük parçalara ayırman gerekir ki en güçsüz konuma düşsün. Bir futbol takımı için sohbetini kesen insanlar lütfen kendilerini güçlü bir insanım diye teselli etmesin.Yarını düşünüp kurgulama aşamasında olmamız gerekirken bir futbol takımı için, bir siyasi parti için parçalamadığımız ne kalbimiz kaldı ne de kişiliklerimiz. Konuşulması gereken konular o kadar farklı ki şu an gündemimizde olanlarla. Bilginin özgür ve bedava olmasını konuşmamız gerekiyorken konuştuğumuz şey, 'parasını verip aldığın internetin paylaşılmasının dahi ücretli olacağı'. Gerçekten  olmamız gereken yerden her gün daha geriye gidiyoruz. İçinde olduğumuz dönem uzay dönemi iken uzayı keşfetme hayalleriyle insanlar insanlığın geleceğini kurgulamaya çalışırken, biz ise ekonomiden bahsediyoruz. Konuşulması gereken şeyler çok farklı. Geleceğin hayallerini kuralım, yarını inşa edelim, ki yarınlarımız var diyebilelim. Kendinize iyi davranın ..

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Gökhan Alkan yazdı, 769 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 2 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
26 Şub 16 01:00
Elalem Ne Der?

Ne kötü bir şey, konu komşu ne der, arkadaşlarım görmesin, sevgilimle görünürsem tanıdıklar ne der, üniversite bittikten sonra hemen evlenmek, hadi hemen bir de çocuk yapalım.

-Neden?

-Çünkü elalem yanlış anlar. İnsanlar konuşurlar. Dedikodu yaparlar.

- E hani önce gezecektik, sevgiliyken ne hayallerimiz vardı. Ne oldu onlara?

-Olmaz. İnsanlar konuşur.

Belki başlamadan biten bir evlilik. Başlamadan toplum öyle istiyor diye bitebilecek seviyeye gelen bir evlilik. Neden peki?

Adam sırf dayısı, amcası, teyzesi, halası, dedesi öyle görmüş ve öyle demiş diye, sırf onlar istedi diye çocuk mu yapacak. Hani evlilikte kararlar iki kişi tarafından alınırdı. Şimdi olan ne peki?

Yok yok evlilik iki kişi tarafından alınan kararlar falan değil aslında. Hani derler ya evlendiğin kişi sadece evlendiğin kadın/adam değildir. Onların aileleri ile de evlenirsin diye. Tam bu konu için söylenmiş bir şey bu yahu.

Üstelik bunlarla da sınırlı değil bize yaptırılmak istenenler. Tam aşk çağlarının sınırını yaşayan gençlerden kadın olan diyor ki:

-Burada elimi bırak. Tanıdıklar olabilir. Komşular falan görebilir.

-Burada beni öpme. Tanıdıklar görebilir.

-Burada seninle sadece arkadaşmışız gibi davranalım, sevgili olduğumuzu öğrenmesinler. Olmaz. Konu komşu laf eder sonra.

Erkek diyor kendi kendine ‘eğer ne yapacağıma ben değil de konu komşu karar verecekse, e o zaman bu hatunla da onlar sevgili olsun.’

Haklı da ama zaten. Bizler ne yapacağımıza karar verirken başkalarını düşünüyorsak eğer, onlar ne der diye düşünüyorsak o zaman biz hiç karar vermek için düşünmeyelim. Zaten bizim için düşünenler de çıkar.

Uzun lafın kısası eğer erkek ve kadın istemediği halde yine de sırf başkaları istiyor diye çocuk yapıyorsa hiç evlenmesinler, hatta öyle bir hata olduysa boşansınlar hemen. Hemen hemen tam da şu anda boşansınlar boşanın sizler.

Eğer çocuk kıza istedikleri gibi sarılamıyorsa, öpemiyorsa, elini tutamıyorsa, bazı yerlerde de dahil olmak üzere bu benim hatunum arkadaş diyemiyorsa, beraber takılamıyorlarsa, beraber olamıyorlarsa, gidip beraber bir çay kahve içip karınlarını doyuramıyorlarsa o zaman bırakalım da onlar sevgili olmasınlar. Sevgiliyken bile birlikte karar veremiyorlarsa yapacaklarına o zaman biz de izin verelim de bu iki genç, kızımız x oğlumuz y den ayrılsın. Madem onlar istediklerini yapamıyorlar o zaman ne anlamı var sevgililiğin. Ayrılın ayrılın, hemen hemen şimdi ayrılın siz.

Eğer kendilerine herkes diyenler, kendilerine konu komşu diyenler istedikleri bazı şeyleri konu komşu ne der acaba diye düşündüğü için yapamamış olsaydı ne olurdu acaba. O zaman o konu komşuluk mesleğinden istifa eder miydi? Onlar da bizim safıma geçer ve daha kuvvetli olurduk. Böylece Mehmet gencimiz sevgilisini yanındayken ne zaman özlerse o zaman sarılıp öpebilir. Veya evlenen çiftimiz başkaları istiyor diye bir şey yapmaz. Bir karavan alıp dünya turuna çıkmıştır belki de.

Başkalarının, onların istedikleri gibi davranmanızı takmayın, kafanızın ucuna dahi getirmeyin. Ve kafanızda kendi istediklerinizi yapmış olmanın huzurunu yaşayın.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Gökhan Alkan yazdı, 520 kez açıldı, 4 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
24 Şub 16 09:00
Erkek Olmaktan Utanmak

Önce Özgecan şimdiyse Cansel

Daha öncesi ve de olmaması umuduyla belki de olacaklar

Bugün sevgilimle konuşuyoruz. Sadece yanağından bir buse almak istedim. Kız da çekindi, zaten son zamanlarda tecavüz olayları çok arttı, dedi. O an o kadar kötü oldum ki sanki böyle rüyanda bir yerden düşermişsin hissi olur ya bir anda o korkuyla irkilir uyanırsın. Hani başından aşağıya kaynar sular dökülür ya tam da öyle. Hani insanların seçemeyeceği şeyler vardır: anne babamız, memleketimiz, doğuştan gelen şeyler. Cinsiyetimiz de bunlardan biri, seçemeyeceğimiz şeyler arasında. İşte ben tam o an o kadar çok utandım ki. Bir an kafamı kumun içine sokasım geldi. Bir daha kadınlara bakmaya yüzüm yok belki dedim. Neden çünkü alçak herifin teki çıkıyor ve kadının birine onun istemediği bir şey yapıyor. Ne kadar alçakça bir durum. Ne kadar seviyesizce, ne kadar vahşice. Sabahın haberine göre Türkiye dünyada tecavüz etme vahşiliğini gösterme sırasında 20. sırada. Neye göre bu istatistik bunu da bilmiyorum ama önemli olan da bu değil zaten.

2003 yılında 1604

2004 yılında 1638

2005 yılında 1694

2006 yılında 1783

2007 yılında 1148

2008 yılında 1071 kadın tecavüze maruz kaldı.

Bunlar sadece birer istatistik. Biz bunları kolayca saniyeler içinde okumayı başarabiliyorken zaman bazı kadınlar için geçmiyor. Geçemiyor. O kadın bir daha toplum içine çıkamıyor insanların yüzüne bakamıyor, sanki suçlu kendisiymiş gibi, sanki suçu o işlemiş gibi.

2009-2011 yılları arasında ise 29.980 tecavüz olayı gerçekleşmiş. Fakat Tüik bu yıllardan sonra gerçekleşen tecavüz olaylarının istatistiklerini yayınlamamış. Bulamadığım başka şey ise bu kadar suç işlenmiş ve bu ruh öldüren insanların kaçı suçlu diye damgalanmış. Kaçı gerçekten hak ettiği cezayı almış. Ya da almayanların sayısı bu orana göre kaç cidden merak ediyorum. Ben başkasının yaptığı o iğrençlikten bahsederken o kadının düşündüklerinin ucundan bile geçemeyeceğimi de biliyorum. Bu hayatta bir daha hiç aydınlanmayacak o yüz, kendini suçlu hissetmek, evden dışarıya çıkmaya bir daha cesaret edememek. Belki bunlar onların yaşadıklarının yanında bir hiç. En kötüsü var bir de tabi; kendisini suçlu hissedip intihar etmek. Onların açısından bakarsak aslında sanki her şey geçecek gibi. Ama suçlanacak o kadar çok kişi ve şey varken sen kendini suçlu hissetme narin insan. Çünkü suçlu olan sen değil, o aşağılık insanlar. İnsan mıdır onlar? Bu soruya aslında tartışmasız cevap verebiliriz. Hayır değilsin, insan fala değilsin sana bir katil desek en hafifi olur belki de .Sen ruh öldürücü kahrolası bir varlık .Öldürdüğünse öldürülmeyi en son hak eden masum bir insan

Artık erkekliğimden utanıyorum evet, erkek olmaktan. Ben erkeğim demekten utanıyorum , lanet olsun ruh öldüren o vahşilere….

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.