Türkiye Aktivitesi
534 ziyaret
1 online
Bi̇lal Özdemi̇r
Yaş:24 Bursa şiir sever.

Edebiyat Puanı

100 puan Mor Kalem

Derecesi

61 [Toplam 182 kişi]

Edebiyat
Tümü(5)
Pinledikleri(0)
Bi̇lal Özdemi̇r yazdı, 297 kez açıldı, 2 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
12 Ara 17 01:00
La Havle

HEP BİR AGIZDAN “ES” VERİN

HEP BİR OMUZDAN “RA “ DİYE VURUN.

ASLI İSRADIR CÜNKİ.

GÜZELLİĞİ MİRAÇTA .

KUDRETİ SIĞMAZ ARŞ-I ÂLÂ YA

VURUN AHALİ VURUN

                                                                                                                                               

VURUN AHALİ VURUN

YUMRUKLAR GÜRZ OLA

ALNININ CATINDAN VURULAN ÇOCUKLAR ADINA

VE AŞKINA

GÜN OLA DEVRAN DÖNE

DOST MASASI ŞEN OLSUN DİYE

VURUN AHALİ VURUN

                                                                                                                                               

SEVGİLİNİN GÜLÜŞÜNDE YİTİRİLEN UMUTLAR ADINA

NAR TANESİ SOĞUKLUĞUNDA

SEVGİNİZ SU BERAKLIĞINDA

VE TAŞ SAĞLAMLIĞINDA

VE CIKMADAN ZALİMİN ZÜLMÜ KININDAN

DOĞRULUP VURUN AHALİ

                                                                                                                                               

HEP BİR AGIZDAN “ES” VERİN

HEP BİR OMUZDAN “RA “ DİYE VURUN.

ASLI İSRADIR CÜNKİ.

GÜZELLİĞİ MİRAÇTA .

KUDRETİ SIĞMAZ ARŞ-I ÂLÂ YA

VURUN AHALİ VURUN

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bi̇lal Özdemi̇r yazdı, 627 kez açıldı, 7 misafir olmak üzere 11 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
21 Mar 16 05:00
Dar Sokak ve Saç Örükleri̇

Sokaklar;

Sokaklar genişti çocuklar gönüllerince oynarken

Sonra;

Her şey bir iz bıraktı ve daralmaya başladı sokaklar

Sonra yalnızlık başladı , çığ gibi büyüdü.

Sarılmamız gereken en kör noktada

İtmeyi tercih etmeseydik eğer

Ya da öpseyidik bir güvercini

Sokaklar daha geniş olabilirdi

-ama daraldı sokaklar

Var gücüyle boğmaya başladı

Ve ilk günahsız çocuk ölünce

Ya da ilk günah işleyen çocuk tanışınca ölümle .

Sokak diye bir şey kalmadı

-artık hepimiz cehennemliktik

Hepimiz yalnız

Hepimiz suçlu

Hepimiz mahcup

Hepimiz ayrı ayrı hikayelere sahip .

Hepimiz çokça mutsuz hikayelere sahip

Peki neydi bizi engelleyen .

Her şeyi cehenneme çeviren, anlamsız kılan?

-Bir anne öldü …..!

Bir anne ölünce hikayeler mutsuz yazılmaya başlanır.

Bir anne ölünce çocuklar sokaksız kalmaya başlar.

Bir anne ölünce bir çocuk bu kadar mı sokaksız kalır…!

Bu kadar aciz

Bu kadar mı kör olur.

Saçlarını örmez ise bir kız

Çirkin mi olur..!

Ya da bir anne örmez ise

Bir kızın saçlarını

Kız yok mu olur?

-bir erkek ağlayınca mı yalnızdır .

Yoksa annesi için ağlayınca mı .

Bir anne ölünce gök yüzü nü demi götürür ?

Saçları taranmaz mı artık bir kızın..!

-Bir çocuk binlerce şiir yazabilir

Bir şiirde annesini anlatınca bu kadar mı utanır..!

Bir şiir bir anneyi anlatabilir mi ?

Sokaklar;

Sokaklar bu kadar mı daralır.

----En Sevgiliye ithafen

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
24 Mar 13:32

Misafir

Kalemine yüreğine sağlık şairim☺

Bi̇lal Özdemi̇r yazdı, 416 kez açıldı, 4 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
19 Mar 16 13:00
Di̇li̇m(İz)De Çok Şık Bi̇r Ah

Dilimde çok şık bir ah, dilimizde ve dillerimizde sadece dillerimizde bir ah ve şık. Nasıl yazılabilir bir yazı nasıl taraf tutulmadan sonlanabilir.

Siyasi yazı yazmama çizgimi koruma adına kendi kendime verdiğim bir söz vardı ama gel gör ki insan yazılan bazı vasat tek taraflı yazılar ve o yazıların keskin bir dille yazılması beni bu yazıyı yazmaya iten sebep oldu.

Taraf tutmama adına meseleye hiçbir ırkın adını vermeden ırksal bir yaklaşımdan ziyade insani bir çerçevede derdimi anlatmaya çalışacağım.

Toplum olarak çok kindar bir hal mi aldık acaba? Ya da çok hazırcı, kolaycı olmaya mı başladık bilemiyorum ama gözlemlediğim kadarıyla irdelemeyi, sorgulamayı ve çözüm odaklı arayışlardan çok uzaktayız. Karşı tarafın en vahşi en haksız anında bile aklımızın bir köşesinde sürekli bir soru işareti olmalıdır ‘acaba?’ deyip bize sunulan şeylerin doğruluğunu sorgulayabilmeliyiz. Acaba Tarık TUFAN’ın da dediği gibi ‘kıravatlı adamların karışık sözlerinden geriye sadece ölüm kaldı bize‘ sözünün gerçeklik payını daha çok mu anlamalıyız.

Topyekün bir anlayış hoşgörü çabası içine girmeliyiz. Çünkü bir devir için bu kadar ‘Ah’ yeterli. O kadar çok ah çekiyoruz ki artık onu güzelleştirip bazen de kenarına köşesine kıyısına savurgan küfürler ekliyoruz süsleyip şık bir hale getiriyoruz.

Not1: Ah=pişmanlık acı ağrı öfke özlem beğenme sevgi

İlenme = Beddua

Toplum olarak olaylar karşısında fevri hareketler sergiliyoruz sonuç olarak ortaya şiddet çıkıyor.

Ah şiddet ahh…

Hemen şöyle kısa bir hatırlatma yapalım, en son bir öğretmenin tacizi sonucu öğrencisinin intiharına sebebiyet verdiği zaman toplum olarak olağanca sesimizle bağırıp haykırdık. ‘B’ şahsı adına insaflı ‘hastag’lar açıp ‘A’ şahsının hadım edilmesine kadar varan isteklerimiz oldu. En Çok ‘hastag’ açan savaşı kazanan bir gladyatör edasıyla hodbinlenerek (böbürlenerek) köşesine geçti oturdu ve bir gün sonra her şey unutuldu.

Varsayalım ki suçluyu toplum olarak öldürdük. Mesele bitecek mi?

Aslolan toplum olarak suçu ortadan kaldırıp öldürmek değil mi?

Son zamanlarda yaşanan olaylar hakkında hakarete varan yazılar yazmayı beceremeyecek olanımız yoktur, buna eminim, olması gerekenin ise ortak değerlere vurgu yapıp ‘şu ırk şöyle yaptı, şu ırk şöyle idi, bizim ırkımız yüce, bizim ırka köle olacak seviyede bir sevgi bağın yoksa bir anlamı yok, şu takım taraftarı şunu dedi, kadının o saate sokakta ne işi vardı‘ gibi insan onuruna yakışmayan yaklaşımlardan uzak durmak tüm toplumun yararına olacaktır. ‘Acı’ insan olan herkesin kalbinde yaşaması gereken bir kavram olduğunda ‘senin acın’ ‘benim acım‘ kavramlarını ortadan kaldırdığımızda aslında durumun bu kadarda komplike olmadığını ve aslında tüm renk, dil, din ve ırkların bir arada yaşayabileceğini geçmişte yaşadığını görebileceğiz.

Ben dünyanın hepimize yeteceği inancını taşıyorum siz de inanın.

Not2: Vicdan = İyiyle kötüyü bir birinden ayıran iyiden haz kötüden gam duymaya sebep olan manevi his. Dilimize arapcadan geçmiştir kendinden geçecek kadar ilahi aşk hali manasındaki vecit kelimesinden türetilmiştir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bi̇lal Özdemi̇r yazdı, 538 kez açıldı, 4 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
16 Mar 16 21:00
İnti̇harlık Bi̇r Yalnızlık

Yalnız ölünüyorsa, ölen yalnızsa mutlak ve şaşmaz bir çıkarımda bulunarak denilebilir ki; yalnızlık da bir ölüm çeşididir.

Kendini yalnızlaştırmak kesin bir çözüm olmasa dahi, kesin bir ölüm ve inançlı, kararlı bir intihar şeklidir. Şimdi ise intihara sürükleyen sebepler listesi,yalnızlaştırmaya iten acı gerçeklerin sömürgesiyle yüzleşme vaktidir. puzzelın tek parçasından yola çıkarak tüm resme ulaştığın zaman değersizleşen ve yakımıza etiket diye takılan maddeye olan muhabbete ulaşıyoruz. Düşününki evrenin herhangi bir yerinden dünyayı gözlemliyorsunuz.

Bu amansız amansız kargaşada nasıl bir huzur bulabilirsiniz?

Delice dönüp duran bu döngüde insan olmanın gerekliliğimi , insan ile ilgisi olmayan şeyleri insani değerlerle harmanlıyor olmamız ?

Yakamıza takılan o etiketin kölesi haline geldiğimizi,durup ince,ipince şeylerin güzelliğine varamadığımızı, Bir urgan gibi boynumuza takılan ve bir türlü kurtulamadığımız,paha,şan ve şöhretin aslında bir şaşırtmadan ibaret olduğunu , o aslolan perdenin arkasındaki güzellik olduğunu göremediğimizi ne zaman anlayacağız ?

Hepimize yetecek olan bu dünyayı parselleyip ülke sınırı adı altında insanları öteki kıyıda kalmaya mecbur kılan bu sistemin saçmalığını anlayacak mıyız?

Yoksa bunu okuduktan sonra hepsine bir saçmalık gözüyle bakıp, böyle düşünenleri yalnızlaştırıp bir intihara mı sebep olacağız?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bi̇lal Özdemi̇r yazdı, 469 kez açıldı, 6 misafir olmak üzere 9 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
12 Mar 16 17:00
Pembeyle İlgi̇si̇ Olmayan Panjurlu Pencerem

Yüksek binaların gölgesinde Çürümeye başlayan ruhlarımız var artık bizim .’’Bulmakta zorlandığımız mutluluk ve hep şikayetçi olduğumuz yaşamımızı, asıl bozan şey bu’’ diye düşünmekten alamıyorum kendimi.

Ama sadece yüksek binalar mı?

Yok canım daha neler bu tuğla ve beton yığınları bunca acının kaynağı mı? kim inanır ki.

Evet doğru sadece gökyüzünü karartan bu yüksek binalar değil bizi biz olmaktan alı koyan .

-Yankiler’in emperyalizmi …!

Bu başlık altında daha neler sayabiliriz diye düşünelim .

İnsanın üretmesine karşın insanı köleleştiren makinalar ,kitaplardan daha fazla rağbet gören sosyal medya, beyni olmamasına rağmen akıllı sıfatı yapıştırılan pahalı telefonlar ve X ile başlayıp X1,X2,X3,X4 diye devam eden telefon serileri . tüm dünyayı sahip olduklarından ibaret sayan beyinler.

Paylaşılamayan nedir?

Dünyanın bu cömertliğine karşın insanların bir birleriyle alıp veremediği nedir ? İnsanları sadece yeterli bir üretimden alı koyan, gereksiz üretimin büyük bir kısmını bir kesimin eline veren,geriye kalan kesimi ise tüketim toplumuna çevirip yoksullaştıran, bağımlılaştıran bedenlerini onlara bırakıp ruhunu teslim alıp mahkum eden bu sistemin kurucusu kim ? iki arabası varken zengin beylere üçüncü araba aldıran bu sistemin,ahlaktan yana yoksun bu sistemin kabul görmesinden kim memnun? Önce takım elbise giydirip sonra o takım elbiseyi içindekinden değerli sayan bu zihniyet bize hitap ediyor mu ?

Yardım yemeklerindeki o şık israf …!

Köleleştirilen bir toplum isteniyor bizden bir kaftan biçilmiş çoktan bize içine girip yaşamaktan başka yol bırakılmamış . belli çizgiler belli sınırlan var. birilerinin çizmiş olduğu sınırları sorgulamak bize düşmez mi ? bu okullarda okumamızı isteyen sistem o okullardan mevzun ediyor bizi. çoğumuz hiç istemediği yerlerde hak etmediği paralara hak en önemlisi sevmediği bu sistemde sevmediği bir işi yapıyor ve istisnasız hemen hepimiz bu durumdan muzdarip isek birleşmemizi bir araya gelmemizi engelleyen bu sesizlik kim tarafından entegre edildi bize ?

Özel mülkiyet denilen bu bela kimin eseri ve biz neden cefasını çekiyoruz ? sonsuz nimetlerle dolu bu dünyada topraktan daha cömerdinin bulunmadığı bu dipsiz kuyuda akılla birleşmekten ne zaman vaz geçtik ve ne zamandan beri aklın hükmü altında parçalanıyor bölünüyor dönüşüp kendimizden uzaklaşıyoruz ?

Akılla güzelleştirmemiz lazımken bir biriyle amansız bir kavganın içinde olan bu aklın hükmünü ne zaman bitireceğiz bu yarış nereye kadar . toprağın cömertliğinin fark edilmeyişi nereye kadar . makinalarla olan bu gizli savaşımız nereye kadar . bir gün üzerinde masum kanları dökülen bu topraklardaki petrol kuyularında yanacakmı zalimlerin kirli bedenleri .

Bir zamanlar sürekli dönen değişip dönüşen bu sistemin bir parçası olup mutlu olamadığım için kızgındım kendime . durumun düzelmesini ve mutluluğun beni de bulması için ne yapabilirim diye düşünmeye başladım sonra fark ettim ki gerçekten mutlu olmanın düşünmemekle çok yakın ilişkisi var

Düşününce yukarda saymış olduğum soru ve sorulardan kurtulamadığımı ve dolayısıyla mutlu olamadığımı bu sorunlar ve bu sistem var olduğu müddet ce mutlu olamadığımı ve olamayacağı mı anladım. Şimdi ise mutlu olmak için giriştiğim o cabaların hiç biri kalmadı. düzeltmek için caba gösteriyorum .

Ve inanıyorum ki düzeldiğinde mutlu olabilirim .

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.