Türkiye Aktivitesi
668 ziyaret
1 online
Faruk Tak
Hakkında henüz bir şey yazmadı.

Türkiye Puanı

322 puan Turkuaz Kalem

Derecesi

44 [Toplam 1625 kişi]

Türkiye
Tümü(2)
Pinledikleri(0)
Faruk Tak yazdı, 1 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
12 Haz 16 18:00

Faruk Tak

Puan: 322

Yıldız Sineması Film Başlıyooor
a71d17d322b68d8b7afb95d663c584571465730354

a71d17d322b68d8b7afb95d663c584571465730354

Yıldız Sineması. Film Başlıyooor. Bruce Lee filmi oynuyor sinemada, mutlaka seyredilecek. İkinci film dandik, araya parça konulan türden. Öğrenci indirimi falan yok. Çocuk olmanın avantajından yararlanmaya çalışıyoruz, kapıcı Nurettin’e dil döküyoruz.

-Nurettin abi, bi biletle iki kişi girelim daa.

-Az şööle bekleyin bi.

Her zamanki kıllıklar. Tek biletle alacak bizi içeriye de, on dakika kadar askerlik yaptırıyor Ayı Nurttin.

-Alın biletinizi de gelin.

Bozukluk bir avuç para gişeye veriliyor. Gişeyle kapı arasında belki ellinci yolculuğunu yapmış, buruş buruş bilet elimize tutuşturuluyor. Ayı Nurttin bileti alıyor, yırtmıyor. Avcuyla ütüleyerek elindeki bir demet biletin üstüne koyuyor. Demek ki bizim bilet daha çook yolculuk yapacak.

-Sigara içmek yasak.

”yanındaki kalınca sopayı gösteriyor Nurttin”Küskü yü gördünüz. İri cüssesine rağmen şimdiye kadar kimseye küsküyle vurduğu görülmedi Ayı Nurttin’in. Küskü,aksesuar. İçilmez mi, sigara tabi ki içilecek. Boşuna mı patlatıldı anne zulaları. Boşuna mı özenle dal dal göt cebe konuldu Gelincik sigaraları.

Kar-kıyamet, üşüdük beklerken dışarda. Ayı Nurttin’e karşı duygularımız karışık, bizi beklettiği için sövsek mi, tek biletle ikimizi sinemaya aldığı için sevsek mi bilemedik.

Yıldız Sineması, Kuruluş: 1961 tabelasını geride bırakarak salona yöneldik. Önlerden, petrol fıçısından bozma dev sobanın yanından yer kaptık. 600 kişilik koca salonu ısıtamayan sobanın közünden sigaralarımızı yakacağız film başlayınca. Nurttin’in olası küskü tehlikesine karşı, iki avucun içine saklanarak içilecek sigara.

Yazılar, müzik derken, sarı-siyah eşofmanıyla Bruce Lee önüne geleni dövmeye başlıyor. Adam dövme konusunda ben bir Cüneyt Arkın’ı tanırım ki koca Bizans ordusunu tek başına hallediyor. Bir de Bruce Lee’yi bilirim, neredeyse bir milyar adamı dövüyor. Pukhoo, smack, pat-küt efektleriyle devam ederken, filmin ortalarında elektrik kesiliyor. Uğultuyla birlikte ıslıklar başlıyor. Arkadan birileri makiniste sesleniyor.

-N’ooldu la İbraam...

-Makiniiist...

-Ceryan verin laa...

Makinist İbrahim balkon seyircisinin bitişiğindeki makine dairesinde 35 lik rakıyı çoktan yarılamıştır. Gemişte bağırıp çağıranlara; Ne var la, ne var, diye çok celallendiği olmuştu ama şimdilerde oralı bile olmuyor.

Makine dairesinden sönük el fenerinin ışığı seçilebiliyor, İbrahim fırsattan istifade, film makinesinin bakıra sarılı kalem şeklindeki kömürünü değiştiriyor olsa gerek.

Jenaratör Ayı Nurttin’le, Şeytan Şeref’in işi. Az sonra, Pancar Motor, jenaratörün sesi duyuluyor. Pat, pat pat. Salon aydınlanıyor. Bruce Lee kaldığı yerden dövmeye devam ediyor. İlk film bitiyor, fuayeye çıkıyoruz.

Jeneratörün egzoz dumanından fuayade durulamıyor. Pancar Motorun gürültüsü de cabası. İç koridordan yazlık sinemanın kapısını açıyorlar, bahçeye atıyoruz kendimizi. Kar diz boyuna ulaşmış, lapa lapa yağmaya devam ediyor. Yazlık sinemanın bahçesindeki tek kavak ağacının kalın dalı karı taşıyamamış kırılmış. Orlon eldiyenlerimizi elimize geçiriyoruz. Koca koca adamlar kartopu oynamaya başlıyor. Biri sahneye çıkıyor, arkasında beyaz badanalı duvardan, sinema perdesi. ”Evvet sayın seyirciler “ diye bir şeyler saçmalıyor. Kimse gülmüyor. Biraz sonra teşrifatçı Şeytan Şeref’in sesi duyuluyor.

-Film başlıyooor.

Koşarak giriyoruz kışlık sinemaya, sobanın yanındaki yerimizi kapmamışlar rahatız. Film başlar başlamaz birer Gelincik yakıyoruz. Seyirci film arası erotik parçayı bekliyor. Ben çok hoşlanmıyorum parçalı filmlerden. Konulu filmleri seviyorum daha çok. Arzu Okay filmi gibi.

Arada bir salonun kapısı açılıyor, birileri daha dahil oluyor parçalı film seyretmeye. Bunlar mahallenin ihtiyarları. Gençlere görünmemek, tanınmamak için film başlayınca, karanlıkta giriyorlar salona. Herkes kasketinden, yürüyüşünden çıkarabildiğinin ismini fısıldıyor yanındakine. Ben de Mustafa amcayı ve Hacı dayıyı fısıldıyorum. Mustafa amca yetmişbeşinde, Hacı dayı ona göre genç sayılır atmış küsürlerde, babamın arkadaşı. Salonun en dibine, Kuzey Kutbunda ayrı köşelere oturuyorlar. İhtiyarlarla ilgili espriler yapılıyor, gülünüyor.

-Hacı teyzenin işi zor bu akşam.diye bağırıyor biri...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Faruk Tak yazdı, 18 misafir olmak üzere 19 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
15 May 16 02:00

Faruk Tak

Puan: 322

Çarşamba'nın Kiliseleri (Bir Kültür Yok Oldu)

Bu fotoğrafı belki daha önce de gördünüz fakat Çarşamba'nın, kültürel tarihini anlatan önemli bir fotoğraf olduğundan yeniden yayınlamakta fayda var. Geçmişte bölgede yaşayan Ermeni, Rum vatandaşların Çarşamba'nın ticaretini şekillendirdiğini biliyoruz. 300 yıl önce Çarşamba'ya yerleşen bu insanlar, Okullar, kiliseler, iş merkezleri ve kendine özgün mimarisiyle evler yaptılar. Fotoğrafta (Şimdiki Atatürk İlköğretim Okulu ve Askerlik Şubesinin Olduğu Bölge) Sağ arka planda görülen kuleli yapılar kiliselerin olduğu alan. 70-80 yıl öncesine kadar hala ayaktaydılar. Çarşamba'yı o kadar hoyrat kullandık ki, 20 yıl öncesine kadar neredeyse Çarşamba'nın her caddesinde gördüğümüz Rum-Ermeni evleri artık yok denecek kadar az. Şimdilerde ise fotoğraflara bakıp Ah eski Çarşamba diyoruz. (Fotoğraf;Kenan Hazneci Arşivi)

Anatolian Ermenians kaynağından alıntıladığımız aşağıdaki kısa yazı Çarşamba'nın aslında ne kadar da önemli bir yerleşim merkezi olduğunu bizlere anlatıyor.

"Samsun (Canik) Sancağı'nda 35907 Ermeni yaşıyordu. 1915'ten önce 19. yüzyılın ortalarından itibaren Samsun şehir merkezi olmasına rağmen eski yönetim merkezi Çarşamba ekonomik açıdan hâlâ önemli bir rol oynuyordu. Şehir merkezindeki yerleşim yerleri dışında Samsun, Bafra, Çarşamba, Ünye ve Fatsa'da Ermeniler kırsal kesimde yerleşmişlerdi. Ünye'de bulunan 10 köy, Terme yakınlarında 4 ve Çarşamba'da bulunan 20 yerleşim yeri 18. yüzyıl başında Hemşin ve Sev Ked'den gelip Samsun Sancağı'na sığınanlar tarafından kurulmuştu. 1914'te sancakta 49 kilise ve toplam 3.254 öğrenciye okuma imkanı veren 74 eğitim kurumu bulunuyordu.

Samsun (Canik) sancağının eski yönetim merkezi olan Çarşamba Kazası, 1710 yılından itibaren bölgeye yerleşen Hemşinli Ermeniler tarafından Yeşilırmak kıyısında kurulmuştu. 1914 yılında şehir merkezi Çarşamba'daki Ermeni nüfusu 1800'dü. Piskoposluk merkezi olma özelliğini kaybetmiş olmasına rağmen kazada halen bir rahip bulunmaktaydı. Cemaatin dini ayinlerde toplandığı S. Astvadzadzin Kilisesi 1790'da kurulmuş ve en son 1855'te restore edilmişti. En önemli eğitim kurumu 1871'de kurulan Mamigonyan-Şuşanyan Karma Koleji'nde 190 öğrenci öğrenim görmekteydi. Kazada 20 köye dağılmış 21 kilise ve 33 okulu bulunan 13316 Ermeni yaşamaktaydı.

Bülent Başokur'un Facebook ta paylaştığı Kısa Öyküsü Okumaya Değer.

Olay Çarşambada geçiyor Babaannemin yaşadığı köyde yaşayan müslüman olmayan aileler de yaşıyor köyün ismi Tekfurmeydanı şimdiki ismi Beylerce bir rivayete göre eski ismi Halispaşanın aslı Aruz başı Çarşambaya 5 Km, Türkler ve Gayrımüslümler birlikte yaşıyorlar hiç bir problem yok birbirlerinin düğünlerine Cenazelerine gidiyorlar Doğan bebeklere hediye alıp gidiyorlar kutlamalarını beraber yapıyorlar bir gece köpeklerin havlamasıyla uyanıyorlar Babaannemin annesi dışarı çıkıyor köpekler bir beyaz kumaşı kuşatmış havlıyorlar bir bebek ağlaması duyuluyor hemen köpekleri kovalıyorlar Beyaz kumaşı açtıklarında içinde bir bebek olduğunu görüyorlar,bebeği alıp eve geliyorlar sonra bu bebeğin komşularından bir gayrımüslim aileye ait olduğunu anlıyorlar fakat o zamanlar köyler 30-40 haneli ve evler birbirine uzak (Hala karadenizde içiçe yerleşim şeklinde köy bulunmamakta) sabah hava ışıyınca bebeği götürmek üzere bebeği doyurup uyutuyorlar Sabah kalkıp bebeği götürüyorlar fakat köyün Gayrımüslim mahallesinde kimse yok evler boşalmış ortalıkta kimseler yok Aile bebeği alıp tekrar geri dönüyor Bebeğin ailesini daha önce bildikleri için aile bir gün geri döner çocuklarını alır düşüncesi ile ne ismini değiştiryorlar ismi Harut olarak kalıyor, Ailenin erkekleri savaşa götürülmek üzere Askere alınınca evin reisi Harut oluyor Evdeki tüm çocuklar Harutu Dayı olarak biliyor,Babaannemde Harut Dayı diye anlatırdı,sonra Ülke yine yunanlılar İngilizler Ruslar tarafından işgal edilince evde artık Erkek Kalmadığından bu kez Harut Dayı Askere gidiyor ve birdaha gelmiyor Evde şu anda yaşadığım vatanı savunmak üzere savaşa gidenlerden iki kişinin ismini biliyorum. Biri Harut Dayı diğeri Mülazım Ekrem Mülazım Ekremin resmi var fakat Harut dayının yok. Babaannem o zaman küçük olduğu için ve araştırma imkanımızda olmadığı için hangi milletten olduğunu bilemedi Bende İnternet yaygınlaşınca araştırma yapıp Harut un Ermeni ismi olduğunu öğrendim.Babaannem öldüğünde 100 yaş civarındaydı,öleli 20 yıl oldu. bunu hiçbir siyasi çıkarım yapmadan hiçbir önyargı olmadan hiçbir beklenti olmadan belki birilerinin hikayesi ile çakışır düşüncesi ile buraya yazıyorum.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.