Türkiye Aktivitesi
614 ziyaret
1 online
Açık Mavi
Hakkında henüz bir şey yazmadı.

Türkiye Puanı

202 puan Mavi Kalem

Derecesi

59 [Toplam 1625 kişi]

Türkiye
Tümü(5)
Pinledikleri(0)
Açık Mavi yazdı, 2 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, 4 yorum yapıldı.
28 Kas 16 14:00

Açık Mavi

Puan: 202

The Turk
0af33aca2500a6df531bec4513aaa4b01480316468

0af33aca2500a6df531bec4513aaa4b01480316468

The Turk ya da Mekanik Türk ya da Otomat Satranç Oyuncusu 1770 yılında Macar mucit Wolfgang von Kempelen tarafından icat edilmiş sahte satranç oynama makinesi. İcat edildiği zamandan 1854 yılında yakılarak imha edilene kadar çeşitli sahipleri tarafından bir otomat olarak sergilendi. Kempelen The Turk'u dönemin Avusturya İmparatoriçesi Maria Theresa'yı etkilemek için yaptı.

Kempelen, Theresa'nın kortuna girdiğinde illüzyonist François Pelletier'i gösterisini yaparken gördü ve The Turk'un yapımına esinlendi.

Kempelen korttan çıkışından altı ay sonra 1770'de Schönbrunn Sarayı'nda The Turk'u ilk defa gösterime sundu. Kempelen hazırladığı şeyi sunarak makineyi ve parçalarının tanıtımına başladı. The Turk'ün dolabının kapılarını ve çekmecelerini açarak kitlenin makineyi teftiş etmesine izin vermeye başladı. Bu görüntüyü takiben Kempelen, makinenin bir meydan okuyucu için hazır olduğunu ilan edecekti.

Makineye giriş bölümü ancak dolabın arka kapakları aynı anda açılmışsa makinenin içinden geçebilecek şekilde tasarlanmıştı. Böylelikle içeride birinin olup olmadığını kontrol etmek bu şekilde akla gelmezdi.

57f8a8cce28fa57ecada52b5ebba6f331480318350

The Turk, siyah sakal, gri gözler ve Osmanlı dönemi giysileriyle birde sarık ile giydirilmişti. Ayrıca doğal boyutlarda bir insan başı ve gövdesinden oluşmaktaydı.

902497e3f72729f2c75c3e27c582563a1480319427

Makinenin içi çok karmaşıktı ve onu gözlemleyenleri yanıltmak için tasarlanmıştı. Solda açıldığında, kabinin ön kapaklarında, saat gibi bir takım dişliler vardı. Kabinin diğer tarafında makine bulunmuyor; bunun yerine kırmızı bir yastık ve bazı çıkarılabilir parçalar vardı. Makineye giriş bölümü ancak dolabın arka kapakları aynı anda açılmışsa makinenin içinden geçebilecek şekilde tasarlanmıştı. Bu alan aynı zamanda makineden net bir görüş hattı sağlamak üzere tasarlandı. Ayrıca makinenin içine sürgülü bir koltuk da yerleştirildi ve gizli oyuncu içerideki yerden kayarak, sunucu çeşitli kapıları açarken gözetlenmekten kaçındı.

de9e417ad0cee1a9ca12e077b80dde011480320039

Dolabın üstündeki satranç tahtası, manyetik bir bağlantıya izin verecek kadar inceydi. Satranç setindeki her parçanın tabanına küçük, güçlü bir mıknatıs takılıydı ve tahtaya yerleştirildiğinde tahtadaki belirli yerlerin altındaki bir dize iliştirilen bir mıknatıs parçaları çekiyordu. Satranç tahtasının alt kısmında, 1-64 arası sayılar vardı; bu da içerideki oyuncunun tahtadaki oyuncunun hareketinden nasıl etkilendiğini görmesine olanak sağlıyordu. Dahili mıknatıslar, dışarıdaki manyetik kuvvetleri etkilemeyecek biçimde yerleştirildi ve makinenin manyetizma tarafından etkilenmediğini göstermek için Kempelen, çoğunlukla büyük bir mıknatısın tahta yanına oturmasına izin verdi.

Yanlış yönlendirmenin bir başka yolu olarak, The Turk, sunucunun dolabın üzerine koyacağı küçük, ahşap tabuta benzer bir kutu ile geldi. Makinenin daha sonra sahibi olan Johann Nepomuk Mälzel kutuyu kullanmazken, Kempelen oyun sırasında kutuya sık sık baktı ve kutunun makinenin bir yönünü kontrol ettiğini öne sürdü.

İç kısımda ayrıca, modelin sol kolunu kontrol eden kolların aynısına bağlı pantograf tarzı ahşap bir pegboard da mevcuttu. Hareket kanalı, içerideki oyuncunun The Turk'un kolunu yukarıya ve aşağıya hareket ettirmesine imkân tanıdı ve kolu döndürerek The Turk elini açıp kapatıp tahtadaki parçaları kavrayabiliyordu. Bütün bunlar modelin içinde basit bir mum kullanılarak içerideki oyuncu tarafından görülebilir hale getirildi.

862bd6d5fecffd5ce1c1a7fbbb549d571480323170

The Turk ayrıca bir hamle dizisi olan At Turu'nu da çözdü. Bu özel bir çözümdü ve At hamlesini dairesel olarak başladığı yerde bitiriyordu.

The Turk'u Johann Allgaier, Boncourt, Aaron Alexandre, William Lewis, Jacques Mouret ve  William Schlumberger gibi usta satranç oyuncuları yönetti.

The Turk'le oynamak için ilk kişi, saraydaki Avusturyalı saray mensubu Ludwig von Cobenzl'ti. O gün diğer yarışmacılarla birlikte, hızlı bir şekilde yenildi; maçın gözlemcileri, makinenin agresif bir şekilde oynadığını ve genellikle rakiplerini otuz dakika içinde yendiğini belirtti.

İlk başlangıcından sonra, makineye duyulan ilgi Avrupa'da büyüdü. Ancak Kempelen, diğer projeleri ile daha çok ilgilendi ve The Turk'u sergilemekten kaçındı.

1781'de Kempelen, II. İmparator Joseph tarafından The Turk'ün yeniden yapılanması ve Rusya Büyük Dükü ve eşi tarafından yapılan bir devlet ziyareti için Viyana'ya gönderilmesi emrini aldı. Görünüm o kadar başarılıydı ki, Dük Paul, The Turk için Avrupa turu önerdi; Kempelen gönülsüzce bu talebi kabul  etti.

The Turk Avrupa turuna 1783'de Fransa'da başladı ve burada satrançta üst seviyede olan çoğu kişiyi yenmeyi başarsa da Bernard ve Verdoni gibi ün salmış kişilere karşı sık sık kaybetti.

Türk'ün Paris'teki son maçı, Benjamin Franklin'e karşıydı. Benjamin Franklin, Birleşik Devletler'den Fransa elçisi olarak hizmet ediyordu. The Turk Franklin'i yenmeyi başardı.

Paris gezisini takiben Kempelen, The Turk'ü Londra'ya taşıdı ve burada beş şilin için sergilendi. Zamanında şüpheyle bilinen Thicknesse, makinenin iç işleyişini açığa çıkarma girişiminde bulunarak The Turk'ü araştırdı. Kempelen'e "çok ustaca bir adam" olarak saygı duyarken, The Turk'ün makinedeki küçük bir çocuğu olan ayrıntılı bir aldatmaca olduğunu ve makineyi "saatin karmaşık bir parçası ... olarak nitelendirdiğini iddia etti.

Londra'da bir yıl geçtikten sonra, Kempelen ve Türk, Leipzig'e gitti ve yol boyunca çeşitli Avrupa şehirlerinde durdu. Kempelen, 26 Mart 1804'te 70 yaşında öldü.

Kempelen'in ölümünün ardından, The Turk, Kempelen'in oğlu tarafından Alman mühendis Johann Nepomuk Mälzel'e satıldı.

Mälzel, The Turk'ü elde ettikten sonra, sırlarını öğrenmek ve işini geri almak için bazı onarımlar yapmak zorunda kaldı. Belirtilen hedefi, The Turk'ü daha büyük bir meydan okuma haline getirmekti. Bu hedefin tamamlanması on yıl sürse de, The Turk, en başta Napolyon Bonapart ile ortaya çıktı

1809'da I. Napolyon Türk'ü oynamak için Schönbrunn Sarayı'na geldi. Görgü tanığı bir rapora göre, oyun hazırlanırken Mälzel makinenin yapım sorumluluğunu üstlendi ve The Turk (Johann Baptist Allgaier), maçın başlamasından önce Napolyon'u selamladı. The Turk Napolyon'u yenmeyi başardı.

Mälzel öldükten sonra, The Turk'de dahil olmak üzere çeşitli makineleri, Mälzel'in arkadaşı John Ohl'ın eline düştü. The Turk'ü müzayedede bırakmaya çalıştı ancak düşük teklif verme sonucunda kendisini 400 dolar karşılığında satın aldı. Sadece Philadelphia'dan Edgar Allan Poe'nun kişisel doktoru John Kearsley Mitchell, Ohl'e yaklaştığında, The Turk el değiştirdi. Mitchell bir restorasyon kulübü kurdu ve 1840 yılında halka açık gösteriler için Türk tamir işini başlattı.

Mitchell ve kulübü, makineyi Charles Charles Willson Peale Müzesi'ne bağışlamayı seçti. 5 Temmuz 1854'te Philadelphia'da ki Ulusal Tiyatro'da başlayan yangın müzeye ulaştı ve Türk'ü yok etti.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Açık Mavi yazdı, 3 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
20 Kas 16 18:00

Açık Mavi

Puan: 202

Bu Sefer Onlar Geldi

Gün geçmiyor ki uzay temalı filmler artış göstermesin. Kimi zaman biz uzaya gidiyoruz kimi zaman uzaylılar bize geliyor...

Spoiler!

Arrival filminin özgün bir senarist filmi olmadığını yani bir yazarın kısa hikayesinden uyarlandığını söyleyeyim. Bu önemli çünkü doğrudan sinema çekimi için yazmakla okuyucuya hitaben yazmak arasında fark vardır. Bu yüzden uyarlamalarda hep bir farklılık vardır.

Arrival'ı ilk olarak geçen senenin bilim kurgu dalındaki en başarılı filmlerinden Marslı ile kıyasladım. Film bir insanın bir gezegende tek başına nasıl yaşayabileceği konusu üzerineydi. Bu film ise iki uzaylı yaratığın insanoğlu ile temasa geçme mücadelesini konu alıyor.

Dünyaya gelen dış misafirlerin dertlerini anlamak için bir dil bilimci tutuluyor ve bazı şekillerle temasa geçilmeye çalışılıyor.

E şekillerle ne kadar anlaşabilirsin. Geliş nedenlerini doğru düzgün anlatamayan uzaylı çift yanlış anlaşılıyor ve bir tehdit olarak algılanıyor. İşin garibi ise geçen sene Marslı filminde Amerika'ya yardım eden Çin hükümeti bu sene ise uzay gemisini patlatma kararı alıyor.

Doğrusu duygulara hitap eden bir film olması filmi Marslı filminden daha iyi kılıyor diyebilirim.

Eğer insanoğlunun uzaya gitme merakıyla yada uzaylıların dünyayı istila etme girişimi ile ilgili aksiyon filmlerden sıkıldıysanız Arrival'ın bu kalıpların dışında ön yargı ve duyguya dayalı daha sade bir film olduğunu hatırlatayım.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Açık Mavi yazdı, 6 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
11 Eki 16 14:00

Açık Mavi

Puan: 202

Hollywood'un Süper Kahraman Çılgınlığı
abf9ea3166122171210ba093b6db46241476168800

abf9ea3166122171210ba093b6db46241476168800

Eskiden çizgi roman uyarlamaları tek bir karakterin oynadığı filmlerden uyarlnırdı. E malum artık teknoloji gelişti o filmlerden yüksek hasılatlar yapıldı, karakterler izleyicinin gözüne beğendirildi, tanıtıldı, yani artık hepsini bir araya getirilebilecek düzeye elbette gelindi.

Çizgi roman karakteri uyarlamayı hepsi için bir oyuncu bulup efektlerle süslemek olduğunu kavrayan Marvel, gelin çeyizi gibi dizer diziyor hepsini bir filme. Hangi filmden bahsettiğimi az çok anlamışsınızdır belki. Yenilmezler filminin iki parçaya ayrılan son bölümünden ilki, yani Yenilmezler: Sonsuzluk Savaşı - Bölüm 1 filmi Nisan 2018'de gösterime giriyor. Filmin oyuncu kadrosu ise tam bir toplama kampı.

Şimdi zaten belli karakterler var bunu yazmanın anlamı ne diyebilirsiniz. Fakat iş gerçekten de belirlenmişin de ötesine geçti.

Kadro o bildiğimiz Yenilmezler takımının ötesinde artık. Peki bir filmde en fazla kaç ''Yenilmez'' yada ''Kahraman'' olabilir. Ben bir göz attım sizin için.

  •  Scarlett Johansson ... Natasha Romanoff / Black Widow 
  •  Chris Hemsworth ... Thor 
  •  Robert Downey Jr. ... Tony Stark / Iron Man 
  •  Jeremy Renner ... Clint Barton / Hawkeye 
  •  Chris Evans ... Steve Rogers / Captain America
  •  Mark Ruffalo ... Bruce Banner / The Hulk 

 altılısını zaten biliyorsunuz. Ve işte şimdi size buz dağının görünmeyen kısmı. Bu arada bilgiler kesindir.

  • Chris Pratt ... Peter Quill / Star-Lord 
  • Elizabeth Olsen ... Wanda Maximoff / Scarlet Witch 
  • Zoe Saldana ... Gamora 
  • Bradley Cooper ... Rocket Raccoon (ses.) 
  • Vin Diesel ... Groot (seslendirme) 
  • Sebastian Stan ... Bucky Barnes / Winter Soldier 
  • Benedict Cumberbatch ... Dr. Stephen Strange 
  •  Josh Brolin ... Thanos 
  •  Paul Bettany ... Vision 

 Daha bitmedi. Bunlarda ''söylenti'' olanlar.

  •  Karen Gillan ... Nebula (Galaksinin Koruyucuları filminden) 
  •  Brie Larson ... Carol Danvers / Captain Marvel 
  •  Tom Holland ... Peter Parker / Spider-Man 
  •  Paul Rudd ... Scott Lang / Ant-Man 
  •  Evangeline Lilly ... Hope Van Dyne / Wasp (Ant-Man filminden) 
  •  Chadwick Boseman ... T'Challa / Black Panther 

 Daha bunların tek karakter üzerine odaklı filmleri de olacak hemen onları da yazayım.

  •  Brie Larson ... Carol Danvers / Captain Marvel (2019) 
  •  Benedict Cumberbatch ... Dr. Stephen Strange (2016) 
  •  Tom Holland ... Peter Parker / Spider-Man (Spider-Man: Homecoming) 2017 
  •  Ant-Man and the Wasp ... Scott Lang / Ant-Man - Hope Van Dyne / Wasp (2018) 
  • Chadwick Boseman ... T'Challa / Black Panther (2018)

Bunlarla da sınırlı değil Thor 3, Power Rangers, Max Steel, Deadpool 2, Suicide Squad'ın devam filmi, düşünülen isimsiz projeler. Ve birde bu filmlerin içinde gene aynı karakterlerin bazılarının beraber yer alacağını da yazayım dedim. İşin ''ciddiyeti'' iyice anlaşılsın diye. Birde üstüne serinin dışında başka bir Yenilmezler filmi daha düşünülüyor. Daha başka filmlerden bambaşka karakterler varda pek tanınmıyor diye yazmadım.

Peki bu kadar adamı bir araya toplamanın anlamı ne? Sinema adına sanatsal bir çalışma yapmak mı? Eskisi kadar okunmayan çizgi roman karakterlerinin unutulacağından korkulup sinemada tanıtma çabası mı? Yoksa ''bir senaryo yazalım, oyuncuya kostümü giydirir oynatırız, millet zaten seviyor'' düşüncesiyle para üstüne para katmaya devam etmek mi?

Hollywood'un bir senede ki kârının bir ülkenin kârında daha fazla olduğunu biliyor muydunuz? Artık öğrendiniz.

Peki bu karakterlerin bu filmlerde ki amacı ne? Çok bariz ki dünyayı kurtarmak. Peki genel olarak dünyayı kim kurtarıyor diyebiliriz. Elbette Amerika, her zaman ve her yerde vede her savaşta olduğu gibi gene dünyayı kurtarmaya devam ediyor. Fakat orada dünyayı kurtarırken burada ki dünyayı es geçiyor. Orada milyar dolarlar dönüyor, harcanıp kazanılıyor iken hala Afrika'da ki bir çocuk bir sinema biletinin yarısından daha az tutacak miktarda yemeğe muhtaç oluyor. Hiçbir sanat anlayışının olmadığı ve tamamen paraya odaklı bu filmlerin yapımcıları ve de tabi ki amerika ise kazandıklarını hala aynı kafa işlerde kullanmaya devam ediyor. Dünya'nın doğusunda zulüm, savaş, açlık varken, batıda uydurma karakterlerin uydurma kahramanlığı boyuna para harcanarak yapılıp, doyasıya izleniliyor.

Ve ne yazık ki iş bununla da sınırlı değil. Dahası da var, yazayım ki ''çılgınlığın'' ne boyutlara ulaştığı görülsün.

İkinci olarak ele alacağım film ise gene son bölümü ikiye ayrılan (her ne hikmetse) Batman v Superman filminin son bölümünün ilk filmi Adalet Birliği: Bölüm 1.

Hemen bakalım bu filmin ''kahramanlarına da''.

  • Gal Gadot ... Diana Prince / Wonder Woman 
  • Ezra Miller ... Barry Allen / The Flash 
  • Ben Affleck ... Bruce Wayne / Batman 
  • Henry Cavill ... Clark Kent / Superman 
  • Amber Heard ... Mera 
  • Jason Momoa ... Arthur Curry / Aquaman 
  • Ray Fisher ... Victor Stone / Cyborg 

Ve gene bunlarında tek karaktere odaklı filmleri var.

  • Gal Gadot ... Diana Prince / Wonder Woman (2017)
  •  Ezra Miller ... Barry Allen / The Flash (2018) 
  • Ben Affleck ... Bruce Wayne / Batman (Açıklandı) 
  • Henry Cavill ... Clark Kent / Superman (Açıklandı) 
  • Jason Momoa ... Arthur Curry / Aquaman (2018) 
  • Ray Fisher ... Victor Stone / Cyborg (Açıklandı) 

Ve daha neler var neler. Gambit'ler, Venom'lar, Shazam!'lar, Logan'lar, ismi açıklanmayan projeler... Daha neler neler.

Tüm bunların etkileri neler olacak? Özellikle çocuklarda! Çizgi filminden canlı aksiyonuna kadar hepsini izliyor veletler. Bilinçaltında ne kalacak çocuğun? Peki neyi bilmesi gerekiyor? Afrika'daki aç kardeşini mi? Filistin'deki her hareketinde şiddet gören kardeşini mi? Yoksa hiç bir işe yaramayan saçma marvel filmlerini mi? Yada kendi edebiyatındaki Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Cemal Süreya, Attila İlhanı'mı yoksa amerikan edebiyatının çizgi romanından uyarlama Kaptan Amierka'yı Batman'i Flash'ımı?

Kendi tarihini kültürünü, tarihindeki insanları bilmeyipte süper kahramanların adını sanını ezberleyen bir nesil yetişiyorsa bu ciddi bir sorundur.

Başımıza gelmesini istemediğim bir şeyi yazmak istiyorum.

Belki gün gelecek alttan yetişen çocuklar Kemal Sunal'ı Şener Şen'i pek bilemeyecek. Hulusi Kentmen'ler unutulup gidecek. Bizim gibi sürekli filmlerini izleyip tadına varamayacak. Onun yerine sinemanın kapitalist sisteminde kendine yer bulan uydurma kurguların yer aldığı sanattan uzak bir sinema anlayışında kaybolup gidecek. 

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Açık Mavi yazdı, 13 misafir beğendi, 1 yorum yapıldı.
9 Eki 16 18:00

Açık Mavi

Puan: 202

Türk Sinemasında Bollywood Etkisi

Daha bugün en bildiğiniz Hint filmi 3 Aptal'ın Türkiye uyarlaması olacağını öğrendim. Filmin başrolünde, yani Aamir Khan'ın Ranço rolünde ise Kerem Bursin yer alacak.

Sonra kısa geçmişe bir yolculuk ettim... Çok değil 2013 yılında 2005 yapımı Siyah filminden uyarlanan Uğur Yücel'in Benim Dünyam filmi.

Sonrasında ise daha geçen sene gene başka bir Bollywood filmi olan 2012 yapımı ''3'' filminden uyarlanan ve neredeyse 1.5 milyon izlenilmiş Delibal filmi geldi aklıma.

Şimdilerde ise Sermiyan Midyat'ın Hindistan'da çekilen yerli Bollywood filmi ''Bir Baba Hindu''.

Peki ne oldu da Türk sinemasında bir anda ''Bollywood'' rüzgarı esmeye başladı?

Hint filmlerinin ülkemizde sevilmesinden doğan fırsatçılık mı? Yoksa sürekli aynı devam filmlerinin gişede rekorları alt üst etmesi yüzünden bazı yapımcıların buna son verme isteği mi? Ya da Türkiye'de çekilen Bollywood filmlerine karşı bir jest mi? Belki de Bollywood filmlerinin etkisinin Türk izleyicisini çekmek amaçlı kullanılmasıdır.

Cevabını henüz veremesem de belki yardımı dokunur diye kısa bir not düşeyim.

Geçen sene çekilen Delibal filminin fragmanında ya da jeneriğinde filmin bir uyarlama olduğu yazılmamış. Milliyet'ten Ali Eyüboğlu'da bu konuya dikkat çekmiş. Hemen aramış Ay Yapımı sormuş:

- Afişte ve jenerikte “Aishwarya R. Dhanush’un ‘Moonu 3’ adlı filminden uyarlama” diye niye yazmıyor?

... ve aldığı cevap:

- Delibal’ın finaldeki sürprizi kaçmasın diye yazmadık Hint filminin adını.”

Bunun üzerine “Ay Yapım bu filmi Aishwarya R. Dhanush’ten izin alarak çekmişse, rica etsem gönderir misiniz belgesini” diye sormuş.

Ve yanıt alamamış.

Sonra Ay Yapım açıklama yapmış ''yönetmen söyledi zaten'' diye.

Peki söylenmesi yetiyor mu? Bir şeyi uyarladıktan sonra eser sahibinin isminin yazılması gerekmiyor mu?

Bunu okuduktan sonra üzülerek söylüyorum ki son yazdığım ve sonunda ''soru işareti'' olmayan nedeni cevap olarak kabul edeceğim. Yani uyarlanmasında elbette bir sorun yok. Fakat izin dahi alınmaması... İşi sinemanın sanat kısmından çıkarıp sadece mali boyutlara götürüyor.

Gene aynı olay burada da var. Uğur Yücel'in Benim Dünyam filmi de filmin içinde veya dışında filmin uyarlama olduğu yazmıyor. Filmin fragmanını izleyen Hintliler ise filmin çalıntı olduğunu ileri sürüyor. Filminin yönetmeni Leela Bhansali, filmde hiçbir referans görmediklerini belirtiyor. Filmin yapım şirketinden ''gerekli olan maddi ve manevi gereklilikler de TMC film tarafından sağlanmıştır'' diye açıklama geliyor. Sonrasında ise telif hakkının alındığı ortaya çıkıyor.

Fakat böyle olsa da olmasa da filmin uyarlama olduğu neden yazılmıyor. İzleyicinin filmin bir uyarlama olduğunu bilmesi mi istenilmiyor? Pek anlamış değilim.

Peki her Hint filmi Türk sinemasına uyarlanabilinir mi? Yani şimdi 3 Aptal filmi uyarlanacak. Peki ama nasıl uyarlanacak. Kerem Bursin, Aamir Khan'ın yaptıklarını yapabilecek mi. O dans figürleri aynı şekilde etkili bir biçimde aktarılabilecek mi. Zoobi doobi dansı yapılabilecek mi? Doğrusu fazlasıyla merak etmekteyim.

Her neyse. Umarım Bollywood'un aksiyon filmleri uyarlanmaz. Yoksa korktuğum başıma gelir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Açık Mavi yazdı, 10 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
7 Eki 16 18:00

Açık Mavi

Puan: 202

O Maden "Bulunacak"
ee2ec698bd78ef5484827696dc2615711475834494

ee2ec698bd78ef5484827696dc2615711475834494

Başlığı böyle attım çünkü filmdeki karakterin maden arama azminin yanı sıra, Kalandar Soğuğu'nu biraz Paul Thomas Anderson'un Kan Dökülecek (There Will Be Blood) filminin iyi niyetli sürümü olarak benzettim. Bildiğiniz üzere o filmde de karakterimiz sıkı bir petrol arayışına çıkıyor ve bu hırsı onu hiçbir şeyi önemsemeyen, aklı fikri para olan bambaşka bir adam yapıyordu. Kalandar Soğuğu'nda da başrol sıkı bir maden arayışına çıkmakta ve karısının istememesine rağmen dur durak bilmemekte ama bunu ailesi ve çocukları için yapmaktadır.

Yönetmen Mustafa Kara ''Hala 80 yaşında maden arayan, öyküsü başka, o bölgede o dağda yaşayan adamı tanıyorum. Filmde de olduğu gibi nedir bu adamı her şeye rağmen bu kadar tutkuyla yaşama bağlayan, çocuklarına ve eşine rağmen hala bu işi yapma azmi veren sorusuyla filmin başlangıcını yaptık'' sözleriyle aslında maden arama tutkusunun gerçekçiliğini anlatıyor bizlere. Doğasının zorluğuna, kışının karasına rağmen hala bir tutku, ''arayan'' ve vazgeçmeyen adamın hikayesini anlatıyor film.

Zor şartlar altında çekilen filmin çekimleri dört mevsimde 1.5 yıl, yapımı ise toplam 5 yıl sürmüş. Tabi bu süre zarfında filmin başına gelmeyen de kalmamış. Uzun bir oyuncu arayışından sonra imzayı atan bir oyuncu setin zor koşullarını görünce setten kaçmış. Film ekibi bir sahnede karlar yolu kapattığı için dağda mahsur kalmış. Üstelik sahne de çekilememiş. Ayrıca son sahnesi yeniden çekilme kararı alınmış fakat sislerin gitmesi için 23 gün beklenilmiş. Dile kolay 23 gün. 23 günde çekilen filmler var! Tüm bunlar yetmezmiş gibi birde 8 ay boyunca yapılan çekimlerin ardından filmin kurgusunun tamamlandığı zamanda ofise giren hırsızlar, ekipmanları ve bilgisayarları çalmış. Filmin kurgulanmış bir kopyası da olmayınca film yeniden kurgulanmaya başlanılmış. Tek teselli ise filmin dağ ve köy çekimleri ve tasarı çekimlerinin bulunduğu sabit disklerin çalınmamış olması.

Tüm bu zorluklara rağmen çekilen ve yarıda bırakılmayan film, görüyordunuz ki sadece 10 sinema salonunda gösterime giriyor. Seti lay lay lom geçen dandik komedi filmleri ise 300'den aşağı düşmüyor.

Filmin kadrosu ise birbirine yakın insanlardan oluşuyor. Filmin ortak senaristi Bilal Sert yönetmenin Cumhuriyet Üniversite'sinden öğretmeni gene aynı şekilde başrol Haydar Şişman'da yönetmenin ilkokuldan resim öğretmeni ve son olarak filmin oyuncularından Hanife Kara yönetmenin annesi.

Filmin Türkiye'den Akademi'ye aday adayı olduğunu zaten biliyorsunuzdur. Fark etti iseniz ödüllerini falan yazmadım. Amacım filmi övmek değil çünkü. Filme harcanan emek beni kendine çekti. Fakat karşılığını alıyor mu? Pek bilemiyorum.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.