Türkiye Aktivitesi
1413 ziyaret
1 online
Payitaht İstanbul
@IIAbdlhamid1

Türkiye Puanı

3646 puan Açık Yeşil Kalem

Derecesi

8 [Toplam 1623 kişi]

Türkiye
Tümü(28)
Pinledikleri(0)
Payitaht İstanbul yazdı, 8 misafir beğendi, 124 yorum yapıldı.
8 May 19 09:00
Ramazan Ay'ı Hendek ve Tebük'e Denk Gelirse!"

Mübarek Ramazan ayını idrak edeceğiz / ediyoruz. Rahmet ayı kimini rahmetiyle yıkayıp arındıracakken, kiminiyse daha da ziyana uğratıp belkide iflas ettirecek….

Oruç, nefislerimizi dizginliyor ve Rabbimize karşı daha yakın olma anlamında bize köprü oluyor... Kimileri bu köprüyü çok hızlı geçecek, kimileri vasatı muhafaza ederken, kimileriyse köprüyü yürüyemeyecek belkide …

Özellikle göz, kulak ve dilimizin balans ayarlarını tekrar gözden geçirecek, tuttuğumuz orucun yanımıza sadece açlık ve susuzluk olarak kalmasını önlemiş olacağız...

Arızalar mümkün mertebe giderilecek ve 11 ayın kaybı, hızlı bir şekilde telafi edilmeye, giderilmeye çalışılacak...

Yaz aylarında oruç tutmak… Aslında zor gibi... ister istemez korkutuyor insanı...

Her gün 16 saat aç kalmak, yemek yiyememek... Susuz kalmak... ve Bu halde çalışmak... zorluyor bizi...

Neyse ki “Tebük Gazvesi” imdadımıza yetişiyor... “Sıcağı” taaa iliklerimize kadar hissediyoruz...

Tarih sayfaları bize, 30 bin kişilik Sahabeyi Kiramın, Bizans ordusuna karşı galip gelmeden önce “sıcağa ve kızgın çöl kumlarına” nasıl galib geldiğini soğuk kanlılıkla anlatır...

Kavurucu çöl sıcağı ve ateşten kumlar! Sahabe Efendilerimizin Cennete girebilmeleri, Allah’ın rızasına vasıl olabilmeleri adına bulunmaz bir fırsat...

Evet ne açlık, ne susuzluk, ne sıcak, nede 220 km’lik uzunca bir yol, Sahabe Efendilerimizi mağlub edemiyordu...

Neyse ki “Hendek Savaşı” da imdadımıza koşuyor... “Açlığı” karnımıza taş bağlamadan hissedebiliyoruz...

1 ay boyunca kuşatılan Medine’yi Münevvere… Açlıktan karnına taş bağlayan Allah'ın Rasulü ve dava arkadaşları… İki düşman arasında helak olma korkusu… Münafıkların, küfre ne kadar da yakın olduklarını yakînen müşahede etmek… Tarih olmaya ramak kala, tarih yazmak!… İyi ki varsın “Hendek” İyi ki varsın…

Bu yaz sıcaklarında, susuzluktan dudakları çatlamış, boğazı kurumuş, gözleri kısılmış ve elleri ayakları yorgunluktan tutmayacak bir seviyeye gelmiş olan oruçlu bir Müslümanın karşısında, hiç umursamadan çok rahat bir şekilde içilen soğuk bir su, yada açık alanda restoran veya lokantalarda yenen leziz yemekler, biz Müslümanlara, bu dünya hayatında ki imtihanın hiçte kolay olmadığını, olamayacağını göstermekte...

Acaba bu Ramazan ayında yine televizyonlarda bitmek bilmeyen imsak tartışmalarını ve herhangi bir hastalık ve yaşlılığı olmamasına rağmen, kendisine adeta kurbanlık koyun misali bir fakir arayıp, bulduğu fakirin eline tutuşturduğu 20 lirayla, tutması gereken orucu, çok ama çok ucuza satan, kendince akıllı Müslümanlar! Görecek miyiz?...

Diğer tarafta 220 km’lik tebük seferine ne yiyeceği nede bineği olmadığı ve cihada katılmadıkları için, Allah Resulüne ağlayarak gelen sahabe efendilerimiz!

Ve son söz Rabbimizden:

“Rab'leri Katında onların mükafatı, altlarından nehirler akan adn cennetleridir, orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah onlardan razı ve onlar O'ndan (Allah'tan) razıdır. İşte bu, Rabbine huşû duyan kimseler içindir.” (Beyyine 8)

08-07-2015

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Payitaht İstanbul yazdı, 8 misafir olmak üzere 9 kişi beğendi, 20 yorum yapıldı.
30 Nis 19 17:00
Kutsal Yolculuk
5fa90caebd00476bfebf37c28bc289391556634490

5fa90caebd00476bfebf37c28bc289391556634490

Mekke ve Medine'ye bir Umre ziyaretimiz oldu.

Allah c.c) ve Efendimiz s.a.v)'in misafiri olduk.

Mescid-i Nebevi ayrı güzel, Kabe'yi Muazzama ayrı güzel.

Yönetimden kaynaklanan Her türlü olumsuzluk ve eksikliğe rağmen, Kesinlikle fırsatını bulup gitmek lazım...

İlk durağımız sevgililer sevgilisine, Efendiler Efendisine oldu.

Mescidi Nebevi çok güzel. Mescidin Yeşil Kubbesi, Efendimizin yeşil sarığını temsil ediyor.

Efendimiz hâlâ yeşil kubbenin altında ümmetinin dertlerini dinliyor.

Efendimizin gerçekten ölmediğini görebiliyorsunuz...

3819895258f28d856311fdce4621bcb01556634520

Bir çok ülkeden gelen Müminler Efendimize derdini anlatmaya gelmiş gibi.

Efendimiz ise Hane-i Saadetlerinde kendisine gelen müminleri teskin ediyor.Namaz vakti öncesi bekleşen müminler, sanki Efendimiz a.s) mihraba geçip namaz kıldıracakmış gibi bekliyorlar.

Namaz vakti öncesi bekleşen müminler, sanki Efendimiz a.s) mihraba geçip namaz kıldıracakmış gibi bekliyorlar.

Evet, Efendimiz hâlâ Sağ...

Mescidin İçinde bulunan Ashabı Suffa hâlâ hınca hınç dolu. Efendimiz s.a.v) ise Suffe Ashabına gözü gibi bakmaya devam ediyor.

Ebu Hureyre r.a) ise hâlâ Efendimizden bir hadis daha rivayet etmek için pür dikkat Efendimizi izliyor.

Mescidi Nebevi'de Ashabın ruhları saf tutuyor...

Hz Ebu Bekir ve Hz Ömer tüm vakarıyla Efendimizin s.a.v) yanında ayakta bekliyor.

Efendimizi selamlamaya gelenler Ebubekir r.a) ve Ömer'i r.a) dualarına katarak şeref kazanıyorlar.

Selamlamayı bitiren misafirler, heybelerinde Efendimizin şefkati Sıddıkın sadakati ve Faruk'un adaleti ile dönüyorlar...

Hz Aişe Annemiz Hücre-i saadet içerisinde, perdenin hemen arkasında dünyadan gelen tüm Müminlere Efendimizin hayatından dersler anlatmaya devam ediyor.

Efendimizi ise hâlâ kimseyle paylaş(a)mıyor diğer annelerimize karşı hâlâ kıskanç.

Hatice Annemiz ise Efendimizi Mekkede bekliyor...

Mescidi Nebevi her Namaz vakti toplamda 1 milyon Mümini bağrına basabiliyor.

Mescidin avlusu başka güzel. Kimisi namaz kılıyor, kimisi Kur'an okuyor, kimisiyse melül melül Yeşil Kubbeyi seyrediyor.

Tüm bu güzellikler Mescid sınırları içerisinde, Dışarı çıkınca rüya bitiyor...

Medine'yi Münevvere elimizden çıktıktan sonra (1919), şehrin yüzü hiç GÜLmemiş.

Efendimizin Gül şehri, Beton şehrine dönmüş maalesef.

Mescidi Nebevinin etrafını çepeçevre kuşatan yüksek oteller, Mescidin üzerine bir Heyula gibi çökmüş durumda...

Medine'de ne yeşillik, ne mimari nede tarih kalmış. Mescidi Nebevi şehre nefes aldırıyor resmen... Efendimizin varlığı Şehri hala münevver kılıyor.

Nefes almak için Efendimizin mescidine sığınıyoruz, Mescidin iç sınırları başka bir dünya, dış sınırları başka bir dünya...

Cennetül Baki mezarlığını düzleyen Suud Vahhabileri, otellerin boyunu yükseltebildikleri kadar yükseltmişler.

Toprağın altında yatan sahabeye hürmet etmeyin, onlardan medet ummayın diyen Suudlar, sabah akşam Amerika'dan medet umma zilletine duçar oldular...

Bir gece vakti Uhud'a gittik. Efendimizi Mekke müşriklerinden koruyan yarığı ziyaret etmek istedik.

Efendimizi bağrına basan Yarık, Suud yönetimi tarafından betonla kapatılmış ve etrafına demir teller örülmüş.

Ama Yarık içerisinden gelen Efendimizin kokusunu hâlâ engelleyememişler...

Uhud şehitliğini ziyaret ettik. Hz Hamza'ya, Musab bin Umeyr'e ve Şehid olan 70 sahabeye selam verdik.

Şehitlikten Muhteşem bir koku geliyor. Okçuların terk ettiği Ayneyn tepesine çıktık. Efendimizin sözlerinin dünyadaki tüm ganimetlerden daha değerli olduğunu daha iyi fark ettik...

Hendek'i ziyarete gittik ama Hendekler çoktan kapatılmış, artık üzerinden otoban geçiyor.

Efendimizin ve ashabının 1 ay boyunca, karınlarına taş bağlayarak kazdıkları kilometrelerce Hendek yolunu kapatan Suudlar, Efendimize ve ashabına ait olan bir hatırayı daha silmiş oldular...

Efendimizin şehrinde, Mescidi Nebevi dışında Efendimize ve Ashabına ait hiç bir hatıra ve tarihi yapı bırakılmamış.

Osmanlı izleri bile silinmiş. Osmanlı bakiyesi olan Osmanlı tren istasyonu ve Amberiye mescidini ise neden yık(a)mamışlar hala anlamış değilim...

Medine'den ayrılma vakti geldi. Tüm kafile hüzünlü. Efendimize nasıl veda edeceğiz?

Son Selamlamayı yapmaya gidiyoruz. Adım adım Efendimize yaklaşıyoruz ve Son selamlama!

Kimisi küçük çocuklar gibi bir sütunun arkasına çekilip ağlıyor kimisiyse ağladığının bile farkında değil...

Efendimizle zorda olsa vedalaştık.

Bembeyaz ihramlarımızı giydik.

Helal olan şeylerde artık bize haramdı.

Kabe'yi Muazzama'ya doğru yol alıyoruz.

Lebbeyk seslerimiz, bizden önce Kabe'nin duvarlarını selamlıyor.

Hacerul Esved tüm vakarıyla bizi bekliyor...

Yol bitiyor ve Mekke'yi Mükerrem'ye giriş yapıyoruz. Herkeste çocuksu bir heyecan. Kabe'yi Muazzama'ya kavuşmaya çok az kaldı.

Otellerin yüksekliği başımızı döndürüyor, nereye baksak birbiriyle yarışan yüksek yüksek oteller.

Kiminin Şevki kırılıyor, kimisi otelleri görmüyor bile...

Kabe'yi ilk görenlerin yapacağı dualar geri çevrilmezmiş.

Kafamız ayak uçlarımıza mıhlanmış, bebekler gibi emekliyoruz.

Kafile hocalarının "kimse kafasını kaldırmasın, çok az kaldı" uyarısı Kabe'yi görme arzusunu dahada kamçılıyor.

Ve bir ses duyuyoruz "Kaldırın Başınızı!"...

Kabe'yi Muazzama bütün ihtişamıyla kendisine gelen misafirleri karşılıyor.

Hacerül Esved'in önü hınca hınç dolu. Mültezem'e yapışan müminler kopmak bilmiyor.

Ve Altın Oluk'un Ayrı bir güzelliği var. Türkiye'nin kıble istikameti. Türkiye'den gelen müminleri cezbediyor...

Kabe'nin etrafı devasa yapılarla işgal edilmiş. Kabe'yi Muazzama dışında kalan tüm tarihi yapılar, yükselen otellerin altında kalmış.

Efendimizin İslamı ilk tebliğ ettiği Ebu Kubeys tepesi'nin üzerinde yükselen oteli görünce kolumuz kanadımız kırıldı.

Mekke'ye ihanet edilmiş...

Hira Nur dağına çıktık ve Efendimizin inzivaya çekildiği mağarada namaz kıldık.

Efendimiz Hira'dan Kabe'yi seyrediyordu. Bizde seyretmek istedik Ancak Zemzem Tower denilen ucubeden başka bir şey göremedik.

Kabe'nin hürmeti hiç bir dönemde bu kadar çiğnenmemişti...

İngilizler Mekke ve Medineyi kime teslim edeceklerini gayet iyi biliyorlarmış.

Bu Kutsal şehri Arapların asillerine değil de bedevi kısmına vermekteki ısrarlarını şimdi daha iyi anladım.

Çöl Bedevilerine medeniyet üretmiş 13 asırlık şehirleri yağmalasınlar diye teslim ettiler..

Sayılı günler çabuk geçti. Kabeyi Muazzama'ya da veda vakti geldi.

Son Veda Tavafı sarstı bizi.

Başka tavaf olmayacaktı artık. Kabeyi son görüşümüz, Hacerül Esve'de son selam verişimiz, Altın oluğa son bakışımızdı.

Efendimizin Mekke'den çıkartılırken ki ruh hali bizi çepeçevre kuşattı...

Umre yolculuğunda donanımlı Hoca çok önemli. Kutsal beldeyi size yaşatması lazım. Gittiğimiz Umre turu güzeldi Ticari kaygılarına set çekip Allahın rızasına talip olduklarına şahit olduk.

Bazen "Meşhur" hocaların veremediği manevi havayı "Meçhul" Hocalar büyük bir samimiyetle verebiliyordu...

Umre’ye daha gitme fırsatı olmayanlar niyetlerini tazelesin ve en yakın zamanda bu kutsal beldelere gitme şerefine nail olsunlar.

Bu beldeler suudların değil ümmetin ortak mirasıdır. Asla Mekke ve Medineyi onların tekeline bırakmamalıyız...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Payitaht İstanbul yazdı, 12 misafir beğendi, 43 yorum yapıldı.
10 Nis 19 17:00
İslam Modernizmi ve Selefilik Bize Neyi Dayatıyor!
492973f4e7a29c5dec34f4ddbb48482a1554903133

492973f4e7a29c5dec34f4ddbb48482a1554903133

Zor bir zaman diliminden geçiyoruz… Yaşamış olduğumuz bu garip zaman dilimine kısaca “Âhir Zaman” deniliyor…

Hak ve Hakikate dair her ne varsa, hâlâ ilk günkü gibi saf ve berrak duruyorken, kimi illüzyonist ve sihirbazlar yaptıkları el çabukluğu ile bu hakikatleri perdelemeye çalışıyorlar…

Sadece gençlerimizin değil, belki de birçoğumuzun kafası biraz karışık… Bir yanda siyasetin hızlı atmosferi ve yoğun gündemi, diğer yanda gevşeyen din anlayışımız… Her geçen gün, kulluğumuz biraz daha dumûra uğratılıyor…

Bir yanda Modernist Hocaların “İslam Dinini Yeniden Keşfeden” garip halleri, diğer yanda kendilerine selefi deyip, Selef ulemamızın çizgisini ıskalayan ve Müslümanları İslam dairesinden zorla atmaya çalışan gerçek Müslümanlar!

14 asırdır ümmeti Muhammedin ana gövdesini oluşturan Ehl-i Sünnet ’in / Sevadı Azam’ın yolu ise ya sahipsiz yâda garip gibi… Canhıraş bir şekilde bu ana gövdeyi tüm Bid’at Fırkalara karşı savunan Hocalarımız ve ulemâmızın gayretleri ise bir yere kadar galiba…

14 asırdır ümmeti Muhammedîn üzerinde yürümüş olduğu bu geniş yol, artık öyle yâda böyle birilerine dar geliyor!

Ehl-i Sünnete burun kıvıran, bu yolu hafifleyen ve her fırsatta eleştiri tahtasına oturttuğu bu ana gövdeye nişan alıp ateş etmekten haz alan bu iki “Popüler / Güncel” akıma değinmek istiyoruz…

●Selefilik ve Modernizm…

Okuyan / Araştıran veya dini ilimlere meraklı olan insanımızı ve özellikle de gençlerimizi bekleyen bu iki tehlike bize neleri dayatıyor?

Bir birine zıtmış gibi duran bu iki farklı Fırka’nın bazı ortak özelliklerini dile getirdiğimizde, bize dayatılan birkaç hususu da faş etmiş olacağız…

1) Bu iki Bid’at Fırka’nın ana paradigması şu şekilde işliyor;

“Ümmeti Muhammed tarih içerisinde yoldan çıkmıştır. Yaşanan bunca yenilgilerin sebebi, İslam dininin yanlış anlaşılıp doğru yaşanmamasından kaynaklanmaktadır... Müslümanların tekrardan eski izzet ve ihtişamlarına kavuşmalarının tek yolu; Müslümanların tarih içerisinde oluşturmuş oldukları her ne varsa onları bidat (Selefilerin iddiası) veya tahrif (Modernistlerin iddiası) edilmiş değerler olarak görüp, bu oluşturulan Değerleri / Kültürü / Medeniyeti / Müktesebatı ve Tarihi inkâr ederek hatta onlarla savaşarak, “Selefi Salihin” denilen ilk üç neslin yaşadığı döneme yani Asr-ı Saadete tekrardan geri dönmek!

Peki, Selefilerin ve Modernistlerin Bu iddialarını gerçekleştirebilmeleri için önlerindeki en büyük engel nedir?

Ümmet Muhammedin kahir ekseriyetinin amel ettiği ve benimsediği İtikâdi ve Fıkhi mezheplerimizdir!

Mensup olduğumuz Mezheplerdeki yaşanabilecek gevşekliklerin açacağı boşluğu bu iki Bid’at fırkanın çok rahatlıkla doldurabileceğini akılda tutmak lazım….

2) Mezhep (sistem) karşıtı söylemler…

Selefilerle Modernistlerin bir diğer ortak özellikleri ise; Mezheplere karşı olan alerjileri!

Bir selefi için mezhep; Asr-ı Saadetten sonra ortaya çıkmış Bid’at bir oluşumdur! Mezhebin doğrusu yada yanlışı olmaz! Çünkü mezhepler, ne Peygamber (a.s) nede Sahabe döneminde görülmemiştir. Dolayısıyla herhangi bir mezhebe intisap, Asr-ı Saadetten uzaklaşmaktır!

Modernistlerin ise Mezheplere karşı çıkışının ana sebeplerinden biri, “Ulema ve Fukâha’nın” İslam dinini zorlaştırdıkları, dinde olmayan hükümleri bir şekilde dine ekledikleri ve yaptıkları içtihatlarda dini kendi tekelleri altına almalarıdır!

3) İçtihad Yapma Arzusu!

Hicri 4. Asırda kapanan mutlak içtihad kapısı, malum iki kesim tarafından zorlanarak açılmaya çalışılıyor…

Zaten bu iki Bid’at fırkanın; Müslümanların yaşadığı Tarihi yok sayıp preslemeleri, bununla birlikte mezhepleri de inkâr ederek her konuda içtihad yapma arzuları, Modernist ve selefileri birleştiren ortak paydalardan birini daha oluşturuyor…

Bununla birlikte Modernistlerle selefilerin ayrıştığı ve zıtlaştığı birçok hususta var. Mesela bunlardan birisi; Modernistler genel olarak hadisi şerifleri dinde delil kabul etmezler. Selefiler ise hadisi şerifler konusunda Modernistler’den ayrılarak Hadisi şeriflere önem verip dinde delil kabul ederler. Ancak kimi selefilerin de Allah’ın selbi sıfatlarını anlatan Hadisi şerifleri mutlak bir şekilde zahirine yorumlayıp tescim ve teşbih çukuruna düşerek ayrı bir arızaya kapı aralıyorlar!

Özetle söyleyecek olursak:

Üzerinde bulunduğumuz Ehl-i Sünnet ve-l Cemaat zemininde yaşanabilecek herhangi bir kayma ve sapma, bizleri bu ve benzeri Bid’at Fırkaların çukuruna düşme veya onların fikirlerine kapı aralama yanlışlığına sürükleyecektir!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Payitaht İstanbul yazdı, 23 misafir olmak üzere 24 kişi beğendi, 30 yorum yapıldı.
8 Şub 19 17:00
Ümmeti Muhammedin İlgâ Edildiği Tarih:3 Mart 1924!

Hz Peygamber a.s)’dan itibaren Müslümanlar tarihleri boyunca, dinlerini hep bir devlet çatısı altında sürdürdüler. Tâki 3 mart 1924 yılına kadar!

İrili ufaklı yüzlerce devlet kurulup yıkıldı... Bu devletler arasında ismi kalıcı olanlar oldu: Emeviler, Abbasiler, Endülüs Emevileri, Eyyubiler, Selçuklular ve Osmanlı islam devleti gibi...

Bu ismini saydığımız devletlerde Hulefa-i Raşid'in de olduğu gibi Şura sistemi tam anlamı ile uygulanamadı. Saltanat ile birlikte hilafet devam etti...

(Abbasiler ve Selçuklular’da devletin üst yöneticilerinden teşekkül eden Divân’lar Şura görevini ifa etmiştirler. Osmanlı devletinin Tanzimat'a kadarki döneminde ise, Divân-ı Hümâyûn bir şûrâ meclisi olarak devletin önemli işlerini yürütmüştür...

Sosyal münasebetlerin çoğalması, devlet işlerinin artması ve her sahada mütehassıs kimselere ihtiyaç duyulması sebebiyle “şûrâ” görevinin, branşında uzman olanlardan seçilmiş üyelerden meydana gelen milletin kalbi hükmündeki bir meclis tarafından ifa edilebileceği görüşü, Tanzimat sonrasında ağır basmış ve Osmanlı Meclis-i Mebusanının kurulması ve Meşrûtiyetin ilanında bu görüş şer’î bir dayanak teşkil etmiştir... Ahmed Akgündüz)

Peygamber a.s)’ın vefatından sonra şura sistemi ile 4 halife seçildi. Her halife farklı yöntemlerle iş başına geldi... Şura’ya dayalı hilafet sistemi toplamda 30 yıl sürdü.

Daha sonra ise Hz. Muaviye, oğlu yezide daha kendisi hayatta iken biat topladı, böylece ilk dört halifenin oluşturduğu şura sistemi akamete uğradı. Artık halifeyi Şûra (Ehlü'l Hal ve'l-Akd) değil, babadan oğula geçen saltanat sistemi belirliyordu...

Saltanatla seçilmiş halifeler iş başına geldiklerinde İslami hükümler askıya alınmıyordu. Tüm hızıyla Cihad devam ediyor, namazlar kıldırılıyor, kısaslar uygulanıyor, ilim faaliyetleri devam ediyordu...

Peki problem neredeydi? Problemin iki vechesi vardı:

1) Kuranı Kerim ile emredilmiş, Hulefa-i Raşid'in ile uygulanmış şura sisteminin yara alması...

2) Saltanat sistemi kendi içerisinden hem “Yezid bin Muaviyeyi” hemde “Ömer Bin Abdülazizi” çıkartabiliyordu. Saltanat, kişinin hilafete ehil olup olmadığına bakmıyor, kardeş sıralaması veya kan bağı işi tayin ediyordu..

Saltanat bir zulüm aracı olarak kullanılmadığında, iyi ve salih idarecilerin iş başına geldiği ve Müslüman halkın iyi ve güzel idare edildiği de bir hakikattir...

Halife –Saltanat sisteminde, Müslümanların hem iyi idare edilmesi hemde İslam ahkamının devlet eliyle uygulamasına en güzel örnek herhalde Osmanlı İslam Devleti olsa gerek....

Osmanlı Devleti, mevcut eksik ve aksaklıklarına rağmen, Müslümanları bir arada tutmuş, 3 katıda ilayı kelimetullah bayrağını sallandırmayı başarmış, küffara kılıç sallamış, dünyadaki mazlum Müslümanlara gücü nispetinde yardımcı olmuş ve sırt çevirmemiş...

Osmanlı Devletinden önce Haçlıların saldırısına maruz kalan ümmeti Muhammed, Osmanlı ile birlikte Haçlıları / Avrupalıları kendi yurtlarında, kendi kıtalarında muhasara etmeye başlamıştır...

İki kez Viyana kuşatıldı (1529 – 1683) ama alınamadı... Viyana ecdat tarafından feth edilemese de, Haçlılara / Avrupalılara müthiş bir korku salındı! Osmanlı korkusu Avrupayı paranoyak yapmaya yetti. Artık yapacakları her hesabı, Osmanlı Devletini akılda tutarak yapmak durumundaydılar...

Kendi aralarında parçalara ayrılmış Avrupalı Hristiyanlar, Osmanlı korkusu ile, tekrar birleştiler ve Osmanlı Devletini bertaraf etmek için Yüzyıllarca çalıştılar...

Avrupa, Batıdaki tehlikeydi. Peki ya Doğudaki tehlike?

Doğuda ki Fitne ve fesadın adı ise; İran / Safevi devletiydi. Osmanlı devleti, 1514’de Çaldıran meydan muharebesinde bu büyük fitneyi söndürdü! Bugün ki gibi Müslüman kanı akıtıp her türlü fitneye alet olan İran / Safevi Devletine Yavuz Sultan Selim böylelikle haddini bildirmiş oldu!

Devletlerde insanlar gibi doğar, büyür ve ölürlerdi... 6 asırlık ihtişamlı Osmanlı Devleti tarih sayfalarındaki yerini almak için hazırlanıyordu...

II. Abdulhamid Han tüm siyasi dehasına rağmen, kendisine karşı aklını ve gönlünü Batı’ya kaptırmış jöntürkler ile kendisini bir türlü anla(ya)mayan bazı alim, şair ve mütefekkirlere karşı yenildi...

Haçlılar / Batılılar / Avrupalılar Osmanlıyı durdurmayı başarmışlardı! Asırlardır başlarına musallat olan ve bir kâbus gibi üstlerine çöken Osmanlı korkusu son bulmuştu! Osmanlı'nın zayıflaması ile birlikte, artık sömürdükleri yerleri daha rahat sömüre bileceklerdi...

Hindistan ve Afrika kıtası'nın yer altı ve yer üstü zenginlikleri, Batı'nın kabaran iştahını artık daha da kamçılıyordu...

Peki ya İstanbul? Hele Ayasofya Camii! 1453 yılında kaybettikleri Konstantinopolis artık çok yakındı!

İstanbul düşman kuşatması altında iken, Sultan Vahdeddin Anadoluyu düşmana karşı örgütmek amacıyla tam yetki ile bir heyet gönderdi. Bu heyet Anadolu'daki Müslümanları düşmana karşı örgütledi ve bazı başarılar elde edildi...

Ancak Anadolu'ya gönderilen heyet kuşatma altındaki İstanbul ve padişaha ihanet edip Osmanlıya karşı cephe aldı...

Artık Osmanlı sadece Haçlılar tarafından değil, Batı ile ittifak yapan ittihat ve terakkinin devamı olan Kemalist kadrolar tarafında da kuşatılmıştı...

Ankara’da kurulan yeni siyasi mekanizma, Batının kendi eliyle yapmak istediği şeyleri yapmakla görevlendirildi... Ankara Batı'nın kendisine vermiş olduğu görevleri harfiyen yerine getirdi!

Batı'nın bir daha yeni bir Osmanlı tecrübesi yaşamasına asla tahammülü yoktu!

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ile (Bu anlaşmayı imzalayanlar Mustafa Kemal'in bakanları olan Fethi Okyar ve Rauf Orbay’dır) Osmanlı Devleti fiilen sona erdi… Ancak İstanbul hala direniyordu…

Ankara'daki yeni yönetim, İstanbul'a son darbeyi 1 Kasım 1922’ de Saltanatı kaldırarak indirdi!

Ankara, artık yeni bir sayfa açmak istiyordu... 29 Ekim 1923 tarihinde ilan edilen yeni rejim ile ilk adım atılmış oldu… Osmanlı saltanatına son veren Kemalizm, kendi saltanatını cumhuriyet adı altında kurdu...

3 Mart 1924 tarihinde ki “Hilafetin İlgâsı” kanunu, ümmeti Muhammed için bir kırılma noktası oldu... Bu tarih, artık Müslümanların uzun bir süre, Dinlerini Devletsiz bir şekilde yaşamalarının habercisiydi!

Çok sıkıntılı bir devrin kapısı aralanıyordu. Artık küffara kılıç çalma döneminden, Müslüman kalabilme dönemine girmiştik…

Eğer bu "Müslüman kalabilme" devrinden "Müslüman olarak devam" edebilirsek, tekrar elimiz kılıç tutabilecek ve Hakkı hâkim kılabilecektir!

                                                                                                                 10-06-2016

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Payitaht İstanbul yazdı, 86 misafir beğendi, 4 yorum yapıldı.
30 Haz 18 13:00
Erdoğan Kazanırken Ak Parti Neden Kaybetti?

Aylardır Tv’ler de, sosyal medyada, evlerde, sokaklarda hasılı her alanda konuştuğumuz ve gündemimizden hiç düşmeyen seçimleri geri bıraktık...

Cumhur ittifakı (Ak parti ve MHP), millet ittifakını (CHP, İP, SP... Birde chp ve İP’in desteklediği HDP) ağır bir yenilgiye uğrattı. Neredeyse 5 yıldır Recep Tayyip Erdoğanı Başkan yapmamak için elininden gelini yapanlar başarısız oldu... Elhamdulillah.

Ak Parti ise %42,5 oranına oy aldı ve tek başına iktidar olma imkanını yakalayamadı. Peki Ak Parti neden istenilen oy oranını alamadı? Erdoğan (mhp’nin desteği ile bile olsa) %52,5 alırken kendi partisi neden 42,5 lardı kaldı?

Aklımıza gelen bazı eksik ve aksaklıkları yazalım:

*Fetö’cü olmadığı halde haksız yere fetö ile irtibatlandırılarak ihrac edilen insanlar... Bu ihraçlar ister fetö’nün oyunu olsun, ister fetö dışındaki yapıların ihraç etmek istedikleri kişilere fetö etiketi vurup kendi adamlarını yerleştirmek için yaptıkları ihraçlar olsun fark etmez. Yaşanan mağduriyetler var...

*Belediyelerdeki işçi alımlarında yaşanan Torpil veya referans problemi. Referans veya torpilleri olmayanların işe aylardır hatta yıllardır alınmaması..

*Ak parti il ve ilçe teşkilatlarında görev yapan kimi yetkililerin burunların kıl aldırmaması. Kibir enaniyet ve kendini beğenmişliğin ayyukaya çıkması.

*Öyle yada böyle rüşvet olaylarının devam etmesi...

*Adamın varsa işini yaptırabilirsin anlayışının hakim olması...

*Toplum nazarında itibarlı olan kimi hocaların hedef gösterilmesi (ihsan şenocak, nureddin yıldız)...

*Toplum ahlakını ifsat eden fuhuş, alkol, batı hayranlığı, aile kurumunun zayıflatılması, faiz ve kumar ile tam anlamı ile mücadele edilmemesi...

*Özellikle Ak parti içerisindeki yalakaların ve menfaat perestlerin parti imajını ciddi anlamda bozması... vs. vs.

Tüm bu saydığımız eksik ve noksanlıklar iktidara oy kaybettirdi kanaatindeyiz. Peki milletin kahir ekseriyeti neden başka partilere (chp, İP, hdp, sp) fırsat vermiyor? Millet şu hakikati çok iyi biliyor ki bu ismi verilen partiler, yukarıda saymış olduğumuz eksiklikleri gider(e)meyecek ve daha kötü bir gidişe imza atacaklar...

Tabiki de Ak partinin yaptığı başta belediyecilik hizmetleri, Türkiyeye kazandırmış olduğu büyük projeler, dini yaşama özgürlüğü ve başka hizmetler yadsınamaz ve inkar edilemez. Zaten bunları yapmasaydı hiç seçilemezdi. Biz burada Ak partinin 1 kasım 2015 yılında almış olduğu %49,5 oy oranına neden ulaşamadığını araştırıyoruz...

Yukarıda saymış olduğumuz problemlerden hareketle, hatırı sayılır büyük bir çoğunluk Ak partiyi “Ehvei şer” çerçevesinde değerlendirmekte ve ona göre oy vermekte. Yani chp, İP ve hdp gelmesin diye Ak parti destekleniyor...

Anladığımız kadarıyla Başkan Recep Tayyip Erdoğan 8 aydır partideki mental yorgunluğu atmaya çalıştı ama muvaffak olamadı.

Millet: “Erdoğan madem Ak Parti üzerindeki bu mental yorgunluğu atamıyor” dedi ve kendi partisinin göbek bağını kendisi kesti. Erdoğanın başaramadığı şeyi millet yaptı. Ak Partiye %42,5 luk bir oy oranı vererek parti üzerindeki mental yorgunluğu, Ak partiyi tek başına iktidar yapmayarak yaşattığı büyük bir şok etkisi ile ortadan kaldırdı!

Önümüzde kritik bir belediye seçimi var. Belkide Erdoğan başkanlık seçimini kazandığı ilk gece acilen belediyeler için birşeyler yapılması gerektiğini düşünmüştür...

Belediyelerde kangren olmuş meseleleri çözüme kavuşturmadan seçime girmek, belediyecilik hizmetleri ile tarih yazmış bir partinin, önümüzdeki seçimlerde alacağı bir hezimet ile tarih olması çok uzak bir ihtimal değil...

Görelim mevlam neyler neylerse güzel eyler...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Payitaht İstanbul yazdı, 99 misafir olmak üzere 101 kişi beğendi, 6 yorum yapıldı.
13 Mar 18 13:00
Nureddin Yıldız Kimin Güneşini Gölgeledi?
823f61aa36421666afc5d4495441ffaa1520944277

823f61aa36421666afc5d4495441ffaa1520944277

İhsan Şenocak ile başlayan, Nureddin Yıldız ile devam eden derin ve kirli bir operasyonla karşı karşıyayız...

İhsan Şenocak ile amacına ulaşanlar şimdilerde Nureddin Yıldız Hoca’yı da sahanın dışına itme gayretindeler...

Yaşanan bu süreçlerden sonra Müslümanların zihninde şöyle bir soru belirdi: “Sistematik bir şekilde yapılan bu operasyonlar, toplum nazarında itibarı olan başka hangi Hoca veya alimleri kapsayacak?” 28 Şubatın o ağır havasını geri getirme çabasında olanlar, bu gücü ve motivasyonu nereden alıyorlar?

Mesele Nureddin Yıldız Hoca’nın şahsı değildir. Nureddin Yıldız Hoca’nın bazı söylemlerine (ibn Teymiyye, bazı sahabe ile ilgili kantarın topuzunu kaçırması, arş meselesini vuzuha kavuşturmaması vs. vs. ) katılmak zaten mümkün değil. Burada asıl mesele Laik ve dinsiz çevrelerin, Müslüman bir alim üzerinden hem Dini mübine hemde Müslümanlara saldırma meselesidir...

Toplum nazarında itibarı olan Hocalarımız, yapılan bu kirli operasyona asla sessiz kalmamalılar... Herkes sesini yükseltmeli... Müslümanların Bugüne kadar elde etmiş olduğu kazanımlar bu şekilde yapılacak itibar suikastlarına ve karalamalara kurban edilmemeli...

15 Temmuz darbe girişiminden sonra yaşanan gelişmeler, Erdoğanı iç dinamikler bakımından daha ihtiyatlı olmaya zorladı...

Ancak, özellikle Erdoğan'ın Nureddin yıldız Hoca’ya yapılan bariz bir operasyonu gör(e)memesi bir yana bu operasyona ivme kazandıracak açıklamalar yapması tam bir hayal kırıklığıdır...

Bugün Nureddin yıldız Hoca’ya operasyon çekenler, bundan on sene öncede sayın Erdoğan'ın eski videolarını kırpıp kendisine operasyon çekiyorlardı! Önceden yapmış olduğu Demokrasiyi ve Laikliği reddeden, İslam Şeriatını öven konuşmaları özenle seçiliyor ve itibarsızlaştırılmaya çalışılıyordu!

Temenni ve beklentimiz odur ki: Sayın Erdoğan'ın bir daha Müslümanları üzen ve İslam düşmanlarını sevindiren her hangi bir açıklama yapmamasıdır... Nureddin Yıldız Hoca’ya ise acilen iadeyi itibar yapılmalıdır...

Halka Halka büyüyen Erdoğan, Halka Halka küçüleceğini asla unutmamalıdır!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Payitaht İstanbul yazdı, 8 misafir olmak üzere 9 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
7 Ara 17 13:00
Kudüs Tüm Müslümanların Namusudur!
7d9c04f626ef7dc76baf14f8cb54f0cf1512640214

7d9c04f626ef7dc76baf14f8cb54f0cf1512640214

Kadim şehrimiz Kudüs üzerinden yine fitne fitilini ateşlediler... Bağdat’ı ve Şam’ı talan edenler, şimdi de gözlerini Kudüs'e diktiler...

İstanbul ise hala iştahlarını kabartıyor... Aradan geçen 500 yıllık zaman dilimi Haçlıların hararetini söndürebilmiş değil...

Trump’ın korsan Kudüs kararına kim nasıl tepki vermiş diye baktığımızda enteresan bir tablo karşılıyor bizi:

Suudi arabistan, mısır ve diğer arap ülkeleri yarım ağız ile bu işi kabullemeyeceklerini söylediler...

İran ise abd ve israilin adını anmadan kudüs ile alakalı iki cümle kurduktan sonra Trump’ın çektiği kudüs bombasını arap yöneticilerin üzerine atıyor...

Yıllardır kudüs edebiyatı yapan iran, kimi hain ve aciz arap yöneticilerin kudüs karşısında yaşayacakları zilleti ileriki yıllarda kullanmak için sabırsızlanıyor...

Evet, Türkiye...

Kudüsün ve mescidi aksanın ne zaman başına birşey gelse, o kutsal beldeye ilk uzanan elin adı oldu... Bu korsan kararı ilk olarak tanımayan, diğer Ülke liderlerini bu karar aleyhinde örgütleyen ve en sert şekilde muhalefet eden ülkenin adıydı Türkiye...

Türkiye, Kudüs için islam işbirliği teşkilatını İstanbul’da toplayacak... Bu teşkilattan bir beklentimiz olmasada, Türkiye bu teşkilatı bir baskı aracı olarak kullanmak istiyor. Hem arap liderlerin! Hemde israil ve abd’nin Canını sıkmak istiyor bu hamlesi ile...

Kudüs bir turnusol kağıdı vazifeside görecek:

Bu coğrafyada kimin kimle ne iş tuttuğu... İslamı ve müslümanları kimin dert ettği ve en önemlisi bu kadim coğrafya’yı en iyi anlamda hangi anlayış ve siyasetin yönetebileceğine şahitlik edeceğiz bu vesile ile...

Kudüs bize;

Hz Peygamber Efendimizin bir vasiyeti..

Hz Ömer Efendimizin emaneti...

Selahaddini Eyyubinin Mücadelesi...

Yavuz sultan selimin zaferi..

Abdulhamid Han’ın devrilme sebebidir..

Kudüs İnşaallah Ümmeti Muhammedin'de uyanma sebebi olacaktır...

Erdoğan'ın Kudüs ile alakalı tarihi sözleri ile bitirelim:

Kudüs Tüm Müslümanların Namusudur!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Payitaht İstanbul yazdı, 15 misafir beğendi, 9 yorum yapıldı.
13 Eki 17 17:00
Hizb-Ut Tahrik! Partisi
203225f5f6305a9a8f3519c6e6df04dd1507905446

203225f5f6305a9a8f3519c6e6df04dd1507905446

Hizb-ut Tahrir partisi (İslam Kurtuluş Partisi) 1953'te Filistinli Takiyyuddin en Nebhani tarafından Kudüs'te kuruluyor...

Hizb-ut Tahrir Partisinin şöyle bir amacı varmış: Tüm Müslümanları birleştirerek şeriat kurallarıyla yönetilecek İslami hilafet devleti kurmak...

Bir çok ülkede ofisi bulunuyor bu partinin...

Hizb-ut Tahrir Partisinin Diğer ülkelerde nasıl bir faliyet yürüttüğünü bilmiyorum ama Türkiye’deki Hizb-ut Tahrir sorumlularının baya bir sorumsuz oldukları ortada.

İşleri güçleri Müslümanlarla uğraşmak... Erdoğan ve onun izlediği siyaseti ihanet ile suçlamak...

Erdoğan’ın ihanet içerisinde olduğunu, yaptığı siyasetin ise münafıkların siyaset ve yöntemi (mescidi Dırar) olduğunu bangır bangır bağırıyorlar...

Tüm vahşilik ve terörüne rağmen Daiş Hizb-ut Tahrir için sadece hataları olan Müslümanlarmış! Daiş’in Ümmeti muhammede verdiği zarar ortayken, suriye cihadını baltalakları ve akamete uğrattıkları sabit iken “Ama onlar Müslüman” diyerek tebriye edilmeye çalışılıyor Hizb-ut Tahrir Türkiye medya sorumlusu Mahmud kar tarafından....

Erdoğan ise tüm artı ve doğrularına rağmen (eksiği, hatası, günahı, yanlışı olacaktır), Hain ve mescidi dırarın işlevini gören ihanet içerisinde ki bir işbirlikçi!

Mesele Erdoğan değil. Asıl mesele bu yapının müslümanların değer ve ideali olan “Ümmet olma, Hilafet ile yönetilme ve islam devleti.” idaallerini baltalaması ve sulandırmasıdır...

Erdoğan’ın ümmetçi siyaseti ve icraatları ortada olmasına rağmen, Hizb-ut Tahrir onu neden ihanet içerisinde görüyor?

Bu ülkeyi Hizb-ut tahrir partisi yönetseydi eğer, RUSYA, ABD ve AB Birliği ile ilişki halinde olmayacak mıydı? Siz kafirsiniz, sizle ne işbirliği nede diyalog olmaz diyerek onlara savaşmı ilan edecekti?

Hizb-ut Tahrir Hangi mazluma sahip çıkabilecekti? Bırakın mazlumları, yönettiği Türkiyeyi bu müstekbirlerden (rusya, abd, çin, Ab birliği) koruyabilecek miydi?

Türkiye’yi yönetmek, Beyazıt meydanında nutuk atmaya benzemez!

Dünyada ki tüm mazlumalara yardım etmek, kuru kuruya yapılan hilafet mitinglerine benzemez!

Türkiye'de ki tüm kesimleri idare etmek, kullandıkları tekfir diliyle yapılacak bir şey hiç değil!

Bir parti olarak kurulmuş olmasına rağmen: "Seçimlerinde Oy Kullanmak Şer'an Haram ve Laik Rejimin Bekasına Hizmettir" demek sadece paradoks değil, tutarsızlıktır da...

Türki'ye'yi Hilafetin bir vilayeti olarak görmek ve hilafetin arap ülkelerinde olması gerektiğini savunmak ırkçılık değil mi? (Burada kureyş hadisi mesned olarak gösterilemez) Osmanlı islam devleti edebiyatı yapan Hizb-ut Tahrir, osmanlı'nın hilafetini kabul etmiyor mu yoksa?

Kendilerini ciddi bir şekilde çek etmeleri gerekiyor...

Tekfir dilini bir kenara bırakıp, Ümmetçi olmaları gerekiyor...

Vel hasıl Hizb-ut Tahrir’in ne bu ülke’ye nede başka ülkelere bu kafayla bir hayrı dokunmaz...

Kadir Mısıroğlunun sözleriyle yazımızı şimdilik hitama erdirelim: Hizb-ut Tahrir denilen yapı, hem Esas'tan hemde Usulden İslami değildir! Ya ahmaklık mahsulüdür, yada Hainlik!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
19 Eki 12:23

Misafir

-Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu 'etraflıca araştırın'. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz.(Hucurat.6)

17 Eki 09:17

Misafir

Hak ve gerçeğiortaya koymadan ziyade vakadan uzak,duygusal ve ön yargı ile yazılmış. Oysaki gerçek bulmak isteyene çok uzak değil. Yeterki ön yargıdan uzak ve hakkı elde etmek isteyin. Heleki günümüz teknoloji cağında. Www.hizb-ut-tahrir.info

Payitaht İstanbul yazdı, 34 misafir beğendi, 3 yorum yapıldı.
28 Eyl 17 21:00
Erdoğan 2019'u Görebilecek mi?
a69107a50307568e0342a78874176ced1506622618

a69107a50307568e0342a78874176ced1506622618

Yapılan son referandumla yasalaşan %50 + 1 oy barajı, artık kimsenin kolay bir şekilde iktidara gelemeyeceğini ortaya koymuş oldu.

Peki, 16 yıllık Ak parti iktidarı 2019 seçimlerine nasıl hazırlanacak, şimdiden ne yapması lazım, nelere dikkat etmesi lazım?

Başta Erdoğan olmak üzere: “ şu kadar yol yaptık, şu kadar köprü yaptık, şu kadar okul açtık” retoriğine artık ya son verilmeli yada hafifletilmeli...

İnsanlar artık hizmete doydu. En Mega projeler bile insanımızı heyacanlandırmıyor...

Ben burada Ak Parti’nin yapması ve yapmaması gereken en elzem şeyleri yazmak istiyorum. Çünkü Erdoğanın “hatırı ve muhabbeti” 2019 seçimlerinin galibi olmaya yetmeyebilir!

• Rüşvet çarkı hala durdurulabilmiş değil. Tüm hızıyla devam ediyor. önlenemedi...

• Adam kayırmacılık had safada. hala devam ediyor...

• Başta Belediyeler olmak üzere ; Akraba, eş dost denilerek işçi alımları yapılıyor... Bu yanlıştan hala vazgeçilmedi...

• “Devlet içerisinde tanıdığın varsa işini yaptırabilirsin” anlayışı malasef daha da güçlendi...

• Ak parti içerisinden olsun veya Bürokrasi’den olsun Erdoğan’ın Şahsını istismar edip işini halletme kurnazlığının önüne geçilmeli...

• AK parti içerisindeki AKP’lilerin acilen temizlenmesi lazım...

• Ak Parti içerisindeki Bazı Millet Vekili, Belediye Başkanı veya Parti yöneticilerinin yaşamış olduğu Güç zehirlenmesi (istediğimiz herşeyi yaparız bize kimse karşı çıkamaz diyenler) tespit edilmeli ve ayar verilmeli. Fetö’nün yıkılışı güçsüz olduğundan ötütürü değil, yaşadığı Güç zehirlenmesindendi. Bu akıldan çıkarılmamalı...

• Fetö’nün yenilme sebeplerine baktığımızda, ilk sırayı ne Ak parti nede tek başına kalan Erdoğanın Fetö ile mücadelesi geliyor, asıl sebebin Fetö’nün yıllardır milletten almış olduğu Bedduların etkili olduğu görülecektir.

• Özellikle büyük şehirlerde artan içki tüketimi ve yaygınlaşan fuhuş toplumun dini hassasiyetine ve ahlak yapısına büyük zararlar verdi... Ak parti bu konuda önlem almadı hatta kayıtsız kaldı.. Ak Partiye en büyük darbeyi, bu ahlaksızlık ortamının oluşturduğu sosyal doku verecek...

Daha fazla şeylerde yazılabilir ama bunlar ayyukaya çıkmış olan meseleler...

Ak Parti ve Erdoğan 2019’u gerçekten zaferle nihayete erdirmek istiyorsa bu sıkıntılı ve can sıkan meselelere artık el atmalı düzeltmeli..

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
29 Eyl 20:57

Misafir

sahici dost yapıcı eleştiri yapandır.

28 Eyl 22:53

Misafir

Özellikle içki ve diğer münasebetsiz şeyler için kesin önlem alınmalı

Payitaht İstanbul yazdı, 8 misafir olmak üzere 9 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
4 Ağu 17 21:00
" İman ve İmkan Meselesi "
7b816ddd4d1b9dc6e5230ca7324408231501867618

7b816ddd4d1b9dc6e5230ca7324408231501867618

Erdoğan Mescidi Aksanın önemini anlatmak için körfez ülkelerini gezdi..

Erdoğan Aradığı neticeyi bulamamış olacak ki:

“Müslümanlar İçin Mübarek Beldelerimizi Korumak İmkân Değil, İman Meselesidir” dedi.

Çünkü Körfez ülkelerinde ki Arap yöneticiler, olayın vahametini ya anlamıyorlar yada ısrarla anlamak istemiyorlar...

Erdoğanın mescdi aksa konusunda desteksiz kalması, şımarık siyonistleri dahada cüretlendirip, cesaretlendiryor.

ve olan oluyor: Mescidi aksa siyonist yahudiler tarafından bir gece ansızın işgal ediliyor...

şimdilik bu zilleti anlımızda ve boynumuzda taşıyoruz!

Ama yarınlarda sadece Mescidi aksa değil Kudus'te özgürlüğüne kavuşacak..

Bu bir hayal değil hakkattir...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Payitaht İstanbul yazdı, 10 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
30 Haz 17 21:00
Adalet İçin Yürümüyorsunuz Adil Olun!

Mit tırları ihaneti davasında, CHP millet vekili Enis Berberoğluna 25 yıl hapis cezası verildi.

Can dündara sızdırılan bilgiler Berberoğlundan gelmişti..

Can dündar korkak bir İT gibi ülkeyi terk etti ve Şimdilik ceza almaktan kurtulmuş oldu…

“CHP ve Adalet” kelimeleri yan yana geldiğinde nasıl bir zulüm işlendiği herkesin malumu…

CHP bu yürüyüşle neyi amaçlıyor?

Kaos mu? Veya İstikrarsızlık mı?

Zayıfta olsa bir karşı devrim derdindeler diye kanaat ediyorum.

Nasıl mı?

Mısırın Tahrir Meydanında sisi yandaşlarının yaptığı karşı devrim gibi bir devrimin peşindeler...

Kemalin bu yürüyüşünden bir Tahrir çıkar mı bilmem ama 15 Temmuzda darbecileri durduran bu millet kemali'de, yapacağı fitneleride durdurmasını bilir!

Evet, derdiniz Adalet değil!

Evet zalimsiniz!

Yürüdüğünüzle kalacaksınız!

Bu milletin Kadim yürüşünü ise asla durduramayacaksınız!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Payitaht İstanbul yazdı, 27 misafir beğendi, 1 yorum yapıldı.
23 Haz 17 17:00
Ayasofya Camii Açılıyor Savaşa Hazır Olun!

Ayasofya Cami, Kadir Gecesinde; “Namazı sonra kılınmak üzere” muhteşem bir ezan sesi ile İslam alemini selamladı…

Müminler neşeli ve huzurlu…

Fatih sultan Mehmet Hanın biraz olsa hiddeti dinmiş gibi…

Avrupa, Yunanistan üzerinden bağırıp çağırıyor…

AİHM, 2014 yılında Türkiye’ye kestiği “inanç özgürlüğünün ihlalinin” faturasını nedense Ayasofya caminde okunan ezandan hemen sonra veriyor....

UNESCO Hristiyan alemini harlamaya ve kışkırtmaya çalışıyor: “Bu ilk kez olmuyor, Türk hükümetine Ayasofya’nın dünya mirası olarak kalması gerektiğini daha önce de söyledik, bunu tekrarlayacağız” Bu mesaj Türkiye’ye değil Hristiyanlara....

Evet, küfür tek millettir!

Ayasofya Cami tekrardan Müslümanlara ibadete açılacaktır bunda bir şüphemiz yok…

İçimizdeki adı: Ahmet, Mehmet olan kripto Hristiyan ve Yahudilerin hoşuna gitmese de!

Her secdemiz bir mühür olacak...

Sultan Ahmet Cami hazırlan, Refik'in geliyor...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
25 Haz 07:16

Misafir

Ayasofya cami ile ilgili bu yazınız çok güzel olmuş kaleminize ve yüreğinize sağlık...

Payitaht İstanbul yazdı, 6 misafir beğendi, 5 yorum yapıldı.
24 May 17 13:00
Mesele Mehmet Görmez Değil Hala Anlamadın mı?
3010517061824dc17b43f20f7c7446a01495624251

3010517061824dc17b43f20f7c7446a01495624251

Ne oldu da Mehmet görmeze ait olduğu iddia edilen bir mektup haber piyasalarına bir anda ve ivedilikle sürüldü?

Bu "mektup Haberini" neden TGRT ve Solcu  Haber siteleri dışında hiç bir muhafazakar ve Hükümete yakın kanallar ve haber siteleri haber yapmadı?

Mehmet görmezin;

"Hilali gözetleyen Müslümanlar hakkında "bedevi" benzetmesi..."

"Hz. Mehdi inancı ile ilgili: “Mehdilik konusu Kur'an-ı Kerim'de hiçbir ayette yer almaz. En temel hadis kitaplarımızda da bu kavram yoktur.” diyerek devirdiği çamlar..."

"Hadisleri ayıklama girişimi ile ilgili yanlış işleri..."

"İran ziyareti ve bir Şii mollanın arkasında namaz için saf tutması..."

Ve daha başka meselelerdeki yanlış ve hatalarını savunacak değiliz...

Ancak mesele başka...

Başbakan binali yıldırımın fetö ile mücadele tarihi olarak verdiği 17/25 Aralık 2013 tarihinden 6 ay önce yazılmış bir mektup ile hangi gizli emel ve arzular perdeleniyor?

TGRT'te yayın yapan Cem Küçük'ün 17/25 aralık operasyonlarından sonra (dikkat edin önce değil sonra) fetö ve hoca efendeye! methiyeler dizdiği ortadayken, Görmeze fetö'cü yaftası vurma pişkinliğini doğrusu anlamak pek mümkün değil!

Bu itibarsızlaştırma ve ardından görevden uzaklaştırma kumpasları, Fetö'nun en iyi yaptığı "alan açma" hareketiydi...

Peki bu itibarsızlaştırma operasyonu kim ne niçin yapıyor?

Kanaatim şu:

Bugüne kadar Diyanet'te fetö'den temizlenen en üst düzey insanlara baktığımızda 1 il müftüsü ve 5 ilçe müftüsü karşımıza çıkıyor...

Henüz Diyanet'te kapsamlı bir fetö temizliği başlatılm(a)dı.

Bu operasyonu gören ihlas / Hakikat taifesi Diyanetin üst düzey kadrolarında kendine alan açıyor kanaatindeyim...

ve Bu mektup ile Mehmet Görmeze Baskı ve şantaj yapıyorlar...

Mehmet görmezin şahsında Diyanet teşkilatına çekilen bu operasyon, Erdoğan'ın bir seyahat veya açılış toplantısında Mehmet Görmezi ön taraflara oturtması ile sona erecek...

Bu tablo karşısında Günlerce Mehmet Görmeze hain diyenler hem mektubu hemde haini unutacaklar!

Hamiş: Bu operasyona tarihçi Ahmet Şimşirgil'in katılması beni üzdü. Kendisini severim sayarım.

Bununla birlikte Diyanetin ehli sünnete ters ve muhalif söylemler geliştiren müftü, vaiz, prof ve Hoca'ların  faaliyetlerine acilen neşter vurulmalı...

Bu yazının asıl maksadı Diyanet Teşkilatını tebriye ve tezkiye etmek değil, siyasi bir operasyona dikkat çekmektir...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
30 May 06:34

Misafir

Kanaatinizle ilgili gerçek ve sağlam veriler ortaya koysaydınız da bizler de keşke katılsaydık. "Operasyon çekiliyor" mantığıyla her yanlışı savunur olduk.

24 May 20:30

Misafir

Dinimiz hurafelerden arınmalı, kur'ana uygun Peygamberimiz nasıl yaşamış ise bu din o şekilde yaşanmalı. Tarıkatçılar tarafından birtakım beşeri kaynakların bizlere din diye yutturmaları engellenmeli. Diyanet gibi gözümüz gibi koruduğumuz kurum yıpra

Payitaht İstanbul yazdı, 9 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
5 May 17 17:00
Türkiye Son Kale Ahlaksızlığa Teslim Etmeyelim!
09faeaf9caeeaec6c347a35ad7b3114c1493998471

09faeaf9caeeaec6c347a35ad7b3114c1493998471

Modernleştikçe aslımız'dan, köklerimiz'den kopuyoruz!

Memleketimizde yaşanan bu Âhlaki erozyona kim set çekecek?

Diyanet mi? Cemaatler mi? Tarikatler mi? veya Sivil toplum kuruluşları mı?

Çok manidar bir durumla karşı karşıyayız. önceden Devlet dindarlarla uğraşır ve dindarlara baskı yapardı.

Milletimizi dinini güzel yaşaması noktasında önüne engeller koyardı. Buna rağmen milletimizin dindarlığında pek fazla bir gevşeme olmazdı.

Son 10 yıldır dindar Müslümanların üzerindeki baskılar azaldı. Hatta Devletin üzerine giydiği islam'la mücadele elbisesi dahi yırtıldı atıldı.

Zor bir soru olacak: Acaba dindarlığımız "Etki / Tepki" üzerine mi kurulmuştu?

Sahi Erdoğan'ın "Dindar Nesil Yetiştireceğiz" projesine ne oldu?

imam hatipler mi yoksa ilahiyat fakülteleri mi yetiştirecek bu dindar nesli?

Kendimizi kandırmayalım, bu iki kurumda dindar nesil yetiştirme üzerine kurulmadı.

imam hatip ve ilahiyatlarda güzel ve gayretli hocalar olabilir. Bir kısım yetişen güzel öğrencilerde olabilir. Ancak mevcut halimize baktığımızda bu kurumların yetersiz olduğu anlaşılıyor.

Memleketimizin önde gelen Alim ve hocaları, kanaat önderleri, şeyh ve mollaları başta olmak üzere kim varsa yeni bir fütuhat başlatmalılar.

Diyanet artık 14 asırlık müktesebata 4 elle sarılmalı ve bunu da çalışmalarıyla göstermeli...

Tecavüzler, aile faciaları, boşanmalar, faiz, kumar, içki, zina ve maalesef pedefoli rezaleti ile  istatistiklerde yüksel memeliydi!

Türkiye madem son kale, bu kaleyi sağlam surlarla (ahlakı Muhammedi) çevirmek, korumak zorundayız...

Başka kurtuluş yok!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Payitaht İstanbul yazdı, 16 misafir beğendi, 3 yorum yapıldı.
8 Nis 17 13:00
Küresel Güçlerin Yeni Tiyatrosu!

Yeni bir tiyatro ile karşı karşıyayız...

6 yıldır 1 milyona yakın insanın öldürüldüğü suriyeyi görmeyen ve kayıtsız kalan ABD bir anda Suriyenin Şayrat Hava üssünü bombaladı.

Tabi ilk başta müttefiki Rusyaya haber verdi Amerika.

Esed oradaki askeri birliklerini çektikten sonra   malum Hava üssü bombalanabildi..

Neden Amerika bir anda müdahalede bulundu. Bundan öncede onlarca kez "kırmızı çizgimiz" dedikleri kimyasal silahlar kullanıldı Ve binlerce insan bu şekilde şehid oldu.

Amerikanın onca cürmü ortada iken dünyaya kendini bir kurtarıcı olarak pazarlayamayamayacağı ise kesin. Öyleyse neden?

Zihnimde 2 ihtimal beliriyor:

1) Obama kötü politikasıyla Suriye'nin elden çıkıp,  Rusya'nın kucağına düşmesine sebebiyet verdi...

Amerika'nın Suriyede ki hakimiyeti sarsıldı.

Tramp obamanın pisliklerini temizleyip yeniden  Suriyede hakimiyet kurma derdinde olabilir....

Yada Suriye toprakları, emperyalistler arasında hâlâ paylaşılamadığı için yaşanıyor tüm bu hırlaşmalar..

2) yapılan bu saldırı  ve amerikanin verdigi mizansen cevapla (size biraz garip gelebilir ama) 16 nisan referandumu ya sabote edilebilir yada gölgelenebilir küresel zorbalar tarafindan...

Nedeni ise Türkiye her yönü ile Suriyeden daha önemli bir ülkedir... Hem amerika hemde rusya başkanlık sistemi ile ilgili bir şey söylemeselerde istemedikleri kesin.

Referanduma 10 gün kala ortadoğudaki tansiyon artırılarak Turkiyenin dahil edileceği suni bir savaş veya kargaşaya taraf edilip Türkiyenin muvazensi bozulmaya çalışılabilir...

Sokaklarımız "savaşa hayır" adı altında ülkeyi karıştıracak sokak hareketlerine teslim edilebilir. ..

İran Suriyede ki bu sıcak gelişmeye kendisini dahil edebilir...

Idlipi vuran rejim güçleri sadece idlibi vurmadı... Türkiye ile de ilgisi var bu kimyasal saldırının...

Yoksa konvansiyonel silahlarla öldürülseydi o masum insanlar, kimsenin sesi çıkmayacaktı.

Allah hain ve zalimlerin tuzaklarını başlarına geçirsin...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
09 Nis 15:15

Merhum Erbakana Allahtan rahmet diliyoruz... mekanı cennet makam-ı ali olsun

08 Nis 22:19

Misafir

Yazının altına da merhum erbakanın "bir gün mesele suriye olursa bilin ki hedef türkiyedir" yazısı yazılabilir

Payitaht İstanbul yazdı, 15 misafir olmak üzere 16 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
3 Nis 17 09:00
Avrupa Yaşlı Bir Acûzedir!
e406098a301f7160c4e931ddd7519c251491207621

e406098a301f7160c4e931ddd7519c251491207621

Avrupa gemileri yaktı...

Artık müslümanlar üzerindeki emel ve projelerini gizlemiyor...

Bir yandan destekleyebildiği kadar çeşitli terör örgütlerini destekliyor, diğer yandan fiili savaş halinde olduğu bölgeleri sömürmeye devam ediyor....

Ama bir türlü isteği sonuçları alamıyor...

Evet Avrupa artık yaşlı bir Acuze! Yüzündeki boyaların silinmesinden sonra ise iğrenç yüzü daha da belirginleşti..

Gelelim 16 Nisan'a.....

16 Nisan'dan sonra Avrupa ile ilişkiler hangi seviyede seyr edecek?

Gerçi bu seyri,  Referandumdan çıkan karar belirleyecek...

16 Nisan seçimleri, içerdeki Hayırcılardan daha çok Avrupayı ilgilendiriyor gibi...

16 Nisan sonrası Türkiye'deki Alman vakıflarına nasıl bir operasyon yapılacak?

Hollanda krizinin faturasını da 16 Nisanın rengi belirleyecek...

Yerlerde sürüklenip, köpeklerin saldırısına uğrayan Türklerin hesabı hâlâ tazeliğini koruyor...

Avrupanın asıl korkusu,  kurdukları "mutkak sömürü duzenine" Erdoğanın çomak sokma gayretlerinde mesâfe almış olmasıdır...

AB-D'nin tertiplediği 15 Temmuz darbesinin başarısız olması, Avrupa'nın tüm hesaplarını bozdu...

Hiç ummadığımız yerlerden saldıracaklar.

Örneğin Ülker üzerinden milleti tedirgin ettiler.

Bu arada Ülker'in kumpasa falan geldiği  yok. Bilinçli bir reklamdı ve istenen mesaj verildi.

Ülker müslümanların hassasiyetini istismar yada iyi kullanarak zengin oldu.

TSK'nın Ülker'i askeriye'ye sokmaması Müslümanlarda Ülker'in dindar bir firma olduğu kanaatini oluşturdu. Ülker'de bu ve benzeri olayları "ürünlerimizde domuz katkı maddesi yoktur" yazısıyla taçlandırdı.

Ülker'in yapmış olduğu bu algı sanki Eti'de domuz katkı maddesi varmış gibi bir algı oluşturdu ve Ülker büyüdükçe büyüdü...

Vs. Vs. Vs.

Ülkerin hükümet içerisinde çok kuvvetli olduğunu da biliyoruz.

Ama tüm bu denge kuvvetlerini Erdoğanın bozabileceğinide gayet iyi biliyoruz.

Görelim Mevlam Neyler. Neylerse Güzel eyler...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Payitaht İstanbul yazdı, 11 misafir olmak üzere 12 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
8 Mar 17 18:00
Üsküdarın "Muhâfızı Aziz Mahmud Hüdai" Hazretleri
e44b52c1826a74d5f9453381661c91e11488973394

e44b52c1826a74d5f9453381661c91e11488973394

Çocukları oyun parkına götürmek için niyet ettik ama soluğu “Aziz Mahmud Hüdai Hazretlerinin kabrinin” başında aldık....

Tüm hazırlıklar tamam. Çekirdekler, gofretler, bisküviler... Yol tarifi için aradığım arkadaşım, gideceğimiz yerin kapalı olduğunu söyledi. Nereye gideceğimizin kargaşasını yaşarken, nedense ilk başta aklımıza Üsküdar, daha sonrada Üsküdar'ın muhafızı Aziz Mahmud Hudai geldi...

Vapurdan indikten sonra sizi bir karmaşa karşılıyor, insan kalabalıkları, milim milim ilerleyen trafik... Neyse ki yolun hemen karşısında duran “Mihrimah Sultan Cami” sizi bu karmaşadan birazda olsa kurtarıyor...

1c1ff584ed61f866d75555f1ba20b1191488973566

Aziz Mahmut Hudai hazretlerini görmek için Üsküdar'ın cadde ve sokakları arasından süzülmeye başladık...

Modern Cafeler, büyük marketler ve Alış veriş merkezlerini geçerken, nedense Beyoğlu caddesinde yürür gibi bir his uyandı içimde...

Yolun sağına ve soluna bir mühür gibi vurulmuş Camiler, birer süs misali dizilmiş Türbe ve çeşmeler bize yürümüş olduğumuz bu cadde ve sokakların hâla Üsküdar olduğunu anlatmaya çalışıyor...

Ara sokaklar, sükuneti üzerinde barındıran şirin mahalleler ve dik yokuşlar aşıldıktan sonra Aziz Mahmut Hudai Hazretlerine ulaşıyoruz...

Önce uzunca bir kuyruk karşılıyor bizi. Milim milim ilerliyoruz. En sonunda Aziz Mahmud Hüdai Hazretlerinin dergâhına (türbesine) giriş yapıyor, dizinin dibine oturuyoruz.

86d9888688a7055ca012be9c254f5f431488973950

Kur’anı Kerim okuyanlar, Kendinden geçercesine dua edenler, gizli gizli ağlayanlar, kıpır kıpır dua edenler ve bir müzeyi ziyaret eder gibi ziyarete gelmiş olanlar...

Aziz Mahmud Hüdai Hazretlerini Dua’larımızın kabulü için vesile kıldık. Kendisine de dua ettik, çünkü O’da bizden dua bekliyor...

Aziz Mahmud Hüdai Hazretlerin’den müsâde istedik ve dergahının (türbesinin) hemen üstünde bulunan ve kendi ismi verilmiş olan Cami’de teberrüken 2 rekat namaz kıldık...

Cami'nin manevi atmosferi bizi çok bağlamış olacak ki, ikindi namazına 1 saat olmasına rağmen namazı bekledik...

0a22815a101d6db4ef0d2c20af8c67ad1488974222

İkindi namazında Cami doldu taştı, yer bulmakta zorlananlar erkekler oldu. Hatta Bayanların namaz kıldıkları mahfilde yer bulamayan bazı Bayanlar merdivenlerde namaz kılma durumunda kalmış diye haberler geldi...

Giydiği Kılık kıyafetin Türbe ve Cami içerisinde kendisini zor durumda bıraktığı, çantasında getirmiş olduğu beyaz tülbentle mevcut durumunu örtmeye / perdelemeye çalışan bayan kardeşlerimizin hali ise bizi hem düşündürdü hemde üzdü....

Aziz Mahmud Hüdai Hazretlerine veda vakti geldi... Allah c.c bizi bu zatların Şefaatine mazhar kılsın... Kendisine ait olduğu iddaa edilen Dua’sına amin diyerek ziyaretimizi bitirdik:

“Yâ Rabbî! Kıyâmete kadar bizim yolumuzda bulunanlar, bizi sevenler ve ömründe bir kere türbemize gelip rûhumuza Fâtiha okuyanlar bizimdir… Bize mensub olanlar, denizde boğulmasınlar; âhir ömürlerinde fakirlik görmesinler; îmanlarını kurtarmadıkça ölmesinler; öleceklerini bilsinler ve haber versinler ve de ölümleri denizde boğularak olmasın!..”  (amin,amin, amin)

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
09 Mar 22:58

Misafir

Muhafız tespitiniz, sizi şirke kadar götürebilir. Herşeyin muhafızı Yüce ALLAH dır.Ya Hafız (c.c.)

Payitaht İstanbul yazdı, 12 misafir olmak üzere 13 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
17 Şub 17 22:00
Bir Hayvan Başörtülü Bir Bayana Saldırdı!
6575ba97cf0b2d7aac1b572cca37c9871487341831

6575ba97cf0b2d7aac1b572cca37c9871487341831

Başörtülü bir kız kardeşimiz, bir hayvan tarafından hem darp ediliyor hem de başörtüsü başından çekiliyor! Hakarete uğruyor, aşağılanıyor ve tehdit ediliyor!

“Siz teröristsiniz, sizin yüzünüzden herkes ölüyor. Sen başın kapalı okuyamazsın. Siz ölmelisiniz” diye bar bar bağırıyor, 2 ayaklı bu hayvan!

Yaşadığımız Ülke de bu 2 ayaklı hayvanlardan çok olduğunu iyi biliyoruz ve herkesin bunu bilmesi lazım!

Sözü çok uzatmayacağım.

Müslüman bir bayanın tesettürüne el uzatıldı diye “Beni Kaynuka Yahudilerini” Medine’den süren ve kovan Son Peygamber…

Kahraman Maraş’ta Müslüman bir bayanın peçesine el uzattığı için, fransız ve ermeni 3 askeri geberten Sütçü İmam’ın kıyamı ve direnişi…

Hiçbir din düşmanı, gizli Yahudi ve sabetay bizim sinir uçlarımızla oynamasın!

Ensemizde boza pişirme dönemleriniz artık bitti beyler!

Ne demişti merhum Akif:

"Kızımın örtüsü batmakta rezilin gözüne Acırım tükrüğe billahi tükürsem yüzüne!”

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Payitaht İstanbul yazdı, 25 misafir olmak üzere 27 kişi beğendi, 8 yorum yapıldı.
4 Şub 17 02:00
Ölü Köpeğin Dişleri ve Kişisel Gelişim Zırvası!

Hz. Peygamber ashabıyla beraber yürürken yol kenarında bir köpek ölüsüne denk gelirler. Sahabe’lerden bazıları manzara karşısında "Bu leş ne kadar da pis kokuyor" demekten kendilerini alamazlar.

Bu durum karşısında Allah Rasûlü’nün tepkisi ise hayli farklı olmuştur: "Köpeğin ne güzel dişleri var!”

Bu anlatılan olay Taşkın Tuna isimli bir yazarın “ölü köpeğin dişleri” adlı kitabında anlatılıyor.

Peygamberimize atfedilen bu hâdise ve olayın kaynağını bulmaya çalıştım ancak bulamadım (bulamadığım yok anlamına gelmiyor).

Gerçekten böyle bir olay yaşandı mı bilemiyoruz.

Bir haberin, ilmi bir hüviyete bürünebilmesi, amel edilebilecek seviyeye gelmesi, ancak rivayet edilen haberin veya bilginin doğru / sahih bir senedinin olmasıyla mümkündür. Tüm İslami ilimler için bu kural geçerlidir…

Bahse konu bu olayı (en azından şimdilik) ihtiyat ile karşılayıp, bir hadisi şerif haberi olarak değil de, bir kıssa olarak ele alıp, nasıl bir hisse alabiliriz diye kafa yoracağız…

Bir döneme damgasını vuran, çok popüler bir gündem ve söylem vardı: “Kişisel Gelişim”…

Bu programın amacı neydi? Kendi gelişimini tamamlayamayan bireyleri (nedense zihnime Darwin geldi), motive ederek mutlu ve başarılı olmalarını sağlamak…

Bu amaca matuf, kişisel gelişimimizi! Tamamlamak için, tüketim çarkı döndürüldü ve karşımıza:

“Kişisel Gelişim Kitapları”

“Kişisel Gelişim Seminerleri”

“Kişisel Gelişim CD’leri”

“Kişisel Gelişim Programları”

“Kişisel Gelişim Kursları” diye devâsa bir sektör çıktı…

Kişisel Gelişim meselesi bize ait bir şey değildi aslında. Batı dünyası, sömürdüğü ve aç bıraktığı coğrafyalara tepeden baktıktan sonra (ki sömürdüğü coğrafyalar üzerinde yükselmişti), kendisini çok gelişmiş ve ilerlemiş bir şekilde görür, daha sonra biz Müslümanlara bakıp “az gelişmişliğimize” acır.

Bizim de gelişebileceğimize inanır ve bize birçok program çizer. Bu sihirli programlardan sadece bir tanesidir “Kişisel Gelişim” hikâyesi!

Batı’nın bizi adam! etmek için daha birçok metodu vardır. Mesela “İlerleme” ve “Demokratikleşme” bunların en “eskisi ve etkili” olanıdır!

İlerleme ve demokratikleşme zırvası ile adam edemediklerini “Kişisel Gelişim” programları ile tekrar programlamaya çalıştılar!

İlk başta piyasaya kitaplar sürüldü. İçimizde bir dev varmışta, uyandırılacakmış! (kitap: İçindeki devi uyandır Anthony Robbins).

Evet, içimizde bir dev vardı, ama O’da nefsimizdi! Bu amaca matuf ne kadar şey varsa hepsi bu Devi / Nefsi uyandırmak içindi!

“En iyi işe sen sahip ol"

"En iyi kadın veya erkekle sen evlen"

"En güzel Ev ve arabalara sadece sen bin"

"Mutlu ol, karamsar olma" Gibi zırvalar!

İnsan, sanki sadece dünya için yaratılmış bir varlıkmış gibi yapılan bu boş motivasyonlar, aslında psikiyatrik hap işlevi görmekten başka bir işe yaramadı, yaramıyor!

Batı modernizmi, ilk başta insanların yaşadıkları hayatı çekilmez ve anlamsız kıldı, daha sonra ise hastalarını veya müşterilerini “Kişisel Gelişim” programları ile rehabilite etmeye çalıştı!

Özellikle bir Müslümanın, “kişisel gelişim” diye ne bir derdi, nede ihtiyacı olabilir. Ahiret merkezli yaşayan bir mümine “kişisel gelişim” programları mâlâyâniden başka bir şey değildir!

Bir Müslümanın “kişisel gelişim zırvasına” olan ilgisizliği, dünya hayatına olan kayıtsızlığından ötürü değil, dünya hayatını olması gereken yere oturtulması ile ilgili bir husustur.

Peygamberimiz a.s) şöyle buyurmuştur: “Benim dünya ile ilgim, bir ağaç altında dinlendikten sonra, yoluna devam eden yolcu gibidir.”

Dünya ile ilişkisini, Son Peygamberin çizdiği sınırlar içerisinde muhafaza eden bir Müslümanın “Kişisel Gelişim” tarzı boş motivasyonlara ihtiyacı olmasa gerek…

Aslında tüm mesele “Köpeğin ölü dişlerinde” gizliydi!

Anlatılan kıssadaki yetim Peygamberin, iyi ve güzel olanı arayan gözlerine sahip olabilmekteydi tüm mesele!

Ölü köpeğin dişlerine bakarak güzelliği seyredebilen Yetim bir Peygamberin ümmetine sunulacak her bir "Kişisel Gelişim" zırvası, bu ümmet için vakit israfıdır!

Dünya merkezli yaşamayan, Nefsine ram olmayan ve yarın ölecekmiş gibi yaşayan bir kişi “mutmain” bir kişidir.

Mütevekkildir başına gelen her türlü musibet ve belalara karşı sabredebilen birisidir.

Dünyaya olan ilgimiz Ölü bir köpeğe olan ilgimiz kadarsa eğer, hangi olumsuzluk bizim psikolojimizi bozabilir ki?

Ölü köpeğin dişlerini Seyr eden O güzel Gözlere sahip olma duasıyla...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
06 Şub 14:04

Her hangi bir hafifleme yok. zaten ağırlığı olmayan bir konudur "Gelişim" meselesi..."kişisel gelişim" zırvasının hedefi ve iddaası sadece zihin değil. Ruha, benliğe ve akla hitap ettiği iddasındadır.

05 Şub 22:56

Misafir

Kişisel gelişimi biraz hafife almışsınız. Nefs gibi zihinle de mücadele etmek gerekebilir.

Payitaht İstanbul yazdı, 11 misafir olmak üzere 13 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
21 Oca 17 18:00
Durun Kalabalıklar Bu Cadde Çıkmaz Sokak!

Yaşadığımız Modern çağın en popüler söylemi, eylemi, krizi veyahut problemi nedir sizce?

1) Hadisi Şerifleri, bilgi kaynağı olarak görmeyen İslam Modernistleri mi?

2) Müslümanları çok rahat bir şekilde Tekfir eden, tekfirci Selefilik mi?

3) Bid’at Mezhebini ümmeti Muhammed’e dayatan Şii’lik mi?

4) Kul olarak yaratıldığı halde özgürlüğü mutlaklaştıran, Batı’nın İslam âlemini sömürmek için kullandığı çok amaçlı Demokrasi adlı sömürge sistemini, bilerek veya bilmeyerek benimseyen demokrat Müslümanların garip çabaları mı?

5) Her hangi bir ırk veya milleti, yaptığı güzel işlerden hareketle, İslam dini ile eşitleyen çarpık zihniyet mi?

6) Kimi tarikat ve Cemaatlerin, kendi çizgisine ve meşrebine uymayan kişi veya kurumları, “Ehli Sünnet” dairesinin dışına atan tekelci refleksi mi?

Tehlike dereceleri birbirinden farklı olan bu hareket ve yapıların açmış olduğu arızalara bulaşan Müslümanlar, soluğu hangi mecralarda alıyorlar sizce?

Evet, öyle yâda böyle kendi evlatlarımızın aklını çelen kimi çizgiler ve yollar veyahut ara sıra Error / hata veren Kimi tarikat ve Cemaatler, Müslümanların kahir ekseriyetinin üzerinde bulunduğu, istikametini belirlediği “Ehl-i Sünnet Vel Cemaatin” varlık zeminine ve dokusuna zarar veriyor!

Yukarıda sıraladığımız maddeleri biraz açarsak eğer:

1. Maddede adını zikrettiğimiz “İslam Modernistleri’nin” Hadisi şeriflere olan alerji ve inkârlarının başlıca sebebi: Modern değerler ve kabuller ile çatışma arz eden ve Allah’ın emri ile Hz. Peygamber a.s) tarafından sınırları çizilen İslam dininin, aklı ve nefsi mutlaklaştıran bu kesime artık dar gelmesiydi…

İslam Modernistleri’nin, tarihte “Bid’at bir mezhep” olarak ortaya çıkmış olan “Mutezile” ile hiçbir alakaları kalmamıştır!

Mutezilenin yanlışta olsa bir “usulü ve metodu” vardı. Aklı vahye karşı önceleseler de mutlaklaştırmadılar! Hadisi şerifleri ayıklasalar da, bilgi kaynağı olarak reddetmediler!

2. Ayeti Kerimeleri ve Hadisi Şerifleri Müslümanlara karşı bir silah olarak kullanan bu söylem, ya Müslümanların kanını döküyor yâda ümmetin birliğini bozuyor!

3. Şii’lik dendiğinde artık aklımıza, fikrimize ve kalbimize şu kavramlar üşüşüyor maalesef: İhanet… Takiyye… Kâfirlerin değil Müslümanların kanını akıtan zalim bir mezhep… Tarih boyunca ümmeti Muhammed’e ayak bağı olmuş heretik / sapkın bir hareket...

1979 yılında yapılan “mezhep” devrimini, “İslam” devrimi diye bize pazarlayan sadece iran değildi.

Hristiyan Batı dünyasının oluşturmuş olduğu algı ve yaptığı haberler de, İran’ın bir islam devleti ilan ettiği yanılgısını muhkemleştirdi.

İstisnalar olsada genel olarak Şii’ler zayıf olduklarında ümmetçi, güçlü olduklarında safevidirler!

4. Hristiyan Batı dünyasının islam topraklarını işgal etmek ve sömürmek için kullandığı en iyi silahlardan bir tanesi de “Demokrasi” silahıdır...

Başta Afganistan ve Irak olmak üzere bir çok islam beldesi bu silah bahanesi ile işgal edildi.

Bu ve birçok sebepten ötürü Hiçbir Müslüman bile isteye demokrat ol(a)maz.

Bununla birlikte demokratik yöntemlerle iş başına gelen Müslümanları tekfir eden, hatta hızını alamayıp onlara oy atan Müslümanları şirk ile damgalamak , dangalaklıktır!

Kimi selefi ve tekfirci grupların, firavun ve benzerleri için kullanılan “tağut” kavramını, ısrarla demokratik seçimlerle iş başına gelmiş Müslümanlar için tedavüle sokakları, sadece cahillik değil ayni zamanda cinayettir!

5. Evet, hiç bir ırk, kavim veya ülke, İslam dini ile eşitlenemez. “Türk İslam’ı, Arap İslam’ı, Kürt İslam’ı” gibi kavramlar, şu anki hali ile ümmetin birliğine zarar vermekten başka bir şey yapmaz.

Osmanlı Devletinde olduğu gibi islam dinini temsiliyet, savunma, yaşama gibi hususlarda zirve olabilecek seviyeye geldiğimizde ise biz değil ama düşmanlarımız bizi tanımlarken Müslüman kelimesi yerine kullanacağı “Türkler” “Kürtler” veyahut “Araplar” tanımı, ismi zikredilen milletlerin İslam’a yaptığı hizmetin bir nişanesi hükmünde olacaktır.

6. Son olarak bazı cemaat veya tarikat mensubu kimselerin kendi “meşrep ve çizgilerine” uymayan bir söylem ile karşılaştıklarında, muhataplarını itibarsızlaştırmak adına onları “Ehli Sünnet vel Cemaat” dairesi dışına itmeleri, mensup oldukları yapıya taassup derecelerini ve hakikati kendi tekellerine bilerek veya bilmeyerek almaları, oldukça ibretli bir hadisedir...

Modern çağın bu baş döndürücü atmosferinde, birbirinden farklı ve tehlikeli onca bidat grup ve hizip arasında, rotasını “ Ehli Sünnet vel Cemaat” üzerine sabitleyip, istikametini bozmayanlara ne mutlu...

(Not: Yazının başlığı merhum Necip Fazıl kısakürek’in “Destan” adlı 1947 yılında yayınladığı şiirinden alındı. Allah tekrardan merhuma merhameti ile muamele buyursun inşallah)

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
26 Oca 00:49

Misafir

AKLI,nesli,malı,nefsi dini muhafaza. Çalışalım kardaşlar.