Türkiye Aktivitesi
1361 ziyaret
1 online
Payitaht İstanbul
@IIAbdlhamid1

Türkiye Puanı

3601 puan Açık Yeşil Kalem

Derecesi

8 [Toplam 1622 kişi]

Türkiye
Tümü(28)
Pinledikleri(0)
Payitaht İstanbul yazdı, 21 misafir beğendi, 7 yorum yapıldı.
24 Ara 16 18:00
Türkiye Batı'ya Olan Bey'atını Bozdu mu?

Osmanlı İslam Devleti bakiyesi üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 1923 yılında yeni kurulacak olan devletini ilan ederken, her şeyi ile Batıya Bey’at edeceğinin garantisini Lozan antlaşmasında vermiş bulunuyordu...

Viyana kapılarını zorlamış olan Osmanlı İslam Devletinin korkusu, Hristiyan Batı âlemini çok korkutmuş ve Osmanlının yıkılması için yüz yıllar boyunca her türlü fitne ve desiseye başvurmaktan geri durmamışlardır...

Batı dünyası, yüz yıllardır süren “Osmanlı ile nasıl mücadele edebilirim” kaygı ve korkularını artık geride bırakmış ve 20. yy’la “Osmanlı Devletinin yıkılmış veya durdurulmuş” halini görerek, yeni işgal edeceği coğrafyaların hesabı ile meşgul olmaya başlamıştır...

Seküler bir zemin üzerine kurulmasına müsaade edilen Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, bir daha başlarına yeni bir Osmanlı tecrübesi açmaması için her türlü şey düşünülmüş ve hayata geçirilmişti...

Hristiyan Batı, Cumhuriyet rejiminin yeni kadrolarından Lozan’da verilen Bey’at’larının gereğini yerine getirmelerini bekler ve çok geçmeden kanlı inkılap ve devrimler yaşanmaya başlar...

Saltanat kaldırılır, Hilafet ilga edilir, medreseler, türbeler, tekke ve zaviyeler kapatılır, harf inkılabı yapılır, Şer’i hukuk kaldırılır yerine Hristiyan Batı hukuku getirilir, İbadet dili değiştirilir, Camiler hızlı bir şekilde kapatılır veya yıkılır, Laiklik anayasaya bir yaşam tarzı olarak geçirilir v.s. v.s

Yapılan her devrim, Batı’ya verilmiş olan Bey’at’in adeta bir taahhüdü gibiydi!

Batı, Lozan’ın çocukları üzerinden, Hira’nın evlatlarından yüz yılların intikamını almak istiyordu...

1923 – 1950 yılları arası, Osmanlı tebaasının her alanda tam bir travma geçirdiği Dönemin adıydı artık...

Demokrat partinin 10 yıllık iktidarı ve icraatları, Lozan antlaşmasında verilen taahhütleri zorlamamasına ve ihlal etmemesine rağmen, 1960 darbesi gerçekleşti...

1960 darbesinin gerekçesi ne 18 yıl aradan sonra okunan Arapça ezânlar, nede bir kaç camiinin açılması, Lozan’ı ihlal eden hususlar değildi...

Ama bu ve benzeri şeyler Olimpusun çocuklularını tedirgin etti. 1960 darbesi ile en ufak sapmalara dahi balans ayarı verildi...

İslam’ın siyasi alanda etkisini hissettirmesi, 1980 ve 1997 de gerçekleşen 28 Şubat darbesini hazırladı...

Her darbe, aşınan Lozan antlaşmasının tazelenmesi anlamını taşıyordu...

2003 yılında iktidara gelen Ak Parti iktidarının da aslında ne Batı ile nede Lozan ile bir problemi vardı...

Batı ile gayet uyumlu, Avrupa Birliğine girmek için canhıraş bir şekilde çalışan, batılılaşma eğilimi ve Temâyülünün zirve yaptığı dönemlerdir 2003 ila 2009 yılları arası...

•İlk ciddi ihlal...

Davos’ta ki “wan minute” çıkışı ile, istemeden de olsa Lozan antlaşmasını ihlal ediyoruz!

Ülke üzerindeki dini baskıların tedricen ber taraf edilmesi, Üniversitedeki Başörtüsü yasağının kaldırılması, olimpus dağının çocuklarını artık ciddi bir şekilde tedirgin ediyordu!

Türkiye’yi ulus devlet yalanları ve masalları ile büyüten Batı’nın, Türkiye’nin verdiği ümmetçi reaksiyonlar ve faaliyetler, Batı’ya artık asırlık düşmanı Osmanlıyı hatırlatıyor!

Artık Türkiye haddini aşmış ve Lozan antlaşmasının sınırlarını fazlası ile ihlal etmişti!

17/25 aralık polis ve yargı darbesi ile, tereyağından kıl çeker gibi bu defteri kapatmak istediler ama olmadı!

Batı’nın âleni bir şekilde destek verdiği “Gezi Ayaklanması” da bir işe yaramadı. Nede çok umutlanmışlardı!

Çatı aday Ekmeleddin ihsanoğlu ise tam bir hayal kırıklığı olmuştu!

•Fiili işgal...

Kimsenin beklemediği bir şey oldu ve 15 temmuz darbe girişimi gerçekleşti!

Darbe, milletin mukavemeti ile akâmete uğratıldı...

Böylece 15 temmuz darbe girişimi ile, Olimpusun çocukluları Hira’nın evlatlarına karşı ilk büyük yenilgilerini tatmış oldular!

15 Temmuz 2016 tarihi, Lozan’ın fiili olarak çatırdadığı tarihin adı oldu!

Yazımızı, Reisi Cumhurun 15 temmuz darbe girişiminden 2 ay sonra, Lozan ile ilgili sarf ettiği tarihi bir meydan okuma ile bitirelim...

Reisi Cumhur: “1923'te Lozan'a razı ettiler. Birileri bize Lozan'ı zafer diye yutturmaya çalıştılar. Şöyle bağırsan sesinin duyulacağı adaları biz Lozan’la verdik.”

Yaklaşıyor yaklaşmakta olan...

Yaklaşıyor yaklaşmakta olan...

(Resim, ismet İnönü’nün Lozan antlaşmasını haber yapan bir gazeteye ait)

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
15 Oca 12:37

Cehaletin ilacı yoktur. Okumakla da geçmez

15 Oca 08:07

Nötrinov

Puan: 93

Abdülhamitten ne beklenir ki.Sorsan Habeşistan diye bir ülkenin hala olduğunu sanar.Kardeş dünya değiiyor dünya ileriye gidiyor.Süreki batı batı tutturmuşsun senin batı dediğini 2.Dünya savaşınad Ruslar dümdüz etti.Klasik Osmanlı kafası.

Payitaht İstanbul yazdı, 18 misafir olmak üzere 21 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
19 Ara 16 06:00
Halep İçin Yola Çıktık!

Halep’te mahsur kalmış 100 binlerce insan için Cilvegözü sınır kapısına yürüdük...

Binlerceydik, gelmek isteyipte gelemeyen milyonlarca Müslüman adına, tekbirler getirdik!

Kundaktaki bebeler ve küçücük çocuklar bile gelmişti, Allah indinde dualarımızın kabulü için!

Öfkeliydik hemde çok öfkeli!

Taifte Hz. Peygamber’e gelen ve Taif’i helak etmek isteyen melekleri bekledik nedense!

Nuh a.s)’ın “EY Rabbim, yer yüzünde kafirlerden hiç kimseyi bırakma!” bedduası, dualarımıza girmek için kalbimizi yokladı!

Halep’te öldürülen her bebeği görünce, tekrardan Nuh a.s)’ın dizinin dibinde buluyoruz kendimizi ve onun gibi yalvarıyoruz Rabbimize:

“Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et”

Öfkemizi dindirmek için namaza, infaka ve duaya sarılıyoruz..

Emperyalistler tarafından çizilen Hatay’ın suni sınırlarını zorluyoruz...

Halep ne kadarda yakınmış meğer!

Halep’i ve diğer mazlum coğrafyaları unutmamız için, Kayseri’de askerlerimizi tekrardan hedef alıyorlar!

Artık kimse bizle yüz yüze savaşmak istemiyor, kahpe ve korkak köpeklerine hazırlattıkları bomba yüklü ölüm makinaları ile saldırıyorlar bize!

“Kahrolsun İran” haykırışlarına, “Rusya Suriye’den defol” sesleri eşlik ediyor!

Müslüman Türker’in iki kâdim düşmanı: Ruslar ve Safeviler!

Bize olan kin ve nefretleri hâlâ bitmemiş!

Yüz yıllardır nesilden nesile aktardıkları düşmanlıkları kararlı bir şekilde devam ediyor!

Arap devletlerin suskunluğu ve korkağı, bizi tekrardan tarih yazmaya sevk ediyor!

Türkiye, mazlumlara sahip çıktığı için, kıskanç Kardeşleri tarafından kuyuya atılan Yusuf a.s) gibi âdeme (yokluğa) mahkum ediliyor!

Mazlumların üzerinde tepinen Ebrehenin filleri, Ebâbil Kuşlarının gelmesini hızlandırıyor!

1. Rabbin fil sahiplerine neler etti, görmedin mi?

2. Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?

3. Onların üstüne sürü sürü kuşlar gönderdi.

4. O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu.

5. Böylece Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
20 Ara 23:36

Misafir

15TEMMUZ da bu millet

Payitaht İstanbul yazdı, 50 misafir olmak üzere 52 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
13 Ara 16 22:00
Halep'in Sahibi Hâlâ Biziz!
4e9d16f3533f2cc32effaa3fd08ea1a51481636748

4e9d16f3533f2cc32effaa3fd08ea1a51481636748

Mısırda darbe olduğunda, Türkiye’de Gezi kalkışması vardı. Muhammed Mursi ile birlikte Recep Tayyip Erdoğan’ı devirmeye çalıştılar. Mısırda başarılı olan Ehli küfür / Üst akıl, Türkiye’de başarısız oldu!

17/25 Aralık darbe girişimi, hem biriken birçok hesabın kapatılmaya çalışması, hem de Başbakan Recep Tayyib Erdoğan’ın aynı yıl içerisinde Gazze’ye yapılan saldırılardan sonra sarf etmiş olduğu:” İsrail bir terör devletidir” sözünün bedelinin ödetilme çabasıydı!

15 Temmuz öncesi Halep şehrine yine büyük saldırılar olmuştu. 15 Temmuz darbe girişimi yaşandığında ise Halep Şehri düşmüştü! Ertesi gün darbecileri yendiğimizde ise Halep Şehri tekrardan kurtulmuştu!

Peki, niye anlattım bu kadar şeyi?

Mısır, Suriye, Filistin veyahut başka memleketler bizim bakiyemiz, mirasımız ve bizden kopan bir parçadır da ondan…

Ehli Küfür, bu mazlum memleketlere her saldırdığında aslında bize saldırmış oluyor!

Evet, Halep tekrar düşerken, İstanbul’da bombalar Patlıyor ve 44 insanımızı ebediyete uğurluyoruz!

Sanki Halep’in intikamını, mücahitlerden ve muhaliflerden değil, bizden (Türkiye’den) almak istiyorlar!

Çünkü Halep’in sahibi hâlâ biziz! Bugün orayı koruyup muhafaza edemesekte biziz! Bunu ehli küfür bizden çok daha iyi biliyor!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
15 Ara 03:09

Misafir

Yanlı..israil ile işbirliği ve mavi marmara ve israile ihtiyacımız vs.açıklamalar nerede.ortada bir yangın var ve yazıkki Türkiye de savruluyor bazen amerikancı bazen rusçu oluyor.konuşmak sadece konuşmak dışında RTE birşey yapmıyor

Payitaht İstanbul yazdı, 22 misafir olmak üzere 23 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
10 Ara 16 02:00
Zalimleri Bebeklerin Feryadı Helak Edecek!
3f6b176e17d2a9cd40d5552a4393f3f91481294452

3f6b176e17d2a9cd40d5552a4393f3f91481294452

Kim bilebilirdi 15 Mart 2011 Suriye’de küçük çocuk ve gençler tarafından başlatılan, Özgürlük / Hürriyet yürüyüşlerinin, toplu ölüm yürüyüşlerine dönüşeceğini!

Esed rejimi tarafından yıllardır zulüm gören Suriyeliler, Tunus’ta Zeynel Abidin Bin Ali’nin, Mısır’da ise Hüsnü Mübarek’in devrilmesinden umutlanarak, kendi zalimlerini devirmek adına sokaklara çıkıp ilk defa özgürlüğün ne demek olduğunu hissettiler!

Sokak duvarlarına umutlarını, hayallerini, dualarını yazdılar ve haykırdılar “özgürlük istiyoruz” diye

Esed rejimi ve onun Hamisi / Koruyucusu olan İran rejimi, sanki kendilerini Kızıl Deniz’de boğacak Musa’yı görmüşçesine Firavunlaştılar / Nemrutlaştılar ve kundaktaki bebekleri öldürmeye başladılar!

Zannettiler ki, tüm bebekleri ve çocukları öldürürlerse Musa gelmeyecek!

Zannettiler ki, kimyasal ve konvansiyonel silahların ateşine atılan mazlumlara, Allah ateşi serin kılmayacak!

Bilemediler ki, zalimlerin yaptığı bunca zulümden sonra bir tufan gibi kopacak olan Allah’ın Gazab ve Azabından kaçmak için sığınılan hiçbir dağın onları koruyamayacağını!

Halep’te öldürülen her bir çocuk, zalimlerin azabını daha da arttırmaya memur gibi.

Batı’nın “insan hakları masalları” ile İran’ın, ümmet ve İslam kardeşliği kazığını unutmamak için çalışacağız, yaşayacağız!

Yüz yıllardır İslam beldelerinin en önemli medeniyet merkezlerinden biri olduğu için, Halep’e bedel ödetiliyor!

Hali hazırdaki Haçlı orduları (Abd, Rusya, AB) ile ittifak kuran Şii rejim ve milis güçleri (iran, suriye, Hizbullah) tarih boyunca Halep için biriktirmiş oldukları kinlerini kusuyorlar!

Bu iğrenç savaşın bir benzeri tarihte yaşanmadı! Bu kadar çocuk ve masum insan, aleni bir şekilde öldürülmemişti!

Mekke müşrikleri bile bu zalimler kadar aşağılık değillerdi!

Moğollar bile bu kadar barbar olamamışlardı!

Ve bizde tarihimiz boyunca, bu kadar aciz ve sessiz, bu kadar çaresiz olmamıştık!

Rabbimizden bu zulümlerin en kısa zamanda bitmesini, tüm mazlumların kurtuluşa ermesini ve zalimlere de azabını arttırmasını niyaz ederiz!

“(Resûlüm!) Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor” (İbrahim 42)

“İnkâr edenler, peygamberlerine; “Andolsun, ya sizi yurdumuzdan çıkaracağız, ya da bizim dinimize dönersiniz” dediler. Rableri de onlara şöyle vahyetti: “Biz zalimleri mutlaka yok edeceğiz.” (İbrahim 13)

“Kıyamet gününde yüzünü azabın şiddetinden korumaya çalışan kimse (kendini ondan emin kılan gibi) midir? Zalimlere «Kazandığınızı tadın!» denilir” (Zumer 24)

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Payitaht İstanbul yazdı, 30 misafir olmak üzere 35 kişi beğendi, 5 yorum yapıldı.
5 Ara 16 14:00
Kitap Okumak Biraz Risklidir!
J8cZKTbV

J8cZKTbV

Kitap okumanın ne kadar önemli olduğunu hayatımızın her alanında duyarız. Okulda öğretmenimiz, işyerinde kitap okuyan bir abimiz veya anne babamız vs. vs.

Ülkemiz ile alakalı dikkat çekici istatistikler yapılır: Avrupa ülkesindeki herhangi bir ülkedeki okuma oranı ile ülkemiz acımasızca kıyaslanır.

Çok İlginç kıyaslar vardır mesela:

Bizdeki kahvehane sayısının Batı ülkesindeki kütüphane sayısından çok daha fazla olduğu… Falanca ülkede kitap okuyan insan sayısı ile ülkemizdeki kitap okuyan insanların sayısı arasında uçurum farkların bulunduğu… Türkiye’de 1 milyon kütüphane üye sayısı bulunuyorken, 71 milyonun üzerinde cep telefonu abonesinin olduğu yönündeki sübjektif ve sözde “az gelişmişliğimizi” anlatan istatistikler.

Buradan hareketle çok kitap okumamız gerektiği kanaati oluşturulur ve bilinçaltımıza bu fikriyat yerleştirilir. Aslında kitap okumak bu kadar Basit veya Matah bir şey midir?

Kitap okumak bir bilinç işidir. Kitap okumak bir ihtiyaçtır. Kitap okumak faydalı olduğu kadar zararlı olan bir eylemdir de.

Bilinçsiz ve temelsiz okunacak birçok kitabın, istenen manada bir şey ifade etmeyeceği malumun ilanı. Doğru zamanda ve doğru okunacak kitabın okuyucuya çok önemli katkılarının olduğu ise müsellemdir.

Zamanı gelmeden okunacak herhangi bir kitabın zaman israfı olduğunu bilmeliyiz...

Zeminimizi ve Bilincimizi kavileştirmeden okunacak her bir kitabın, Temelimizi sarsabileceğinden endişe etmeliyiz!

Kitap Obezleri vardır mesela. Yukarıda sayılan birçok hususa dikkat etmeden okunan kitapların yol açtığı manevi bir hastalıktır Kitap Obezliği. Bir Kitap Obezini, okuduğu birçok kitap artık doyurmaz. Aksine daha çok hasta eder ve manevi hayatını riske sokar!

Dikkat edilmesi gereken şeyler ıskalandığı zaman, okunacak kitaplar risk oluşturur. Mesela: İslami ilimlerden anlamayan veya seviyesi düşük birisinin okuyacağı birçok dini neşriyatın (tavsiye üzerine dahi olsa) okuyan kişinin yanlış kanaat, Fikir ve inançlar beslemesine sebebiyet verebilir.

Peki, bu riski en alt seviyeye nasıl indirebiliriz?

Hoca - Talebe ilişkisi içerisinde bu riskli hali en alt seviyeye çekebiliriz.

Kitap okuyacak kişinin Okuduğu kitapları tashih edebileceği bir Alim’e, kapalı bulduğu ve anlayamadığı yerleri açabileceği bir Hoca’ya, müşkül / Zor yerleri çözebilme kabiliyetine sahip bir Ağabey’e, okuduğu kimi kitapların sertliğine, ağırlığına dayanamadığında onun elinden tutacağı bir Üstadı olmak zorunda.

Allah ayaklarımızı ve kalplerimizi dini üzere sabit kılsın… 

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
07 Ara 15:31

Misafir

Okumak riskliymiş...

06 Ara 20:24

Misafir

Batı'nın ve batı aşığı insanların türkleri / müslümanları hem küçümsememeleri hemde müslümanların komplekse girmemeleri için gayet güzel bir yazı olmuş