Türkiye Aktivitesi
1253 ziyaret
1 online
Payitaht İstanbul
@IIAbdlhamid1

Türkiye Puanı

3089 puan Açık Yeşil Kalem

Derecesi

8 [Toplam 1615 kişi]

Türkiye
Siyaset(5)
Pinledikleri(0)
Payitaht İstanbul yazdı, 14 misafir olmak üzere 15 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
3 Nis 17 09:00
Avrupa Yaşlı Bir Acûzedir!
e406098a301f7160c4e931ddd7519c251491207621

e406098a301f7160c4e931ddd7519c251491207621

Avrupa gemileri yaktı...

Artık müslümanlar üzerindeki emel ve projelerini gizlemiyor...

Bir yandan destekleyebildiği kadar çeşitli terör örgütlerini destekliyor, diğer yandan fiili savaş halinde olduğu bölgeleri sömürmeye devam ediyor....

Ama bir türlü isteği sonuçları alamıyor...

Evet Avrupa artık yaşlı bir Acuze! Yüzündeki boyaların silinmesinden sonra ise iğrenç yüzü daha da belirginleşti..

Gelelim 16 Nisan'a.....

16 Nisan'dan sonra Avrupa ile ilişkiler hangi seviyede seyr edecek?

Gerçi bu seyri,  Referandumdan çıkan karar belirleyecek...

16 Nisan seçimleri, içerdeki Hayırcılardan daha çok Avrupayı ilgilendiriyor gibi...

16 Nisan sonrası Türkiye'deki Alman vakıflarına nasıl bir operasyon yapılacak?

Hollanda krizinin faturasını da 16 Nisanın rengi belirleyecek...

Yerlerde sürüklenip, köpeklerin saldırısına uğrayan Türklerin hesabı hâlâ tazeliğini koruyor...

Avrupanın asıl korkusu,  kurdukları "mutkak sömürü duzenine" Erdoğanın çomak sokma gayretlerinde mesâfe almış olmasıdır...

AB-D'nin tertiplediği 15 Temmuz darbesinin başarısız olması, Avrupa'nın tüm hesaplarını bozdu...

Hiç ummadığımız yerlerden saldıracaklar.

Örneğin Ülker üzerinden milleti tedirgin ettiler.

Bu arada Ülker'in kumpasa falan geldiği  yok. Bilinçli bir reklamdı ve istenen mesaj verildi.

Ülker müslümanların hassasiyetini istismar yada iyi kullanarak zengin oldu.

TSK'nın Ülker'i askeriye'ye sokmaması Müslümanlarda Ülker'in dindar bir firma olduğu kanaatini oluşturdu. Ülker'de bu ve benzeri olayları "ürünlerimizde domuz katkı maddesi yoktur" yazısıyla taçlandırdı.

Ülker'in yapmış olduğu bu algı sanki Eti'de domuz katkı maddesi varmış gibi bir algı oluşturdu ve Ülker büyüdükçe büyüdü...

Vs. Vs. Vs.

Ülkerin hükümet içerisinde çok kuvvetli olduğunu da biliyoruz.

Ama tüm bu denge kuvvetlerini Erdoğanın bozabileceğinide gayet iyi biliyoruz.

Görelim Mevlam Neyler. Neylerse Güzel eyler...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Payitaht İstanbul yazdı, 30 misafir olmak üzere 33 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
13 Oca 17 14:00
Yeni Nesil Kitle İmha Silahı: "Yaşam Tarzı"
9265dcedf92081d645c809266f7f03a91484289849

9265dcedf92081d645c809266f7f03a91484289849

Reina'da ki terör saldırısından sonra, yeni bir terör söylemi ile daha karşı karşıya kaldık. Bu terör dalgası aslında yeni değildi. Kendisini sadece yenilemişti…

Dedelerimizi ve babalarımızı “Gericilik ve Laiklik” söylemleri ile bombalayan bu derin örgüt / yapı, yeni geliştirdikleri “Yaşam Tarzı” silahı ile bizi tekrardan yaylım ateşine alıp, inançlarımıza ve kültürümüze saldırıyorlar!

Ne Gaziantep'te Daiş tarafından bir düğün de katledilen 51 kişi, nede Beşiktaş ve Kayseri’de PKK tarafından öldürülen 53 kişi, “Yaşam Tarzı” silahını üzerimize doğrultanları ilgilendirmişti!

Aslında Reina’da ki terör saldırısında öldürülen 39 kişi de “Yaşam Tarzı” örgütünü ilgilendirmiyor. Katledilen bu 39 kişi, “Yaşam Tarzı” silahının daha uzak mesafelere atış yapabilmesi için, namluya takılan mermilerden öte bir şey değildi zaten…

“Yaşam Tarzımız” tehdit altında diyen bu seçkin zümre, kendi yaşantısı ve inancı dışındaki insanlara ne kadar saygılı ve anlayışlıydı sizce?

Mesela, Şehid olmuş oğlunun merasim törenine Sırf Tesettürlü oluğu için Askeri alana sokulmayan Bir Annenin "Yaşam Tarzı" veya inancı, “Yaşamlarını Tarza dönüştürenleri” ne kadar ilgilendiriyordu?

Vatan için kendinden bir parçasını feda etmiş bir anneye reva görülen bu muamele, “Yaşam tarzı” sahiplerinin hayatında ne kadar yer tutmuştu doğrusu merak ediyorum?

45159acbc75e8356590c67d2b47838291484289879

Yâda üniversite okumak isteyen tesettürlü bir bayana Yıllarca yapılan zulüm ve baskılar, "Yaşam Tarzı" sahiplerini ne kadar ilgilendirdi?

Kararlı bir şekilde sürdürmüş olduğunuz bu sessizlik ve kayıtsızlık, mutlu bir şekilde yaşadığınız "Yaşam Tarzının” size kazandırdığı yeni bir Tarz mıydı?

041b72d0ac58a812307eecbceab8df841484289931

Kimse kimseyi kandırmasın! Neredeyse tam 1 asırdır ensemizde boza pişiren, bırakın özgürce Yaşamayı, inançlarımızı yaşamamıza dahi tahammül edemeyen bu güruh, sosyal medyada oluşturmuş olduğu suni / yapay algılarla bize baskı kurmaya çalışıyor!

Kendinizi hiç boşuna yormayın, sizi kimse duymayacak!

Bu geliştirmiş olduğunuz yeni silahın da mermileri biter yakında!

Son sözümüzü bir öneri ile bitirelim:

“Yaşam Tarzı” sahipleri kendileri dışındaki insanlara saygı duymaya başladığında, ne yeni bir silah geliştirmek zorunda kalacak, nede bu silahlar için mermi arayacak!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Payitaht İstanbul yazdı, 21 misafir beğendi, 7 yorum yapıldı.
24 Ara 16 18:00
Türkiye Batı'ya Olan Bey'atını Bozdu mu?

Osmanlı İslam Devleti bakiyesi üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 1923 yılında yeni kurulacak olan devletini ilan ederken, her şeyi ile Batıya Bey’at edeceğinin garantisini Lozan antlaşmasında vermiş bulunuyordu...

Viyana kapılarını zorlamış olan Osmanlı İslam Devletinin korkusu, Hristiyan Batı âlemini çok korkutmuş ve Osmanlının yıkılması için yüz yıllar boyunca her türlü fitne ve desiseye başvurmaktan geri durmamışlardır...

Batı dünyası, yüz yıllardır süren “Osmanlı ile nasıl mücadele edebilirim” kaygı ve korkularını artık geride bırakmış ve 20. yy’la “Osmanlı Devletinin yıkılmış veya durdurulmuş” halini görerek, yeni işgal edeceği coğrafyaların hesabı ile meşgul olmaya başlamıştır...

Seküler bir zemin üzerine kurulmasına müsaade edilen Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, bir daha başlarına yeni bir Osmanlı tecrübesi açmaması için her türlü şey düşünülmüş ve hayata geçirilmişti...

Hristiyan Batı, Cumhuriyet rejiminin yeni kadrolarından Lozan’da verilen Bey’at’larının gereğini yerine getirmelerini bekler ve çok geçmeden kanlı inkılap ve devrimler yaşanmaya başlar...

Saltanat kaldırılır, Hilafet ilga edilir, medreseler, türbeler, tekke ve zaviyeler kapatılır, harf inkılabı yapılır, Şer’i hukuk kaldırılır yerine Hristiyan Batı hukuku getirilir, İbadet dili değiştirilir, Camiler hızlı bir şekilde kapatılır veya yıkılır, Laiklik anayasaya bir yaşam tarzı olarak geçirilir v.s. v.s

Yapılan her devrim, Batı’ya verilmiş olan Bey’at’in adeta bir taahhüdü gibiydi!

Batı, Lozan’ın çocukları üzerinden, Hira’nın evlatlarından yüz yılların intikamını almak istiyordu...

1923 – 1950 yılları arası, Osmanlı tebaasının her alanda tam bir travma geçirdiği Dönemin adıydı artık...

Demokrat partinin 10 yıllık iktidarı ve icraatları, Lozan antlaşmasında verilen taahhütleri zorlamamasına ve ihlal etmemesine rağmen, 1960 darbesi gerçekleşti...

1960 darbesinin gerekçesi ne 18 yıl aradan sonra okunan Arapça ezânlar, nede bir kaç camiinin açılması, Lozan’ı ihlal eden hususlar değildi...

Ama bu ve benzeri şeyler Olimpusun çocuklularını tedirgin etti. 1960 darbesi ile en ufak sapmalara dahi balans ayarı verildi...

İslam’ın siyasi alanda etkisini hissettirmesi, 1980 ve 1997 de gerçekleşen 28 Şubat darbesini hazırladı...

Her darbe, aşınan Lozan antlaşmasının tazelenmesi anlamını taşıyordu...

2003 yılında iktidara gelen Ak Parti iktidarının da aslında ne Batı ile nede Lozan ile bir problemi vardı...

Batı ile gayet uyumlu, Avrupa Birliğine girmek için canhıraş bir şekilde çalışan, batılılaşma eğilimi ve Temâyülünün zirve yaptığı dönemlerdir 2003 ila 2009 yılları arası...

•İlk ciddi ihlal...

Davos’ta ki “wan minute” çıkışı ile, istemeden de olsa Lozan antlaşmasını ihlal ediyoruz!

Ülke üzerindeki dini baskıların tedricen ber taraf edilmesi, Üniversitedeki Başörtüsü yasağının kaldırılması, olimpus dağının çocuklarını artık ciddi bir şekilde tedirgin ediyordu!

Türkiye’yi ulus devlet yalanları ve masalları ile büyüten Batı’nın, Türkiye’nin verdiği ümmetçi reaksiyonlar ve faaliyetler, Batı’ya artık asırlık düşmanı Osmanlıyı hatırlatıyor!

Artık Türkiye haddini aşmış ve Lozan antlaşmasının sınırlarını fazlası ile ihlal etmişti!

17/25 aralık polis ve yargı darbesi ile, tereyağından kıl çeker gibi bu defteri kapatmak istediler ama olmadı!

Batı’nın âleni bir şekilde destek verdiği “Gezi Ayaklanması” da bir işe yaramadı. Nede çok umutlanmışlardı!

Çatı aday Ekmeleddin ihsanoğlu ise tam bir hayal kırıklığı olmuştu!

•Fiili işgal...

Kimsenin beklemediği bir şey oldu ve 15 temmuz darbe girişimi gerçekleşti!

Darbe, milletin mukavemeti ile akâmete uğratıldı...

Böylece 15 temmuz darbe girişimi ile, Olimpusun çocukluları Hira’nın evlatlarına karşı ilk büyük yenilgilerini tatmış oldular!

15 Temmuz 2016 tarihi, Lozan’ın fiili olarak çatırdadığı tarihin adı oldu!

Yazımızı, Reisi Cumhurun 15 temmuz darbe girişiminden 2 ay sonra, Lozan ile ilgili sarf ettiği tarihi bir meydan okuma ile bitirelim...

Reisi Cumhur: “1923'te Lozan'a razı ettiler. Birileri bize Lozan'ı zafer diye yutturmaya çalıştılar. Şöyle bağırsan sesinin duyulacağı adaları biz Lozan’la verdik.”

Yaklaşıyor yaklaşmakta olan...

Yaklaşıyor yaklaşmakta olan...

(Resim, ismet İnönü’nün Lozan antlaşmasını haber yapan bir gazeteye ait)

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
15 Oca 12:37

Cehaletin ilacı yoktur. Okumakla da geçmez

15 Oca 08:07

Nötrinov

Puan: 82

Abdülhamitten ne beklenir ki.Sorsan Habeşistan diye bir ülkenin hala olduğunu sanar.Kardeş dünya değiiyor dünya ileriye gidiyor.Süreki batı batı tutturmuşsun senin batı dediğini 2.Dünya savaşınad Ruslar dümdüz etti.Klasik Osmanlı kafası.

Payitaht İstanbul yazdı, 18 misafir olmak üzere 21 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
19 Ara 16 06:00
Halep İçin Yola Çıktık!

Halep’te mahsur kalmış 100 binlerce insan için Cilvegözü sınır kapısına yürüdük...

Binlerceydik, gelmek isteyipte gelemeyen milyonlarca Müslüman adına, tekbirler getirdik!

Kundaktaki bebeler ve küçücük çocuklar bile gelmişti, Allah indinde dualarımızın kabulü için!

Öfkeliydik hemde çok öfkeli!

Taifte Hz. Peygamber’e gelen ve Taif’i helak etmek isteyen melekleri bekledik nedense!

Nuh a.s)’ın “EY Rabbim, yer yüzünde kafirlerden hiç kimseyi bırakma!” bedduası, dualarımıza girmek için kalbimizi yokladı!

Halep’te öldürülen her bebeği görünce, tekrardan Nuh a.s)’ın dizinin dibinde buluyoruz kendimizi ve onun gibi yalvarıyoruz Rabbimize:

“Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et”

Öfkemizi dindirmek için namaza, infaka ve duaya sarılıyoruz..

Emperyalistler tarafından çizilen Hatay’ın suni sınırlarını zorluyoruz...

Halep ne kadarda yakınmış meğer!

Halep’i ve diğer mazlum coğrafyaları unutmamız için, Kayseri’de askerlerimizi tekrardan hedef alıyorlar!

Artık kimse bizle yüz yüze savaşmak istemiyor, kahpe ve korkak köpeklerine hazırlattıkları bomba yüklü ölüm makinaları ile saldırıyorlar bize!

“Kahrolsun İran” haykırışlarına, “Rusya Suriye’den defol” sesleri eşlik ediyor!

Müslüman Türker’in iki kâdim düşmanı: Ruslar ve Safeviler!

Bize olan kin ve nefretleri hâlâ bitmemiş!

Yüz yıllardır nesilden nesile aktardıkları düşmanlıkları kararlı bir şekilde devam ediyor!

Arap devletlerin suskunluğu ve korkağı, bizi tekrardan tarih yazmaya sevk ediyor!

Türkiye, mazlumlara sahip çıktığı için, kıskanç Kardeşleri tarafından kuyuya atılan Yusuf a.s) gibi âdeme (yokluğa) mahkum ediliyor!

Mazlumların üzerinde tepinen Ebrehenin filleri, Ebâbil Kuşlarının gelmesini hızlandırıyor!

1. Rabbin fil sahiplerine neler etti, görmedin mi?

2. Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?

3. Onların üstüne sürü sürü kuşlar gönderdi.

4. O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu.

5. Böylece Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
20 Ara 23:36

Misafir

15TEMMUZ da bu millet

Payitaht İstanbul yazdı, 22 misafir olmak üzere 23 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
10 Ara 16 02:00
Zalimleri Bebeklerin Feryadı Helak Edecek!
3f6b176e17d2a9cd40d5552a4393f3f91481294452

3f6b176e17d2a9cd40d5552a4393f3f91481294452

Kim bilebilirdi 15 Mart 2011 Suriye’de küçük çocuk ve gençler tarafından başlatılan, Özgürlük / Hürriyet yürüyüşlerinin, toplu ölüm yürüyüşlerine dönüşeceğini!

Esed rejimi tarafından yıllardır zulüm gören Suriyeliler, Tunus’ta Zeynel Abidin Bin Ali’nin, Mısır’da ise Hüsnü Mübarek’in devrilmesinden umutlanarak, kendi zalimlerini devirmek adına sokaklara çıkıp ilk defa özgürlüğün ne demek olduğunu hissettiler!

Sokak duvarlarına umutlarını, hayallerini, dualarını yazdılar ve haykırdılar “özgürlük istiyoruz” diye

Esed rejimi ve onun Hamisi / Koruyucusu olan İran rejimi, sanki kendilerini Kızıl Deniz’de boğacak Musa’yı görmüşçesine Firavunlaştılar / Nemrutlaştılar ve kundaktaki bebekleri öldürmeye başladılar!

Zannettiler ki, tüm bebekleri ve çocukları öldürürlerse Musa gelmeyecek!

Zannettiler ki, kimyasal ve konvansiyonel silahların ateşine atılan mazlumlara, Allah ateşi serin kılmayacak!

Bilemediler ki, zalimlerin yaptığı bunca zulümden sonra bir tufan gibi kopacak olan Allah’ın Gazab ve Azabından kaçmak için sığınılan hiçbir dağın onları koruyamayacağını!

Halep’te öldürülen her bir çocuk, zalimlerin azabını daha da arttırmaya memur gibi.

Batı’nın “insan hakları masalları” ile İran’ın, ümmet ve İslam kardeşliği kazığını unutmamak için çalışacağız, yaşayacağız!

Yüz yıllardır İslam beldelerinin en önemli medeniyet merkezlerinden biri olduğu için, Halep’e bedel ödetiliyor!

Hali hazırdaki Haçlı orduları (Abd, Rusya, AB) ile ittifak kuran Şii rejim ve milis güçleri (iran, suriye, Hizbullah) tarih boyunca Halep için biriktirmiş oldukları kinlerini kusuyorlar!

Bu iğrenç savaşın bir benzeri tarihte yaşanmadı! Bu kadar çocuk ve masum insan, aleni bir şekilde öldürülmemişti!

Mekke müşrikleri bile bu zalimler kadar aşağılık değillerdi!

Moğollar bile bu kadar barbar olamamışlardı!

Ve bizde tarihimiz boyunca, bu kadar aciz ve sessiz, bu kadar çaresiz olmamıştık!

Rabbimizden bu zulümlerin en kısa zamanda bitmesini, tüm mazlumların kurtuluşa ermesini ve zalimlere de azabını arttırmasını niyaz ederiz!

“(Resûlüm!) Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor” (İbrahim 42)

“İnkâr edenler, peygamberlerine; “Andolsun, ya sizi yurdumuzdan çıkaracağız, ya da bizim dinimize dönersiniz” dediler. Rableri de onlara şöyle vahyetti: “Biz zalimleri mutlaka yok edeceğiz.” (İbrahim 13)

“Kıyamet gününde yüzünü azabın şiddetinden korumaya çalışan kimse (kendini ondan emin kılan gibi) midir? Zalimlere «Kazandığınızı tadın!» denilir” (Zumer 24)

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.