Türkiye Aktivitesi
798 ziyaret
1 online
Dlşt Kefeli
Hakkında henüz bir şey yazmadı.

Türkiye Puanı

94 puan Mavi Kalem

Derecesi

87 [Toplam 1626 kişi]

Türkiye
Tümü(5)
Pinledikleri(0)
Dlşt Kefeli yazdı, 8 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
18 Mar 15 09:00
Rukiyemin Suçu Ne?

Beş altı bayan otobüs durağında bekliyoruz. Herkesin elinde çantaları, poşetleri…Bir elindeki çocuğu sürükleyerek ve diğer elindeki telefonla hararetli konuşmalar yaparak genç bir bayan daha durağa doğru geliyor.Çocuk ya çok isteksiz ya da çok yorgun. Dikkatli bakınca yüzündeki yara bereyi görebiliyor insan. Sanki bir kedinin saldırısına uğramışçasına minik yırtıklarla dolu yüzü ve içeri doğru çökmüş, anlamsız bakan bir çift göz dikkatimi çekiyor. Sanki bu dünyadan değil.

Yanımdaki bayanlar arkadaşlarıyla muhabbet ettiklerinden çocuğun bu özelliğini farkedememiş olacaklar ki annesinin elinden kurtulup ellerindeki poşetlere saldıran çocuğa fazlaca tepki gösterdiler. Poşetlerin birinde bulunan ekmeğin köşesini koparmış olan çocuğu annesi kimsenin yüzüne bakmadan ve telefondeki sohbetini bozmadan elinden yakalayıverdi ve az ileri gittiler. Telefon konuşmasının acil bir durum için olmadığı özürlü annesinin gülümseyerek, neşeyle birşeyler anlatmasından gayet kolay anlaşılabiliyordu. Biraz sonra Rukiye evlat yine annesinin elinden kurtuldu ve yine çantalara saldırdı. Çantalarının karıştırılmasından rahatsız olanlar; bir yandan zihinsel engelli bir çocuğa kızmak istemiyor bir yandan da bu duruma mani olmak istiyorlardı. Anne hiç istifini bozmadan telefon görüşmesine devam ediyordu. Bu durum böyle bir süre devam ettikten sonra anne telefonu cebine koydu ve yerdeki çantasını açtı. Bebek bezleri ve ilaçlarla dolu çantada cüzdanını buldu ve otobüs kartını rahat tavırlarla cüzdanda sıkışmış olduğu yerden çıkardı. Bu sırada yanımdaki bayan artık sinir krizi geçirecek hale gelmiş,Rukiye’yle başa çıkamaz olmuştu. Anne ‘’amma da abarttınız ‘’ dercesine, bize doğru baktı ‘’ bir şey yapmaz o…’’dedi.Ama yapıyordu işte. Kimse elindeki poşetteki ekmeğin veya herhangi bir özel eşyasının durakta karşılaştığı bir zihinsel engelli çocuk tarafından ellenmesini veya kurcalanmasını istemez. Neyse ki otobüsleri geldi. Annesi Rukiye’yi sıkıca elinden tuttu ve ardından ‘’kızım çocuk ekmek mi istiyor acaba? Al bu kopardığı parçayı’’ diye seslenen teyzeye ters bir bakış attıktan sonra otobüse binerek uzaklaştı.

Bu olay beni çok düşündürdü.Zihinsel engelli bir evlat annesi olmak…Damdan düşenin halinden ancak damdan düşen anlar elbet. İnanıyorum ki madden ve manen çok zor bir durum.Karşılaştıkları zorluklar, o çocuğun gözlerinin içine bakmaktan daha kolaydır eminim. Ana bu..Nasıl ciğeri yanıyor, nasıl üzülüyor kimbilir.

Ama kimseyi de senin çocuğunun çilesini çekmemkle suçlayamazsın. Tabii ki toplum olarak engelli çocukların topluma kazandırılması için, daha rahat bir yaşam sürebilmeleri için, ailelerinin onlara bakmasını kolaylaştırabilmek için çalışmalar yapmalıyız. Bu olaydaki sorun annenin ilgisizliği ve vurdumduymazlığı. Belki aynı şey sağlıklı çocuklarıyla ilgilenmeyen anneler için de geçerli ama Rukiye sağlıklı bir çocuk olsaydı, yanımdaki teyze bu kadar zor durumda kalmadan çocukla konuşarak poşetlerinin karıştırılmasına engel olabilirdi.

Bir süre önce de haberlere konu olmuş olan ‘’komşular zihinsel engelli genci hırpaladı’’ olayı geldi aklıma.Bir apartman dairesinde yaşayan 20’li yaşlarında zihinsel engelli genç ki gücü kuvveti yerinde, bedenen bir kusuru yok; komşuların kapısına dayanıp evlerine girmeye çalışıyordu.Çoluk çocuk korku içinde ondan kurtulmak için ileri doğru itekleyince, engelli çocuğunu oradan alıp komşularından özür dilemesi gereken anne, bu olayı kameraya çekip medyaya yaymayı tercih ediyordu.Ve hatta mahkemeleşmişlerdi.

Kimbilir gittiği yerde belki Rukiye’nin annesi de duraktaki olayı anlatmış ve hep birlikte toplumun zihinsel engelleri nasıl da dışladığı konusunu tartışmışlardır.

(DİE tarafından gerçekleştirilen Türkiye Özürlüler Çalışması verilerine göre Türkiye genelinde 331,243 zihinsel engelli kişi olup, bunların 214,205’i eğitim çağı olan 29 yaş ve altında (% 65), 59,679 kişi ise eğitim ve yakın bakım çağı olan 9 yaş altındadır

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
18 Mar 16:58

Olaya değişik bir açıdan bakmışsınız. Allah herkesin yardımcısı olsun. Ağır imtihanlarla sınamasın.

Dlşt Kefeli yazdı, 11 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
7 Mar 15 15:00
Anlayamazsınız

Evlendirme programına çıkan amcanın neden kıvırttığını, hava durumu spikerinin neden mini etek giydiğini, kefir reklamlarında neden çocukların oynatıldığını ve dahi kefirin neden süt reyonunda satıldığını, bir ayakkabı fiyatının nasıl 259,90 tl’den 29,90 tl ‘ye düştüğünü, suda boğulup kurtarıcısına direnen Mehmet’i neden döverek etkisiz hale getirdikten sonra kurtarabildiklerini, Serdar’ın neden 2,5 dakikada amuda kalkarak 9 bardak meyve suyunu içmeye çalıştığını, Samsun da yüksekten atlayarak intihar etmeye kalkışan gence neden aşağıdan ‘’atla,atla’’ diye tezahurat ettiklerini ve dahi kendi aralarında ‘’yok yaa atlayamaz bu korkak’’ diye gülüştüklerini, düğünde istek şarkı kavgasında nasıl olup ta 22 kişinin yaralandığını, kıbleyi gösterdiği iddaa edilen kredi kartının nasıl da taksitle insanları hacca götürdüğünü, namazı yanlış kıldırdığı söylenen imamın secdedeyken hangi amaçla bıçaklandığını, bir hocanın neden ‘’müslüman olmayanların cami önünde fotoğraf çektirmesi caiz midir?’’ sorusunu cevaplamaya çalıştığını, ‘’Tülay, karıcığım geri dön’’ diye ağlayan adamın para karşılığı nasıl da rol kestiğini, kayıp kızkardeş ve ablası Tuğba’nın kameralar karşısında nasıl da gizlice kuşdili konuşarak anlaştıklarını, 19 bin liralık kredi borcunu ödeyecek bir hanımla evlenmek isteyen Hüseyin Bey’e neden talip çıkmadığını, ‘’çiğ köfte kadınları intihara mı sürüklüyor’’ konulu programı, ufoların Türk olup olmadığını merak eden habercileri, erkek cadı ile kurulan telefon bağlantısını, bu yıl 4000 kişi ile nasıl da kendimizi kesme rekoru kırdığımızı ve Sabri Bey’in nasıl uçtuğunu anlayamazsınız.Kafanızı yormayın, izleyin gitsin.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
10 Mar 22:52

Güzel ve eğlenceli bir yazı.

Dlşt Kefeli yazdı, 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
5 Mar 15 03:00
Ah Bir Zengin Olsam

‘’Büyük ikramiye size çıksa ne yaparsınız?’’ dedi mikrofonu uzatan kadın muhabir. Orta yaşlı teyzem elinde yeni almış olduğu piyango biletine bakarak iç çekti. Gözlerini kısarak hayal etti. Paralar geldi gözünün önüne, sağa sola olan ufak borçlar ve alınması elzem olan fakat parası olmadığı için alamadığı ihtiyaçları. Beş senedir giydiği mantonun rengi solmuş, ayakkabıları ise su almakta…Mutfaktaki çatlak tabak, yanık çaydanlık, yarıboş buzdolabı…Ama teyzem benim, hemen toparladı kendini, parası olan kişilerin yapması gereken şeyleri düşündü.'' Yardım.'' Evet. Yardım yapardı fakirlere. Ne de olsa artık kendi zengindi. ’’Fakirlere yardım ederim be kızım. Fakirlik çok zor biliyon mu?’’

Fakirlik zor tabi teyzem. Ama sana bu zorluktan daha zor değil midir haram paranın hesabı?

2014 yılbaşı için basılan bilet sayısını tahmin edebilir misiniz? Tam 37 milyon 100 bin adet. Her yıl yaklaşık aynı sayıda bilet basılıyor. Verilen bilgilere göre biletlerin %95,5 i satılıyor. Peki kim alıyor bu kadar çok bileti bu müslüman memleketinde. ‘’Ah bir zengin olsam’’ hayalleriyle alınan kumar biletlerinden büyük ikramiye kazanan sözde talihlerin hazin sonu hikayelerini okumuşsunuzdur. Bir amca; 2005 yılının talihlisi, paraya kavuşunca ilk iş eşinden boşanmış, gece kulüplerine dadanan bu zengin amca bütün parayı kumarhanelerde yedikten sonra bir gece kendi evinin banyosunda intihar etmiş. 1975 yılının talihlisinin ise cenazesini kaldıracak ne parası ne de bir dostu kalmadığından, cenaze giderleri yaşlılık maaşından karşılanmış. Diğer birçok örnek ise ‘’ eski hayatım daha güzeldi, o günlere dönmek isterdim’’ diye sitemde bulunuyor. Ve hemen hepsi parayı bir şekilde kaybetmiş durumda.

Haydi hep beraber hayal kuralım ve harekete geçelim ‘’Ah bir zengin olsak’’. Çalışarak, didinerek, alınteriyle…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Dlşt Kefeli yazdı, 3 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
3 Mar 15 15:00
Çarşıdan Alınmaz Mendile Konulmaz

Dandini dandini dastana... Her anne gibi benim de çocuklarımı uyutmak için çeşitli yollara başvurmuşluğum vardır.''Bırak, yorulunca uyur''. Hayır, çocuk bu, çok yorulsa da uyumak istemez. Bir bilseler, Rabbim ömür verirse , gelecekte uykuyu ne kadar seveceklerini ve ihtiyaç hissedeceklerini; herhalde fırsatı kaçırmazlardı.

Peki ne kadar uykuya ihtiyacımız var? Geceleri geç saatlere kadar çalışıp,sabah erkenden güne ''merhaba'' diyenlerde mi sorun? Yoksa akşam tavuklarla eşzamanlı yatağa girip,sabah hala uykusunu almadan, yorgun kalkanlarda mı?

Aslında uzmanlar uyku ihtiyacının kişiden kişiye değiştiğini 4-11 saat gibi çok farklı bir aralığın normal olduğunu söylüyorlar.Enteresan bir bilgi olarak ekliyorlar: Uyku süreleri genetik faktörlerin etkisiyle belirlenir.Bu tezlerini tek yumurta ikizlerinin uyku sürelerinin birbirlerinin tamamen aynı olmasıyla doğruluyorlar.Yapılan araştırmalara göre Türkiye de (%75) gibi büyük bir çoğunluğun uyku süresi 7-8 saattir.

Yenidoğan ilk üç aylık döneminde yaklaşık 16-18 saatini uykuda geçirmektedir. Gece ve gündüz eşit sayıda olmak üzere, birçok kez uyanıp tekrar uyumaktadır.Neyse ki bu dönem kısa sürmektedir.

Üç aylıktan itibaren bebeklerin uykuları gittikçe azalır ve biraz da olsa düzene girmeye başlar.Altıncı aya gelindiğinde uyku ihtiyacı 12 saate inmiştir ve gece gündüz ayrımı yavaş yavaş başlamıştır. Gündüzleri daha uzun süre uyanık kalıp,çevreye duyarlılıkları artmıştır.

Okul öncesi dönemde, erişkin dönemdeki gibi gece uykusu haricinde sadece bir kez öğle uykusu yeterli olmaktadır.

Tabi bu rakamlar normal koşullar içerisinde geçerli. Uykuyu etkileyen pek çok dış faktör var. Hastalıklar, stres, çevresel sıkıntılar gibi.Gariptir ki bazı insanlar stresten kaçış yolu olarak uykuyu kullanırken, bazıları stresli olduklarında baykuş kesilirler.

Uykusuz yaşanabilir mi sorusunun cevabını bulabilmek için yapılan deneyler olumsuz sonuçlar vermiş; 3 günün sonunda gerginlik,sinirlilik, zamanı bilememe, hayal görme, konuşulanları anlayamama gibi durumlarla neticelenmiştir.

Neden böyle bir deney yapma ihtiyacı duymuşlar bilemem ama cevabı uyku olan şu bilmece benim şahsi hislerime tercüman olmakta:Çarşıdan alınmaz, mendile konulmaz, ondan tatlı şey olmaz.

Doğru zamanda ve doğru yerde olduğu sürece hepimize iyi uykular,tatlı rüyalar.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Dlşt Kefeli yazdı, 4 kişi beğendi, 4 yorum yapıldı.
1 Mar 15 09:00
Düzce'yi Sevmek mi? Neden?

Düzce;

Cismi de ismi gibi banal, insanda sıradan hatta negatif duygular uyandıran şehir tanesi.

'99 depreminden sonra şehir olmuş olmasına ama yıllardır bir cadde üzerinde kurulmuş bir kaç dükkandan ibaret çarşısı, çapraşık arka sokakları,dengesiz çarpık yapılaşması ile bir göz ziyanlığı...

16 yıl sonra bile hala depremin derin izlerini silememiş, zerre ilerleyememiş bir şehircilik planı yoksunluğu...

Çarşının göbeği denen merkezde, depremde ağır hasar görmüş 5-6 katlı binaların bodrum katlarına, camlarına çakılan engellere rağmen yerleşmiş bonzai evlatlar...

Eğitim seviyesi ülke ortalamasının çok altında, doğu illerinin bile gerisinde olmasına karşın; umursamaz, vurdumduymaz, çağgerisi, kaprisli eğitimci silsilesi...

Sanki çok lazımmış, eğitime, öğretime, çağdaşlığa, fikir geliştirmeye, akıl yürütmeye, açık görüşlülüğe , fiziken-ruhen ilerleme kaydetmeye bir faydası varmış gibi; mantar gibi heryerde biten abuk ''cafe''ler. Ve en acıklısı buralarda parasını, zamanını, ahlakını, aile terbiyesini çarçur edip, gözü kapalı harcayan genç zümre. Arkadaş kelimesinin anlamını '' cafelerde beraber takıldığımız şahıs'' manasına indirgeyen, yalnız, antisosyal,bunak genç kafalar...

Kendi kapısının önünü temiz, düzenli tutmaktan yoksun esnafı; inek değil tavuk bile beslemeye üşenen köylülerin badanasız, kenarına köşesine yığılmış hurdalarıyla göz zevki düşmanı evleri; boyanmamış, çarpık, uzunlu kısalı biçimsiz çitleri ile iç dünyalarındaki tembelliğin, görsel fakirliğin dışa yansıması...

Düzce'yi sevmek mi? Neden?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
03 Mar 00:04

Garip, gurbette bile özlemiyorum... İçinde sevdiklerim olmasa, yolci da gelur geçmem..

01 Mar 16:13

Düzce içinden bir yer Dümdüzce Adres: Mecburiyet caddesi hep aynı yapı sokak daral geldi apartmanı No:81