Sali̇eri̇ Alt Ti̇re
Hakkında henüz bir şey yazmadı.

Türkiye Puanı

1824 puan Yeşil Kalem

Derecesi

14 [Toplam 1642 kişi]

Türkiye
Sali̇eri̇ Alt Ti̇re yazdı, 6 kez açıldı, 6 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
6 May '15 07:00
Si̇yaset

Seçim dönemleri siyasetin en kızıştığı, insanların gittikçe daha toleransız olduğu dönemler oluyor. İnsan diğer parti tercihlerini kendisine yönelik bir saldırı gibi algılıyor, kendini savunmak için de her türlü yola başvurabiliyor.

Sıradan bir konu hakkında yapılan yorumlar bile siyaseten kimin işine yaradığına göre reaksiyon alıyor. Hatta geçenlerde nükleer enerji, deprem, sağlam bina stoku ile ilgili attığım tivitler yüzünden bile particilik yapmakla suçlandım.

İşin bir başka enteresan tarafı da insanların kendi partileri hakkında yazılmış pozitif şeyleri kesinlikle görmemeleri, dikkatlerini çekmiyor. Belki de samimi bulmuyorlardır işin bu kısmını tam çözemedim.

Neticede de kendini bu kadar kaybetmiş insanın olduğu bir yerde bir şeyler paylaşmak pek eğlenceli olmuyor.

Durum sadece biz seçmenler arasında böyle değil. Bu işi profesyonel yapanlar da aynı durumda sanki. Neredeyse 15 yıldır parti liderlerinin katıldığı bir program bile yapılamadı şu ülkede. Bırakın hepsini, iki liderin katıldığı bir program bile hatırlamıyorum.

Iktidar partisi katılmak istemese de muhalefet böyle bir program yapmakta kararlı olduğunda mecburen katılmak durumunda kalacaktı halbuki; kendisinin olmadığı bir ortamda muhalefetin bütün ülkenin önünde istediği gibi at koşturmasına müsaade etmesi düşünülemez. Acaba diğer partiler bunun farkında değil mi? Sanmıyorum, kendileri de istemiyor böyle bir programı büyük ihtimalle.

Bütün bu olanlar bana Türkiye'de futbolun başına gelenleri hatırlatıyor; aynı böyle herkesin yerini aldığı hararetli bir dönemin ardından gittikçe seviyesizleşen ortam ile kalitesiz, umut vermeyen oyuncular insanların ilgisinin azalmasına neden oluyor. Stadyumlar boş, yayıncı kuruluşun abonelerinde büyük düşüşler.

Belki siyasetin normal hali böyle bir şeydir. Yani böyle çok gündem olmayan, insanların günlük hayatını çok meşgul etmeyen bir durum. Sandık başına %30-40 seçmenin gittiği, haber bültenlerinde başbakanın, cumhurbaşkanının her hareketinin haber edilemediği bir ortamdır normal olan. Aynı batıdaki gibi yani.

Siyasetçilere, liderlere de yazık, kendilerini vazgeçilmez sanıyorlar sonra. Nelerine güveniyorlarsa artık. Bundan 10 yıl önce kim derdi ki bu ülkede şapka 'gaptırılacak', karaoğlan unutulacak?

Türkiye'de siyaset bir ceza gibi adeta. Herkes için hem de. Belki para için yapanlara değildir bir tek.

Bedava yapılmaz, net.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

07 May '15 00:14

Bedava yapılmadığı kesin !

CEVAPLA
Sali̇eri̇ Alt Ti̇re yazdı, 4 kez açıldı, 8 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
29 Nis '15 07:00
Devleti̇ Ele Geçi̇rmek

Kanunda böyle bir suç var mı bilmiyorum. Devleti ele geçirme ile devleti yönetme yetkisini elde etmek farklı şeyler. Milletten yetkiyi alanların karar mevkilerinde çalışacakları insanları belirlemeleri devleti ele geçirme olarak anlaşılamaz tabii. Bir kurumla sınırlı değil. Adalet bakanlığında bakanın yol vermesiyle kadrolaşan Ali aşkı ile yanıp tutuşan mezhep kardeşliği, Maliye koridorlarını "üstat" sesleri ile inleten masonlardan daha yaygın. Bu devleti ele geçirme çok farklı bir şey.

Seçimle, daha iyi yönetme vaadiyle, belli bir süre için devletin başına geçmekten farklı. Kontrol edilemez, niyeti belli olmayan koordineli bir gurubun, istedikleri şekilde, istedikleri kadar kendilerini saklayarak devletin çeşitli kademelerinde amaçları uğrunda kararlar alıp, hep birlikte faaliyetlerde bulunma diye özetleyebiliriz.

Kimseye hesap verme durumunda kalmayabilirler. Hataları, illegal faaliyetleri de daha üst makamlardaki yoldaşları, abileri tarafından örtbas edilir, hızla basamakları çıkmalarının önünde engel kalmaz.

Terfilerde kendilerinden olmayanların haklarını yemekten kaçınmazlar. Aynı işi aynı performansla hatta belki de daha iyi yapan ama o yapıda yer almayan kişi, yanından yapının üyeleri üst mevkilere çıkarken, hatta amiri konuma gelirken, anca seyrederler. Zaten amir konumdaki vatandaş da yapının elemanı olunca geriye bir tek terfi alanı tebrik etmek kalır.

Birçok insan bu yapılarla medyadan, dolaylı yollardan değil kendi başına gelenlerden tanışır. Ya bir terfide ya da bir ihalede daha iyisini yaptığını bildiği halde kararın “kendi adamları” lehinde çıkmasından öğrenirler. Belki kendisinin değil de ağabeyinin, kardeşinin, halasının çocuğunun başına gelmiştir ama hep çevreden birilerinde vardır böyle bir bela.

Bir kere bu yerlere yerleşince de artık “kendi ulvi amaçları” için kararlar almaya başlarlar. Yapının şirketlerine devletin en değerli arazilerini tahsis eder, teşviklerde aranan şartlar hep tam da onlara göre olur. Artık ele geçen kurumlara ancak o yapının tornasından geçmiş insanlar alınmaya başlar.

Güçlendikçe de faaliyetler iyice pervasızca, artık o kadar da gizlenme ihtiyacı duyulmadan yapılır. Yapının gücünün gösterilmesidir de bu, PR.

Rakip, engel görülenler, ele geçirilmiş kurumlarca, kitabına uydurulup cezalandırılır. Bir cezadan da bin tane korkan, işbirliğine hazır insan/kurum elde edilir. En güçlü insanlar/kurumlar ibreti alem için diz çöktürülür.

Tabii bu kadar güçlü, kalabalık yapıları bir arada tutmak için de illa ki büyük, önemli kutsal bir amaçları vardır. Fedakarca çalışmayı, gerektiğinde kendinden bile vazgeçmeyi kolaylaştıracak yüce bir amaç. Bir kişi de olabilir bu. Onun bir gülümsemesi için tüm malından vazgeçmeye bile razı olunacak bir kişi. Bulması o kadar da zor şeyler değil bunlar, insanımız duygusal.

Elde edilen güç güzel ama... düşmanınızı istediğiniz gibi içeri attırır, adamlarınızı gece yarısı kendi hakimlerinizce serbest bıraktırır, zamanı geldiğinde kullanmak için devletin imkanlarıyla ses kayıtları, görüntüler arşivler, kurduğunuz medya ile de basın özgürlüğü, hukukun üstünlüğü diye yaygara yaparsınız. Aleyhinize yazılan köşe yazılarından daha basılmadan haberdar olur, gazete patronundan "bu kurumlar hep sizin zaten" bağlılığını duyarsınız.

Her şeyiniz vardır. Savcınız, polisiniz, hakiminiz, gazeteciniz, subayınız, istihbarat teşkilatınız, bilimsel araştırma kurumlarınız, okullarınız, öğretmenleriniz, sanatçılarınız. Bir tane de emekli futbolcunuz bile olabilir.

Bütün bu yapıyı sivil toplum kuruluşu diye yutturmaya bile kalkışabilirsiniz.

Yine de sanırım en güzeli bütün bunları o kadar kanıksar o kadar normal bulabilirsiniz ki suçlamalar karşısında “devlete sızmak suç mu?” diye şaşkınlık bile yaşayabilirsiniz.

Yalan değil, böyle bir şaşkınlık yaşandı da neticede.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re yazdı, 10 kez açıldı, 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
14 Nis '15 19:00
Si̇lahlı Propaganda Güçleri̇

Ağrı'da yaşanan ve 5 teröristin ölü ele geçirildiği çatışmalar sonrası HDP'den gelen açıklamalardaki naiflik gerçekten inanılmaz.

Selahattin Demirtaş, "kim silahla oy topluyorsa Allah onun bin defa belasını versin" diyerek iyice abarttı; bir 100 defa yeterdi. Aslında bir defa bile yeter, yeter ki Allah'tan samimi olarak isteyin.

Tabii Selahattin Demirtaş bunları söylerken KCK yöneticisi Duran Kalkan konuyu hiç anlamamış olmalı ki "ne olmuş yani PKK'lılar 'HDP'ye oy verin' dediyse?" diye sormuş yazısında. Tabii PKK militanları cümleyi o kadar da bırakmayıp devamında "yoksa"sını da söylüyorlar.

"Fidan dikme etkinliği" ne sivillerin geldiği yönün tersinden gelen, dağda yaşayan, eli silahlı insanların HDP'ye oy istemesinde tabii ki sakınca var. İnsanları tehdit etmektir bu. Zaten bir etkisi oluyor ki sivillerin oy istemesini yeterli bulmayıp bir de silahı gösteriyorsunuz.

Bunu böyle açıkça yazmakta fayda var.

Düşünün ki Ağrı şehir merkezi, ilçelerin çevresi, Diyadin filan komple ağaçsızken HDP, etkinliği neredeyse dağda yapıyor. İnsanlar çatışma çıkınca 20 km yürüyorlar. Bu etkinlik bölgesi dahi niyetin ne olduğunu yeterince belli ediyor.

Buraya kadar yazdıklarımda hadi yanılmış olalım; gerçekten de orada HDP'nin bir fidan dikme etkinliği olsun ve dağdan da insanlarla özlem gidermeye gelen 'misafirleri' olsun. Bu durumda askerler etkinliği bassa en fazla teröristleri silahları ile birlikte ele geçirirdi, 10 saat çatışama nedir? Olaya müdahaleye gelen üç helikopteri de "püskürtme" imkanına sahip olmayı nasıl açıklıyorsunuz?

Burada misafirler olanlar belli ki dağdakiler değil, oraya giden diğer yerel, sivil halk. Olay da "seçimde fire istemiyoruz, iyi çalışın" kulak çekmesi.

Bunun aynısı daha önce Doğu Beyazıt'ta yapılmış üstelik. Silahlı seçim çalışması. İstersen karşı gel. Bu böyle sır bir şey de değil. Doğudaki herkes biliyor bu faaliyetleri. Konuyla ilgili 1-2 tivit atınca bile insanlar şahit oldukları benzer olayları anlatıyorlar.

Batıda çiçek böcek partisi maskesine bürünüp doğuda korku imparatorluğu kurmak mümkün değil. Batıda da olanlar duyuluyor

Normal, sivil bir vatandaş olarak birileri beni kandırmak istediğinde biraz özen istiyorum. "Derin devlet" filan deyip PROVOKASYON diye bağırabilirdiniz en azından, daha inandırıcı olurdu.

İyi niyetli, çok fazla sevmesem de herkesin iyiliğini isteyen biri olarak bu kadarı hakkım diye düşünüyorum Selahattin bey.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re yazdı, 15 kez açıldı, 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
1 Nis '15 01:00
Türki̇ye'de Brei̇vi̇k'i̇n Avukatı Olmak

Ortada, baktığı dava nedeniyle bir avukat tarafından başına dayanmış silahla rehin alınmış savcı varken avukatları yazmamak olmazdı.

Bu meslek grubundaki insanların olaylar karşısındaki tutumları, olaylara reaksiyonları direkt meslekleri ile ilgili ne kadar başarılı oldukları konusunda net bir fikir vermesi bakımından ilginç oluyor. Burada başarı derken elbette kazandıkları davalar ile ilgili bir başarıdan bahsetmiyorum. Adalet denen o duyguyu ne kadar içseleştirdiklerine dair başarıdan bahsediyorum.

Ülkemizdeki hukuk eğitiminin kalitesinden mi kaynaklı bilemiyorum ama Türk avukatlarının bu konuda pek başarılı oldukları söylenemez.

Öyle ki adaletin sağlanması için olmazsa olmaz savunma hakkının ihlaline bile eyvallah diyen avukat görmek mümkün oluyor. Sıradan vatandaşın genellikle olayın dehşeti karşısında sarf ettiği “bunları gördüğün yerde asacaksın” tepkisine katılan hatta daha da ileri gidebilen avukat görmek gerçekten şaşırtıcı.

Doktorların ağır hastalar için “bu nasıl olsa ölecek direkt mezarlığa götürün” demesi gibi bir şey aslında.

Sanık, türk avukatlarını aşıp mahkeme karşısına çıktığında da bu defa kendisini savunacak avukat bulma konusunda sıkıntı yaşamaya başlayabiliyor. Avukatlık ücretlerinden ziyade dava konusundan kaynaklı bir zorluk bu. Vahşice işlenmiş bir cinayet, infial yaratan bir suç avukatların davadan uzak durmasına neden olabiliyor.

En son bir cinayette, iki gün boyunca savunmayı üstlenecek bir avukat bulunamadığı çin büyük sıkıntı yaşanmış, karakola gelene kadar konuyu bilmeyen bir avukat zorlanarak imzası alınmıştı.

Peki bu avukatları böylesine bu davalardan uzak tutan nedir? Adaletin yerini bulması için en gerekli olan, suçlunun hakkettiğinden fazla veya belki de yerine göre az ceza almamasını sağlamaya çalışmak, üstelik bunun için bir de ücret almak varken neden avukatlar bu savunma işini yapmaya yanaşmıyorlar?

Sanıkla beraber onun savunmasını üstlenen avukatı da yargıladığımız için, “sen zamanında şu, şu, şu adamların savunmasını yaptın” dediğimiz için uzak duruyor olabilirler mi?

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’na,

‘2009 yılında kamuoyunda önemli yer tutan Münevver Karabulut cinayeti'nde katil zanlısı Cem Garipoğlu'nun babası Nida Garipoğlu'nun avukatlığını yaptı’

diye hala hakaret ediliyor. Cümlenin tırnak içinde yazdığım bölümü Metin Feyzioğlu’nun Vikipedi’deki sayfasında aynen yazıyor. Herhalde unutulmasın, bir leke olarak taşısın diye yazılmış bu bilgi oraya.

Hadi biz, hukuk eğitimi almamış insanlar bunu bilmeyerek yapıyoruz da meslektaşları, diğer avukatlar, dört yıl hukuk eğitimi almış olanlar nasıl yapabiliyor bunu?

Norveç’te, üyesi olduğu partinin gençlik kampına katılanları öldüren bir caniyi savunan avukat, tepki almıyor da bizde neden bu sanık - avukat ayrımı yapılamıyor?

Hiç olmazsa avukatlarımız bu ayrımı yapabilseydi, ayıp oluyor.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re yazdı, 9 kez açıldı, 7 kişi beğendi, 6 yorum yapıldı.
18 Mar '15 00:00
Hdp Barajı Nasıl Aşar?

HDP’nin bu seçimlerde alacağı düşünülen oran % 7-9 olarak veriliyor, seçim barajının altında bir puan. Özellikle de CHP’den sıkça duyuyoruz; “barajı aşamayacaklar ve bu AKP’ye yarayacak.”.

Barajı aşarlarsa bile yine gidip AKP ile anlaşacaklarını, hatta çoktan anlaştıklarını, AKP’nin onlara özerklik, HDP’nin de AKP’ye başkanlık sistemini vereceğini söylüyorlar.

Demirtaş’ı dinlerken sanki Erdoğan’ı boğmak için etrafında bir kaşık su arıyormuş gibi izlenim veriyor ama bunlar tabii işin “çaktırma!” şeyleri olduğu da iddia edebilir bu teorinin sahipleri.

İddialarının bir an için doğru olduğunu kabul etsek bile Türkiye’nin büyük meselelerinin çözümü, bunun yöntemi, çözüm sürecinde muhataplarının kim olması gerektiği konusunda bile aynı düşünmeyen iki partinin birbirlerine alternatif olabilmesi tuhaf değil mi?

AKP karşıtlığı bu kadar zıt görüşlü iki parti arasında geçiş yapmak için seçmene yeterli olur mu?

HDP ileri gelenleri bir seçim önce Elazığ’da “gerekirse MHP ye bile oy verilebilir” diye kendi aralarında fikir teatisinde bulunuyorlardı neticede, seçmeni neden düşünmesin ki?

“Gezi çorbası” nın içinde Atatürk ve Apo bayraklarını da bir arada görmemiş miydik? Gerçi o bayrakları taşıyanların romantikliğinden kaynaklanıyordu sanki daha çok, devrimde aşk filan, gözler kör tabii... gülümsemeden edemeyeceğim.

Sosyal medyadaki HDP seçmenleri arasında AKP karşıtlığı damarı bayağı kabarık olsa da Doğu’daki HDP seçmenlerinde CHP'ye oy vermeyi düşündürecek kadar bir AKP karşıtlığının olduğunu söylemek zor. Kürt sorununun çözümünde çok cesur adımlar atmış bir partiye, bölgede neredeyse hiç olmayan CHP'ye oy atacak kadar karşı olacak ne var ki zaten?

CHP’nin Doğu’daki seçmene alternatif olabilme şansı batıdaki ulusalcı seçmen nedeniyle zaten imkansız. Batıdaki teyzeleri riske atmak Kılıçdaroğlu’nun göze alabileceği bir şey değil, 1-2 puanlık düşüş Kılıçdaroğlu’nu koltuğundan edebilir.

HDP’nin yerel seçimlerde CHP’ye kaptırdığı “bas geç” mağduru gençlerin akıllanması için de yeterince zaman yok. Buradaki sorun direkt zaman da olmayabilir tabii. Ayrıntıya girerek kimseyi rencide etmek istemiyorum.

Bütün aile kirada olmaktan gurur duyulan, seküler güçleri göreve çağıran açıklamalara rağmen bir kısım liberallerin desteği de baraj için gerekli iki puana yetmez.

Alevilerin de yine CHP dışında bir parti seçeceklerini sanmıyorum. Özellikle de çoğunlukta olan Kemalist Alevilerin böyle bir partiler arası yolculuğa çıkmaları mümkün görünmüyor.

HDP’nin parti olarak barajı aşması ancak Türkiye partisi olmakla mümkün görünüyor; Sadece Güneydoğu’nun, Kürtler’in değil tüm Türkiye’nin sorunlarına eğilen bir parti olmasıyla mümkün. Aklının bir köşesinde bulunan ve her zorlandığında “sorunlar çözülmezse ben de ayrılırım“ fikrinden kurtulmuş, seçmene de bu fikrin varlığını unutturmuş olması lazım.

Yapması çok zor bir şey değil.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde Selahattin Demirtaş özellinde böyle bir başlangıç vardı ancak Kobani gösterileri o başlangıcı darmadağın etti.; “Garıştırmayasınız ha! Ortadaki benim:)” sempatikliğinden, 40 kişinin ölmesine neden olan gösterilerin startını veren kişiye dönüş çok hızlı oldu.

Geriye de HDP’ye son anda oy atmaktan son anda vaz geçen seçmenin “Allah’tan oy vermemişim” şükürleri kaldı.

Seçim barajı düşmediği sürece parti olarak, barajı aşarak meclise girmenin tek yolu Cumhurbaşkanlığı seçimindeki strateji gibi gözüküyor. Daha önce başarmıştı HDP bunu, yine yapabilir. Tabii bu defa inandırıcı olmak için daha fazla çaba göstermesi gerekecek.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

18 Mar '15 12:38

Siyaset iyidir ya, siz de yazın :)

CEVAPLA
18 Mar '15 12:30

beyfendi biz siyaset yazmamak için kırk takla atalım, kendimize konular bulalım siz direkt siyasetten girin.

CEVAPLA
18 Mar '15 10:13

Hdp barajı geçse dert geçmese ayrı bir dert. Allah bu memleketin bu halkın yardımcısı olsun inşallah. Çok önemli bir noktadayız gibi.

CEVAPLA
Sali̇eri̇ Alt Ti̇re yazdı, 10 kez açıldı, 11 kişi beğendi, 8 yorum yapıldı.
10 Mar '15 18:00
Protesto

TDK sözlüğünde protesto, bir davranışı, bir düşünceyi, bir uygulamayı haksız, yersiz, gereksiz bularak karşı çıkma, kabul etmeme olarak açıklanmış. Wikipedia’da ise bu anlama bir de ‘muhalif görüşü toplumsallaştırma’ da eklenmiş.

Derdimizi toplumun geri kalanına anlatma, onların da protesto edilen şeye tepki duymalarını sağlayarak karar mercilerinde baskı oluşturmak demokratik, güzel bir yol.

‘Toplumun geri kalanı’ ise protesto edilen şeyden bihaber, ilgisiz veya karşı görüşten oluşan büyük bir grup. Onları haberdar etme, ilgisiz olanlara olayın önemini anlatma ve karşı görüştekileri ikna etmek... Aslında bir şekilde toplumdaki herkesin amacı bu.

Dikkat çekici, komik dövizler, sloganlar, konuya göre, dans eden, eğlenceli tematik gruplar bu dikkat çekme işinde baya başarılı olmalı ki genelde bu yönteme başvuruluyor.

Binlerce insanın katıldığı sesiz yürüyüşler veya tam tersine; düdüklerle, orkestralarla yapılan baya gürültülü olanlar, hükümetin hayvancılık politikalarını eleştirmek için şehir merkezinde tankerlerden dökülen litrelerce süt, sonra insan zincirleri filan…ama tabii hepsi batıda, gelişmiş ülkelerde, bizde değil.

Bizde, protesto eylemlerinin eksik tarafı da özellikle de bu TDK’da yer almayan kısım; muhalif görüşü toplumsallaştırma. O büyük ‘toplumun geri kalanı’ pek protestocuların umrunda olmuyor. Daha çok "bu benim dediğim gibi olacak, nokta" ruh hali var. Yani kimse diğerlerini ikna edip yanına çekmekle vakit kaybetmek istemiyor. Zaten protestoculara göre genelde de bu 'diğerleri' cahil, uğraşmaya değmeyecek, sabit fikirli insanlar.

İşin içine Protesto eylemlerinde ortaya çıkan şiddet de girince insanlar büsbütün uzak duruyor eylemden. Tabii bunun polisin tutumundan kaynaklandığını, barışçıl gösterilere sert müdahaleye insanların tepki gösterdiğini, şiddetin kaynağının da bu olduğu da söyleniyor ama neticede polis kaynaklı da olsa ortaya çıkan şiddet bu uzak durmaya neden oluyor.

Belki polisin amacı zaten budur, özellikle yapıyordur, sert müdahale için bahane arıyordur. Geçenlerde ekranlara da yansıyan bir amirin, sakin duran kalabalığa karşı emrindeki polisi çekiştirerek “sıksana” diye bağırışı hepimizin aklında.

Gezi eylemlerini fişekleyen, hiçbir şey yapmadan sadece orada duran “kırmızı elbiseli kadın”a polisin durup dururken gaz sıkması da aklımızda. İki örnekte de protestocular pasif, herhangi bir şiddet içerisinde değiller ve iki durumda da polisin müdahale şekline o ‘toplumun geri kalanı’ büyük tepki gösterdi.

İkinci örnekte 50-60 bilemedin 100 kişinin olduğu eylem birden büyük gösterilere dönüştü. Sosyal medyada her kesimden, her görüşten insan polise tepkiliydi, sokağa çıktı.

Ama tabii ilk üç gün… sonra protestonun rengi değişti. Polisin katkısıyla veya değil. ‘Toplumun geri kalanı’ evine döndü. Fikren oldu bu dönüş. Sonrası herkesçe malum; saflar sıklaştırıldı, kampların kapıları kapatıldı. Onca gösterinin ardından meydana yapılacak inşaat dışında neredeyse hiçbir kazanım elde edilemedi. Dikkat çekildi belki ama ikna kısmı olmayınca 17 milyonluk bir şehirde 100-200 bin bilemedin 500.000 kişinin gücü anca buna yetti

Kim bilir, mesele belki de sadece Gezi Parkı’ydı da anlamayan arkadaşı değil Mehmet Ali Alabora’nın ta kendisiydi. Neticede geriye ağzına kadar dolu bir çuval, tadı bozuk incir kaldı.

Bir gün bizde de aynı gelişmiş ülkelerdeki gibi eylemler olacak. Bunun için birçok şey gibi polis teşkilatı da düzeltilmeli tabii.

TDK’nın protesto tanımına “muhalif görüşü toplumsallaştırma” ifadesini eklemesi iyi bir başlangıç olabilir.

NOT:

Haftada bir bu sitede ben de yazacağım, başarlar diliyorum, hayırlısı olsun.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

11 Mar '15 12:54

Teşekkür ederim :)

CEVAPLA
11 Mar '15 12:24

Salieri bey klasiği burada da devam ediyor. Okuyoruz efendim beğenerek.

CEVAPLA
10 Mar '15 23:16

en sonda "başarlar" dilemişsiniz salieri bey size yakıştıramadım benim için büyük hayal kırıklığı oldu.

CEVAPLA